Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 281
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« : 08 Temmuz 2010, 16:23:32 » |
|
 |
|
 |
 |
Esselamün aleyküm kardeşlerim,Değerli abemiz ebu ömer,bir roman çalışmasını başlatmış bulunmaktadır,gidişi bizi özdü ama hayra vesile olmasını dilemiştik ve ilk meyvelerini almaya başladık,umarım büyle güzel ve hayrlı çalışmaların devamı gelir...
ROMAN
Gök neden kızıl Rüveyda
Bizleri çok çetin bir gün bekliyor. Rüveyda’m. O çetin gün gelmeden, azıklarımızı hazırlamalı, adanmışlar safında birer bahaddin olmalıyız.
Haklısın İsmail’im. Daha dün gibiydi ağabeyimizi evimizde misafir edip nasihatlerini dinlerdik. Çetin ve fırtınalı bir günde aklıma her daim ashabı uhdud gelir. Asiye’nin, Meryem’in, Hatice’nin Rabbine kasem olsun ki bu uğurda feda etmeden canlarımızı asla geri kalmayacağız. Çektiklerimiz ve çekeceklerimiz, biricik sevdemiz ve yusufumuz feda olsun onun yoluna.
—Rüveyda’m yıldızlar yere serilmiş, toprak mavi. Gökten yağar ölüm, ateş kusar namlular. Karabasandır vücutlarımızı dağlayan, prangalardır- prangasız duygular. Yedi iklim, gök ateş, Gece sessiz Rüveyda! Sabaha çalar akşamlar.. Sana topladığım menekşeler sükuti hayal. Evlerimiz şen şakrak olur be Rüveyda. Selahaddin öper alnımdan, mavi sularda topraksız büyür kızıl laleler.
Rüveyda bu sözler karşısında adeta şoke olmuş. İsmail’le Ummansız denizlere doğru yol alır. Gök mavi, yer mavi, eller ise yed-i Beyza. Yıldızlar ağlaşıyor, ay hicabından yüzünü hilale dönüyor. İsmail’in başına kargalar konuyor. Siyonist karargâhları yaran İsmail Şakağından yediği kurşunla al kanlara boyanıyor.
Rüveyda avuçlarını açar kavuşamaz İsmail’ine. Yahudi askerleri Rüveyda’nın kollarından tutmuş, saçlarından sürükleyip zorla götürmektedirler. İsmail’in şakağından fışkıran kanlar gözlerini ve bedenini doldurmakta; Rüveyda ise köpek sürüsünden bir çırpıda kendini kurtarıp İsmail’ini kollarına alarak suratını silmeye çalışır.
—İsmail’im! can yiğidim! İsmail sesler ve uğultular karşısında çaresizce son nefesini verirken tekbir ve kelime-i tevhid getirerek Rüveyda’sını görmek ister. Gözleri al kana boyanmış, her yer kızıldır.
İsmail son çırpınışında ağzından tek sözcük dökülür ‘’GÖK NEDEN KIZIL RÜVEYDA’’
* * * *
Rüveyda bir anda sırtına inen yumrukla irkilir. Kalk çabuk sofrayı hazırla. İşe gideceğim. Rüveyda bu olanlara inanamaz. Karşısındaki İsmail ve gördüğü sadece bir rüyadan ibarettir. Kalkmak ister ayağa ama kalkamaz. Çünkü her yeri morluk ve kan içinde. Ağrılarla doğrulmaya çalışır usulca, kızı Sevde’yi uyandırmadan. Akşam evde fırtınalar kopmuş, Rüveyda komşusundan aldığı kitapla eşine İslamı anlatmaya çalışmış ve örtünmek istediğini söylemişti. Eşi ise bu tepkisini hayvanca dile getirerek ‘’bizler yıllarca sosyalist bir savaş vermekteyiz. Halkları devrimin yolunda eğitirken senin söylediklerine bak. Sen değilmiydin düne kadar nerde İslamcı görsem öldüresim gelir. Nerde örtülü görsem diksinip kusasım gelir diyen. Sen değimliydin? ben ölürken beni kızıl bayrakla, marşlarla gömün diyen.’’ Rüveyda ısrarla kapanacağını ve gerekirse sevdeyle birlikte evi terk edip boşanacağını dile getirince İsmail kendini alamamış ve şiddetle her yerine vurmuştu.
Devam edecek.. Abdulkadir Seven (EBU ÖMER) 08-07-2010 |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 08 Temmuz 2010, 16:49:54 Gönderen: Yahya Abbas Müsavi »
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 281
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #1 : 10 Temmuz 2010, 12:29:12 » |
|
 |
|
 |
 |
Gök neden kızıl Rüveyda
Bizleri çok çetin bir gün bekliyor. Rüveyda’m. O çetin gün gelmeden, azıklarımızı hazırlamalı, adanmışlar safında birer bahaddin olmalıyız.
Haklısın İsmail’im. Daha dün gibiydi ağabeyimizi evimizde misafir edip nasihatlerini dinlerdik. Çetin ve fırtınalı bir günde aklıma her daim ashabı uhdud gelir. Asiye’nin, Meryem’in, Hatice’nin Rabbine kasem olsun ki bu uğurda feda etmeden canlarımızı asla geri kalmayacağız. Çektiklerimiz ve çekeceklerimiz, biricik sevdemiz ve yusufumuz feda olsun onun yoluna.
—Rüveyda’m yıldızlar yere serilmiş, toprak mavi. Gökten yağar ölüm, ateş kusar namlular. Karabasandır vücutlarımızı dağlayan, prangalardır- prangasız duygular. Yedi iklim, gök ateş, Gece sessiz Rüveyda! Sabaha çalar akşamlar.. Sana topladığım menekşeler sükuti hayal. Evlerimiz şen şakrak olur be Rüveyda. Selahaddin öper alnımdan, mavi sularda topraksız büyür kızıl laleler.
Rüveyda bu sözler karşısında adeta şoke olmuş. İsmail’le Ummansız denizlere doğru yol alır. Gök mavi, yer mavi, eller ise yed-i Beyza. Yıldızlar ağlaşıyor, ay hicabından yüzünü hilale dönüyor. İsmail’in başına kargalar konuyor. Siyonist karargâhları yaran İsmail Şakağından yediği kurşunla al kanlara boyanıyor.
Rüveyda avuçlarını açar kavuşamaz İsmail’ine. Yahudi askerleri Rüveyda’nın kollarından tutmuş, saçlarından sürükleyip zorla götürmektedirler. İsmail’in şakağından fışkıran kanlar gözlerini ve bedenini doldurmakta; Rüveyda ise köpek sürüsünden bir çırpıda kendini kurtarıp İsmail’ini kollarına alarak suratını silmeye çalışır.
—İsmail’im! can yiğidim! İsmail sesler ve uğultular karşısında çaresizce son nefesini verirken tekbir ve kelime-i tevhid getirerek Rüveyda’sını görmek ister. Gözleri al kana boyanmış, her yer kızıldır.
İsmail son çırpınışında ağzından tek sözcük dökülür ‘’GÖK NEDEN KIZIL RÜVEYDA’’
* * * *
Rüveyda bir anda sırtına inen yumrukla irkilir. Kalk çabuk sofrayı hazırla. İşe gideceğim. Rüveyda bu olanlara inanamaz. Karşısındaki İsmail ve gördüğü sadece bir rüyadan ibarettir. Kalkmak ister ayağa ama kalkamaz. Çünkü her yeri morluk ve kan içinde. Ağrılarla doğrulmaya çalışır usulca, kızı Sevde’yi uyandırmadan. Akşam evde fırtınalar kopmuş, Rüveyda komşusundan aldığı kitapla eşine İslamı anlatmaya çalışmış ve örtünmek istediğini söylemişti. Eşi ise bu tepkisini hayvanca dile getirerek ‘’bizler yıllarca sosyalist bir savaş vermekteyiz. Halkları devrimin yolunda eğitirken senin söylediklerine bak. Sen değilmiydin düne kadar nerde İslamcı görsem öldüresim gelir. Nerde örtülü görsem diksinip kusasım gelir diyen. Sen değimliydin? ben ölürken beni kızıl bayrakla, marşlarla gömün diyen.’’ Rüveyda ısrarla kapanacağını ve gerekirse sevdeyle birlikte evi terk edip boşanacağını dile getirince İsmail kendini alamamış ve şiddetle her yerine vurmuştu.
Devam edecek.. Abdulkadir Seven 08-07-2010 . |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 10 Temmuz 2010, 12:41:33 Gönderen: Yahya Abbas Müsavi »
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 281
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #2 : 12 Temmuz 2010, 12:26:01 » |
|
 |
|
 |
 |
Gök Neden Kızıl Rüveyda-2-
İsmail’i işe, çocukları okula gönderdikte sonra kendi iç âlemine çekilerek, içine düştüğü hali düşünmeye başladı. Çocukluk yılları düştü belleğine; Erzurum’un yaylaları, soğuk gözelerden içtiği suları, en çok sevdiği kınalı kuzusu ve meraları aklına geldi. Köy imamının davudi namelerle okuduğu ezan sesleri adeta kulağını çınlatıyordu. Her şey o kadar masumaneydi ki Rüveyda derinden iç çekerek’’ toplamalıyım kendimi ve yeniden hayata merhaba demeliyim. Bu buhranlı yıllarım son bulmalı’’ diye hayıflanmaya başladı. Evin ortamı kendini o kadar bunaltmıştı ki adeta tüm kanepeler üzerine geliyor, sarı renkli duvarlar ve duvardaki tablolar adeta başını döndürüyordu. Sürekli ikilem yaşıyor. Depremler ve volkanlar beyninde patlıyordu. Kapanmaktan bahs ediyordu İsmail’e ama kapanma eyleminin sosyal yaşantısında neleri etkileyeceğini ve nelerden soyutlanacağını düşündükçe iyice buhrana düşüyor ve bu durumdan kurtulmak için kendisine kitapları veren komşusu Sabiha hanıma giderek ‘’yeter dayanamıyorum artık. Sürekli ikileme düşüyorum. Alın kitaplarınızı lütfen. Böyle giderse yuvamdan ve çevremden olacağım. Sizin anlattıklarınız ve verdiğiniz kitaplar bütün fikri ve eylemci kimliğimi karıştırdı. Zaten uzun zamandır buhran içindeydim. Kapanma kararımın bedelini maalesef eşim ödetti bize. Yeter bu ızdıraplar.’’ . Sabiha Hanım ise sakin bir ses tonuyla muhatabını oturmaya davet ederek; — Kardeşim öncelikle geçmiş olsun. Çekilen çile ve eza yeter ki onun yolunda olsun. Sakinleşin. Size bir kahve yapayım. Hem kahvemizi yudumlar birazda haktan gelenleri konuşuruz. Rüveyda kalkmak ve daha konuşmamak ister ama vicdanının sesi onu bırakmaz. ‘’Konuşmalıyım. İçimdeki tüm soruları sormalı, sorularımın cevabını almalıyım. Bu kadar basit olmamalısın. Sonuçta kaybedecek bir şeyin yok. Zira bugüne kadar sosyalist düşünceyi sorgulamadan o kadar eyleme karıştın ki; nice meselelere karşı kayıtsız kaldın.’’ der. Sabiha Hanım kahveleri getirirken, Rüveyda aklındaki soruları sıralıyordu. Kahveler geldiğinde Rüveyda vakit kaybetmeden beynini çatlatan soruları Sabiha hanıma sormaya başlar. — Sabiha Hanım; biz sosyalistler genelde insanın evrim geçirdiğini ve toprak olup gideceğine inanırız. Sizler ise insanın yaratılışını bir sebebe bağlar ve ona anlam yüklersiniz. Bu konuda İslam ne der? Sabiha Hanım ise gayet oturaklı ve sakin bir şekilde muhatabının İslama karşı susuzluğunu keşfeder ve onun en ince noktalarına nüfuz etmeye çalışır. İnsanın yaratılış gayesini ve halife olma özelliğine girer.
—Kalpleri çeviren ALLAH’a hamd olsun. Öncelikle kardeşim şunu iyi bilmeliyiz ki; ALLAH(cc)'ın yeryüzündeki halifesi olmak üzere yaratılan insan; sadece yemek, içmek, çiftleşmek için yaratılmamıştır. Bu sayılanları hayvanlarda yapar. İnsan ALLAH(cc)'ın yeryüzündeki temsilcisi (halifesi) olmak ve ALLAH-ü Teala'ya kulluk görevim layıkıyla yerine getirmek için yaratılmıştır.
İnsanı hayvanlardan ayıran temel özellik ALLAH(cc)'ın; insanı en mükemmel bir şekilde yaratması, doğruyu yanlıştan ayıran akıl ve irade vermesi ve insanı doğru yola ulaştıracak kitaplar ve peygamberler gönderilmesidir.
Ey kardeşim! Nasıl var olduğunu ve varlığının sebebini hiç düşündün mü? Güneşi, yıldızları ve ayı hiç düşündün mü? Dağları, denizleri, ağaçları hiç düşündün mü? Milyonlarca tür canlıyı, bunların yaratılışını ve neden yaratıldığını hiç düşündün mü? Bütün bunlar sana yaradanım hatırlatmıyor mu? Tüm bunlar sence (haşa) sadece görüntü olsun diye mi yaratıldı?
Ey kardeşim! Kimsin? Nesin? Nereden, neden geldin ve nereye gideceksin? Yoksa bu kadar mükemmel yaratıldığın halde, sadece yiyip-içmek, gezip-tozmak için mı yaratıldığım düşünüyorsun?
insanın bir yaratılış nedeni vardır. O da ALLAH’a kulluk etmektir. ALLAH-ü Teala buyuruyor: "Ben cinleri ve insanları yalnız, bana kulluk etmeleri için yarattım. "(51, Zariyat:56)
Sabiha hanım konuştukça Rüveyda’nın kalbi adeta yerinden fırlayacak şekilde kendini tutamaz ve hıçkırıklara boğulur. ‘’Bunca zaman nasıl olurda dinimi öğrenemem. Bunca isyan, ve hoyratça harcanan yıllar neden? Neden ben Rabbimi tanımadan; Lenin, Stalin ve karl marxı tanıdım..Neden ? Yazıklar olsun beni bu hale getirenlere’’diye ağlamaya başlar. Sabiha hanım ise bu yumuşama karşısında konuşmasına devam eder..
— Ağla kardeşim! Ağla! _Ağlamak rahmettir.
Madem ki aklımız ve irademiz var kardeşim. Madem ki insanız ve sadece ALLAH'a kulluk için yaratıldık, madem ki bizim için Cennet ve Cehennem var. O zaman gaflet uykusundan uyanıp kendimize, özümüze yani kulluğumuza geri dönmeliyiz. Bu da sadece "La İlahe illALLAH, MUHAMMEDür Resulullah" kelimesini (Tevhid) bilinçli bir şekilde söylemek ve daha da önemlisi hayata geçirmekle mümkün olacaktır. Çünkü Tevhid olmazsa kulluğun ve imanın olması, iman olmadan da cennetin kazanılması mümkün değildir.
Yüreğini!, seni yaratan .yaşatan, varlığın Zatına borçlu bulunduğun, üzerinde herkesten fazla hakkı bulunan bir Zat'a vermek yerine; geçmişini ve geleceğini elinde tutamayan Lenin ve marx gibi ölümlü birine vermek hak mıdır? kardeşim. İnsan ALLAH(cc)'ı bırakıp da kendi cinsine kul olur, onu ilah edinir, ondan korkar, ondan ümit eder, (ALLAH'ın hükümleri ile çelişse bile) onun hükümlerine boyun eğer ve uygular, özetle ona kul olursa; bu hem sonsuzluk için yaratılmış kendisini geçici bir hayatla sınırladığı için kendisine, hem de kendisinden başka hiç kimsenin kul olunmaya layık olmadığı yaratıcısına karşı büyük bir haksızlıktır. Gel bu anlamsız hayattan sıyrıl. Hak ve hakikat penceresini aç. Nurla doldur kalbinin penceresini.
Rüveyda bu anlatınlar karşısında o kadar kendini kaptırır ki; soracakları ve sormak istediklerini bir kenara bırakarak hidayetin kollarına kendini bırakır.
Rüveyda: - Ben inanmak istiyorum. Sizler gibi örtünmek, namaz kılmak istiyorum. Fakat olmuyor işte. Sürekli bir şeyler beni engelliyor. Bu yaptıklarınızı sonra boş görmeye başlıyorum. Nerden geldim ben bu şehre.. Çocukken babam ve annem namaz kılardı. Bizde onlara özenir. Onlarla birlikte kılardık. Ne olur bana yardımcı olun. Şu buhrandan kurtulmak istiyorum. Sabiha Hanım: - "İnanıyorum" diyen ey kardeşim! Bu gafletin neden? ALLAH'a inandığını söylediğin halde neden ALLAH'a karşı asi bir hayat sürüyorsun? Neden ALLAH'a rağmen ALLAHsız bir hayat sürdürüyorsun? Neden Rabbimizin vadettiği ebedi güzelliği, cenneti görmezlikten gelip de şu bir günlük dünya hayatım tercih ediyorsun. ALLAH'ın bizi gördüğünü, her hareketimizin gözlendiğini, ALLAH'ın bize şahdamarımızdan daha yakın olduğunu bile bile nasıl bu kadar isyan ve günaha batabiliyorsun?
Unutma ki dünya hayatı çok kısa. Tüm hayatımızı bir gün gibi düşünürsek; günün ilk saatleri çocukluğun, öğle vakti gençliğin, ikindi ve akşam orta yaşlılığın, yatsı ihtiyarlığın, yatağın ölüm döşeğin, uyku ölümün, üstüne örttüğün yorgan ise kabirdir. Sabah olunca -ki sabah çabuk oluyor-Rabbimizin huzuruna çıkıp hesap vereceğiz. Bazen öyle durumlar oluyor ki günün her hangi bir saatinde uyuyabiliyoruz. îşte hayatı ve ölümü bu şekilde düşün.
Evet, ey kalbi yumuşayan ve içine nur yağan kardeşim!
Kıyameti, ölümü. Cenneti, Cehennemi, torpil ve rüşvetin işe yaramayacağı, makam, mal, para. ve dünyalık hiçbir şeyin fayda vermeyeceği günü ve vereceğin çetin hesabı düşün, ona göre yasa... Başladığın her günü "Bu benim son günüm olabilir. Onun için bu günümde ahiretim için ne yaparsam, o kardır." diye düşün.
Ey Nefis! O büyük güne hazırlan. O gün görürsün ki; Gök delinmiş, yıldızlar dökülmüş ve sönmüş, Cehennem kızıştırılmış. Cennet yaklaştırılmış. O gün her nefis daha önce gönderdiğin! Veya geciktirdiğini görür. O gün dil susar, azalar konuşur. Her hangi biri gizli durum kalmaz.
"Ben ateşe dayanırım." diyorsan elini yanan bir mumun üzerinde kaç saniye tutabileceğim dene. Resulullah(s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Cehennem ehlinin azap yönünden en azı, kıyamet gününde ateşten yapılmış iki pabuç ayaklarına giydirilir. Ki o pabuçların hararetinden onun beyni fıkır fıkır kaynar. (Buhari-Müslim) Evet, dayanabilir miyiz bu ateşe?
Ey Durumundan Gafil Nefis! Sen ALLAH'ı görmüyorsun ama O seni görüyor. Her yaptığın iyiliği ve kötülüğü görüyor. işlediğin zerre miktarı kötülük ve iyilik bir gün karşına mükafat veya ceza olarak çıkacak. Bunu bil ve ona göre yasa.
Ey kardeşim! Gel Rabbimize kulluk edelim. Gel şeytanı yenip, kendimize gelelim. Ömür dediğin ne ki? îşte geldik, gidiyoruz. Dün olanlar bugün yok ve yarın bizler de olmayacağız. "Nerede olursanız olun, hatta talikim edilmiş kalelerde olsanız bile ölüm yine de size erişir. "(4,Nisa)
Rüveyda’nın yüreği adeta yeni doğmuşçasına kıpır kıpır atıyor. Sabiha Hanımın her anlattığı beynindeki örümcek ağalarını temizliyordu.’’ Tamamen bağlanmalıyım artık yeter bu olanlar. Kim ne derse desin. Artık ALLAH’a kulluk yapacak ve onun emirlerinden çıkmayacağım.’’ İsmail aklına gelir. Akşamki yediği dayaklar ve bedenindeki morluklar ‘’ ah Rabbim! Şimdi ben ona nasıl anlatabilirim. O benim sözlerimden sonra gene bana zulüm eder.’’
Sabiha Hanım: - Bak benim halisane kardeşim! ALLAH(cc) şöyle buyuruyor: "İnsanlar yalnız ‘İnandık’ demekle bırakılıvereceklerini, kendilerinin imtihana çekilmeyeceklerim mi sandılar? Andolsun ki biz onlardan evvelkilerini de imtihan etmişizdir. ALLAH sadık olanları da yalancı olanları da elbette bilir. Yoksa kötülük yapanlar kurtulabileceklerini mi sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar." (Ankehut:2-4)
Devam edelim istersen…
Rüveyda: - Tabiî ki buyurun sizi can kulağıyla dinliyorum. - Değerli kardeşim! - ALLAH'a kulluk etmek için yaratılan insan musibetler ve belalarla imtihan edilecektir, însana düşen;
sabretmek, dünyanın geçici, ahiretin ebedi olduğunu ve bu ebedi hayata çok iyi hazırlanması gerektiğini, düşünmek, bir gün bu dünya hayatinin biteceğini ve ALLAH'ın huzurunda hesap vereceğini bilmek ve buna bağlı olarak yaratılış gayesi olan tevhidi iyi bilmek ve hayatına aktarmaktır. - "insanlardan korkmayın da Benden korkun ve ayetlerimi yok pahasına satmayın. Her kim ALLAH’ın indirdikleriyle hükmetmezse, işte asıl kâfir olanlar onlardır." "Kim ALLAH’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte asıl zalim olanlar onlardır." (5, Maide suresi:44-45)
"Andolsun ki biz, sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele. Sabredenlere bir musibet isabet ettiğinde derler ki: 'Biz ALLAH'a aidiz ve ona dönücüleri!,' Rablerinden bağışlanma ve Rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır. (2,Bakara: 15 5-15 7)
Rüveyda; ALLAH'tan başkasına kulluk etmeyeceğine, itaat edilecek tek makam olarak ALLAH'ı kabul edeceğine dair söz verir. Tevhidi ruhuna, gönlüne, aklına ve hayatına nakşeden Rüveyda yaratılışının gayesini anlamıştır. Artık özgürlük ve mutluluk basamaklarını tırmanmaya başlayacaktır.
Devam edeceğiz inşALLAH. Selam ve dua ile kardeşlerimiz. 10-07-2010 |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|
EBU ÖMER
σиυя üуєѕι
  
Puan: 64
Çevrimdışı
Üye ID: 3387
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #3 : 29 Ekim 2010, 19:37:32 » |
|
 |
|
 |
 |
Hidayetin nurunu tüm hücrelerinde gezdiren Rüveyda; eşinden ve çevresinden gelebilecek tüm baskı ve yıldırmalara karşı direncini koruyacağına ahd ederek evin yolunu tutar.
Sabiha hanımdan almış olduğu başörtü ve namaz hocasıyla mutluluğun doruklarında kendini hisseden Rüveyda ilk olarak aynanın karşısına geçer ve başörtüsünü bağlamaya başlar. Namaz şekilleri ve sureleri ezberlemek için elindeki kitaba kendini kaptırır. Namazın şartlarını öğrenirken ilk bölüm olan setriavret ve temizliktir.
Temizlik; zihni berraklık ve tüm vesveselerden uzak kalmaktır. Meşru olmayan yolların hepsine set çekerek hayatın tüm alanlarını sütrelemektir.
Vakit öğlen. Yakından gelen davudi bir namedir.
Hayyalasselah!
Hayyalelfelah!
Rüveyda yıllardır tepki gösterdiği ve her fırsatta’’ iğreniyorum bu çığıltılardan’’ dediği ezanı ilk kez böylesine huzur ve mutmain bir kalple dinliyordu. Kurtuluşa, felaha ermek için ‘’hemen abdest almalıyım’’.der ve şekillere bakarak abdestini alır. Elindeki kitabı önüne koyarak, şekillere göre hareket eder. Kalp coşkun sel, gönül Ummansız bir derya, gözler yarına vurgun. Rekatları kıldıkça Rüveyda’nın zihnindeki ‘’ene’’ putları kırılıyor ve secdede hıçkırıklara boğularak;
’’Rabim! Benim sahibim ve koruyucu Rabbim!
Bugüne kadar suç ve günaha hayâsızca dalıp sana isyan içerisinde oldum. Senin yolunun üzerine oturup, sana iman eden gençleri o kutsal yollarından geri çevirdim. Örtülü kızların kafasını karıştırarak onların sapkınlığına sebebiyet verdim. Erkek gençleri zafiyete düşürmek için kişiliğimi değil dişiliğimi öne çıkardım. Bunca kötülüğün hesabını vermeye geldim. Ne olur mağfiretinle beni bağışla. İşlediğim o hayâsızca suçlara karşı hayır ve güzellik kapıları aç. Kalbime nur yağdır. Bana hidayeti bahş eylediğin gibi İsmaile ve çocuklarıma da bahş eyle!.
Rabbim!
Ben ki günahkâr bir kulum. Günahlarımı temizle. Bilgi dağarcığımı geniş tut. Zafiyetlerime, kadınlığıma, acziyetime yenik düşürme. Mücadele ve direniş ruhu ver. Senin yolunda ölüm ise en büyük şereftir. Ne olur bu şerefi bana lutfeyle.’’
Rüveyda yüreğinden kopan coşkuyla ‘’muhakkak ismaile bildiklerimi aktarmalı onu ateşin kenarından çekmeliyim’’ diye zihninde plan kurar.
İsmail ise olan tüm bu gelişmelerden habersiz şirketin muhasebesinde giriş- çıkış kayıtlarını tutup fatura ederken kısık radyosundan çıkan 1 mayıs türküsüne kendini kaptırmış. Çoktan cemoyu dağlara çıkarmıştı. Bir yandan düzenin çarkına küfrederken diğer taraftan sigarasını tüttürüyor, patronuna hakaretler savuruyordu.
‘’ Ah ulan ah! Şimdi Deniz ve Yusuf gibi özgür olmak vardı. İbrahim yoldaş gibi Mardin kızıl dereyi inletmek vardı. Düştük faşizmin kollarına, üç kuruşa, katıksız kuru ekmeğe talimle bizleri terbiye ediyor emperyalizmin işbirlikçi uşakları. Gün gelecek, devran dönecek emperyalizm elbet yenilecek.’’
İsmail devrim hayalleri kurarken telefonun sesiyle birden irkilir. Telefonun karşı tarafındaki nilay’dır. Nilay onu ve arkadaşları akşam yemeğine davet ediyor, tüm yoldaşlarla geçmişi yâd ederiz diyordu. İsmail ise ısrarla nilayı ikna ederek tüm arkadaşlarını kendi evinde içki sofrasına davet ediyordu. İsmail çok seviceğini düşündüğü eşine telefon açar ve arkadaşlarının geleceğini, yemekle birlikte meze hazırlamasını söyler.
Rüveyda vurulmuştur.
Telefonda dudakları titrer, ayakları yerden kesilir ve elleri adeta buzdur. Donmuştur zaman, sukutu hayaldir çehresiz suratlar. Beyin kaynamış kazan. Temizlemiştir Rüveyda gönül bahçesini ve biricik yuvasını.
Nasıl yapmalı ve nereden başlamalı. Daha körpecik cenin misali iman yüreğine düşmüşken gerisim geriye mi? Dönmeli.
Devam edecek inşALLAH . 23/07/2010
http://www.zeynepder.org/index.php burdan takip edebilirsiniz.. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Hayat bir mücadeleden ibarettir.***Siz mücadelenin ateşini yakarsınız ama nerde biteceği belli olmaz !!! ebu ömer
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|