EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« : 18 Ocak 2011, 19:49:26 » |
|
 |
|
 |
 |
Kuşkusuz; insanlık tarihini gözden geçiren bir araştırmacı ilgisini çeken temel bir fenomenle karşılaşacaktır. Bu fenomen gelişmişlik ve çökmüşlükleri/ düzeysizlikleri, başka bir deyişle kalkınmışlığı ve inişe geçişleri bakımından toplumların birbirinden farklılık arzettiği olgusudur.
Tarihi metinler, gerçekte şu yeryüzünde yaşamış tüm beşeri toplumların yaşamlarının sicilidir bir anlamda. Bu toplumlar arasında bir karşılaştırma yapıldığında, gerek türü ve seviyesi gerek hadaret modelleri, gerekse gelişmişlikleri ve çöküşleri bağlamında aralarında apaçık bir farklılaşmanın olduğunu görmek mümkündür. Dahası biz, söz konusu metinlere; toplumların kalkınması ve gelişmişlik düzeyini yakalaması adına, düşünürlerin, filozofların ve hatta siyasilerin -teorik ve pratik anlamda- ortaya koyduğu çabalarla dopdolu olduğu için eğiliriz. Onların bir kısmı bu yüksek ideallerini gerçekleştirmede başarılı olmuş, bir kısmı ise başarılı olamamıştır.
Günümüzde bu gerçek hâlâ farklı düşünce akımlarının üyesi veya farklı bakış açılarına sahip birçok araştırmacı, düşünür ve siyasiyi meşgul etmektedir ve etmeye de devam edecektir. Nitekim o geçmişteki insan, günümüzde ve gelecekteki insandır.
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #1 : 18 Ocak 2011, 19:52:22 » |
|
 |
|
 |
 |
İşte biz de Müslümanlar olarak bu temel fenomenin dışında değiliz. Tarihimizin start aldığı günden beri (İslâm serüveninin başlaması ile) düzeyli bir yaşamı hedeflemiş ve İslâm temelinde düzeyli bir yaşamın ikamesi için aksiyon göstermişizdir. Peygamber (sav) döneminden bu yana geçmişlerimiz, söz konusu ideali gerçekleştirmede başarılı olmuşlardır. Zaten Yüce ALLAH (cc) özellikle onlara bu sorumluluğu yüklemiş ve ALLAH, Rasulü (sav)’e inen vahiy ile o yüce ideale varacak yolunu çizmiştir.
“Sizden iman edip yararlı işler yapanlara ALLAH şöyle vaadde bulundu: Yemin olsun ki onlardan evvel gelenleri nasıl (kâfirlerin) yerine getirdiyse, onları da (kâfirlerin arazisine) getirecek ve onlara kendileri için seçtikleri dinlerini (İslâm’ı) kuvvetle uygulama imkanı verecek. Onları korkularının ardından bemehal huzura kavuşturacak. Bana hiçbir şeyi ortak koşmayarak ibadet edecekler. Kim de bundan sonra nankörlük ederse, artık onlar fasıkların ta kendileridir.” *
Ancak bugün, toplumumuzun hiç de iyimserlikle bakılamayacak bir hakikati, çöküşü yaşamakta olduğu hiç bir akıl sahibinin tartışamayacağı su götürmez bir gerçektir. Bu durumda toplumu kalkındıracak yolu/modeli yeniden araştırmak kaçınılmaz bir sorumluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Buradaki çaba/araştırma herhangi bir kalkınma modeline yönelik olmayacaktır elbette. Aksine tek doğru kalkınmanın modelini sunan -yeniden- İslâmi kalkınmanın araştırılması olacaktır.
İslâm'ın, Müslümanlar için, İslâmi bir toplum oluşturmaları noktasındaki yolunu, yordamını çizdiği bilinen bir gerçektir. Diğer bir deyişle İslâm, Müslümanların toplumlarını kalkındırmaları bağlamında -gerekli olan- metodu belirlemiştir. Ancak bir gerçek olarak önümüzde duran toplumun vakıasını iyiden iyiye bilmeden söz konusu modelin anlaşılması ve uygulanabilirliği mümkün değildir. Çünkü bir proplemin çözümünde İslâm'ın takip ettiği metodoloji şu şekildedir:
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #2 : 18 Ocak 2011, 20:48:00 » |
|
 |
|
 |
 |
Birincisi: Çözümü istenen proplemin özü üzerinde yoğunlaşılabilmesi için söz konusu olayın/vakıanın iyiden iyiye incelenmesi, analizinin yapılıp anlaşılması.
İkincisi: Konu (söz konusu vakıa ve sorun) ile ilgili şer'i metinlere dönülüp onların iyiden iyiye anlaşılması. Burada da amaç, söz konusu konu ile ilgili ALLAH'ın hükmünün bilinmesi olacaktır. Bu da söz konusu çözümler ve yaklaşımlar noktasında ALLAH Rasulü (sav)’e indirilen vahyin referans olarak alınması ile gerçekleşecektir.
Üçüncüsü: Ortaya atılmış sorunun çözümü için söz konusu vakıaya/proplemin üzerine şer'i çözümlerin uygulanmasıdır.
Bu bağlamda öncelikli olarak toplumun somut bir obje olarak ne olduğunun anlaşılması gerekmektedir.
Kuşkusuz bir çok insan, topluma yüzeysel bir bakışla bakmakta ve toplumu insan bireylerinin bileşimi olarak tanımlayarak gerçeğine uymayan yanlış bir toplum tanımlaması getirmektedir. Tabii ki bu tanıma bağlı olarak da toplumun ıslahı veya kalkınmasının ne olduğu noktasında bir tasavvur beliriyor. Diyorlar ki “Bireyi ıslah et, toplum düzelir.” İşte gelin şimdi bu tanımı sorgulayalım: Öyle ya, bir tanımın doğru olabilmesi için "efradını cami ağyarını mâni" (bu tanım içine girenlerin tümünü kapsayıcı, dışındakilere de uyarlanamayan) bir tanım olması gerekiyor. İşte eğer bu tanımlama tüm (tekilleri olan) toplumlara uyarlanabiliyorsa câmi, toplum dışındaki somut vakıalara uyarlanamıyorsa mâni olacaktır.
Yukarıda geçen toplum tanımlamasını toplum gerçeği üzerine uyguladığımızda bu tanımın, câmi olduğu, ancak mâni olmadığı ile karşılaşacağız. Her toplumun oluşumunda, bireylerin önemli bir unsur olması bakımından bu tanım câmidir. Fakat mâni değildir. Çünkü bu yönü ile toplumun dışında bir takım gerçekleri de ifade ediyor. Nitekim salt topluluğu/birlikteliği oluşturan bireylerin, toplumu oluşturacakları söylenemez. Buna örnek verecek olursak:
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #12 : 21 Ocak 2011, 16:04:31 » |
|
 |
|
 |
 |
Benzer bir biçim olarak, yaygın olan anlayış ile, yöneticilerin, toplumun duygu ve düşünceleri ile çatışan, uyuşmayan sistemleri uygulamaları -nitekim günümüz İslâm dünyası aynen bu gerçeği yansıtmaktadır- ile bir bölünmenin yaşandığı toplumlar, yönetilen ve yönetenler arasında düşmanlığın sürekli alevlendiği ve bunalımların, (sosyal patlamaların) tıkanıklığın yaşandığı toplumlar olacaktır. Bu tip toplumlar gelişmişliğe ve kalkınmaya en uzak toplumlardır.
Dahası, toplumların ilerlemeleri, duygu, düşünce ve sistemlerin yüceliği ve ulviliği ile olacak, bunların düzeysiz ve tutarsızlığı ise çöküşünü hazırlayacaktır. Söz konusu duygu, düşünce ve sistemlerin yüceliği/tutarlılığı ancak belirli bir düşünce temeline (fikri kaideye) dayandırılması ile mümkündür. Bu temel düşünce (paradigma) insana; evren, hayat ve insan hakkında kapsamlı bir düşünce sunabilen aklî akide olmalıdır. İşte bu durumda tüm düşüncelerin referansı ve tüm sistemlerine kaynaklık eden ideoloji olmaya layık bir dünya görüşü olur.
devamı var |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #14 : 21 Ocak 2011, 21:13:57 » |
|
 |
|
 |
 |
Geride yazdıklarımızın ışığı altında günümüz İslâm dünyasına/Müslüman toplum gerçeğine bir göz attığımızda onun, çökmüş bir toplum nitelemesini doğruladığını görüyoruz. Her ne kadar İslâmi düşünceye sahip ise de, taşıdığı düşüncesinin büyük bir bölümünün İslâmi olmadığı, bir çoğunun özellikle Batı hadaretine ait düşünceler olduğu karşımıza çıkmaktadır. Dinin hayattan ayrılması, genel özgürlükler, demokrasi v.b.
Duygular düzeyinde ise, ümmet, bir çok İslâmi duyguyu korumasına rağmen, toplumda hâlâ ulus devlet anlayışı, milliyetçilik, vatanperestik, kabilecilik v.b. düzeysiz duygular yerini terketmemiştir.
Sistemler bağlamında, İslâm dünyasında uygulanır durumda olan sistemlerin şuradan buradan toplama beşeri kanunlar, küfür sistemleri olduğunda kuşku yoktur.
İşte böylelikle Müslümanların yaşamış olduğu toplumlar, düşünce, duygu ve sistemler düzleminde, İslâmi olanlarla İslâmi olmayan unsurların meczolunduğu toplumlar gerçeğini yansıtmaktadır. İşte Müslüman halkları da kalkınma ve gelişmişlikten uzak tutan, bu çökmüş (bir o kadar da hantal) toplum yapısını hazırlayan şey onlarda niteliksizlik ve kimliksizlik oluşturmuştur.
Aynı şekilde bu topluma, -sayısal çoğunluğunu Müslümanların oluşturmasına rağmen- İslâmi toplum tanımlanması uygun düşmemektedir. Kısacası -günümüz İslâm dünyası- Müslüman halklar olmasına rağmen, İslâm toplumu değildir.
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|