Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Tağuti Düzenler Islama Karşı Sadece Silahlamı Savaşır Düşündünüzmü ?  (Okunma Sayısı 271 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
hamza01
υѕтα üує
***


TAGUTU RED ALLAHA İMAN

Puan: 14
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 403
Üye ID: 12253

Nerden:


« : 27 Kasım 2011, 19:24:55 »

Size savaş açanlarla ALLAH yolunda savaşın ve aşırı gitmeyin! Muhakkak ki ALLAH aşırı gidenleri sevmez.(Bakara.190 )-

Savaş açmak; sadece bilfiil silahlarla savaş açmak demek değildir. Müslümanlara eziyet vermek, insanların İslam dinine girmelerine engel olmak ve şeytana uymalarını teşvik etmek de müslümanlara savaş açmak demektir.

Bütün tağuti sistemlerde, yani ALLAH'ın şeriatinin hakim olmadığı tüm sistemlerde, yukarıda sayılan savaş açma şekilleri muhakkak vuku bulmaktadır. Bu sistemler, Mekke müşriklerinin Rasulullah'a yaptığı gibi, ya bilfiil İslam'a savaş açarlar ya vatandaşlarının gerçek müslüman olmalarına engel olurlar ya gerçek İslam'a girenlere işkence ve eziyet ederler ya da müslümanları dinlerinden döndürmek için çeşitli faaliyetler yaparlar.

Zamanımızdaki tağutlar da böyle yapmaktadır. Günümüz tağutları meyhaneler, genel evler açarak, kadınları açık gezdirerek, televizyon ve sinamalarda ahlaksız filimler göstererek, müslümanları ve müslüman olmak isteyenleri şeytanın yoluna sevk ederek İslam'a savaş açmışlardır. Onların bu çalışmalarındaki gaye, insanları ALLAH'ın hükümlerine tabi olmaktan alıkoymaktır.

İşte bütün bu sistemlere karşı cihad vardır. Zaten İslam'da cihadın gayesi; bu tür baskıları ortadan kaldırarak ve insanların kendi iradeleriyle İslam'ı seçip seçmemede serbest bırakmaktır. Yoksa insanlara zorla İslam'ı kabul ettirmek değildir. Cihad, İslam'ın insanlara ulaşmasını engelleyen bütün engelleri ortadan kaldırmak için farz kılınmıştır.

İslam'a karşı en büyük engel, ALLAH'ın hükümleriyle hükmetmeyen tağuti sistemlerdir. Çünkü taguti sistemler, kendi varlıklarının yok olup, yerine ALLAH'ın kanunlarının hakim olduğu İslam devletinin kurulmasına asla izin vermezler.

Bu sebeple, tağuti sistemler varoldukça İslam'a karşı savaş açılmış demektir. Tağuti sistemleri yok etmek ve din yalnız ALLAH'ın oluncaya kadar savaşmak farzdır. İşte ayetin manası budur. Bu manaya göre bu ayet, mensuh değil muhkemdir.
Logged



"İslâm'ın yöntemi ve hukukuyla (yasaları ve diğer öğeleri ile) egemen olduğu yerin dışında "dar-ul İslâm" yoktur.

"İman"dan sonra ancak "küfür" vardır.

"İslâm"ın dışında kalan her şey "cahiliye"dir.
"Hakkın" ötesinde ancak "sapıklık / dalâlet." vardır."
Seyyid Kutub
hamza01
υѕтα üує
***


TAGUTU RED ALLAHA İMAN

Puan: 14
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 403
Üye ID: 12253

Nerden:


« Yanıtla #1 : 22 Ocak 2012, 13:42:34 »

Logged



"İslâm'ın yöntemi ve hukukuyla (yasaları ve diğer öğeleri ile) egemen olduğu yerin dışında "dar-ul İslâm" yoktur.

"İman"dan sonra ancak "küfür" vardır.

"İslâm"ın dışında kalan her şey "cahiliye"dir.
"Hakkın" ötesinde ancak "sapıklık / dalâlet." vardır."
Seyyid Kutub
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2331
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #2 : 22 Ocak 2012, 17:04:50 »

asla değil askeri saldırı sadece bir saldırı çeşididir
hadaratsel saldırı
fikri
siyasi
iktisadi
imf arap birliği gibi kuruluşlarla
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2331
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #3 : 22 Ocak 2012, 17:06:52 »

Askerî Çatısma
Simdi hadâratlar arasındaki çatısma türlerinden bir digeri
olan askerî çatısmaya geçiyoruz. Bu, Müslümanlar nezdinde
Cihâd olarak isimlendirilir ve genis bir konudur. Burada bizim
için önemli olan; bilhassa :slâmî Hadârat açısından askerî
çatısmanın kaçınılmazlıgını kanıtlamak, bazılarının talep
cihâdını nefyetme girisimi, sonra :slâm’ın hosgörü ve barıs
dîni oldugunu söyleyenlere reddiye, sonra da :slâm’ın terör
dîni olup olmadıgıdır.
Evvelâ Kâfir Hadârat tâbilerinin Müslümanlara yaptıkları
ile baslayalım. Zîra bu, delâlet bakımından sözlerden daha
beligdir, çünkü somut ve hissedilirdir. Günlerden bir gün
olsun kendisiyle hiç savasmadıgımız Avustralya, Dogu
Timor’u isgâl etmistir. Çin, Orta Asya’nın güneyinde bütün bir
vilâyeti, (Sincan’ı); Rusya da, Kafkasya, Kırım, Kazan ve diger
birçok :slâmî vilâyeti; Hindistan ise, Delhi, Kesmir ve Kuzey
Hint Yarımadası’nın tamamını isgâl etmistir. Amerika da,
bütün Körfez üzerinde egemenlik kurmus, Körfez’den Orta
Asya’daki Özbekistan’a kadar siyâsî ve askerî nüfûzunu
yaymıs, Sînâ’ Yarımadası’na yerlesmis ve Türkiye’deki
:ncirlik’te büyük bir üs edinmistir. Yine Afrika’da :ngiltere ile
Fransa, Amerikan nüfuzuna karsı çatısmaya baslamıstır.
Nitekim :ngilizlerin; Asya’da ve Afrika’da sömürgecilik
bakiyeleri, Körfez’de ve Cebel-i Târık’ta da askerî varlıkları
vardır. Kezâ Fransa’nın da halkı Müslüman birçok Afrika
ülkesinde nüfûzu vardır. Yine Sırplar, Hırvatlar, Yunanlar,
Romenler, Bulgarlar da :slâmî toprakları isgâl etmektedirler.
Yine :spanya; Endülüs ile Sebte ve Melile’yi isgâl etmektedir.
:talya, muzafferlerin beldesi Sicilya’yı isgâl etmektedir. Ve tüm
Akdeniz adaları isgâl altındadır ve hepsi de :slâmî
topraklardır. Yine Filipinler, isgâl altındaki :slâmî
topraklardandır. Burma [Birmanya/Myanmar] da öyledir. Nihâyet, es-
Sâm beldesinin sugurlarından bir parça olan Filistin, yahudi
varlıgının isgâli altındadır. Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve
Sellem] söyle buyururken ne kadar da dogru söylemistir:
« 0!< 8 Yc 830 (0!<  *< ? 3+
 
  :\
+< = ,<5< H&
4 +< (3<0  3<8< c=  ( "= 1 '
 

 !  
   0 9 *   < H
      . E<J
 8< .EG 8 *8
    < UE
8< 2?\
  *"= O = +< n2?\
 
= +< -        =    \
+< = ,<5< H-      8 
3+ /5
   5<2
 ,   < 8 *
 &      8 A ! 0
      -
  8<  *!R    SR  » “Yiyicilerin (oburların) tabakları üzerine
üsüsmeleri gibi ümmetlerin (diger milletlerin) sizin üzerinize
üsüsmeleri yakındır.” Birisi dedi ki: “Yâ Rasûl ALLAH! Bu, bizim o
zaman (sayıca) az olmamızdan mıdır?” Dedi ki: “Bilakis siz o
zaman çok olursunuz, velâkin selin köpügü gibi bir köpük
(agırlıgında) olursunuz. ALLAH mutlaka düsmanlarınızın
gögüslerinden sizin heybetinizi çıkaracak ve sizin kalplerinize
de Vehn atacaktır.” Birisi dedi ki: “Yâ Rasûl ALLAH, Vehn de
nedir?” Dedi ki: “Dünyayı sevmek ve ölümü kerih görmektir.”
[Ebu Dâvûd, Sevbân’dan rivâyet etti.]
Bu elîm vâkıa, Kâfir Hadârat tâbilerinin Müslümanlara
karsı çatısmalarının ispatı için yeterli olmakla birlikte, bu
düsünceyi onlardan yani Küfür Hadâratının lehtarlarından
bazı politikacıların ve düsünürlerin sözleri ile vurgulamaya bir
mâni yoktur:
- Nixon, “Savassız Zafer” kitabında söyle demektedir: “Hakikî
azamet, çatısmadan kaçınmakla gelmez. Bilakis ilkelerimiz,
çıkarlarımız ve dostlarımız ugrunda savasarak hengâme içerisinde
olmamızla gelir... Dünyanın nasıl sürüp gidecegine iliskin
vehimlerimizden kurtulmalıyız. Amerikalılar, çatısmanın dogal
olmadıgına, her milletin halklarının temelde benzer olduguna,
farklılıkların yanlıs anlamalardan dolayı olduguna, kalıcı ve
kapsamlı barısın ulasılabilir bir gâye olduguna inanma
egilimindedirler. Ancak tarih, bu görüsleri reddeder. Çünkü temel
yönlerden, siyâsî geleneklerle, tarihsel tecrübelerle ve ideolojik
motivasyon ile her millet ötekinden farklıdır. Bunlar, normal
olarak çatısmalar doguran yönlerdir. Çelisen çıkarlar ve
birbirimizi anladıgımız gerçegi, çekismelere ve nihayetinde
savaslara götürür... Lâkin kapsamlı barıs, yani çatısmasız bir
dünyanın varolabilirligi sırf bir kuruntudur. Böyle bir barıs, ne
var olmustur, ne de var olacaktır.” Yine Nixon, “Uygun Fırsat”
kitabında ise söyle demektedir: “Kaybı, Birlesik Devletler’in
güvenligini tehdit ettigi zaman çıkar hayatî olur. Bunun için Batı
Avrupa’nın, Japonya’nın, Kanada’nın, Meksika’nın ve Körfez
devletlerinin süregelen bagımsızlıgı, ülkemizin güvenligi için
hayatî bir meseledir. Kezâ az gelismis ülkelerin nükleer silahlar
elde etmemesinde de hayatî çıkarımız vardır. Birlesik Devletler’in,
çıkarlarına yönelik tehdidi önlemek için silahlı güç kullanmaktan
baska hiçbir seçenegi yoktur... 7srail ve Güney Kore gibi tehdit
edilen demokratik hükümetleri korumak üzere, gerekirse, askerî
güç kullanmaya hazırlıklıyız.”
- 23.01.1980’de Amerikan eski baskanı Jimmy Carter,
Amerikan Kongresi’ne hitâben bir “Birligin Durumu”
[Amerika Birlesik Devletleri’nin durumunu anlatan bir tür ulusa seslenis] konusması
yaptı ve orada söyle dedi: “…Bununla birlikte pozisyonumuz
gâyet açıktır. Körfez bölgesine egemenlik için herhangi bir dıs
güçten gelecek herhangi bir tesebbüs, Birlesik Devletler’in hayatî
çıkarlarına yönelik bir saldırı olarak degerlendirilecektir. Böylesi
bir saldırı, -askerî dâhil- gerekli her üslup kullanılarak
püskürtülecektir.”
- 01.11.1990’da Amerikan Dısisleri eski bakanı Henry
Kissenger, (“:srail” basınından) Yediot Ahronot
Gazetesi’nde, “Çok Yakında, Ey Amerika, Caydırıcı Gücünü
Yitireceksin” baslıklı bir makale yayınladı ve orada söyle
dedi: “Askerî seçenek, süphesiz, acı vericidir ve zordur. 7slâmî
ülkelerde gösterileri tetikleyebilir ve yeni terörizm dalgalarının
kıvılcımını atesleyebilir. Çatısmanın genislemesine de yol açabilir.
Fakat Amerikan zâfiyetinin emâreleri, bölgedeki ılımlı
hükümetlerin çökmesine, tansiyonun artmasına ve tüm bu
rejimlerin sonunun gelmesine yol açacak olursa, bu tehlikeler,

ileriki zamanlardaki daha zor bir çatısmanın tehlikelerine mâruz
kalınması ile karsılastırılmalıdır.”
- 18.09.2001’de Fransız Le Figaro Gazetesi’nin, su anda
Stratejik ve Devletlerarası Çalısmalar Merkezi’nde [CSIS]
çalısan, Nixon’ın danısmanı ve Amerikan Savunma eski
bakanı James Schlesinger ile yaptıgı röportaj, online yayın
yapan Amerikatan Gazetesi’nde yayınlandı. Orada söyle
diyordu: “Bu sebekelerin kökünü kazımak, uzun seneler
gerektirir. Çünkü onlar, tutumlarına olan siddetli inançlarından
kaynaklanan güçlü bir kararlılık sahibidirler.”
- el-Cezîra kanalındaki “Asrın :lk Savasları” programında,
program sunucusu Washington Post’tan, Henry
Kissenger’ın “:ntikâm, Yeterli Karsılık Degil” baslıklı
makâlesinden su alıntıyı yaptı: “Bu tehdidi üreten rejime karsı
bir saldırı sonucu meydana gelecekler ile yüzlesmek elzemdir.”
- NATO eski Genel Sekreteri Claus, ittifakın [NATO’nun],
düsmanlıgından dolayı hedef olarak eski Sovyetler Birligi
yerine :slâm’ı koydugunu resmen îlan etti. BBCOnline.net
Baskan Bush’un 17.09.2001’de söyle dedigini bildirdi: “Bu
Haçlı Savası, teröre karsı bu savas, uzun vâdeli olacaktır.”
- Samuel Huntington, Amerikan Foreign Affairs
Dergisi’ndeki makâlesinde söyle diyordu: “7slâm ile Batı
arasında asırlardır süregelen askerî cephelesmenin zayıflaması çok
zayıf bir ihtimâldir. Bilakis fenalasması ve siddetlenmesi daha
muhtemeldir.”
- Simon Peres, “Yeni Ortadogu” isimli kitabında söyle
demektedir: “…Biz kararlı bir halkız ve diasporada yasayan elli
nesilden sonra, elli nesillik baskı, iskence ve imhadan sonra,
yeryüzünde bizi bu topraklardan vazgeçmeye kolaylıkla iknâ
edebilecek hiçbir güç yok. Bu dünyada, bagımsızlıgımızı
yeniledigimiz, güvenligimizi garantiledigimiz, saygı ve onur ile
yasadıgımız yegâne yerden asla kımıldamayacagız.”
- Steve Dunleavy, 11 Eylül Salı hâdisesinden sonra New York
Post Gazetesi’nde söyle yazıyordu: “Öldürün o p.çleri!
Suikastçılar yetistirin, kiralık katillerle sözlesmeler yapın!
Kelleleri avlamak için milyonlarca dolar ayırın! Getirin onları
buraya, ölü veya diri! Tercihen ölü! Bu solucanları barındıran
sehirleri bombalayın! Basketbol sahalarındaki bombalar gibi...”
« Son Düzenleme: 22 Ocak 2012, 17:08:58 Gönderen: EBU CENDEL AMEDİ » Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2331
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #4 : 22 Ocak 2012, 17:10:26 »

Siyâsî Çatısma
Kapitalist Batı Hadâratı ile Müslümanlar arasındaki siyâsî
çatısmaya gelince; asagıdaki hususlarda tecelli eder:
1. 1924 yılında Hilâfet Devleti’ni yıktılar.
2. Filistin’de bir yahudi devleti kurdular, onu ve nev’i sahsına
münhasır askerî üstünlügünü koruma altına aldılar.
3. Müslümanların bütünlüklerini parçaladılar. Altmıs küsur
varlıga dönüsünceye kadar bagımsızlık adı altında bu
parçalanmıslıgı körüklediler. Halen de bölme-parçalama
üzerindeki çalısmalarını sürdürmektedirler. Süphesiz akıl
sahipleri için bu yıkıcı parçalanmıslıgın tehlikesinin gizlisisaklısı
yoktur. Yazıktır ki Müslümanlar, hadâratlarına ve
mefhumlarına agır bir darbe vurdugu halde, bu bagımsızlık
fikrinin pesinden sürüklenmekte ve ugrunda savasım
vermektedirler. Onlar parçalanmıslık ve bölünmüslük
içerisinde sürüp gittikleri halde ALLAH onlara,
parçalanmaksızın tek bir bütün olmalarını emretmektedir.
Oysa gece-gündüz Allahu Te’alâ’nın <# ^4
>
%X3   

  
<0
+<I< “ALLAH’ın ipine hep birlikte sımsıkı sarılın ve sakın
ayrılıga düsmeyin.” [Âl-i :mrân 103] kavlini okumaktadırlar.
Buradaki {4^ 
 > } “hep birlikte” kelimesi, ALLAH’ın ipine
sımsıkı sarılanların hâlidir ve “cemaat” (birliktelik)
mânâsındadır. Üstelik SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in su
kavlinden dolayı cemaatin ta kendisidir: « V> 8" 8 
B3+5 80> `I " 80 `' " ! ! > (30 » “-siniz
(yönetiminiz) tek bir adam üzerinde birlesmis iken, her kim
gelir de âsânızı parçalamak yahut cemaatinizi tefrikaya
düsürmek isterse, onu öldürün!” Burada tek bir adam
üzerinde birlesmek ile cemaat olmak aynı mânâdadır.
4. Kendilerinde oldugu gibi otoriteyi seklî olarak üçe bölmekle
[kuvvetler ayrılıgı ilkesi] birlikte Cumhuriyet ve Krallık gibi siyâsî
rejimlerini :slâmî bölgelerde seklî olarak uygulamak.
5. :slâm Devleti olan Râsidî Hilâfet Devleti’ni kurmak için
çalısan ciddi degisim hareketlerine karsı koymak. Nitekim
onları bazen asırılar, bazen fundamentalistler diye
adlandırırlar. Bu karsı koyusları çogunlukla usakları
yoluyla olur, nadiren de dogrudan olur: “Beyaz Saray’da
Ortadogu islerinden sorumlu yetkili Martin Indyck, Amerika’nın
Dogu’da yüz yüze geldigi meydan okumanın, dost ülkelerin
asırılıgı zapt etmelerine yardım ettigi üzerinde durdu.” [el-Arabî
Dergisi, Sayı 514] Onlar bunu zapt edemeseler de, “ılımlı-ilerici
dostları” sayesinde keskinlikle ve kindarca bastırırlar.
Böyleleri hakkında Nixon, “Uygun Fırsat” kitabında söyle
demektedir: “7slâmî ülkelerdeki politikacıların çogunun 7slâm ile
iliskisi; idealler, gelenekler ve normlar iliskisinin ötesine geçmez…
7lericiler: kayda deger aktivitesi bulunan bir gruptur…
Müslümanları, siyâsî ve iktisâdî alanlarda uygar dünyaya
baglamaya ugrasır. Bu grup, esnekligi ile ayırt edilir ve Batı’yı
“Kâfir” olarak tanımlamaz, aksine “Ehl-i Kitap” olarak tanımlar.
7lericilik ile yönetilen bazı ülkeler demokratiktir, Türkiye ve
Pakistan gibi… Müslüman dünyadaki ilericilere yardım etmek
zorundayız… Amerikan politikasının anahtarı, yalnızca ilerici
Müslümanlar ile olan stratejik isbirliginde temsil edilir. Madem
ki amaçlarımızda ilericiler ile iliski kuruyoruz, o halde bu
isbirligimiz tüm ekonomik ve stratejik alanları kapsamalıdır…
Amerika ve partner devletler arasındaki iliskinin vesâyet düzeyine
erismemesi elzemdir ve ilerici devletlerdeki liderlere, bizimle
halkları arasındaki muhâbirlermisçesine muamele yapmamalıyız.
Aksine onlara, esit partnerler muamelesi yapmalıyız. Zîra onları
gömmenin en çabuk yolu, onlara Batılı propagandanın agızlıkları
muamelesi yapmaktır… 7slâmî dünyadaki dostlarımızın, kendi
ülkelerinde politik zorluklara yol açan bazı hareketlerimizi
reddetmelerini ara sıra kabul etmeliyiz.” Dolayısıyla Ümmet,
“bu ılımlı-ilerici dostları” gâyet net bir biçimde tanımalıdır.
Zaten Irak, Mısır, Türkiye, Özbekistan, Cezayir, Suriye,
Libya ve Tunus yöneticilerinin bu Ümmet’in muhlis
evlatlarına neler yaptıklarını hatırlatmaya lüzum yoktur.
6. Zayıf devletlerin, bu cümleden :slâmî Âlem’de kurulu
devletlerin islerine müdâhalesine mesruiyet olusturmak için
Birlesmis Milletler ile Güvenlik Konseyi’ni kurmak.
Nitekim Amerika, bazı büyük devletlerin geçimsizliginden
ötürü Güvenlik Konseyi üzerinden müdâhale edemedigi
takdirde, Güvenlik Konseyi’ni de, Birlesmis Milletler’i de
bypass ederek münferit sekilde hareket eder. Aynen
terörizme karsı Haçlı saldırısı baslattıgı simdiki durumunda
oldugu gibi, ki böylece diledigi yere çöreklenebilip diledigi
yeri vurabilmektedir. Nixon, “Uygun Fırsat” kitabında bu
politika hakkında söyle demektedir: “Birlesik Devletler’in
çıkarları zarara mâruz kaldıgı zaman, mümkün olan her zamanda
Birlesmis Milletler ile koordinasyon içinde hareket edecektir.
Ancak, bu mümkün degilse, ondan yardım almaksızın, tek basına
hareket edecektir.” Yine Masasusets Üniversitesi’nde
[Massachusetts Institute of Technology] siyasal bilimler profesörü olan
Claud Bower, MEI Dergisi’ndeki makâlesinde söyle
demektedir: “Açıktır ki uluslararası hukuk, Batı Yarıküre’ye
uygulanmaz… Görünen o ki insan hakları ihlâli, Amerikan
çıkarlarına hizmet ettigi sürece makbuldür.”
7. Hodbinlerden ve karanlıkçılardan birilerini toplayıp
onlardan partiler olusturmak, onlardan birine iktidarı
teslim etmek, digerlerini de muhâlefet kategorisine katmak
ki tek partili sistem denilen sey varsa muhâlefet de yoktur
zaten.
:ste bunlar, Kapitalist Hadârat lehtarlarının Müslümanlara
ve digerlerine karsı yürüttügü siyâsî mücâdelenin bazı
görüntüleridir. Yazıktır ki tüm bu görüntülerde basarılı da
olmuslardır. Bilinmelidir ki bu ancak ve sadece, Hilâfet Devleti
ile temsil edilen; sâlih bir çobanın ve sâlih bir nizâmın
yoklugundan ötürüdür.
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2331
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #5 : 22 Ocak 2012, 17:11:34 »

-ktisâdî Çatısma
:ktisâdî çatısma öteden beri mevcuttur. Fakat güçlü
hadârata tâbi olanların, diger hadâratlara tâbi olan ALLAH’ın
kullarını sefkatsizce, merhametsizce ve insanlık dısı bir
biçimde yer hale gelmeleri bakımından, bugün daha ürkütücü,
daha ögütücü, daha kapsamlı ve daha sistematik bir hâl almıs
ve dünya, güçlünün zayıfı yedigi büyük bir ormana
dönüsmüstür. Ulasım ve iletisim faktörleri bakımından
dünyanın küçük bir köy haline geldigi dogrudur, ancak aynı
zamanda güçlünün zayıfa musallat olması bakımından da
vahsi bir orman haline gelmistir. Kapitalizm’in ve bilhassa
liderligini üstlenen Amerika’nın üzerine kurulu oldugu
unsurlar açısından bu realite oldukça nettir. Bunun
üsluplarından bazıları sunlardır:
1. Yol bulunabilen her yerde hammadde üzerinde egemenlik
kurmak.
2. Küresel bir para birimi olarak doları altına alternatif kılmak.
Nitekim Avrupa, Euro denilen kendi para birimi ile doların
hegemonyasına karsı mücâdele etmeye çalısmaktadır. Yine
bazı devletler de altın-gümüs sistemine dönmeye
çalısmakta, ancak Amerika, bu altın-gümüs sistemine her
geri dönüs girisimine savas açmaktadır.
3. Büyümekte olan devletleri, agır sanâyilesmekten, hatta
birçoklarını hafif sanâyilesmekten bile men ederek sırf
tüketim pazarları halinde kalmalarını sürdürmek.
4. Büyümekte olan devletleri, Devletlerarası Para Fonu [IMF]
ve Dünya Bankası [WB] aracılıgıyla bilesik faizli kredilere
bogmak. Bu kredilerin tehlikesi, gözler önünde âsikârdır.
5. Kendi öz beldelerinde bir yer bulamayıp Batı’ya göç etmek
zorunda kalan göçmenlerin akıllarını ve tecrübelerini
sogurmak.
6. Kendi kendine yeterliliklerini kaybetmelerinden sonra
yardımların, bagısların ve kredilerin merhametine kalmaları
bakımından bu beldelerde, çogunlukla Devletlerarası Para
Fonu’nun [IMF] dayattıgı, gıda güvencesini riske eden
politikalar koymak.
7. Devletleri, bölgesel savaslarında kullanmamaları halinde
kısa bir süre sonra paslanmıs-dökülmüs, miadı dolmus
hurda yıgınlarına dönüsecek silahları satın almaya
sürüklemek için bölgesel savaslar kızıstırmak.
8. Sermayenin Avrupa ve Amerika gibi daha güvenli ülkelere
kanalize edilmesi bakımından az gelismis ülkelere
güvensizlik olusturmaya çalısmak. Ardından çesitli
vesileler ile dilediklerinde dondurmak. Yalnızca Arap
ülkelerinin Batı’daki sermayelerinin, en düsük tahmine
göre, 800 milyar dolara ulastıgını hatırlarsak, tüm
büyümekte olan ülkelerden, digerleri söyle dursun, sırf
:slâmî beldelerden ne kadar hortumlanmıs olabilecegini
yaklasık da olsa tasavvur edebiliriz.
9. Küresellesme, özellestirme, dev kapitalist sirketlerin mülkü
olan sermayeye yönelik yabancı yatırımlar yoluyla çesitli
ülkelerde iktisâdî çıkarlar üzerinde egemenlik kurmak.
10. Görevleri onların çıkarlarını korumak olan ordular ve
istihbârat servisleri ile birlikte, ajan yöneticiler atamak.
11. Amerika’nın Körfez’de, Sînâ’da, Orta Asya’da, Türkiye’de
ve diger yerlerde yaptıgı gibi, nüfuz yayılımını sürdürmek
üzere dünyanın bazı hassas bölgelerine kuvvetler indirip
konuslandırmak. Bunların yanı sıra servetlerin
yagmalanmasını garantilemek üzere deniz kıyılarına filolar
yerlestirmek.
12. Zayıflıklarını sürdürmek ve üzerlerinde egemenlik
kurulmasını kolaylastırmak üzere bagımsızlık adı altında
dünyayı daha fazla devletçiklere parçalamak için çalısmak.
13. Maglup halklar üzerindeki hegemonyalarını sürdürmek ve
onları düsünmekten, degisimden ve pençelerinden
kurtulustan uzaklastırmak üzere kültürlerini ve
hadâratlarının mefhumlarını yaymak.
14. Amerika’nın Irak’a uyguladıgı ambargo gibi, bazı devletlere
ambargo uygulamak. Nitekim Amerika, Irak’a ambargo
uygulamak ve Irak ile ticâretin engellenmesi için Amerikan
Deniz Kuvvetleri’ne güç kullanma hakkı verilmek üzere
Birlesmis Milletler Güvenlik Konseyi’nden 665 sayılı kararı
çıkarmıstı. Bob Woodward, “Liderler” isimli kitabında bu
karar hakkında söyle demektedir: “Birlesmis Milletler 45
yıllık tarihinde ilk kez, kendi semsiyesi dısındaki ülkelere
ekonomik ambargo uygulama hakkı vermistir. Bu, Amerikan
yönetiminin parlak bir diplomasi zaferidir.”
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2331
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #6 : 22 Ocak 2012, 17:13:33 »

Fikrî Çatısma
:slâm ile diger Küfür hadâratları arasındaki fikrî çatısma;
fiilî bir realitedir ve bu, -çatısmayı kâfirler baslatmamıs olsalar
bile- Müslümanlara farzdır. Nitekim bunu baslatan, Devlet’ten
önce ve gizlilik devresinde Mekke’de Rasûlullah [SallAllahu
Aleyhi ve Sellem]’dir ve bu, günümüze kadar böyle devam
etmistir ve ALLAH’ın diledigi zamana kadar da devam edecektir.
Kimi insanlara gözükmese de besbelli ortadadır. Milel ve nihal
[milletler ve inançlar tarihi] konulu kitaplara âsina olanlar, bunlarda,
Müslümanların ögrendikleri tüm fikirlere karsı fikrî bir
çatısmaya girdiklerini göreceklerdir.
:ste Batı Hadâratı ile :slâmî Hadârat arasındaki bu çatısma,
birçok üsluplar ile kendisini gösterir. Bunlardan bazıları
sunlardır:
1. Medya araçları üzerinde egemenlik kurmak ve Kapitalist
Hadâratın hizmetine yönlendirmek.
2. Batı’nın mefhumlarını yaymak, :slâmî Hadârat’ın bazı
mefhumlarını çarpıtmak, onlarla savasmak ve
Müslümanların târihini tahrif etmek için tüm düzeylerde
ögretim müfredatları üzerinde egemenlik kurmak.
3. Dogrudan Batılıların denetledigi okullar ve üniversiteler
kurmak.
4. Batı’nın ve ılımlı-ilerici dostlarının güdümünde, Batı
Hadâratı’nı benimseyen ve ona çagıran partiler kurmak.
5. Elit, kültürlü, aydın, âkil veya düsünür dedikleri kimseleri,
:slâmî Âlem’in beldelerinde düsünce, kanaat önderleri
olmaları için himâye etmek, yıldızlarını parlatmak ve
meshur etmek.
6. Fikrî ajanları, siyâsî ajanları, muhbirleri yani casusları
olmaya elverisli olanları seçebilmek için degisik türleri ile
egitim bursları ve kursları finanse etmek.
7. Zehirlerini akıtmak için sivil toplum kurulusları, forumlar,
enstitüler, uzmanlık merkezleri kurmak ve bol keseden
finanse etmek.
8. Arap Dili ile savasmak, Arapça dısındaki dilleri
canlandırmak, milliyetçilik ve vatancılık nârâlarını
kıskırtmak.
Hatta çıkarlar çatısması denilen sey bile, aslında fikrî
çatısmanın pesi sıra gelen bir fikrî anlasmazlıga dayalıdır.
Sonra çıkarlar çatısması, askerî çatısmaya da varabilir. Askerî
çatısmada güçlü olmayan zayıf, çakal yada tilki aslanın avına
ne kadar yaklasıyorsa, bu çıkarlar çatısmasına o kadar yaklasır.
Bu çıkarlar çatısması, aynı hadârata sahip iki devlet yada iki
halk arasında olabilecegi gibi iki farklı hadârat arasında da
olabilir. Amerika, Körfez’e saldırıp isgâl ettiginde, üzerinde
nüfuzunu yaydıgında, kurula kurula çöreklendiginde, dikilip
çakıldıgında, kesinlikle Kuveytlileri kurtarmayı
hedeflememisti. Bilakis bu, petrol çıkarları ve nüfuz yayma
çatısması idi. Onlardan biri söyle diyordu: “Biz, Tanrı’nın
hatasını düzeltmeye geldik.” Demek istiyor ki ALLAH, petrolü
Batı’da degil de Körfez’de yaratmakla hâsâ hata etmis! Yine
Amerika eski Dısisleri Bakanı George Schultz, 16.12.1990’da bir
televizyon programında söyle diyordu: “Velev Kuveyt’ten çıksa
bile, Irak’ın askerî olarak imhâ edilmesi gerekir.” Yine Dick Cheney,
03.12.1990’da Kongre önünde söyle diyordu: “Her ne sekilde
olacagına bakmaksızın bu tür bir saldırının tekrarlanmamasını
garantilemek gerekir, velev Saddam Kuveyt’ten çekilse bile.”
Bilindigi gibi, Irak, Kuveyt ve diger Körfez beldeleri, o zamana
kadar :ngiltere’nin nüfuz mıntıkasında idi. Bunun için
Amerika, :ngiltere ile siyâsî ve iktisâdî olarak çatısıyordu.
Bununla birlikte her ikisi de aynı hadâratın mensupları idiler
ki bu, Kapitalist Hadârat’tır. Aynı zamanda Müslümanlar ile
de siyâsî, iktisâdî ve askerî olarak çatısıyordu. Nitekim
Kapitalizm’i benimsiyor ve :slâmî hadâratlarını yahut
mefhumlarının çogunu terk etmeleri için Müslümanlar ile
çatısıyordu. Dolayısıyla Amerika’nın söz konusu sekillerde
Müslümanlar ile çatısması, onlar nezdinde hadârî bir
mefhuma dayalıdır. Bu ise zayıf halkları ve milletleri istismar
etmek ve mukadderatlarına tahakkümü mubah kılmaktır. :ste
simdi de Orta Asya’ya saldırmaktadır. Kezâ :ngiltere ile
çatısması da hadârî bir mefhuma dayalıdır, lâkin bu mefhum,
Araplar ile çatısmasının dayandıgı mefhumdan farklıdır.
:ngiltere ile Körfez’de çatısmaktadır, çünkü Yeni Dünya
liderliginde ve mustazafların servetlerini yagmalamada tek
basına kalması gerekir. Bunun içindir ki Baba Bush’un dedigi
gibi, Amerika’nın bası çekmesi, dolayısıyla dünya liderliginin
merkezinde iki kutba yer olmaması ve tek kutbun yalnızca
ilkel Sömürgeciligin vârisi olarak ve rakipsiz bir biçimde
Amerika olması gerekir. :ki hadârat arasındaki çatısmanın
örneklerinden biri de, Kapitalist Amerika ile Sosyalist
Sovyetler Birligi arasındaki çatısma idi, lâkin bu, askerî
çatısma haddine varmamıs, siyâsî, fikrî ve iktisâdî çatısma ile
sınırlı kalmıs ve Sovyetler Birligi’nin çökmesi ile sona ermisti.
Aynı hadârata mensup olanlar arasındaki çatısmanın
örneklerinden biri de, Naziler ile diger Kapitalistler arasındaki
çatısma idi ki bu, Alman ırkını diger ırklardan üstün görenler
ile Avrupa ve Amerika halklarından bu ırk üstünlügünü ve
ayrımcılıgını reddedenler arasındaki bir çatısma idi. Fakat bu,
aynı hadârat çerçevesinde kaldı ve Müttefiklerin mefhumuna
aykırı olarak, Nazi Hadâratının parçası olan muayyen bir
mefhuma dayalı idi.
Fikrî çatısma; Âdem [Aleyhi’s Selâm]’ın evlatları arasındaki
anlasmazlıktan, su günümüze kadar gelen ve ALLAH’ın diledigi
zamana kadar sürecek olan yeryüzündeki tüm çatısmaların
esâsıdır. Bunun için fikrî çatısmadan basladık.
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2331
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #7 : 22 Ocak 2012, 17:15:24 »

hadaratlar  çatışması kitabından alıntıladım

Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2331
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #8 : 22 Ocak 2012, 17:16:43 »

tamamını okumak isteyenler için
http://www.hizb-ut-tahrir.info/info/files/pdf2_turkce/kitaplar/HCK_A5_Baski.pdf
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2331
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #9 : 22 Ocak 2012, 17:20:46 »

http://www.rasidihilafet.org/kitaplar/Saglikli_Kalkinma/17.htm
konuyu aydınlatacak nitelikte kaliteli bir yazı
doğru kalkınma kitabından alıntı
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2331
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #10 : 26 Ocak 2012, 13:37:40 »


Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: