Sayfa: [1] 2  Hepsi   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: ünlü deyimlerin hikayeleri...  (Okunma Sayısı 1294 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
kördüğüm
υѕтα üує
***


bu samançöpünü kasırgada bırakma ya Rabb!

Puan: 95
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 519
Üye ID: 5019

Nerden:


« : 07 Aralık 2010, 22:21:53 »

Afyonu patlamak
Eski tiryakiler , ramazanda afyonu macun haline getirir ve mercimek büyüklüğünde toplar yapıp her sahurda iki üç tane yutarlarmış . Ancak her bir macunu sırasıyla bir , iki , üç kat kağıtlara sarmayı da ihmal etmezlermiş . Böylece kağıt , mide öz suyunda eriyince macun midede dağılır ve birkaç saatliğine keyif devam edermiş . Tabii ki iki kat kağıda sarılan macun , birkaç saat sonra , üç kat kağıda sarılı macun da onu takiben kana karışınca tiryaki iftara kadar rahat etmiş oluverir. Ancak bu planın yolunda gitmediği , afyonun kağıdının zor parelendiği yahut kana karışması geciktiği durumlarda tiryaki krizlere girer ve dış dünyadan adeta kopar . Afyonu patlayıp kana karışasıya kadar farklı tepkiler verir.
Konuşulan veya yapılan şeye uygun karşılık verilmeyen , anlama ve algılamada geciken durumlarda '' Daha afyonu patlamadı galiba ! '' gibi cümleler söylenmesi bundandır .
Logged

Rabbim! tut ki elimden,düşmeyeyim...
kördüğüm
υѕтα üує
***


bu samançöpünü kasırgada bırakma ya Rabb!

Puan: 95
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 519
Üye ID: 5019

Nerden:


« Yanıtla #1 : 07 Aralık 2010, 22:23:55 »

Cemaziyülevvelini Bilmek
Ay takviminin beşinci ayı, büyük tövbe ayı. 26 Aralık 1925' te kabul edilen Milâdî Takvim' den önce kullandığımız Rûmî Takvim'e göre ayların isimleri şöyleydi: Muharrem, Sefer, Rebiyülevvel, Rebiyülahır, Cemaziyülevvel, Cemaziyülahır, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade, Zilhicce. 1 Ocak 1926' dan itibaren senenin ayları bugünkü isimlerini aldı. Osmanlı Devleti zamanlarında memurların sıkıntıda olanları evrakların toplandığı, saklandığı eskimiş çuvalları atmazlarmış. Bunlara ay torbası da denirdi. Atılacak olan bu ay torbalarını alan zor durumdaki memurlar, bunlardan don, fanilâ gibi iç giysileri yaparlardı.Tuvalette arkadaşının donunun üzerindeki " Ay İsmini " gören bir arkadaşı, daha sonra memurun atıp tuttuğunu görünce, " Çok konuşma, ben senin Cemaziyülevvelini bilirim! " diye ikaz etmesinden doğduğu söylenmektedir.
Logged

Rabbim! tut ki elimden,düşmeyeyim...
kördüğüm
υѕтα üує
***


bu samançöpünü kasırgada bırakma ya Rabb!

Puan: 95
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 519
Üye ID: 5019

Nerden:


« Yanıtla #2 : 07 Aralık 2010, 22:25:07 »

Ağzına Tükürmek
Bebek yahut küçük çocukların, manevi itibarına ve ermişliğine inanılan kişilere götürülerek ağzına tükürttürülmesi ve ardından da ileride o kişi gibi ulu bir zat olması için dua istenmesi yakın zamanlara kadar geçerli olan Anadolu adetlerinde biriydi. Eski tekkelerin eşikleri bu sebeple çok aşınmış olsa gerektir.

Bütün bunlardan anlaşılan o ki argodaki ağzına tükürmek deyiminde bir üstünlük mücadelesi vardır. Birisinin ağzına tükürdüğünü veya tükürmek istediğini “ağzına tükürdüğüm” veya “ağzına tüküreyim” gibi basma kalıp deyimlerle ifade eden kişi, söz konusu meselede ağzına tükürülenden daha usta olduğunu veya olabileceğini ima etmeye çalışmakta, “bu konu da ben onun ağzına tükürürüm!” diyerek de bir nevi tehdit savurmaktadır.

Ağza tükürmenin yalnızca hasta okumağa özgü bir gelenek olmadığını şu hikayeden anlamak mümkündür:

Vaktiyle, saçma sapan şiirler yazan bir şair, Molla Camii’nin meclisinde,

-Üstat, demiş, dün gece rüyamda şiirler yazıyordum ki Hızır aleyhisselamı gördüm. Mubarek ağzını tükürüğünden bir parça benim ağzıma tühledi.

Molla cami adamın şiirlerinde keramet sezilmesi için böyle söylediğini ve güya Hızır’ın feyiz verici nefesine mas har olduğuna dair yalancı şöhret peşinde koştuğunu anlayıp cevabı yapıştırmış:

- Be ahmak, öyle değil. Bence Hızır aleyhisselam bu şiirleri senin yazdığını görünce yüzüne tükürmek istemiş, ama o sırada ağzın açık olduğundan, tükürük suratına geleceği yerde ağzına girmiş!..
Logged

Rabbim! tut ki elimden,düşmeyeyim...
kördüğüm
υѕтα üує
***


bu samançöpünü kasırgada bırakma ya Rabb!

Puan: 95
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 519
Üye ID: 5019

Nerden:


« Yanıtla #3 : 07 Aralık 2010, 22:27:10 »

ağzından baklayı çıkarmak
Deyimin hikayesi şöyle:

Vaktiyle çok küfürbaz bir adam yaşarmış. Zamanla kendine yakıştırılan küfür bazlık şöhretine tahammül edemez olmuş. Soluğu bir tekkede almış ve durumu tekkenin şeyhine anlatıp sırf bu huyundan vazgeçmek
için dervişliğe soyunmaya geldiğini söylemiş. Şeyh efendi bakmış, adamın niyeti halis, geri çevirmek olmaz, matbahtan bir avuç bakla tanesi getirtmiş. Bunlara okuyup üfledikten sonra yeni dervişe dönüp tembih etmiş:
-Şimdi bu bakla tanelerini alkış Birini dilinin altına, diğerlerini cebine koy. Konuşmak istediğin vakit bakla diline takılacak, sende küfür etmeme isteğini hatırlayıp o an da söyleyeceğin küfürden geçeceksin. Bakla ağzında
ıslanıp da erimeye başlayacak olursa cebinden yeni bir baklayı dilinin
altına yerleştirirsin.
Adamcık şeyhinin dediği gibi tekkede kalıp kendini kontrol etmeye başlar. Bu arada şeyh efendi de bir yere gidince onu yanından ayırmamaktadır. Yağmurlu bir günde şeyh ile derviş bir sokaktan geçerlerken bir evin penceresi hızla açılır ve gençten bir kız çocuğu başını uzatarak,
- Şeyh efendi, biraz durur musun? Deyip pencereyi kapatır. Şeyh efendi söyleneni yapar, illa yağmur sicim gibi yağmaktadır. Sığınacak bir saçak altı da yoktur. Üstelik niçin durdurulduğunu henüz bilmemektedir ve kız da pencereden kaybolmuştur. Bir ara evin kapısına varıp kızın ne istediğini sormak geçer içinden ve tam kapıya yöneleceği sırada kız tekrar pencerede görünür ve,
- Şeyh efendi, der, birkaç dakika daha bekleseniz...
Şeyh içinden "lahavle" çekse de denileni yapmamak tarikat adabına mugayir olduğundan biraz daha beklemeyi göze alır. O sıra da küfürbaz derviş kendi kendine söylenmeye başlamıştır. Yağmurun şiddeti gittikçe artmakta, bizimkiler de iliklerine kadar ıslanmaktadırlar. Nihayet pencere üçüncü kez açılır ve kız seslenir:
- Gidebilirsiniz artık!..
Şeyh efendi merak eder ve sorar:
- İyi de evladım bir şey yok ise bizi niçin beklettin?
- Efendim, der kız, elbette bir şey var, sizi sebepsiz bekletmiş değiliz. Tavuklarımızı kuluçkaya yatırıyorduk. Yumurtaları tavuğun altına koyarken bir kavuklunun tepesine bakılırsa piliçler de tepeli olur, horoz çıkarmış. Annem sizi geçerken gördü de yumurtaları kuluçkaya koydu. Münasebetsizliğin bu derecesi üzerine şeyh efendi,
- Ulan derviş, der, çıkar ağzından baklayı..
Logged

Rabbim! tut ki elimden,düşmeyeyim...
kördüğüm
υѕтα üує
***


bu samançöpünü kasırgada bırakma ya Rabb!

Puan: 95
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 519
Üye ID: 5019

Nerden:


« Yanıtla #4 : 07 Aralık 2010, 22:28:31 »

Püf Noktası


Ahi Evran zamanında ( Usta - Çırak müessesesi de diyebiliriz) , çırak ustasından onay ( icazet ) alır ve ancak o zaman ayrılıp kendi dükkânını açabilir. Orta Anadolu' da bir camcı ustası vardır. Ahilik yapar. Zamanı gelen eski çıraklarına " sen oldun " der ve el verir, uğurlar. Böylece eski çırak artık yeni bir usta olmuştur. Günlerden bir gün çıraklardan birisi ustanın el vermesini bekleyemez. Ayrılacağını, onay ve el vermesini ister. Ustası da daha olmadığı nedeniyle veremeyeceğini söyler. Çırak nesinin olmadığını sorar;

- " İşin en önemli kısmını, yani püf noktasını bilmiyorsun. " der. Çırak dinlemez, başka bir şehre gider ve dükkan açar. Dikiş tutturamaz. Yaptığı bütün cam işleri, biblolar, her şey bir müddet sonra çatlamaktadır. Esnaf ve halk tarafından ayıplanan çırak, bir yıl sonra iflas etmiş olarak ustasının yanına döner. Elini öper, ben ettim sen etme der. Ustası da olana kadar yanında çalışması gerektiğini söyler. Sonunda bir gün usta çırağına müjdeyi verir. Olduğunu, gidebileceğini, el vereceğini söyler. Ayrılmadan önce ustası onu karanlık odaya sokar. İzin almadan girilmediği üzere daha önce buraya hiç girmemiştir. Yeni bitmiş, sıcak ürünler odanın bir kenarında durmaktadır. Tavanda bir yerde, toplu iğne deliği kadar büyüklükte bir güneş ışığı huzmesi vardır. Usta sıcak bir parça alır, ışığa tutar, evirir çevirir. Bakar ki camın bir yerinde gözle görülemeyecek kadar küçük bir hava kabarcığı vardır. Püf yaparak üfler ve kabarcık kaybolur. Parçayı çırağa uzatır, ayrı koymasını, soğumaya bırakmasını söyler. Daha sonra çırak üflemeye başlar. Nasıl üfleneceğini, neresinin püfleneceğini iyice öğrenir. Ve anlar ki, çatlamaya bu küçük kabarcıklar neden olmaktadır. Daha sonra helâlleşirler ve püf noktasının önemini kavramış çiçeği burnunda usta yoluna devam eder. her işin ve her şeyin bir püf noktası vardır.
Logged

Rabbim! tut ki elimden,düşmeyeyim...
kördüğüm
υѕтα üує
***


bu samançöpünü kasırgada bırakma ya Rabb!

Puan: 95
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 519
Üye ID: 5019

Nerden:


« Yanıtla #5 : 07 Aralık 2010, 22:39:27 »

Ahfeş'in Keçisi
Ahfeş, Arap gramerinin en büyük âlimlerinden üç ayrı kişinin adıdır: Ebü'l-Hasan Said b- Mes'ade, Ebü'I-Hattâb Abdülhamid ve Ali b Süleyman Bunların her üçü de yaptıkları çalışmalarıyla Arapça'ya büyük hizmetlerde bulunmuşlar, ancak içlerinden birinin adı, bu çalışmalarından dolayı değil; çalışma sisteminden dolayı ibretle anıla gelmiştir

Ahfeş kelimesi aslında tropikal iklimlerde görülen bir tür göz hastalığının adıdır Güneşe ve ışığa aşırı duyarlılık sebebiyle ortaya çıkan bu hastalığa yakalananlar gözlerini kısarak bakmak zorunda kalırlar, bu da ciltlerinde bozulmalara sebep olurmuş Ahfeşlerin gözleri küçük olup geceleyin gündüzden, bulutlu havada da gün ışığından daha iyi görürlermiş Söz konusu dilci de bu illetten muztarip olduğundan Ahfeş lakabıyla tanınmış ve asırlar içerisinde artık adı yerine yalnızca lakabı kullanılmıştır

Ahfeş, yaşadığı muhit itibariyle dil konusunda verdiği dersleri dinlemeye istekli kimse bulamaz, sayıları birkaçı geçmeyen öğrencileri de sık sık derslere devamsızlık ederlermiş Böyle durumlarda Ahfeş hem öğretmenliğin hakkını vermek, hem devletten aldığı parayı hak etmek, hem de bilimsel araştırmalarını ilerletmek için öğrencisiz sınıfta dersini anlatmaya devam eder, kesinlikle vazifesini aksatmazmış Ancak sınıfta bir muhatap olursa ders takririnin daha zevkli geçeceğini düşünüp keçisinin boynuna bir ip geçirerek bir öğrenci gibi kendisiyle beraber derslere getirmeye başlamış Dersini anlatıyor, gerekii yerlerde "Anladın mıııı?" diyerek keçinin yularını çekiyormuş Keçi, yuları her çekildikçe mecburen başını öne eğiyor, Ahfeş de bunu tasdik manâsına alıp bir sonraki bahse geçiyormuş Ahfeş ile keçisi arasındaki bu hoca-öğrenci ilişkisi o kadar uzun sürmüş ki, sonunda keçi Ahfeş'in "Anladın mııı?" manâsına gelen hitabım duyar duymaz, ipinin çekilmesine gerek kalmadan şartlı refleks ile başını sallamaya başlamış

Ahfeş, yıllarca derslerine böyle devam etmiş ve dilin inceliklerini öğrenecek İnsan bulamayınca keçisine öğretmeyi bir görev şuuru saymışAma ne yazık ki keçisi asla konuşamamış

Şimdilerde Ahfeş'in keçileri yavaş yavaş hecelemeyi söktüler Ama ne yazık ki bu defa da öğrendikleri "Tabiî efendim, haklısınız üstadım, doğru söylüyorsun azizim, başüstüne müdürüm" kelimelerinden öte gidemedi

"Ahfeş'in keçisi gibi başını sallayan"ların bu babta gösterdikleri ilerleme ise şartlı refleks olmaktan çıkıp iradî refleks halini aldı Aldı almasına da bu defa bu hareketleri bizim literatürümüze bu zamanlar da "Salla başım, al maaşım!" şeklinde girdi
Logged

Rabbim! tut ki elimden,düşmeyeyim...
kördüğüm
υѕтα üує
***


bu samançöpünü kasırgada bırakma ya Rabb!

Puan: 95
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 519
Üye ID: 5019

Nerden:


« Yanıtla #6 : 07 Aralık 2010, 22:41:29 »

Aslına Hu Nesline Hu
 
Vakt ü zamanında bir hükümdar vezirine şöyle bir emir vermiş:
- Tebaamdan bana Hızır Aleyhisselam' ı bulup getirecek bir kul var mıdır? Araştırılsın!
O günden tezi yok memleketin dört yanına tellarlar çıkartılmış Ancak kimsenin bu işe cesaret ettiği yok!meğer devlet elinin erişemediği uzaklarda bir yerde pek yoksul bir ihtiyar yaşarmış Adamcık uzun uzun düşündükten sonra " eğer bazı şartlar öne sürerek bu işe talip olursam ahir-i ömrümde birkaç zaman olsun bolluk ve refah yüzü görürüm Hükümdarın tebaası olarak bizi arayıp sorduğu mu var? Hem ol ki talih yaver gider" Deyip sarayın yolunu tutmuşHükümdar, ihtiyara kırık gün süre tanıyıp her tür isteğinin yerine getirilmesini ferman buyurmuş İhtiyar o kırk günde ne kadar kendisi gibi fakir fukara varsa doyurmuş, yardım da bulunmuş Kırkıncı gün sarayın adamları kapıya dayanmışlar ve " buyur efendi, gidiyoruz!" demişler Zavallı ihtiyar sayılı günler çok çabuk geçtiğini bilerek emre rıza göstermiş Yolda yanlarına bir fakir derviş takılmış ve
- Ben de sizinle geleyim ve sarayı bir kez olsun göreyim demiş İhtiyar bunda da rica gösterip huzura varmışlar Hükümdar ihtiyara bakmış; o hükümdara bakmış Ortada ne HIZIR var, ne mazeret Adamcık durumu anlatacakken hükümdar ateş püskürür vaziyette en büyük vezirine sormuş:
- Efendi, söyle bu densize ne ceza verelim?
- Hünkarım, bu adamı kırk katırın kuyruğuna bağlayıp sürütelim
- Aslına huuu… Nesline huuu! Diye bir ses duyulmuş ihtiyarın yanına takılıp gelen fakir dervişten Sultan sesini çıkarmamış ve ortanca vezirine sormuş:
- Söyle bre bu herife ne yapalım
- Bu herifi keşkek edip leşini köpeklere yedirelim
- Aslına huuu… Nesline huuu! demiş yine fakir Padişah ona sert sert bakmış Sonra aynı suali küçük vezire sormuş
Cevap:
- Yüce sultanım Bu zavallı ihtiyar zaten ömrünün sonuna yaklaşmış Yoksulluk ve devletin ilgisizliği yüzünden bir yalana tevessül etmiş Kaldı ki aldığı her kuruşu fakir fukaraya dağıtmış Affetmek büyüklük alametidir Büyüklüğünüzü gösterip bağışlaıveriniz
- Aslına huuu… Nesline huuu! Demiş yine derviş Padişah öfkeyle sesin geldiği yana dönerek kükremiş:
- Bre sen kim olasın ve niçin hep aynı şeyi söyleyip durmaktasın? Padişah huzurunda edep böyle mi olur?
Derviş hükümdarı saygıyla selamlamış ve söze başlamış:
- Haşmetlü hünkarım! Senin büyük vezirinin babası katırcı idi, onu için ihtiyarı katırlara sürütmek istedi Ortanca vezirinin babası keşkek dükkanı işletirdi Etin artığını da köpeklere atardı O da babasının yaptığını uygun gördü bu ihtiyara Şu küçük vezirine gelince O asil bir vezir ailesinden gelmektedir ve vicdanı bu ihtiyara devlet himayesiyle mücazat etmesini gerektiriyor babasından da öyle görmüştür zira Hepsinin sözleri, asıllarını ve fiillerini göstermekte Ben de o sebepten " Aslına huuu; nesline huuu! diyorum
Padişahın merakı artmış Hayret içinde bu fakirin bütün bunları nereden bildiğini merak ederek sormuş:
- Peki, derviş sen kimsin?
- Ya sen bugün kimi bekliyordun hünkarım?
Sonra da önce küçük veziri ardından kendini işaret ederek
İşte vezir; işte Hızır!
Deyip ortadan kayboluvermiş
Logged

Rabbim! tut ki elimden,düşmeyeyim...
kördüğüm
υѕтα üує
***


bu samançöpünü kasırgada bırakma ya Rabb!

Puan: 95
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 519
Üye ID: 5019

Nerden:


« Yanıtla #7 : 07 Aralık 2010, 22:58:16 »

demoklesin kılıcı

M.Ö.IV. yy. da yaşamış olan Syrakusal tiranı Dionysios, basit bir aileden yetişmiş olmasına rağmen, cesareti ve kurnazlığı ile devrinin önemli hükümdarlarından biri oimayı başarmış. Kartaca ile yaptığı bîr çok savaştan sonra Syraku-zai, bölgedeki en güçlü devletlerden biri haline gelmişti. Demokrasiyi savunan ve zenginlere karşı halkı tutar görünen bu kurnaz devlet adamı, gaddarlığı ile tanınırdı.
Bu ünlü devfet adamının, Demokles adında bir nedîmi vardı. Efendisine durmadan krallığın nimetlerini sayarak onu usandıran bu adama Dianysios birgün
- Senin de bir süre krallığın mutluluğunu tatmanı istiyorum, diyerek tahtını ona bıraktı. Demokles tahta sevinerek oturdu. Gelgelim, tahtın tam üstünde, bir tek at kılına bağlı olarak asılı duran bir kılıç gördü. Her an basma düşecekmiş gibi duran kılıç, Demokles'in tahtta değil mutluluk, devamlı bir huzursuzluk ve endişe ile oturmasına neden oldu.
Dionysios'un güçlü bir kral olmasına rağmen, içinde bulunduğu tehlikeleri simgeleyen bu durum, Demokles'e krallığın, dıştan göründüğü gibi mutluluk ve refahtan ibaret olmadığını anlattı.
Bugün de, devamlı bir tehlikenin varlığını belirtmek için, "Demokles'in kılıcı" deyimi kullanılır.
Logged

Rabbim! tut ki elimden,düşmeyeyim...
kördüğüm
υѕтα üує
***


bu samançöpünü kasırgada bırakma ya Rabb!

Puan: 95
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 519
Üye ID: 5019

Nerden:


« Yanıtla #8 : 07 Aralık 2010, 22:59:53 »

diş bilemek

Bir hadis-i şerifte, "Eğer ümmetime ağır gelmeyeceğinden korkmasaydım, her namazda onlara misvak kullanmayı emrederdim," buyurulmuştur. Diş sağlığının ne derece önemli olduğunu her fırsatta ilân eden modern tıbba örnek olacak bu düsturu atalarımız, o derece titizlikle uygulamışlardır ki misvak, onların hayat prensiplerinden biri olmuş, en zor şartlarda dahi unutulmamış, ihmal edilmemiştir.



Rivayete göre, sabah vakti Müslüman orduların karargâh

larını uzaktan keşfe çıkan bir Haçlı müfrezesi, onların sabah alacasında dereye indiklerini, ellerindeki ağaç parçalarını dişlerine aşağı yukarı sürdüklerini, sonra su ile ellerini, yüzlerini, kollarını, ayaklarını yıkayıp gittiklerini görüp bunun ne olduğunu anlayamayınca bir nevi harbe hazırlık seremonisi yaptıklarına kendilerini inandırırlar. Gelip ordu içinde bunu dillendirdiklerinde, ortalık birbirine girer ve şu yolda cümleler yüksek sesle söylenmeye başlar:



— Müslümanlar, yine bilmediğimiz bir harp hilesi yapıyorlar anlaşılan. Hem bu sefer dişlerini de bileyerek bizi parçalamak niyetindeler. Başınızı kurtarın!



Zavallı Haçlı askerinin giysisi gibi kalbi de kararmış olmalı ki diş temizliği gibi bir medeniyet emaresini, kendi içinde bulunduğu vahşetle tevile kalkıyor ve zihninde mağlubiyeti kabul ediveriyor. Gerçekten de sabah namazından sonra atlarına binip düşman üzerine süren gaziler, karargâhı yerinde bulurlarsa da ordudan bir eser bulamazlar. Çadırlardan birinde yakaladıkları yaralı bir Haçlı askeri, tir tir titreyerek onlara şöyle der:



— Keşfe çıkan askerler, sizin diş bilediğinizi görmüşler. Bu haberi duyunca hiç kimse sizinle savaşmak istemedi ve benim gibi yaralıları da bırakıp çekildiler.
Logged

Rabbim! tut ki elimden,düşmeyeyim...
kördüğüm
υѕтα üує
***


bu samançöpünü kasırgada bırakma ya Rabb!

Puan: 95
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 519
Üye ID: 5019

Nerden:


« Yanıtla #9 : 07 Aralık 2010, 23:07:23 »

münasebetsiz mehmet efendi

Sultan II. Mahmut devrinde Mehmet Efendi isminde bir zat yaşarmış. Münasebetsizlikle şöhret bulmuş. Padişah bir gün onu dinleyip münasebetsizliğinin derecesini ölçmek istemiş. Efendiyi huzura getirmişler. Uzunca bir sohbet olmuş, ama adamda hiçbir münasebetsizlik yok. Nihayet sohbet sona erip Mehmet Efendi birkaç kese ihsan alarak oradan ayrılmış.

Aradan günler geçmiş. Sultan Murad Babıali’yi teftişten döndüğü bir sırada faytonuyla Cağaloğlu yokuşunu çıkmakta iken Mehmed Efendi arabacıya seslenmiş:

- Hünkara arzım vardır, bildiriniz.

Sultan Mahmud sesi tanıyıp " Galiba önemli bir maruzatı var" diyerek arabacısına bir lahza beklemesini söyler. Ne var ki yokuşun en dik olduğu noktada durmuşlardır ve atların orda zabtedilmeleri zordur; ayakları yokuş aşağı kaymaya başlar. Mehmed Efendi gayet sakin, sorar:

- Padişahım, acaba zurna çalmasını bilir misiniz?
- Hayır, bilmem, der.
- Bendeniz de bilmem efendim.
- Öyle mi? der padişah, sözün sonunu bekleyerek. Bu sırada fayton da geri geri kaymaya başlamıştır. Mehmed Efendi devam eder:
- Evet efendimiz! Bursa’da halamın damadının bir yaşlı teyzezadesi vardır?
- Eee!?
- O da zurna çalmasını bilmez Efendimiz.
- Ya!..
- Vallahi efendimiz, hatta..
Arabanın yokuş aşağı gideceğinden korkan Sultan Mahmud dayanamayıp adamlarına bağırır:
- Çekin şu Münasebetsiz Mehmed Efendi’yi yolumdan yoksa ya ben bayılacağım; yahut atlar!
 
Logged

Rabbim! tut ki elimden,düşmeyeyim...
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 281
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 12955
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #10 : 08 Aralık 2010, 10:01:42 »

çok hoş bir bölüm,molla cami ve çıkar ağzından baklayı,zevkle okudum,diğerlerinede ara ara devam edip okuyacağım inşaaALLAH...
ALLAHcc razı olsun kardeşim...sabah sabah yüzümüzü güldürdün....

selametle..
Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
*Cundullah*
üѕтα∂
*****



Puan: 83
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 8242
Üye ID: 138

Nerden:


« Yanıtla #11 : 08 Aralık 2010, 10:06:06 »

kördüğüm kardeşim rabbim razı olsun fayadalı bir çalışma olmuş inşALLAH fırsat buldukça hepsini okluyacağız
Logged


zalimler yakında nasıl bir inkılapla devrileceklerini görecekler
kördüğüm
υѕтα üує
***


bu samançöpünü kasırgada bırakma ya Rabb!

Puan: 95
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 519
Üye ID: 5019

Nerden:


« Yanıtla #12 : 08 Aralık 2010, 11:48:47 »

bende ara vereyim madem Smiley
Logged

Rabbim! tut ki elimden,düşmeyeyim...
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 281
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 12955
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #13 : 08 Aralık 2010, 12:05:22 »

siz vermeyin kardeşim,biz hazıra yavaş yavaş konarız,ama hazırdada olmasını isteriz,bir baktın hemen bitiriveririz... Smiley

selametle..
Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
Melâl
мσ∂єяαтöя
*


''O GÜN GELECEK BİLİYORUM!''

Puan: 208
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 3413
Üye ID: 4830

Nerden:


« Yanıtla #14 : 08 Aralık 2010, 12:19:58 »

Smiley Smiley
Çok güzel. ((+3)) Anlaşılan 20 konuyu tercih ettin kardeşim. Wink Paylaşım için teşekkür ederiz.
Emeğine yüreğine sağlık.
Logged

فَفِرُّو إِلَى اللَّهِ

''SONUNDA BİR ESPRİ YAPACAĞIZ
ZULÜM GÜLMEKTEN ÖLECEK''
kördüğüm
υѕтα üує
***


bu samançöpünü kasırgada bırakma ya Rabb!

Puan: 95
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 519
Üye ID: 5019

Nerden:


« Yanıtla #15 : 08 Aralık 2010, 12:21:15 »

baktım kaçış yok.boyun eğdik napalım Smiley
Logged

Rabbim! tut ki elimden,düşmeyeyim...
Melâl
мσ∂єяαтöя
*


''O GÜN GELECEK BİLİYORUM!''

Puan: 208
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 3413
Üye ID: 4830

Nerden:


« Yanıtla #16 : 08 Aralık 2010, 12:22:54 »

Eee ne demişler...
''Etme bulma dünyası'' Bende bu konuyu (ç)alıyorum haberin olsun. Wink
Logged

فَفِرُّو إِلَى اللَّهِ

''SONUNDA BİR ESPRİ YAPACAĞIZ
ZULÜM GÜLMEKTEN ÖLECEK''
kördüğüm
υѕтα üує
***


bu samançöpünü kasırgada bırakma ya Rabb!

Puan: 95
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 519
Üye ID: 5019

Nerden:


« Yanıtla #17 : 08 Aralık 2010, 12:52:27 »

20 konu getir öyle Smiley
Logged

Rabbim! tut ki elimden,düşmeyeyim...
Melâl
мσ∂єяαтöя
*


''O GÜN GELECEK BİLİYORUM!''

Puan: 208
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 3413
Üye ID: 4830

Nerden:


« Yanıtla #18 : 11 Aralık 2010, 02:47:44 »

Nereye? Smiley
Logged

فَفِرُّو إِلَى اللَّهِ

''SONUNDA BİR ESPRİ YAPACAĞIZ
ZULÜM GÜLMEKTEN ÖLECEK''
kördüğüm
υѕтα üує
***


bu samançöpünü kasırgada bırakma ya Rabb!

Puan: 95
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 519
Üye ID: 5019

Nerden:


« Yanıtla #19 : 11 Aralık 2010, 11:31:08 »

benim getirmemi istediğin yere  sal. Smiley
Logged

Rabbim! tut ki elimden,düşmeyeyim...
Sayfa: [1] 2  Hepsi   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: