Sayfa: 1 [2]  Hepsi   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türkiye islami Hareketin Dünü ve Bugünü  (Okunma Sayısı 3223 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 156
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 5654
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #20 : 27 Nisan 2010, 07:23:30 »

ALLAH u teala ecrinizi kat kat versin inşALLAH can abim.daha önce dediğim gibi çok hayırlı bir işe kalkışmışsınız. ayrım yapmadan, tarafgirliğe kaçmadan , vahdeti maçlayan ve kucaklayıcı bir islam anlayışı ile bu işi yapmak gerçekten ciddi bir ihlas ister.Rabbim o ihlası korusun, arttırsın ve daim kılsın .


ve inşALLAH hazırlamakta olduğunuz bu eser tarafsızlıktan uzak, objektif olacağı için ümmetin büyük bir kısmının başvuru kaynağı olacaktır.


Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 281
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 12955
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #21 : 27 Nisan 2010, 10:35:33 »

takibçisiyim değerli abem haberin olsun.......şimdilik bir yorumda bulunmak istemiyorum,bu önemli ve ağır bir mesuliyeti rerektiren ince ve hassas bir konudur,objektif,ön yargısız  kınamalardan korkmadan hakkı ve doğruları dile getirmek zor bir iştir,bunu başaracağınıza inanıyorum...Rabbim yüreğinize ve kaleminize kuvvet bahşetsin...
selametle...
Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
Ebu Muaz
üѕтα∂
*****


Puan: 82
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2838
Üye ID: 1112

Nerden:


« Yanıtla #22 : 27 Nisan 2010, 12:33:04 »

hımm ALLAH cc razı olsun abim... açıkcası merakımın sebebi şu idi aynı cümleleri virgülüne kadar bir sminerde dinlemiştim. o yüzden acaba  konu ile ilgili, müstakil bir eser mi var acaba, diye meraklandım.
Logged

"Ey islam davetçileri: Ölüm tutkunu olunuz ki size hayat bağışlansın... Okuduğunuz kitaplar, devam ettiğiniz nafileler sakın sizi aldatmasın !"                                             ŞEHİD ABDULLAH AZZAM

http://www.yurtfm.net/pencere/player.php
http://www.hikmetfm.net/pencere/player.php
Melâl
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*


''O GÜN GELECEK BİLİYORUM!''

Puan: 208
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 3413
Üye ID: 4830

Nerden:


« Yanıtla #23 : 27 Nisan 2010, 17:01:44 »

melal kardeşim,ne diyeceğimi bilemiyorum,o kadar içten ve güzel bir şekilde dile getirmişsinizki...

Teşekkür ederim abem.Lakin bizde herşey söylem olarak yaşanmış!..Sizde eylem!..
Bu konunun özellikle Güneydoğu bölümünü büyük bir merak ve heyecanla beklemedeyim inşALLAH.

Logged

فَفِرُّو إِلَى اللَّهِ

''SONUNDA BİR ESPRİ YAPACAĞIZ
ZULÜM GÜLMEKTEN ÖLECEK''
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 281
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 12955
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #24 : 27 Nisan 2010, 17:25:45 »

Teşekkür ederim abem.Lakin bizde herşey söylem olarak yaşanmış!..Sizde eylem!..
.


 Lips Sealed
hey gidi o günler hey.............................
Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
MERYEMDUAA
σиυя üуєѕι
****


insan bir katre kan ve bin endişedir.

Puan: 34
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1727
Üye ID: 1850

Nerden:


« Yanıtla #25 : 27 Nisan 2010, 17:45:39 »

çok çetrefilli bir konu.
ben de elimden geldiğince takip edeceğim inşaallah.
ALLAH razı olsun.
selametle.
Logged

İman ,ALLAH'la olan sözleşmedir. islam teslimiyettir. kalu bela Karakter andıdır.ve amel sözleşmenin gereğidir.
EBU ÖMER
σиυя üуєѕι
****


Puan: 64
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1213
Üye ID: 3387

Nerden:


WWW
« Yanıtla #26 : 27 Nisan 2010, 19:38:25 »

ALLAH razı olsun canlar.İnşALLAH daha sıhhatli ve eliayağı düzgün bir yazı olur.Ümmeti zedelemeden,itidal üzere olur.Gerçekçi ve hakkaniyet üzere bir yazı olmassa o zaman işte sıkıntı olur bizden yana.çünkü bizler ümmetiz kardeşlerim.vahdete ihtiyaç olan bir dönemde zedelemekten Rabbe sıgınırız.
Logged

Hayat bir mücadeleden ibarettir.***Siz mücadelenin ateşini yakarsınız ama nerde biteceği belli olmaz
!!!
ebu ömer
EBU ÖMER
σиυя üуєѕι
****


Puan: 64
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1213
Üye ID: 3387

Nerden:


WWW
« Yanıtla #27 : 02 Temmuz 2010, 15:41:20 »

UZUN BİR ARADAN SONRA KALDIĞIMIZ YERDEN DEVAM EDİYORUZ KARDEŞLERİM.


Hizbullah


Millî Türk Talebe Birliği ve Akıncılar Derneği içinde faaliyet gösteren kimi  gruplar, 1980 yılı ortalarında Diyarbakır'da Vahdet Kitabevi'nde bir araya geldiler.

Türkiye'nin iç savaştan  henüz kurtulduğu 1980'li yıllar. Sol örgütlerin büyük darbe yediği dönem. Derneklerin, partilerin kapatıldığı bu dönemin şaşkınlığını atan ve genellikle Millî Türk Talebe Birliği (MTTB) ve 600 kadar şubesi bulunan Akıncılar Derneği içinde faaliyet gösteren kimi islami gruplar, 1980 yılı ortalarında Diyarbakır'da Vahdet Kitabevi'nde bir araya geldiler. ''Fikrî Toplantılar'' ın yapıldığı bu kitabevindeki tartışmalar, 12 Eylül ihtilâliyle önemli sarsıntılar geçiren grupların yeniden toparlanması için bir başlangıç oldu. Toplantıya Fidan Güngör, Hüseyin Velioğlu, Mansur Güzelsoy, Abdullah Yiğit (Mehmet Ali Bilici), Ubeydullah Dalar katıldı.

Toplantıya katılanlardan bazıları dikkat çekmektedir. Örneğin Fidan Güngör. İleriki tarihlerde Hizbullah ''Menzil Grubu"nun Siyasî Lideri olarak ortaya çıkacak olan Güngör, Diyarbakır Hazro doğumlu. 1978'e kadar MTTB'de faaliyet gösterdi. 1974'te memur olarak çalıştığı TRT'den 12 Eylül ihtilâliyle birlikte ayrıldı. MTTB'den ayrılmasının ardından İslâmcı mücadeleye ağırlık verdi.

Diğer kişi ise Mansur Güzelsoy. Daha sonraları Menzil'in Dinî Lideri olarak ortaya çıkacaktır. İleriki yıllarda Hizbullah'ın ilim kanadının lideri olan Hüseyin Velioğlu da MTTB kökenli.

İkinci toplantı 1981'de Batman'daki Cem Kitabevi'nde düzenlendi. Batmanlı Ekrem Baytap 'ın sahibi olduğu kitabevindeki toplantıyla aynı yıllarda üçüncü toplantı ise İstanbul Kasımpaşa'da gerçekleştirildi. Akıncılar Derneği'nden 8 kişilik bir grup ''kitap okumak ve fikir tartışması'' için bir araya geldiler. Bu üç toplantıda da fikrî tartışmalardan çıkan sonuç şöyle özetlenmektedir:

''Laik cumhuriyetin yıkılması ve yerine İran'dakine benzer bir İslâmi devletin kurulması zorunluluğu...''

Hizbullah bu kitabevleri çevresinde, Özellikle Güneydoğu'daki imam-hatip liselerindeki potansiyelini de değerlendirerek bir yapılanma içerisine girdi. (1)Dipnot('2)

Yukarıda gerekçeli kararlara yansıyan Abdulvahap Ekinci ve Vahdet Kitapeviyle ilgili iddialar, bizzat Abdulvahap Ekinci tarafından da yalanlanmıştır. Abdulvahap Ekinci adlı şahıs, 20.05.2009 tarihinde "Newsweek Türkiye" adlı dergiye verdiği demeçte; "Kesinlikle Hizbullah'ın kurucularından olmadığını, İlim Kitapevinin kendisinin 1986'larda açtığı kitapevinden çok önceleri açılmış olduğunu, İlim ya da başka kitapevlerinin Vahdet Kitapevinden doğmadığını. Vahdet Kitapevinin ilim Kitapevinden sonra açıldığını, bunu öğrenmenin zor olmadığını, Maliye'nin kayıtlarına bakmanın yeterli olacağını, yaş itibariyle Hüseyin Velioğlu'nun kendisinden büyük olduğunu, istihbarat birimlerinin bu yanlış tespitlerde bulunarak görevlerini layıkıyla yapmamış olduğunu" ifade etmiştir.(3)


Hizbullahi hareketin kurucusu ve ilk rehberi Hüseyin Velioğlu’nun ifadesiyle: “ rejimin örgütlü gücüne karşı Müslümanların da örgütlü mücadele etmesi ve güç olması gerekir” gerçeği, bilinçli Müslümanlar arasında kabul görmüş, Ortadoğu’daki İslami hareketler ve İran İslam inkılâbının gerçekleşmesi de Müslümanları daha çok cesaretlendirmiş ve Hizbullah cemaati kurulmuştur.(4)

Cemaat camii-mescid, okul,evlerde ve bütün alanlarda davet çalışması yaparak gençlerde özellikle kabul gördü.
 
 Özellikle doğu illeri,ilçeler ve beldelerde halkatn ciddi şekilde revaç bularak adeta pkk ve devlet karşısında güç kazanmaya başladı.Bu sürece kadar eline silah almayan hizbullah hareketi 90 lı yılların başında şehidlerini veriyordu. 
Nusaybinli olup D. Ü. Eğitim fakültesi matematik bölümü öğrencisi olan Muhammed Ata Zengin, böylesi bir dönemde öncü mücahitlerden olmuş, dava için verimli görev ve hizmetlerde bulunmuştur. Yine böylesi bir görev akabinde Kemalist rejim güçleriyle girdiği çatışmada 3 Aralık 1991 de şehid olarak rabbine kavuşmuştur.
Muhammed Ata şehid olduğunda on dokuz yaşında üniversite öğrencisi bir gençtir.Muhammed Ata Hizbullahi hareketin ilk askerlerinden ve sıcak mücadele alanındaki ilk şehitlerindendir.


Devam edeceğiz inşALLAH.





Dipnot:
1-   TBMM hizbullah raporu
2-Yukarda saydıklarımız devletin ve istihbaratın kendi araştımaları olup aslını yansıtmamaktadır.Buraya
neden adlığımıza gelince dışarıdan gelen okuyucuların resmi söylemlerle hareket etmemeleridir..
3-6 NOLU AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA / CEMAL TUTAR
4-DÜNÜ VE BUGÜNÜYLE 17 OCAK SÜRECİ/Abdullah Hocaoğlu
5-ŞEHİD MUHAMMED ATA ZENGİN’İN EYLEM VE MİSYONU / ABDULLAH HOCAOĞLU
Logged

Hayat bir mücadeleden ibarettir.***Siz mücadelenin ateşini yakarsınız ama nerde biteceği belli olmaz
!!!
ebu ömer
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 281
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 12955
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #28 : 10 Temmuz 2010, 12:32:40 »

Değerli kardeşlerim,bildiğiniz gibi ebu ömer abe forumlarla arasına bir mesafe bırakmıştır ama  çalışmalarına ara vermemiştir,hazırladığı çalışmalarını bize göndererek kaldığı  yerden devam etmesini istemiştir ki bizde bu güzel ve faydalı çalışmaların devamından yanayız,bu vesileyle bize gönderdikçe bizde buraya aktarıp paylaşacağız...yahya abbas müsavi..



Hizbullah hareketi M. Zeki Ata’nın şahadetinden sonra mecburi olarak çatışma alanına girmek zorunda kalmıştır. O dönemde çalışma alanı o kadar daraltılmış ki camiiler ve meclisler Pkk tarafından sürekli tacize uğruyor, cemaat istemese de zoraki zemin kendi çatışma ortamını doğuruyordu.

 Hareket 1990 lı yıllarda Diyarbakır ve Batman olmak üzere doğu illerinde ve şehir merkezlerinde hâkimiyeti ele geçirerek Pkk ‘nın bile tahmin edemediği bir güce ulaşıyordu. O dönemde Pkk’ nın çıkardığı gazeteler Hizbullah tarafından şehir merkezine sokulmuyor ve dağıtım yapılan yerlerde yasaklanıyordu. . Fikir, sistem, metod, amaç ve hedefler bakımından baktığımızda; PKK: Marksist bir örgüt olup, sosyalist sistemi benimseyen, silah ve şiddete başvurarak etnik milliyetçiliği ön plana çıkaran ve bu yolla bağımsız Kürdistan hedefini gerçekleştireceğini vaad etmekte idi.


PKK, 26 Haziran 1992 tarihinde Silvan’ın Susa (Yolaç) köyünde İslam ve Kuran hizmeti veren muvahhid Müslümanları hedef seçti. T.C askerlerinin kıyafetlerini giyerek Susa köyüne saldırdılar. Cuma akşamı camide yatsı namazını müteakip siyer dersi yapan Müslümanları cami avlusunda toplayarak onları yayılım ateşine tuttular. Saldırı sonunda on Müslüman şehid olmuş ve dördü de yaralanmıştı. T.C askerleri kılığında on Müslümanı cami içerisinde şehid etmişti. M.Hüseyin Çetinkaya (32), M.Said Fidancı (30), kardeşleri Meki (21), Medeni (19), M. Zeki (15), Hc. Ahmet Kantar (40) ve oğlu14 yaşındaki M. Emin, Ali Uslu (28), Adnan Kantar (19) ve Molla A.Haluk Oğuz (21) bu katliamda şehid olan Müslümanlardı.
İleriki yıllarda Hizbullah; susa kabristanı olarak bilinen bu beldeye sürekli ziyaretler düzenleyerek gençleri dava bilinci ve eylemsel bütünlüğünü idrak etmeye çağırıyorlardı.
 
PKK ve Hizbullah arasında ki savaşın tüm Doğu illerine yayılması T.C nin işine geliyor ve olayları körüklüyordu. O dönemde Gazeteciler Süleyman Demirel’e Hizbullah sorulduğunda ‘’ O bölgedeki iyi niyetli insanların kurduğu harekettir’’ diyerek orda ki Müslümanları adeta devlet yanlısı göstererek töhmet altına bırakmaktadır. Bu hareketi incelemek için oranın zemini ve çatışmaya götüren sebepleri iyi tahlil etmeliyiz.

 Hizbullah’ın camii, medrese, okullar ve tüm doğu halklar nezdinde taban bulması sokaklara ve tüm kamu alanlarına yansıyordu. Batıda bir kız okula örtüsünden dolayı gidemezken, Doğuda çok rahat istediği gibi gidebiliyordu. Cemaatin varlığı ciddi bir etkendi.
 Cemaat gençleri kendilerini kitap okuyarak geliştirirken şehidler kervanı ve mizgina İslam serisi tüm Türkiyeli Müslümanların gönlünde taht kuruyordu. Müslümanlar adeta yeni bir hamas gözüyle bakmaya başlamışlardı. Doğu’daki bu hareket batı illerine ve metropollerdeki kürt kökenli kardeşler arasında ciddi rağbet gördü. Nedendir bilinmez ama hareketin alanı maalesef Türk kökenli Müslümanlar tarafından pek kanıksanmadı.

 Hizbullah hareketi önceleri birlikte çalıştığı Fidan Güngör öncülüğündeki menzil grubuyla zamanla ters düşerek aralarında derin ayrılıklar meydana geldi. Her iki taraf birbirine ağır ithamlarda bulunarak olaylar çatışma zeminine çekilmiştir. Ümmetin evlatları adeta yeni bir cemel ve sıffin savaşı yaşıyordu. Her iki taraf ciddi kayıplar veriyor ve menzil grubunun lider kadrosu maalesef faili meçhule doğru gidiyordu. Fidan Güngör ve ubeydullah Dalar hocanın öldürülmesi kafaları oldukça karıştırmıştır. İlim grubu; TC, PKK ve menzil arasında kalmış 3 tarafla adeta savaşır olmuştu. 400 civarında Müslüman bu çatışmalarda şehid düşmüş ve binlerce aile hapis ve tedriç edilerek zor şartlar altında bırakılmıştır.
 İlim ve Menzil grubu arasında süren çatışmanın durdurulması ve bu soruna bir çözüm yolu bulunması amacıyla İstanbul’dan bir grup Müslüman Batman’a gelmiş, Cemaat mensuplarına misafir olmuştu. Bu Müslümanlar, çok samimi ve iyi niyetli bir şekilde kardeş kavgasının son bulmasını istiyorlar ve hastanedeki yaralıları ziyaret ediyorlardı. Maalesef buda sonuç vermemişti.  Menzil grubu tamamen saf dışı kalarak bu kavgada yenilgiye uğrayan taraf olmuştu.
İmam-ı azam’ın bir sözünü hatırlatarak konuya devam edelim. Cemel ve Sıffin savaşıyla ilgili’’ Onlar kılıçlarlarını kanlara boyadılar. Bizlerde dillerimizi kana boyamayalım.’’ Rabbim her şeyi en iyi bilendir muhakkak.

97 ve 2000 li yıllara gelene kadar her ne kadar zayiat verse de hareket oldukça genişlemiş ve bu genişlemenin akabinde tedbirler, istihbarata karşı; karşı istihbarat, ve üyelerin varlığı tespitine doğru gidilmiştir. Şehir, kasaba ve köylerdeki tüm gönüllüler kendi içerisinde tutulmuş ve hareketin genel nüfusu bir anlamda belli edilmiştir.
Cemaat Liderinin İstanbul’a yerleşmesiyle burada Cemaat faaliyetlerinin yoğunluk kazanması, tam bu esnada Şehid İzzettin Yıldırım ve bazı insanların kaybolması ve sorgulanırken ortaya atılan kasetler iyice kafaları karıştırarak bir kez daha harekete gözler çevrilmek zorunda kalmıştır. Cemaat tutanaklarında ve mahkeme ifadelerinde kesinlikle bu olayı tasvip etmediklerini, kendileri izzettin hocanın ifadesini alırken polislerin içeri girmesiyle kaçmak zorunda kaldıklarını ifade etmektedirler. ( Rabbimize bırakalım. O her şeyi en iyi bilendir.)
Tüm bunlardan Cemaatin sorumlu tutulması, Beykoz’daki eve de tam o dönemde yerleşilmesi, bugünlere denk gelen polisin Anadolu yakasındaki yoğun faaliyetleri ve ev araştırmaları yapması gibi birçok olay ve sebep bir araya gelince, beklenilmeyen bir zamanda böyle bir hadisenin tevafukken meydana gelmesine sebebiyet verdi. Böylece, her ne kadar bu olay tevafukken meydana gelmişse ve TC’nin kesin bilgilere dayalı planlı bir operasyonu değilse dahi, Cemaatın büyük zararlar görmesiyle neticelendi. Binlerce Müslüman tutuklanıp cezaevine gönderildi.
.


 Cemaatin geçirdiği evrelere dönecek olursak; PKK’nın Cemaatle yaşadığı çatışma neticesinde uğradığı prestij kaybı ve içine düştüğü kötü durumdan bağımsız düşünülemez.
Netice itibariyle çatışmalardan yorgun düşen ve önemli oranda güç kaybeden PKK, Apo’nun yakalanması ile telafisi zor bir darbe yedi ve kötü bir sürece girdi. Hizbullah da 17 Ocak 2000 tarihinde, liderinin şehadeti, binlerce elemanının yakalanması ve önemli oranda arşiv, silah ve mal varlığının ele geçmesiyle ağır bir darbe aldı. Doğuda yıllarca devam eden savaş nedeniyle askeri, ekonomik, siyasi ve toplumsal büyük bir bunalım ve kriz içerisinde çırpınan Türkiye Cunhuriyeti ise, birçok evladını kurban vererek, resmi rakamlarla 150-200 milyar dolar, gayri resmi rakamlarla 400-500 milyar dolar para harcayarak ciddi bir krize girmiş, toparlanması oldukça güç olmuştur.


Her ne olursa olsun, takdiri ilahi bu şekilde tecelli etti. Bu ümmet için Rabbimizin bir imtihanı olup, bundan ders ve tecrübe almamız gerekir. Kadir-i mutlak olan ALLAH’a sığınıp tevekkül ederek ve İslami davamıza olan bağlılığımızı daha da güçlendirerek mücadelemize ve yolumuza devam edeceğiz. En gizli sırlar dahil, her şeyin hakikatini en iyi bilen ve gören ALLAH-u Teala’dır.

Selam ve dua ile kardeşlerim.



Not: 90 lı yıllardaki İslami hareketleri inceledikten sonra tekrar Hizbullah ve mustazaf-der’ den devam edeceğiz  inşALLAH.



EBU ÖMER..

 
« Son Düzenleme: 10 Temmuz 2010, 12:48:25 Gönderen: Yahya Abbas Müsavi » Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
Emrullah CAN
ѕιтє уöиєтι¢ιѕ
*


…Bismî Hû…

Puan: 220
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 8182
Üye ID: 4

Nerden:


« Yanıtla #29 : 10 Temmuz 2010, 14:54:15 »

ALLAH sizden ve Ebu ömer abiden razı olsun inşALLAH...

Devamı bekliyoruz..
Logged

Şimdi bahar çağırıyor seni, kalbini al eve dön..
Şimdi hayat çağırıyor seni, candan geç cânan’a dön..
Şimdi Rabbin çağırıyor seni, kabından çık Kâbe’ne dön...
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 281
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 12955
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #30 : 12 Temmuz 2010, 12:13:19 »

90 ‘lı Yıllar. İstanbul ve Anadolu hareketleri.

12 Eylül'le birlikte baslayan basörtüsü zulmü, gerek basörtülü ögrencilerin sayisal azligindan, gerekse yasagin lokal kalmasindan dolayi çok ciddi bir tepki dogurmadi. 1987 yilina gelindiginde, basörtüsü yasagina karsi özellikie üniversite merkezli yogun tepkiler konuldu. Bu tepki ve eylemlilikler 12 Eylül sonrasi süreçte yeni bir adimi olusturdu ve uzun bir aradan sonra Müslüman gençler tekrar meydanlara indiler. Ortaya koyulan tepkiler karsisinda YÖK 23 Mayis 1987 tarihinde basörtüsü yasagini kademeli olarak kaldiracagini ilan etti.
1987 yilinda basörtüsü yasaklarina karsi, üniversite gençligi merkezinde ortaya konulan tavirlarla baslayan süreç, üniversite içlerinde temsil edilen siyasi düsüncenin, kitleye açik biçimde ifade edilmesi seklinde sürdürülmeye devam etmistir. Bu baglamda üniversitelerde Islam'in teblig edilmesi, Islam cografyalarindaki gelismelerin tevhidi bakis açisiyla yorumlanmasi ve bu yorumlarin afiş, bildiri ve forumlar düzenlenerek kitleye tasinmasi seklinde devam etmistir.
Müslüman gençligin etkin bir biçimde propaganda yapmasi ve kitlesellesmesi ile birlikte ne yaziktir ki, üniversite koridorlarinin ve duvarlarinin sahibi olduklarini, bu nedenle de buralarda Müslümanlara (onlarin deyisiyle gericilere) faaliyet yaptirmayacaklarini ilan eden sol fraksiyonlarin saldirilarina maruz kalinmistir.
Bu saldirilar kimi zaman Müslüman gençligin kutsal degerlerine yönelik propagandalar seklinde olurken, kimi zaman da fiziki saldirilar seklinde kendini göstermistir. Üniversite bünyesinde süregelen bu saldirilar özellikle 90-92 yillari arasinda en üst noktasina ulasmis ve fakat birçok üniversitede Müslüman gençligin hem düsünsel olarak hem de fiziksel güç olarak üstünlükleriyle son bulmustur.
Müslüman gençligin kararli tavirlari karsisinda yilginliga düsen sol düsünceye sahip ögrenciler, Müslüman gençligin faaliyetlerine istemeyerek de olsa seyirci kalmislardir. 90-92 yillari arasinda cereyan eden kavga sürecinde sol görüslü ögrencilerin kavga ahlakina riayet etmedikleri ve çogu yerde molotof kokteyli dahi kullanarak Müslüman ögrencileri yakmaya kadar vardiklarina sahit olunmustur.Özellike Marmara hukukta Hz. Aişe hakkında yazılıp hakaret edici resimlerin asılması Müslüman Gençliğin tamamen tepkisini çekmiş ve tüm üniversitelerde kavgaya sebeb vermiştir. Bu çatışmalarda Müslüman Gençlik galip çıkar ve İslami hareket tamamen üniversitelere hakim olur. Solun kalesi olan Yıldız üniversitesi o güne kadar hiç rastlamadığı bir olaya şahid olur. Üniversite binasını boydan aşağı yumruklarını sıkan dev bir kelimei tevhid pankartı ile süslenir. Artık sol tamamen seyirci konumunda kalmaktadır.
Müslüman gençlik üniversitelerde yalnizca sol görüslü ögrencilerin saldirilarina maruz kalmamistir. Anadolu Üniversiteleri pratiginde yogun olarak, Istanbul Üniversiteleri pratiginde de nadiren ülkücü gençligin de saldirilarina maruz kalmistir.
Üniversitede birçok kesimin yaptigi saldirilara karsi, Müslüman gençligin gösterdigi soguk kanli ve basiretli tavirlari olaylarin daha ciddi boyutlara tirmanmasini engellemistir.
Üniversitede yoğun biçimde kavgaların devam ettiği bu dönem ayni zamanda, üniversiteli Müslüman gençlerin sevk ve idare ettiği, dünya Müslümanlarının yasadıkları pratik sorunların gündeme getirildiği meydan eylemleriyle de farklı bir boyut kazanmıştır.
Özellikle Filistin İntifada hareketini destekleme ve İsrail’i lanetleme eylemleri, dönemin ABD Başkanı George Bush'un Türkiye'ye gelişini Beyazıt meydanında onbinlerce Müslüman Gençliğin protesto etmesi ve bu protestoda birçok kişinin yaralanmasına sebep verilmiştir. Körfez Savasının lanetlenmesi, Azerbaycan, Bosna ve Cezayir basta olmak üzere İslam coğrafyalarında yaşanan kıyım ve baskıları protesto eylemlilikleri artan bir kalabalık ve coşkuyla gerçekleştirilmiştir.
90 sonrası üniversite gençliğinin yoğun biçimde mezun vermeye başladığı bu dönemle birlikte, üniversite sonrası yaşam alanlarında üniversite dönemlerinde edindikleri birikimleriyle birlikte var olabilen bir nesil kendini göstermiş ve İslami hareket üniversite sınırlarını asan bir görünüm arz etmeye başlamıştır.
12 Eylül'den sonra gerçekleştirilen ilk genel seçimlerde (1983) başbakanlık koltuğuna oturan Turgut Özal geliştirdiği ve güttüğü politikalarla sistem muhalifi düşüncelerin sisteme entegre olmasında, Müslüman bireylerin dünyevileşmesinde azımsanmayacak derecede bir başarıya ulaşmıştır.
İslam’ı ve Müslümanları dünyevileştirme, geleneksel İslam’ın revaç bulma ve muhafazakârlaşması süreci olarak adlandırabileceğimiz bu dönemde yaşanılan zihinsel ve pratik savrulmalar 92'lerden itibaren kendini somut biçimde göstermeye başlamıştır. ,
 Refah Partisinin milliyetçi cephelerle kurduğu ittifak 1991 seçimlerinde kendisini göstermiş ve İstanbul Sultanahmet Meydanı o gün tarihi gününü yaşamıştı. Yaklaşık 500 bine yakın insan Aksaray’dan, Unkapanı, Eminönü’ne kadar tüm alanı doldurmuş Kahrolsun Amerika sloganları ortalığı inletiyordu. Muhafazakârlar körfez savaşına karşı tepkilerini dile getiriyorlardı.
Müslüman Gençlik üniversite mezunlarını verdiğinde Anadolu illerine dönen gençler bulunduğu bölgelerde temsiliyet hakkını kullanarak mahalli çalışmalarında bulunuyor. Çevresini bilinçlendiriyordu.
12 Eylül 1980 darbesinde yurt dışına özellikle Afganistan, Pakistan ve İran’a gidenler orda kendilerini yetiştiriyor ve Türkiye’ye dönüş yapıyorlardı. Hicret ve sürgünler yerini yeni gençlere bırakıyordu. Afganistan’da eğitim görüp Türkiye’ye gelen Müslümanlar sonraki kuşağı cihada teşvik ediyorlardı. Müslümanlar artık silahlarla tanışıyor ve devrime giden yolda silahında gerekli olduğuna inanlar oluyordu. Afgan cihadı dünya Müslümanlarının adeta karargâhı durumunda olup eğitim mektebi haline geliyordu. Afgan Cihadından dönen Abdulhamid Turgut ve arkadaşları Malatya çıkışlı bir hareketle İstanbul’da faaliyetlerini göstermekteydi.
İrfan Çağrıcı ve arkadaşları İslami Hareket adıyla bilinen bir örgüt kurarlar.   ("İslami Hareket Süreci" başlıklı Londra kaynaklı bir bildiri var. Oradan esinlenerek bu isim veriliyor )   
  7 Mart 1990 günü Hürriyet Gazetesi Yazarı Çetin Emeç ile şoförü Sinan Ercan, üç kişi tarafından çapraz ateşe tutularak öldürülmesi, yazar Turan Dursun, İranlı rejim muhalifi Ali Akbar Gorbani cinayetleri İslami hareketin üzerine atılır.İslami hareket yöneticisi olan İrfan Çağrıcı ve 4 arkadaşı idam cezasına çarptırıldı. Yaklaşık 7 yıl süren dava sonunda kararı açıklayan mahkeme heyeti, Ekrem Baytap, Tamer Aslan, Mehmet Ali Şeker, Cengiz Sarıkaya hakkında verdikleri idam cezasını müebbet hapse çevirirken Çağrıcı'nın işlediği suçlardan pişmanlık duyduğunu gösterir tutum ve davranış göstermediğini belirterek cezasında indirim yapmadı.
İstanbul 3 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen duruşmaya  tutuklu sanıklar Ziver Kartal, Adil Ateş, Mehmet Okatan, Tamer Aslan, Cengiz Sarıkaya ve Mehmet Ali Şeker katıldı. İrfan Çağrıcı'nın mahkemeye gönderdiği bir dilekçeyi okudu.
Duruşmalar için uzun yoldan geldiklerini kaydeden Çağrıcı, dilekçesinde kelepçeleri çözülmeden tuvalete alınmak istediklerini bu nedenle savunma yapmalarının mümkün olmadığını belirtti. Çağrıcı dilekçesinde şu sözlere yer verdi: ‘‘Sizin mahkemenizde ise, eğer bana sürgün verirseniz bu hicretimdir, eğer bana hapis verirseniz bu halvetimdir, eğer beni öldürürseniz bu da şahadetim olacaktır ki iftiharımdır.’’
Sanıklardan Ekrem Baytap, Tamer Aslan, Mehmet Ali Şeker, Cengiz Sarıkaya TCK.146/1 maddesi gereği idam cezazına çarptırıldı. Sanıkların iyi halleri göz önüne alınarak cezaları TCK.59/1 maddesi gereği ömür boyu hapse çevrildi. İrfan Çağrıcı'nın kardeşi Rıdvan Çağrıcı, Tamer Aslan'ın eşi Gül Aslan ile Ziver Kartal, Mehmet Okatan, Hüsnü Yazgan, Mehmet Kaya, Kudbettin Gök, Mehmet Zeki Yıldırım, İhsan Deniz ve Mehmet Zeki Deniz örgüte üye olmak suçundan TCK.168/2 maddesi gereği 12,5'ar yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Halen tutuksuz olan Hüsnü Yazgan, Mehmet Kaya, Kudbettin Gök, İhsan ve Mehmet Zeki Deniz, Mehmet Zeki Yıldırım, Gül Aslan'ın infazları başlayıncaya kadar yurtdışına çıkışlarının yasaklanmasına karar verildi.
Abdülkerim Yağmur ve Mehmet Salih Yıldız ise örgüt yardım ve yataklık etmek suçundan TCK.169 maddesi gereği 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı.
İslami Hareket adıyla bilinen bu grubun yaşadıkları hadiseler Müslümanları ciddi şekilde üzmüş ve kamuoyu tarafından Müslüman Gençler sıkıntıya düşürülmek istenmiştir.

Çalışmalarımız devam edecektir kardeşlerim. İnşALLAH bu çalışmalar bir hayra vesile olur ve arşiv niteliği taşır. Yanlışlar bizden doğrular Rahman’dandır.
Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
*Cundullah*
üѕтα∂
*****



Puan: 83
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 8242
Üye ID: 138

Nerden:


« Yanıtla #31 : 12 Temmuz 2010, 14:00:00 »

ebu ömer  abim rabbim razı olsun çok değerli bir  konu hazırlamışsın
Logged


zalimler yakında nasıl bir inkılapla devrileceklerini görecekler
Ebu Muaz
üѕтα∂
*****


Puan: 82
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2838
Üye ID: 1112

Nerden:


« Yanıtla #32 : 12 Temmuz 2010, 15:57:53 »

yahya abim ALLAH cc razı olsun inş.
Logged

"Ey islam davetçileri: Ölüm tutkunu olunuz ki size hayat bağışlansın... Okuduğunuz kitaplar, devam ettiğiniz nafileler sakın sizi aldatmasın !"                                             ŞEHİD ABDULLAH AZZAM

http://www.yurtfm.net/pencere/player.php
http://www.hikmetfm.net/pencere/player.php
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 281
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 12955
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #33 : 12 Temmuz 2010, 19:20:45 »

cümlemizden değerli dostum...
Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
EBU ÖMER
σиυя üуєѕι
****


Puan: 64
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1213
Üye ID: 3387

Nerden:


WWW
« Yanıtla #34 : 23 Ocak 2011, 16:46:03 »

Kıymetli dostlarım inşALLAH bu konuyu hazırlamaya devam ediyoruz...90 lı yıllar refah partisi, eylemler, doğu ve batıdaki gelişmeler...28 şubat sürecine kadarki tüm hareketler ve müslüman gençlik hareketine değineceğiz inşALLAH.
Logged

Hayat bir mücadeleden ibarettir.***Siz mücadelenin ateşini yakarsınız ama nerde biteceği belli olmaz
!!!
ebu ömer
EBU ÖMER
σиυя üуєѕι
****


Puan: 64
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1213
Üye ID: 3387

Nerden:


WWW
« Yanıtla #35 : 15 Haziran 2011, 13:28:12 »


Türkiye İslami hareketleri İstanbul merkezli çalışıyor, Anadolu illeri bu rüzgârın etkisiyle/ üniversite mezunlarının katkılarıyla çalışmalarını sürdürüyordu.


 Müslüman Genç dergisi ve onun etrafında kenetlenen grup ise öncelikle rahmet yayınları daha sonraları şehid Bahaddin Yıldız’ın tavsiyesi üzerine Özgün Yayıncılığını kuruyordu. Gençlerini sahada motive etmek için geceler ve programlar tertip ediyor, içeride sesi ve yüreğinin dilini konuşturan gençlerden koro oluşturarak Grup Genç kuruluyordu. Grup Genç Yiğitleri ve sevdalı gönülleri dillendirerek İslami camiada ciddi beğeni topluyordu. 1993 Cafer ağa da düzenledikleri şahadet gecesi programı ve onu takip eden 12000 kişilik Abdi ipekçi gecesiyle Müslüman Gençlik Türkiye hareketleri içerisinde belirgin bir nüfuza sahip oluyordu.


Yıldız teknik ve Marmara hukuk’ta solcuların kadın haftası bahanesiyle hz.aişe’yi ve efendimizi hicv eden posterleri asmasıyla, Müslüman Gençlik hareketi olaya müdahil olmuş, ciddi gerginlikler ve kavgalar yaşanmıştı. Müslüman Gençlik bu kavgadan daha güçlü çıkarak İstanbul üniversitelerinde en etkili güç olmuştur. Müslüman Gençlik hareketi ilerleyen yıllarda mezunlarını vererek Türkiye geneline yayılan ve taban bulan bir çalışma olarak toplumda yer edinmiştir. İllerde etkin çalışmalarla toplumun teveccühünü kazanmış ve toplumun sosyal dokusuna değinerek halkın İslamileşmesini öncelemiştir. 


Üniversite çıkışlı hareketler % 80 üniversite mezunu ve bu mezunların çoğu birçok resmi kurum ve meslek dallarında başarı elde etmiş, çeşitli sektörde başarı elde etmişlerdir.


Tevhid dergisi;  Nurettin Şirin’in genel yayın yönetmenliği yaptığı dergi ve çevresidir. İran Devrimi ve İmam Humeyni’nin etkisi bu grubun rengini belirlemiş, hareketin ritüellerinde belirginlik kazanmıştır. Eylem ve direnişi güncelde tutarak gençlerini motive eden bu çalışma daha sonraları Haftalık Selam Gazetesi ile devam etmiştir. 90’lı yılların ortalarında Refah partisi belediyeleri aldığında bu grup oy vermiş ve kendi içinde sıkıntı yaşayarak dağılmaya doğru gitmiştir.

Devam edeceğiz inşALLAH.

NOT: Güneydoğu hareketini ayrı ele aldığımızdan burda zikretmedik.
Logged

Hayat bir mücadeleden ibarettir.***Siz mücadelenin ateşini yakarsınız ama nerde biteceği belli olmaz
!!!
ebu ömer
EBU ÖMER
σиυя üуєѕι
****


Puan: 64
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1213
Üye ID: 3387

Nerden:


WWW
« Yanıtla #36 : 30 Mart 2012, 10:07:20 »

Bu yazı dizimiz bazı panelcilerin dikkatini çekmiş ve sunumlarında kaynak olarak istifade etmişler. şu internet ne işler görüyormuşda haberimiz yok...inşALLAH çalışmaya devam edeceğiz...Şu tembelliği bırakırsak çok iyi olacak.
Logged

Hayat bir mücadeleden ibarettir.***Siz mücadelenin ateşini yakarsınız ama nerde biteceği belli olmaz
!!!
ebu ömer
Sayfa: 1 [2]  Hepsi   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: