Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: VAHDET NERELERDE VACİPTİR?  (Okunma Sayısı 289 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2331
Üye ID: 5033

Nerden:


« : 04 Temmuz 2011, 22:48:07 »

Günümüzde insanlardan birçokları ve kitleler vahdet mefhumundan bahsedip kendi aralarında tartışıyorlar. Bu tartışmalardan da anlaşılacağı üzere vahdet mefhumunun bütün bunlar tarafından talep edilen vakıa haline geldiğini görüyoruz. Öte yandan da kimileri bu mefhumun içini boşaltarak Ümmeti yeise ve ümitsizliğe düşürmek amacıyla vahdetin imkânsızlığına ikna etmeye çalışmaktadır. Kimileri de insanlara çağrıda bulunduğu bu mefhumun hakikatinin farkına bile varamadan, Şari’in gerçekleştirilmesini emrettiğini değil de müstahile davet eden dailerin çağrısı şekline dönüştürmüş ve Ümmeti içi boşaltılmış, çağrısı havada kalan bir vahdet mefhumunu ortaya koyarak yeise ve ümitsizliğe sevk etmiştir.
   Anlam ve mefhum kargaşasına sürüklenen “Vahdet” noktasında Ümmet ise kendine şu soruları sormaya başlamıştır, bu ümitsizlik ve yeis ne zamana kadar devam edecek? Ümmet ne zamana kadar acziyet içinde kalacak?
O halde, öncelikle vahdetin nerede olduğu ve ne zaman olması gerektiği hususuyla birlikte ne zaman vaciptir ne zaman değildir hususuna verilecek cevapla Ümmetin Vahdet mefhumu hususunda aydınlatılması mümkün olacaktır.
  Vahdet mefhumu; üzerinde herkesin fikri farklı olmasına rağmen herkesçe talep edilen bir mesele haline gelmiştir. Çünkü vahdette hedefe ulaşma hakikati vardır. Kavmiyetçiler kavminin vahdetini, Ulusalcılar kendi ulusunun vahdetini, Müslümanlarda Ümmet’in vahdetini istiyor. Çünkü İslam vahdeti emrediyor. Ancak Müslümanların İslam’ı anlamadaki zafiyetleri birçok hususta olduğu gibi vahdet hususuna da yansıtılmış ve bu yaşanan mefhum kargaşası arasında vahdet mefhumu içini boşaltılmış anlaşılmaz bir mefhum haline getirtilerek İslamî Ümmet yeise ve ümitsizliğe düşürülerek vahdetin imkânsızlığına ikna edilmiştir. Kimisi kasıtlı olarak bunu yapmış kimisi de samimiyetinden.
  Bunlardan bazıları nazarında vahdet; “âlimlerin İslami mezhepler arasındaki ihtilafları çözmek için teşkil edeceği vahdet bulunmaz bir fırsat olacaktır ve bu oluşum İslam’ın ve Müslümanların yücelmesine sebep olacaktır" diyerek ihtilafları gidermek için mezheplerin vahdetine çağrıda bulundular. Bunun için Mezhepler arası yakınlaşma konferansları tertip ederek insanları buna çağırdılar.
  Bunlardan bazıları da cemaatlerin vahdetine yönelik çağrıda bulunarak bunun Şerî bir farz olduğunu ve İslami çalışmaların vahdeti hareket gereğidir diyerek kendi görüşlerini de ispat yoluna gittiler ve Ümmeti tekrar kalkındırmanın yolunun cemaatlerin vahdetinden geçtiği söyleyip insanları buna davet ettiler.
  İşte tüm bunlara rağmen cevabı verilmesi gereken sorular şunlar oldu; İslam ne zaman nerede vahdeti emrediyor, ne zaman nerede emretmiyor? Özellikle İslam’ı isteyen kişiler arasında ne zaman -ümmetin nefsinde yeis bırakmayacak- vahdet sağlanacak?
  Bu husus üzerinde mütalaa ettiğimizde olması talep edilen vahdetin şu hususlarda üzerinde döndürüldüğünü görürüz.
a)Askeriyede Vahdet,
b)Yönetimde (Emirlikte, Hilafette) Vahdet,
c)Mezhepler arasında Vahdet,
d)Cemaatler/Kitleler arasında Vahdet.
  Şeriatın istediği ve vacip kıldığı vahdet ilk ikisinde olduğunu, diğerleri ise müstahile, ümitsizliğe ve yeise davetten başka bir şey olmadığını görüyoruz. Ki gerçek vahdet Hilafetle sağlanan vahdettir bu vahdet Ümmetin ayrılığını, ihtilafını kökten çözecek ve izzetli günlerini Ümmete iade edecek olan Şari’in talep ettiği şeydir.
   Şeriatın talep ettiği ve vacip olan vahdetin birincisi;
   a)Askeriyede vahdet; askeri kuvvetin işaretidir. Kuvvet ise tefrikalarla, bölünmelerle, yöneticilerin çokluğuyla kuvvet olmaz aksine kuvveti sevk edenlerin çokluğuyla ancak zafiyet ve acziyet olur. Özellikle bu husustaki vahdet mefhumu en çok savaş esnasında hissedilir ve daha bariz bir şekilde görülür. Savaş esnasında en çok ihtiyaç duyulan şey cephede vahdet olmasıdır. Cephede vahdetin sağlanması için ise yönetimde vahdetin olması lazımdır. Ki bu vahdet sağlanmadığı sürece kuvvet vahdetinin sağlanması da mümkün olamaz dolayısıyla yöneticilerden dolayı askerlerin helak olmaları söz konusudur. Zira yöneticilerin her biri kendi kararının infazını ister biri ileri emri verirken, diğeri geri çekilme emri verir, bir diğeri ise bekle emri vererek askeri helak eder. İşte bu vakıada emretmedeki idare ve sevkte vahdetin önemi ortaya çıkar. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e ALLAH Azze ve Celle tarafından inzal edilen ayeti celile de bunu daha açık ve net görmemiz mümkündür.
Doğrusu ALLAH, kendi uğrunda, kenetlenmiş bir duvar gibi, sıra halinde savaşanları sever. (saf4)
  Çıkacak olan tek kararın bize şeriatın emriyle Emire itaatle alakalı nasslarıyla belirtilmiştir. Bu yüzdende Şari çıkacak ihtilafların önlenmesi adına da üç kişinin aralarından birini Emir seçmeden durmalarını nehyediyor.

Ve yine ayeti celile de;
Ey iman edenler, ALLAH'a itaat edin, Rasule de itaat edin, sizden olan Emir sahiplerine de. Sonra bir şeyde anlaşmazlığa düştünüz mü, hemen ALLAH'a ve Rasulüne arz edin onu, eğer ALLAH'a ve ahiret gününe gerçekten iman eden müminler iseniz. Bu hem hayırlı hem de netice itibariyle daha güzeldir. (Nisa59) Buyurarak, Emire itaatle vahdeti emrediyor. İşte bu vahdette askeri helakten kurtarır. Muharip askerin vahdeti asıldır. Askeriyede bir ihtilaf varsa onu bütünüyle kaldırmak lazımdır. Sunulacak çözüm geçici çözüm olmamalı bilakis sorunu kökten kaldıracak köklü bir çözüm olmalıdır.
   Şeriatın talep ettiği ve vacip olan vahdetin ikincisi;
b)Yönetimde (Emirlikte, Hilafette) vahdet; Yönetimde vahdet nasslar yoluyla açık bir şekilde izah ediliyor (iki halifeye biat edilirse ikinci çıkanın boynunu vurunuz) eğer Halife birden fazla olsaydı ikinci çıkanın katli caiz olmazdı. Ancak Ümmetin vahdeti liderin tek oluşu ile olur, nasıl ki askerin vahdeti yönetimde vahdetin olmasıyla oluyorsa, savaşta kuvvet vahdetini gerektirir, savaşta sağlam duruş ise komutanların emrine sıkıca bağlı kalmakla olur buna da kuvvet vahdeti diyoruz. Yeryüzünde aynı anda birden fazla Halife bulunması caiz değildir. Nitekim Müslim, Abdullah b.Amr b.El As'ın Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'den işittiği şu hadisi rivayet eder:
"Kim ki bir imama biat eder, eliyle musafaha ederek kalbinin sevgisini verirse kuvveti yettiği kadar itaat etsin. Eğer başka birisi gelip o imamla (yönetimi ele geçirmek için) mücadele ederse sonra çıkanın boynunu vurun"( Müslim K.  İmara Bab 10 H.  No:  1844)
Yani kuvvet vahdeti; insanların vahdeti, maddiyatın vahdeti, maneviyatın vahdetiyle sağlanır. İşte bu saydıklarımızla vahdet oluşur. Bu esasa dayanarak diyebiliriz ki Ümmetin vahdeti asıldır ayrılmak istisnadır.
ALLAH Azze ve Celle buyuruyor ki Dogrusu tevhid dini olan Müslümanlık, bir tek din olarak sizin dininizdir ve Ben de Rabbinizim, artik Bana kulluk edin. (enbiya 92)
Ebu Said el Hudri'den rivayetle Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem buyurmuştur ki:
 إِذَا بُويِعَ لِخَلِيفَتَيْنِ فَاقْتُلُوا الآخَرَ مِنْهُمَا "Eğer iki Halife’ye (aynı dönemde) biat edilirse kendisine sonradan biat edileni öldürün"( Müslim Kitabu'l İmara  Bab 15 C.  2 S.  1480 H.  No 1853)
Arfece rivayetinde demiştir ki: Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'den şunu işittim:
مَنْ أَتَاكُمْ وَأَمْرُكُمْ جَمِيعٌ عَلَى رَجُلٍ وَاحِدٍ يُرِيدُ أَنْ يَشُقَّ عَصَاكُمْ أَوْ يُفَرِّقَ جَمَاعَتَكُمْ فَاقْتُلُوهُ "İşiniz (yönetimle ilgili işleriniz) bir adam (Halife) üzerinde karar kılınmışken birisi gelip sizin vahdetinizi parçalamak ve cemaatinizi bölmek isterse onu öldürün" (Müslim Kitabu'l İmara Bab 14 C.  2 S.  1480 H.  No 1852/60)
Ebu Hazım rivayetinde demiştir ki: "Ebu Hurayra ile beş sene beraber bulundum ondan Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'den şu rivayeti yaptığını işittim:  "İsrail oğullarını Nebiler yönetiyordu. Bir Nebi öldüğünde onu bir başka Nebi takip ederdi. Benden sonra Nebi yoktur. Fakat benden sonra birçok Halifeler gelecektir." (orada bulunanlar) Dediler ki "Bize ne emredersiniz?" Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem dedi ki: "İlk biat edilene vefalı olun. Onların haklarını verin. Muhakkak ki ALLAH onlara yaptıklarından soracaktır" (Müslim;  K.  İmara Bab 10 H.  No: 1842)
Eğer aynı zamanda iki ayrı beldede, iki ayrı Halifenin varlığını kabul edersek bu Ümmeti helake, parçalanmaya götürür. Dolayısıyla yöneticilerin sayılarının çoğalması ile devlet zayıflar azaldığında ise devletin kuvvetlendiğini görürüz bu sebeple aynı anda Müslümanların iki Halifesinin olması vakıan müstahil olduğu gibi şeran da caiz değildir. Böylece devletin vahdeti asıldır ayrılık ise istisnadır.
   c) Mezheplerde Vahdet; Mezhepler arasında vahdet vacip değildir. Zira içtihatlarda, müçtehitler arasında, talebeleri ve mukallitleri arasında ve bu meselelere ilişkin hususlarda vahdet gerekmez. Yani Şeriat, Şafii ile Hanefi’nin vahdet oluşturması istenmemektedir. Mezheplerin içtihat ve görüşlerinden vazgeçip diğerinin görüşü ile amel etmesini istemez. Bilakis herkes kendi reyi üzerine kalır ancak daha kuvvetli bir delil görürse aynı meselede onunla amel eder fakat bütün içtihatlarını ve mezhebini değiştirmez. Bu vaziyet her fert, cemaat ve kitle için geçerlidir. Diğerinin görüşü için Şeri nasstan anladığından vazgeçmesi doğru değildir. Çünkü Şeri nassı anlaması ve içtihadından dolayı onun için Şeri hüküm o oldu.
  Dolayısıyla kim içtihat vahdetine davet ediyorsa doğru olmayan müstahile davet etmiş olur. İslam’da, insanın tabiatı da bunu teyit eder. İnsanlar akılları ile, kuvvetleri ile farklıdırlar, buna istinaden onların nasstan anladıkları da farklı olacaktır ve nasslarda farklı algılanmaya elverişlidir. O nasslardan sübutu kati olup da delaleti kati olanlar olmakla birlikte, sübutu kati delaleti zanni nasslarda vardır. Sübuti zanni delaleti kati nasslar vardır, Subuti zanni delaleti zanni olan nasslarda vardır. Sübutu kati delaleti zanni olan nassda mesela Şâfiiler, abdestin kadına dokununca, Hanefiler ise cinsi münasebetle bozulacağı hükmü¬ne varmışlardır.  Yine Sübutü zannilerle amel ederken bir takım şartlar ileri sürmüşler ve ileri sürdükleri şartları taşıyan hadislerle amel etmişlerdir. Aynı şekilde hadislerin manaya delâ¬let yönünden lafızları, Kur'ân'da olduğu gibi ihtilafa sebep olmuştur. Tüm bunlardan dolayı da Müslümanlar arasında Hanefi, Malikî, Şafii, Hanbelî, Caferi, Zeydi gibi birçok mezhepler ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla zanni olan her şey ihtilafa gebedir birçok fikir birçok mana olabilir bu da ihtilafı beraberinde getirir. Sen kendi görüşünden bende kendi görüşümden taviz vererek orta yol bulalım vahdeti oluşturalım bu ihtilafları ortadan kaldıralım demekten daha tehlikeli bir şey olamaz ve aynı zamanda bunun Şeri hiçbir izahatı da yoktur.
  d) Cemaatler/Kitleler arasında vahdet; Kitleler arasında vahdet vacip değildir. Ancak İslami çalışmanın bir vahdet içinde olmasının gerektiğini söyleyenlere baktığımızda bunların görüşlerini iki başlıkta toplayabiliriz. İslamî çalışmanın vahdetinin farz olduğundan ve hareketin gerekliliğinden yola çıkarak kitleler arasında vahdete çağrıda bulundular. Tabi birçokları söylemlerini dayandıracak bir yer dahi bulmaktan acze düşen kimselerdi.
 Delil olarak kullandıkları nasslardan hiç birisi de vakasına mutabık deliller olmadığı gibi getirilmeye çalışılan nasslar ya akide ile alakalı yada vakıasından uzak delillendirmelerdir. Örneğin Enam Sûresinde geçen şu ayet gibi; ‘’Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak ALLAH'a kalmıştır. Sonra ALLAH onlara yaptıklarını bildirecektir.’’(enam-159) bu ayetlerin Kitlelerin vahdetiyle alakası olmadığı gibi vakıayla da mutabıklığı yoktur. Bu ayetler akideyle alakalıdır, burada delil olarak sunumu hatadan ibarettir. Aynı şekilde lafzın umumiyeti asıldır sebebin hususiyeti değil şeklindeki yaklaşımda usulden bihaber olunduğunu gösterir bu sadece o husus ile alakalı olan umumluktur akide ise akidede amel ise ameldeki umumluluğu kapsar. Hülasa bu hususları usul kitaplarından istifade edilebilir.
  Bir diğer hususta kitleler arasında vahdet talebi doğru ve sahih bir talep değildir. Zira bunun doğru bir talep olmadığını Şeriatın kitleden talep ettiği ameli gerçekleştirmesi için kitleleşmeye gerekli olan hususları bünyesinde bulundurması lazım olan hususlar arasında talep etmeyişinden anlıyoruz. Öte yandan Şeriatın kitleden talep ettiği bu hususlar ayrılıkları da beraberinde getirir, hatta zorunlu kılar. Bir kitlenin bünyesinde bulundurması gerekli olan bu hususları şöyle zikredebiliriz.
  Kitleler, çalışması ve faaliyetleri için lazım olan tüm Şeri hüküm, görüş ve fikirleri benimsemelidirler. Bu hükümleri yürürlüğe koyabilmek için üslupları da benimsemeli, Kitlenin siyasi ve fikri mücadele yapabilmesi için idari mekanizma oluşturulmalı ve Kitlenin benimsemelerine aykırı hareket edenler için idari cezai müeyyideler uygulamayı benimsemelidir. Bunlarında bir içtihada dayandırılmaları gereklidir.
  Binaenaleyh bütün bu benimsemelerden sonra Kitleden, Şeriata ve içtihada dayanan bu oluşumunu vahdeti sağlamak namına kendi içtihat ve görüşünden vazgeçirmek ve diğer kitlelerle birleşmeye çağırmak doğru bir yaklaşım olmadığı gibi sahih olan görüş ise bunun tam tersi olan görüştür. Çünkü müçtehitlerin içtihatlarında farklılaşmaları sıhhat, afiyet ve rahmete delildir. Bu ise İslam üzerine hayat ve yaşam delilidir ve aynı zamanda içtihat kapısı kıyamete kadar açıktır hiçbir zaman herhangi bir şahıs yada kuvvet hiçbir mazeretle içtihat kapısını kapatamaz. Delile binaen kurulu Kitle ve cemaatlerin çokluğu canlılık ve hayat verir ve bütün kitlelerin ancak, sadece ve sadece Şeri delile dayanmaları lazım gelir ki onların vaziyetleri, amelleri ve sözleri Şeriata göre olsun.
 Vel hulasa, hiçbir zaman, vahdet davasıyla hiç bir kitleden içtihadından vazgeçmesi şeran istenilmemiştir. İstenilen ve aslolan İslam akidesinde vahdettir, Ümmetin Vahdetidir. Ki bu vahdet ise; askeri vahdet, İslamî şiarlarıyla Nizamın vahdeti ve Ümmetin üzerinde bir devlet, bir Halife ve bir bayrakla gerçekleştirilecek olan yegâne vahdettir. Yoksa vahdet, Müçtehitlerin içtihatlarında, cemaatlerin vahdet olmasını talep etmeleriyle olmaz, vahdet ancak Hilafetin yeniden ikame edilmesiyle, Ümmet için bir Halife nasbedilmesiyle olur. Ve o Halife bütün İslami memleketlerde ki orduları bir araya toplayarak Askeri Vahdeti de en kısa zamanda tesis edecektir. Cenabı Hak bu vahdeti İslamî Ümmete en kısa zamanda nasibeylesin inşaAllah…

[/size]
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2331
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #1 : 04 Temmuz 2011, 22:48:45 »

biraz uzun ama okunmaya değer
Logged
EBU ÖMER
σиυя üуєѕι
****


Puan: 64
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1213
Üye ID: 3387

Nerden:


WWW
« Yanıtla #2 : 10 Şubat 2012, 00:24:04 »

inşALLAH o halife çıkarda bu saydığın dertlerden kurtuluruz kardeşim. Ümmeti vahdet yukarıda belirttiğiniz gibi askeri,istişari ve idari bir vahdet gerçekleşir..ALLAH razı olsun .
Logged

Hayat bir mücadeleden ibarettir.***Siz mücadelenin ateşini yakarsınız ama nerde biteceği belli olmaz
!!!
ebu ömer
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2331
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #3 : 10 Şubat 2012, 13:40:07 »

 Allah razı olsun
inşALLAH yaakındır müslümnların çalışmasına ve ALLAH ın yardımına kalmış vakti gelmiş.inş.

hadis bunu işaret ediyor
ALLAH Rasulü (sav) şöyle dedi: “ALLAH (cc)’ın bulunmasını dilediği müddet, içinizde nübüvvet (peygamberlik) olacaktır. Onu kaldırmayı dilediğinde onu kaldırır. Sonra nübüvvet metodu üzere HİLÂFET olacaktır. ALLAH (cc)’ın dilediği kadar kalacak, dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra ısırıcı (zalim) yöneticiler olacaktır. ALLAH’ın bulunmasını dilediği kadar kalacak, kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra zorba yöneticiler olacaktır. ALLAH’ın bulunmasını dilediği kadar kalacak, kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. SONRA NÜBÜVVET METODU ÜZERE HİLÂFET OLACAKTIR.” (Ahmed b. Hanbel, Müs. Kufiyyin, 17680)

 
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: