reis
уєиι üує
Puan: 4
Çevrimdışı
Üye ID: 1813
Nerden:
|
 |
« : 17 Ekim 2011, 05:40:18 » |
|
 |
|
 |
 |
Yeryüzü, Müslümaların Adaletine Muhtaç
ALLAH-u Teâlâ’ya sonsuz hamd ve sena olsun. Önderimiz Hz. Muhammed’e, onun pak ehli beytine, seçkin ashabına salât ve selam olsun. İslam davasını omuzlayan, bu uğurda mücadeleye koyulan, sabır ve azimle yolunu sürdüren tüm dünya Müslümanlarına; İslam Ümmetine izzet ve şeref kazandıran, vahdet, direniş ve zafer yolunu gösteren tüm önderlerimize selam olsun! Dünyada iki saf vardır. Bir tarafta hak özgürlük, izzet ve adaletin kutlu sancağını yükselten ALLAH’ın taraftarlarının safı, diğer tarafta zulüm, işgal, yağma, cinayet ve sömürünün şeytani üssünü temsil eden Şeytan’ın taraftarlarının safı. Maalesef bugün, İslam dışı sistemlerin oluşturduğu ortamda yaşayan kitleler bireyler, tam bir çaresizlik içindeler. Zaten bu sistem içinde, hangi insan başvurduğu yerden olumlu sonuç alabiliyor ki? Tam aksine, olumlu sonuç bekleyen hüsrana uğruyor. Adalet beklediklerinden zulüm, dostluk beklediklerinden hıyanet, iyilik beklediklerinden de kötülük görüyorlar. İşte bu İslam dışı sistemlerin insanlığa sunduğu yaşam biçimidir. Hiçbir sistemin hak ve özgürlükleri yok etme gibi bir yetkisi yoktur. Onun işlevi, hakların özgür bir ortamda kullanılmasını ve güvence altına alınmasını sağlamaktır. Siyasi egoizme düşmeden herkese adalet ilkelerine göre davranıp insanların özgürlük ve güven içinde yaşayabilecekleri bir ortam oluşturmaktır. Aslında Demokrasinin birçok tuzakları vardır. Halkın önünde halktan, amacına varınca batıldan yana saf tutuyor. Maalesef bugün beşeri sistemle bütünleşme gayretleri içene giren bazı cemaatler sahneye çıkmakta ve bu durum mevcut sistemin yapmış olduğu hata ve zulümleri sanki İslami kesim yapmış algısını oluşturmakta. Bu konuda dikkat edilecek birinci husus, İslâmî hareketlerin meşruiyet temelini İslâm' dan başka bir şeye oturtmamaktır. Ümmetleşemeyen Müslümanların başlarına neler gelebileceğini birçok İslam ülkesinde gördük. Türkiye Müslümanları da şu anda bir "Cemaatler, hizipler mozaiği" haline dönüştü. Oysaki Ümmet birliği; kuvvet ve izzeti doğurur. Tefrika (fırkalaşma) ise zillet ve esareti doğurur. Türkiye Müslümanları bir ümmet sistemine geçmedikçe mevcut bozuk düzeni değiştirip sağlıklı bir alternatif getiremez. Hatta düzene entegre olup ona hizmet etmek tehlikesine maruz kalırlar.Ve mevcut rejimin yaptığı yapacağı tüm zulümlere ortak olurlar. Oysaki peygamberin Nebevi metoduyla yetişen Sahabe-i Kiram'ın dünyanın dört bucağına yaydıkları İslâm'la bütünleşen sosyal ve siyasal yanı; yüzlerce İslam devletinin kurulmasına vesile olmuştur. Hiçbir beşerî gücün İlahi vahyin üstünde ve Peygamberi tatbikatın fevkinde olamayacağına göre, İslami hayat ve ümmet şuuru ile tekrar iktidar olmak hiç de hayal değildir. Maalesef bugün yeryüzünün asıl varisleri eski ve yeni dünyanın süper güçlerinin "diktası" altında yaşamaya mecbur tutulmuşlar. Ve yine maalesef Müslüman halklara Batılı kültür ve hukuk sistemlerinin temel ilkeleri medeniyet diye yutturulmuştur.Şu iyice bilinsin ki kötünün iyisi diye bir şey olmaz. Bu; tağutlardan tağut beğenmek gibi bir durumdur. İslâm'la demokrasi arasında can alıcı farklılıklar vardır. Demokraside yasama yetkisi kullanılırken; hâkimiyetin (egemenliğin) kaynağı beşere dayalıdır.İslam’ın yönetim biçiminde ise hâkimiyetin sadece ALLAH'a mahsus olduğuna iman edilir. Demokratik, laik, çağdaş, bilimsel, Kemalist... Bütün bu kavramların özel bir anlamı var. Demokrasi, İslâmi sistemi reddetmektir. Laik şeriatın reddidir. Çağdaşlık demek, Asr-ı Saadet’in çağımıza getirilmemesidir. Bilimsellik demek, bilgide sadece aklı ve duyu organlarını kabul ederek, vahyi, yani ALLAH ve Rusulünün verdiklerini reddetmektir. Kemalizm ise İslam düşmanlığından tutun da aklınıza ne gelirse… Bu Ülkede uygulanan laiklik, din özgürlüğü değil, tam bir İslâm düşmanlığıdır. Çünkü müslümanlar, en önemli dini haklarını kullanmaktan ve İslam’ı emrettiği görevlerini yerine getirmekten yasalarla men ediliyorlar. Neyin din olduğunu veya neyin din olmadığını laiklik tayin ediyor. Bundan dolayı müslümanların laiklikle sorunu, laiklerin de İslâm'dan korkusu var. TC'ye din özgürlüğü adı altında giren laiklik, pratikte diğer dinlere HOŞGÖRÜ ve DİYALOĞ ile yaklaşılırken İslâm'a düşmanlık olarak sergilenmiştir. Kısacası laiklik İslâm'a karşı olanların elinde büyük baskı ve tehdittir. Bizlere düşen görev İslâmî sorumlulukları üstlenecek müslüman bir nesil yetiştirmek için sorumluluklarımızı yerine getirmektir. Günümüzde müslümanlara ait olan imkân ve kaynakların çoğunluğu İslâm'a düşman olan güçlerin elindedir. Böyle olunca bize ait olan imkân ve kaynaklar kendi aleyhimize kullanılmakta. İçine düştüğümüz hatalardan, geleceğe yönelik müspet çalışmalar yaparak kurtulmalıyız. "İslâm dışı olan rejimlere bağlı kalmak" ile "ALLAH'ın dinine teslim olmak" arasında kesin seçim yapılmalıyız. Bu basit bir seçim gibi görünüyorsa da, göründüğü kadar basit değildir. Çünkü bu seçimi yapan insan, ulaşmak istediği yaşayış biçimini de kararlaştırmış olacaktır. Ve zillet içindeki yaşam ile izzetli yaşamın yolunu kendi belirleyecektir. Düşmanlarımızdan değil günahlarımızdan korkup İslâm'ın bize yüklediği asıl vazifelerimizi Kur'ânî prensipler içinde ve peygamber metodu ile yaptığımız zaman; arzu ettiğimiz İslam toplumuna ulaşacağız kanaatindeyim. ALLAH Rasûlü'nün Bizans kralına çağrısı şöyleydi: "İslâm ol, teslim ol, kurtulursun." Bu çağrı kıyamete dek hem mevcut olan hem de gelecek olan tüm beşeri rejimleredir. Resulün bu çağrısı tüm beşeri sistemlere iletilmelidir. ’’Gevşemeyin üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.’’ (Al-i İmran 139) Müslümanlar bu ayeti kerime ışığında, bir an önce özgüvenlerini kazanmalı, yeryüzünde ki asli sorumluluklarının farkına varmalıdırlar. Unutmamalıyız ki yeryüzü, Müslümanların adaletli ellerine teslim olmaya gebedir. Dua ve Davamızın sonu ALLAH’a hamd etmektir.. (Hürseda Haber)
ebuzer çetin.. |
|
 |
|
 |
|