hamza01
υѕтα üує
 
TAGUTU RED ALLAHA İMAN
Puan: 14
Çevrimdışı
Üye ID: 12253
Nerden:
|
 |
« : 27 Kasım 2011, 19:24:55 » |
|
 |
|
 |
 |
Size savaş açanlarla ALLAH yolunda savaşın ve aşırı gitmeyin! Muhakkak ki ALLAH aşırı gidenleri sevmez.(Bakara.190 )-
Savaş açmak; sadece bilfiil silahlarla savaş açmak demek değildir. Müslümanlara eziyet vermek, insanların İslam dinine girmelerine engel olmak ve şeytana uymalarını teşvik etmek de müslümanlara savaş açmak demektir.
Bütün tağuti sistemlerde, yani ALLAH'ın şeriatinin hakim olmadığı tüm sistemlerde, yukarıda sayılan savaş açma şekilleri muhakkak vuku bulmaktadır. Bu sistemler, Mekke müşriklerinin Rasulullah'a yaptığı gibi, ya bilfiil İslam'a savaş açarlar ya vatandaşlarının gerçek müslüman olmalarına engel olurlar ya gerçek İslam'a girenlere işkence ve eziyet ederler ya da müslümanları dinlerinden döndürmek için çeşitli faaliyetler yaparlar.
Zamanımızdaki tağutlar da böyle yapmaktadır. Günümüz tağutları meyhaneler, genel evler açarak, kadınları açık gezdirerek, televizyon ve sinamalarda ahlaksız filimler göstererek, müslümanları ve müslüman olmak isteyenleri şeytanın yoluna sevk ederek İslam'a savaş açmışlardır. Onların bu çalışmalarındaki gaye, insanları ALLAH'ın hükümlerine tabi olmaktan alıkoymaktır.
İşte bütün bu sistemlere karşı cihad vardır. Zaten İslam'da cihadın gayesi; bu tür baskıları ortadan kaldırarak ve insanların kendi iradeleriyle İslam'ı seçip seçmemede serbest bırakmaktır. Yoksa insanlara zorla İslam'ı kabul ettirmek değildir. Cihad, İslam'ın insanlara ulaşmasını engelleyen bütün engelleri ortadan kaldırmak için farz kılınmıştır.
İslam'a karşı en büyük engel, ALLAH'ın hükümleriyle hükmetmeyen tağuti sistemlerdir. Çünkü taguti sistemler, kendi varlıklarının yok olup, yerine ALLAH'ın kanunlarının hakim olduğu İslam devletinin kurulmasına asla izin vermezler.
Bu sebeple, tağuti sistemler varoldukça İslam'a karşı savaş açılmış demektir. Tağuti sistemleri yok etmek ve din yalnız ALLAH'ın oluncaya kadar savaşmak farzdır. İşte ayetin manası budur. Bu manaya göre bu ayet, mensuh değil muhkemdir. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
  "İslâm'ın yöntemi ve hukukuyla (yasaları ve diğer öğeleri ile) egemen olduğu yerin dışında "dar-ul İslâm" yoktur. "İman"dan sonra ancak "küfür" vardır. "İslâm"ın dışında kalan her şey "cahiliye"dir. "Hakkın" ötesinde ancak "sapıklık / dalâlet." vardır." Seyyid Kutub
|
|
|
hamza01
υѕтα üує
 
TAGUTU RED ALLAHA İMAN
Puan: 14
Çevrimdışı
Üye ID: 12253
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #1 : 22 Ocak 2012, 13:42:34 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
  "İslâm'ın yöntemi ve hukukuyla (yasaları ve diğer öğeleri ile) egemen olduğu yerin dışında "dar-ul İslâm" yoktur. "İman"dan sonra ancak "küfür" vardır. "İslâm"ın dışında kalan her şey "cahiliye"dir. "Hakkın" ötesinde ancak "sapıklık / dalâlet." vardır." Seyyid Kutub
|
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #3 : 22 Ocak 2012, 17:06:52 » |
|
 |
|
 |
 |
Askerî Çatısma Simdi hadâratlar arasındaki çatısma türlerinden bir digeri olan askerî çatısmaya geçiyoruz. Bu, Müslümanlar nezdinde Cihâd olarak isimlendirilir ve genis bir konudur. Burada bizim için önemli olan; bilhassa :slâmî Hadârat açısından askerî çatısmanın kaçınılmazlıgını kanıtlamak, bazılarının talep cihâdını nefyetme girisimi, sonra :slâm’ın hosgörü ve barıs dîni oldugunu söyleyenlere reddiye, sonra da :slâm’ın terör dîni olup olmadıgıdır. Evvelâ Kâfir Hadârat tâbilerinin Müslümanlara yaptıkları ile baslayalım. Zîra bu, delâlet bakımından sözlerden daha beligdir, çünkü somut ve hissedilirdir. Günlerden bir gün olsun kendisiyle hiç savasmadıgımız Avustralya, Dogu Timor’u isgâl etmistir. Çin, Orta Asya’nın güneyinde bütün bir vilâyeti, (Sincan’ı); Rusya da, Kafkasya, Kırım, Kazan ve diger birçok :slâmî vilâyeti; Hindistan ise, Delhi, Kesmir ve Kuzey Hint Yarımadası’nın tamamını isgâl etmistir. Amerika da, bütün Körfez üzerinde egemenlik kurmus, Körfez’den Orta Asya’daki Özbekistan’a kadar siyâsî ve askerî nüfûzunu yaymıs, Sînâ’ Yarımadası’na yerlesmis ve Türkiye’deki :ncirlik’te büyük bir üs edinmistir. Yine Afrika’da :ngiltere ile Fransa, Amerikan nüfuzuna karsı çatısmaya baslamıstır. Nitekim :ngilizlerin; Asya’da ve Afrika’da sömürgecilik bakiyeleri, Körfez’de ve Cebel-i Târık’ta da askerî varlıkları vardır. Kezâ Fransa’nın da halkı Müslüman birçok Afrika ülkesinde nüfûzu vardır. Yine Sırplar, Hırvatlar, Yunanlar, Romenler, Bulgarlar da :slâmî toprakları isgâl etmektedirler. Yine :spanya; Endülüs ile Sebte ve Melile’yi isgâl etmektedir. :talya, muzafferlerin beldesi Sicilya’yı isgâl etmektedir. Ve tüm Akdeniz adaları isgâl altındadır ve hepsi de :slâmî topraklardır. Yine Filipinler, isgâl altındaki :slâmî topraklardandır. Burma [Birmanya/Myanmar] da öyledir. Nihâyet, es- Sâm beldesinin sugurlarından bir parça olan Filistin, yahudi varlıgının isgâli altındadır. Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] söyle buyururken ne kadar da dogru söylemistir: « 0!< 8 Yc 830 (0!< *< ? 3+ :\ +< = ,<5< H& 4 +< (3<0 3<8< c= ( "= 1 ' ! 0 9 * < H . E<J 8< .EG 8 *8 < UE 8< 2?\ *"= O = +< n2?\ = +< - = \ +< = ,<5< H- 8 3+ /5 5<2 , < 8 * & 8 A !0 - 8< *!R SR » “Yiyicilerin (oburların) tabakları üzerine üsüsmeleri gibi ümmetlerin (diger milletlerin) sizin üzerinize üsüsmeleri yakındır.” Birisi dedi ki: “Yâ Rasûl ALLAH! Bu, bizim o zaman (sayıca) az olmamızdan mıdır?” Dedi ki: “Bilakis siz o zaman çok olursunuz, velâkin selin köpügü gibi bir köpük (agırlıgında) olursunuz. ALLAH mutlaka düsmanlarınızın gögüslerinden sizin heybetinizi çıkaracak ve sizin kalplerinize de Vehn atacaktır.” Birisi dedi ki: “Yâ Rasûl ALLAH, Vehn de nedir?” Dedi ki: “Dünyayı sevmek ve ölümü kerih görmektir.” [Ebu Dâvûd, Sevbân’dan rivâyet etti.] Bu elîm vâkıa, Kâfir Hadârat tâbilerinin Müslümanlara karsı çatısmalarının ispatı için yeterli olmakla birlikte, bu düsünceyi onlardan yani Küfür Hadâratının lehtarlarından bazı politikacıların ve düsünürlerin sözleri ile vurgulamaya bir mâni yoktur: - Nixon, “Savassız Zafer” kitabında söyle demektedir: “Hakikî azamet, çatısmadan kaçınmakla gelmez. Bilakis ilkelerimiz, çıkarlarımız ve dostlarımız ugrunda savasarak hengâme içerisinde olmamızla gelir... Dünyanın nasıl sürüp gidecegine iliskin vehimlerimizden kurtulmalıyız. Amerikalılar, çatısmanın dogal olmadıgına, her milletin halklarının temelde benzer olduguna, farklılıkların yanlıs anlamalardan dolayı olduguna, kalıcı ve kapsamlı barısın ulasılabilir bir gâye olduguna inanma egilimindedirler. Ancak tarih, bu görüsleri reddeder. Çünkü temel yönlerden, siyâsî geleneklerle, tarihsel tecrübelerle ve ideolojik motivasyon ile her millet ötekinden farklıdır. Bunlar, normal olarak çatısmalar doguran yönlerdir. Çelisen çıkarlar ve birbirimizi anladıgımız gerçegi, çekismelere ve nihayetinde savaslara götürür... Lâkin kapsamlı barıs, yani çatısmasız bir dünyanın varolabilirligi sırf bir kuruntudur. Böyle bir barıs, ne var olmustur, ne de var olacaktır.” Yine Nixon, “Uygun Fırsat” kitabında ise söyle demektedir: “Kaybı, Birlesik Devletler’in güvenligini tehdit ettigi zaman çıkar hayatî olur. Bunun için Batı Avrupa’nın, Japonya’nın, Kanada’nın, Meksika’nın ve Körfez devletlerinin süregelen bagımsızlıgı, ülkemizin güvenligi için hayatî bir meseledir. Kezâ az gelismis ülkelerin nükleer silahlar elde etmemesinde de hayatî çıkarımız vardır. Birlesik Devletler’in, çıkarlarına yönelik tehdidi önlemek için silahlı güç kullanmaktan baska hiçbir seçenegi yoktur... 7srail ve Güney Kore gibi tehdit edilen demokratik hükümetleri korumak üzere, gerekirse, askerî güç kullanmaya hazırlıklıyız.” - 23.01.1980’de Amerikan eski baskanı Jimmy Carter, Amerikan Kongresi’ne hitâben bir “Birligin Durumu” [Amerika Birlesik Devletleri’nin durumunu anlatan bir tür ulusa seslenis] konusması yaptı ve orada söyle dedi: “…Bununla birlikte pozisyonumuz gâyet açıktır. Körfez bölgesine egemenlik için herhangi bir dıs güçten gelecek herhangi bir tesebbüs, Birlesik Devletler’in hayatî çıkarlarına yönelik bir saldırı olarak degerlendirilecektir. Böylesi bir saldırı, -askerî dâhil- gerekli her üslup kullanılarak püskürtülecektir.” - 01.11.1990’da Amerikan Dısisleri eski bakanı Henry Kissenger, (“:srail” basınından) Yediot Ahronot Gazetesi’nde, “Çok Yakında, Ey Amerika, Caydırıcı Gücünü Yitireceksin” baslıklı bir makale yayınladı ve orada söyle dedi: “Askerî seçenek, süphesiz, acı vericidir ve zordur. 7slâmî ülkelerde gösterileri tetikleyebilir ve yeni terörizm dalgalarının kıvılcımını atesleyebilir. Çatısmanın genislemesine de yol açabilir. Fakat Amerikan zâfiyetinin emâreleri, bölgedeki ılımlı hükümetlerin çökmesine, tansiyonun artmasına ve tüm bu rejimlerin sonunun gelmesine yol açacak olursa, bu tehlikeler,
ileriki zamanlardaki daha zor bir çatısmanın tehlikelerine mâruz kalınması ile karsılastırılmalıdır.” - 18.09.2001’de Fransız Le Figaro Gazetesi’nin, su anda Stratejik ve Devletlerarası Çalısmalar Merkezi’nde [CSIS] çalısan, Nixon’ın danısmanı ve Amerikan Savunma eski bakanı James Schlesinger ile yaptıgı röportaj, online yayın yapan Amerikatan Gazetesi’nde yayınlandı. Orada söyle diyordu: “Bu sebekelerin kökünü kazımak, uzun seneler gerektirir. Çünkü onlar, tutumlarına olan siddetli inançlarından kaynaklanan güçlü bir kararlılık sahibidirler.” - el-Cezîra kanalındaki “Asrın :lk Savasları” programında, program sunucusu Washington Post’tan, Henry Kissenger’ın “:ntikâm, Yeterli Karsılık Degil” baslıklı makâlesinden su alıntıyı yaptı: “Bu tehdidi üreten rejime karsı bir saldırı sonucu meydana gelecekler ile yüzlesmek elzemdir.” - NATO eski Genel Sekreteri Claus, ittifakın [NATO’nun], düsmanlıgından dolayı hedef olarak eski Sovyetler Birligi yerine :slâm’ı koydugunu resmen îlan etti. BBCOnline.net Baskan Bush’un 17.09.2001’de söyle dedigini bildirdi: “Bu Haçlı Savası, teröre karsı bu savas, uzun vâdeli olacaktır.” - Samuel Huntington, Amerikan Foreign Affairs Dergisi’ndeki makâlesinde söyle diyordu: “7slâm ile Batı arasında asırlardır süregelen askerî cephelesmenin zayıflaması çok zayıf bir ihtimâldir. Bilakis fenalasması ve siddetlenmesi daha muhtemeldir.” - Simon Peres, “Yeni Ortadogu” isimli kitabında söyle demektedir: “…Biz kararlı bir halkız ve diasporada yasayan elli nesilden sonra, elli nesillik baskı, iskence ve imhadan sonra, yeryüzünde bizi bu topraklardan vazgeçmeye kolaylıkla iknâ edebilecek hiçbir güç yok. Bu dünyada, bagımsızlıgımızı yeniledigimiz, güvenligimizi garantiledigimiz, saygı ve onur ile yasadıgımız yegâne yerden asla kımıldamayacagız.” - Steve Dunleavy, 11 Eylül Salı hâdisesinden sonra New York Post Gazetesi’nde söyle yazıyordu: “Öldürün o p.çleri! Suikastçılar yetistirin, kiralık katillerle sözlesmeler yapın! Kelleleri avlamak için milyonlarca dolar ayırın! Getirin onları buraya, ölü veya diri! Tercihen ölü! Bu solucanları barındıran sehirleri bombalayın! Basketbol sahalarındaki bombalar gibi...” |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 22 Ocak 2012, 17:08:58 Gönderen: EBU CENDEL AMEDİ »
|
Logged
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #4 : 22 Ocak 2012, 17:10:26 » |
|
 |
|
 |
 |
Siyâsî Çatısma Kapitalist Batı Hadâratı ile Müslümanlar arasındaki siyâsî çatısmaya gelince; asagıdaki hususlarda tecelli eder: 1. 1924 yılında Hilâfet Devleti’ni yıktılar. 2. Filistin’de bir yahudi devleti kurdular, onu ve nev’i sahsına münhasır askerî üstünlügünü koruma altına aldılar. 3. Müslümanların bütünlüklerini parçaladılar. Altmıs küsur varlıga dönüsünceye kadar bagımsızlık adı altında bu parçalanmıslıgı körüklediler. Halen de bölme-parçalama üzerindeki çalısmalarını sürdürmektedirler. Süphesiz akıl sahipleri için bu yıkıcı parçalanmıslıgın tehlikesinin gizlisisaklısı yoktur. Yazıktır ki Müslümanlar, hadâratlarına ve mefhumlarına agır bir darbe vurdugu halde, bu bagımsızlık fikrinin pesinden sürüklenmekte ve ugrunda savasım vermektedirler. Onlar parçalanmıslık ve bölünmüslük içerisinde sürüp gittikleri halde ALLAH onlara, parçalanmaksızın tek bir bütün olmalarını emretmektedir. Oysa gece-gündüz Allahu Te’alâ’nın <# ^4 > %X3
<0 +<I< “ALLAH’ın ipine hep birlikte sımsıkı sarılın ve sakın ayrılıga düsmeyin.” [Âl-i :mrân 103] kavlini okumaktadırlar. Buradaki {4^ > } “hep birlikte” kelimesi, ALLAH’ın ipine sımsıkı sarılanların hâlidir ve “cemaat” (birliktelik) mânâsındadır. Üstelik SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in su kavlinden dolayı cemaatin ta kendisidir: « V> 8" 8 B3+5 80> `I " 80 `' " ! ! > (30 » “-siniz (yönetiminiz) tek bir adam üzerinde birlesmis iken, her kim gelir de âsânızı parçalamak yahut cemaatinizi tefrikaya düsürmek isterse, onu öldürün!” Burada tek bir adam üzerinde birlesmek ile cemaat olmak aynı mânâdadır. 4. Kendilerinde oldugu gibi otoriteyi seklî olarak üçe bölmekle [kuvvetler ayrılıgı ilkesi] birlikte Cumhuriyet ve Krallık gibi siyâsî rejimlerini :slâmî bölgelerde seklî olarak uygulamak. 5. :slâm Devleti olan Râsidî Hilâfet Devleti’ni kurmak için çalısan ciddi degisim hareketlerine karsı koymak. Nitekim onları bazen asırılar, bazen fundamentalistler diye adlandırırlar. Bu karsı koyusları çogunlukla usakları yoluyla olur, nadiren de dogrudan olur: “Beyaz Saray’da Ortadogu islerinden sorumlu yetkili Martin Indyck, Amerika’nın Dogu’da yüz yüze geldigi meydan okumanın, dost ülkelerin asırılıgı zapt etmelerine yardım ettigi üzerinde durdu.” [el-Arabî Dergisi, Sayı 514] Onlar bunu zapt edemeseler de, “ılımlı-ilerici dostları” sayesinde keskinlikle ve kindarca bastırırlar. Böyleleri hakkında Nixon, “Uygun Fırsat” kitabında söyle demektedir: “7slâmî ülkelerdeki politikacıların çogunun 7slâm ile iliskisi; idealler, gelenekler ve normlar iliskisinin ötesine geçmez… 7lericiler: kayda deger aktivitesi bulunan bir gruptur… Müslümanları, siyâsî ve iktisâdî alanlarda uygar dünyaya baglamaya ugrasır. Bu grup, esnekligi ile ayırt edilir ve Batı’yı “Kâfir” olarak tanımlamaz, aksine “Ehl-i Kitap” olarak tanımlar. 7lericilik ile yönetilen bazı ülkeler demokratiktir, Türkiye ve Pakistan gibi… Müslüman dünyadaki ilericilere yardım etmek zorundayız… Amerikan politikasının anahtarı, yalnızca ilerici Müslümanlar ile olan stratejik isbirliginde temsil edilir. Madem ki amaçlarımızda ilericiler ile iliski kuruyoruz, o halde bu isbirligimiz tüm ekonomik ve stratejik alanları kapsamalıdır… Amerika ve partner devletler arasındaki iliskinin vesâyet düzeyine erismemesi elzemdir ve ilerici devletlerdeki liderlere, bizimle halkları arasındaki muhâbirlermisçesine muamele yapmamalıyız. Aksine onlara, esit partnerler muamelesi yapmalıyız. Zîra onları gömmenin en çabuk yolu, onlara Batılı propagandanın agızlıkları muamelesi yapmaktır… 7slâmî dünyadaki dostlarımızın, kendi ülkelerinde politik zorluklara yol açan bazı hareketlerimizi reddetmelerini ara sıra kabul etmeliyiz.” Dolayısıyla Ümmet, “bu ılımlı-ilerici dostları” gâyet net bir biçimde tanımalıdır. Zaten Irak, Mısır, Türkiye, Özbekistan, Cezayir, Suriye, Libya ve Tunus yöneticilerinin bu Ümmet’in muhlis evlatlarına neler yaptıklarını hatırlatmaya lüzum yoktur. 6. Zayıf devletlerin, bu cümleden :slâmî Âlem’de kurulu devletlerin islerine müdâhalesine mesruiyet olusturmak için Birlesmis Milletler ile Güvenlik Konseyi’ni kurmak. Nitekim Amerika, bazı büyük devletlerin geçimsizliginden ötürü Güvenlik Konseyi üzerinden müdâhale edemedigi takdirde, Güvenlik Konseyi’ni de, Birlesmis Milletler’i de bypass ederek münferit sekilde hareket eder. Aynen terörizme karsı Haçlı saldırısı baslattıgı simdiki durumunda oldugu gibi, ki böylece diledigi yere çöreklenebilip diledigi yeri vurabilmektedir. Nixon, “Uygun Fırsat” kitabında bu politika hakkında söyle demektedir: “Birlesik Devletler’in çıkarları zarara mâruz kaldıgı zaman, mümkün olan her zamanda Birlesmis Milletler ile koordinasyon içinde hareket edecektir. Ancak, bu mümkün degilse, ondan yardım almaksızın, tek basına hareket edecektir.” Yine Masasusets Üniversitesi’nde [Massachusetts Institute of Technology] siyasal bilimler profesörü olan Claud Bower, MEI Dergisi’ndeki makâlesinde söyle demektedir: “Açıktır ki uluslararası hukuk, Batı Yarıküre’ye uygulanmaz… Görünen o ki insan hakları ihlâli, Amerikan çıkarlarına hizmet ettigi sürece makbuldür.” 7. Hodbinlerden ve karanlıkçılardan birilerini toplayıp onlardan partiler olusturmak, onlardan birine iktidarı teslim etmek, digerlerini de muhâlefet kategorisine katmak ki tek partili sistem denilen sey varsa muhâlefet de yoktur zaten. :ste bunlar, Kapitalist Hadârat lehtarlarının Müslümanlara ve digerlerine karsı yürüttügü siyâsî mücâdelenin bazı görüntüleridir. Yazıktır ki tüm bu görüntülerde basarılı da olmuslardır. Bilinmelidir ki bu ancak ve sadece, Hilâfet Devleti ile temsil edilen; sâlih bir çobanın ve sâlih bir nizâmın yoklugundan ötürüdür. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #5 : 22 Ocak 2012, 17:11:34 » |
|
 |
|
 |
 |
-ktisâdî Çatısma :ktisâdî çatısma öteden beri mevcuttur. Fakat güçlü hadârata tâbi olanların, diger hadâratlara tâbi olan ALLAH’ın kullarını sefkatsizce, merhametsizce ve insanlık dısı bir biçimde yer hale gelmeleri bakımından, bugün daha ürkütücü, daha ögütücü, daha kapsamlı ve daha sistematik bir hâl almıs ve dünya, güçlünün zayıfı yedigi büyük bir ormana dönüsmüstür. Ulasım ve iletisim faktörleri bakımından dünyanın küçük bir köy haline geldigi dogrudur, ancak aynı zamanda güçlünün zayıfa musallat olması bakımından da vahsi bir orman haline gelmistir. Kapitalizm’in ve bilhassa liderligini üstlenen Amerika’nın üzerine kurulu oldugu unsurlar açısından bu realite oldukça nettir. Bunun üsluplarından bazıları sunlardır: 1. Yol bulunabilen her yerde hammadde üzerinde egemenlik kurmak. 2. Küresel bir para birimi olarak doları altına alternatif kılmak. Nitekim Avrupa, Euro denilen kendi para birimi ile doların hegemonyasına karsı mücâdele etmeye çalısmaktadır. Yine bazı devletler de altın-gümüs sistemine dönmeye çalısmakta, ancak Amerika, bu altın-gümüs sistemine her geri dönüs girisimine savas açmaktadır. 3. Büyümekte olan devletleri, agır sanâyilesmekten, hatta birçoklarını hafif sanâyilesmekten bile men ederek sırf tüketim pazarları halinde kalmalarını sürdürmek. 4. Büyümekte olan devletleri, Devletlerarası Para Fonu [IMF] ve Dünya Bankası [WB] aracılıgıyla bilesik faizli kredilere bogmak. Bu kredilerin tehlikesi, gözler önünde âsikârdır. 5. Kendi öz beldelerinde bir yer bulamayıp Batı’ya göç etmek zorunda kalan göçmenlerin akıllarını ve tecrübelerini sogurmak. 6. Kendi kendine yeterliliklerini kaybetmelerinden sonra yardımların, bagısların ve kredilerin merhametine kalmaları bakımından bu beldelerde, çogunlukla Devletlerarası Para Fonu’nun [IMF] dayattıgı, gıda güvencesini riske eden politikalar koymak. 7. Devletleri, bölgesel savaslarında kullanmamaları halinde kısa bir süre sonra paslanmıs-dökülmüs, miadı dolmus hurda yıgınlarına dönüsecek silahları satın almaya sürüklemek için bölgesel savaslar kızıstırmak. 8. Sermayenin Avrupa ve Amerika gibi daha güvenli ülkelere kanalize edilmesi bakımından az gelismis ülkelere güvensizlik olusturmaya çalısmak. Ardından çesitli vesileler ile dilediklerinde dondurmak. Yalnızca Arap ülkelerinin Batı’daki sermayelerinin, en düsük tahmine göre, 800 milyar dolara ulastıgını hatırlarsak, tüm büyümekte olan ülkelerden, digerleri söyle dursun, sırf :slâmî beldelerden ne kadar hortumlanmıs olabilecegini yaklasık da olsa tasavvur edebiliriz. 9. Küresellesme, özellestirme, dev kapitalist sirketlerin mülkü olan sermayeye yönelik yabancı yatırımlar yoluyla çesitli ülkelerde iktisâdî çıkarlar üzerinde egemenlik kurmak. 10. Görevleri onların çıkarlarını korumak olan ordular ve istihbârat servisleri ile birlikte, ajan yöneticiler atamak. 11. Amerika’nın Körfez’de, Sînâ’da, Orta Asya’da, Türkiye’de ve diger yerlerde yaptıgı gibi, nüfuz yayılımını sürdürmek üzere dünyanın bazı hassas bölgelerine kuvvetler indirip konuslandırmak. Bunların yanı sıra servetlerin yagmalanmasını garantilemek üzere deniz kıyılarına filolar yerlestirmek. 12. Zayıflıklarını sürdürmek ve üzerlerinde egemenlik kurulmasını kolaylastırmak üzere bagımsızlık adı altında dünyayı daha fazla devletçiklere parçalamak için çalısmak. 13. Maglup halklar üzerindeki hegemonyalarını sürdürmek ve onları düsünmekten, degisimden ve pençelerinden kurtulustan uzaklastırmak üzere kültürlerini ve hadâratlarının mefhumlarını yaymak. 14. Amerika’nın Irak’a uyguladıgı ambargo gibi, bazı devletlere ambargo uygulamak. Nitekim Amerika, Irak’a ambargo uygulamak ve Irak ile ticâretin engellenmesi için Amerikan Deniz Kuvvetleri’ne güç kullanma hakkı verilmek üzere Birlesmis Milletler Güvenlik Konseyi’nden 665 sayılı kararı çıkarmıstı. Bob Woodward, “Liderler” isimli kitabında bu karar hakkında söyle demektedir: “Birlesmis Milletler 45 yıllık tarihinde ilk kez, kendi semsiyesi dısındaki ülkelere ekonomik ambargo uygulama hakkı vermistir. Bu, Amerikan yönetiminin parlak bir diplomasi zaferidir.” |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #6 : 22 Ocak 2012, 17:13:33 » |
|
 |
|
 |
 |
Fikrî Çatısma :slâm ile diger Küfür hadâratları arasındaki fikrî çatısma; fiilî bir realitedir ve bu, -çatısmayı kâfirler baslatmamıs olsalar bile- Müslümanlara farzdır. Nitekim bunu baslatan, Devlet’ten önce ve gizlilik devresinde Mekke’de Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]’dir ve bu, günümüze kadar böyle devam etmistir ve ALLAH’ın diledigi zamana kadar da devam edecektir. Kimi insanlara gözükmese de besbelli ortadadır. Milel ve nihal [milletler ve inançlar tarihi] konulu kitaplara âsina olanlar, bunlarda, Müslümanların ögrendikleri tüm fikirlere karsı fikrî bir çatısmaya girdiklerini göreceklerdir. :ste Batı Hadâratı ile :slâmî Hadârat arasındaki bu çatısma, birçok üsluplar ile kendisini gösterir. Bunlardan bazıları sunlardır: 1. Medya araçları üzerinde egemenlik kurmak ve Kapitalist Hadâratın hizmetine yönlendirmek. 2. Batı’nın mefhumlarını yaymak, :slâmî Hadârat’ın bazı mefhumlarını çarpıtmak, onlarla savasmak ve Müslümanların târihini tahrif etmek için tüm düzeylerde ögretim müfredatları üzerinde egemenlik kurmak. 3. Dogrudan Batılıların denetledigi okullar ve üniversiteler kurmak. 4. Batı’nın ve ılımlı-ilerici dostlarının güdümünde, Batı Hadâratı’nı benimseyen ve ona çagıran partiler kurmak. 5. Elit, kültürlü, aydın, âkil veya düsünür dedikleri kimseleri, :slâmî Âlem’in beldelerinde düsünce, kanaat önderleri olmaları için himâye etmek, yıldızlarını parlatmak ve meshur etmek. 6. Fikrî ajanları, siyâsî ajanları, muhbirleri yani casusları olmaya elverisli olanları seçebilmek için degisik türleri ile egitim bursları ve kursları finanse etmek. 7. Zehirlerini akıtmak için sivil toplum kurulusları, forumlar, enstitüler, uzmanlık merkezleri kurmak ve bol keseden finanse etmek. 8. Arap Dili ile savasmak, Arapça dısındaki dilleri canlandırmak, milliyetçilik ve vatancılık nârâlarını kıskırtmak. Hatta çıkarlar çatısması denilen sey bile, aslında fikrî çatısmanın pesi sıra gelen bir fikrî anlasmazlıga dayalıdır. Sonra çıkarlar çatısması, askerî çatısmaya da varabilir. Askerî çatısmada güçlü olmayan zayıf, çakal yada tilki aslanın avına ne kadar yaklasıyorsa, bu çıkarlar çatısmasına o kadar yaklasır. Bu çıkarlar çatısması, aynı hadârata sahip iki devlet yada iki halk arasında olabilecegi gibi iki farklı hadârat arasında da olabilir. Amerika, Körfez’e saldırıp isgâl ettiginde, üzerinde nüfuzunu yaydıgında, kurula kurula çöreklendiginde, dikilip çakıldıgında, kesinlikle Kuveytlileri kurtarmayı hedeflememisti. Bilakis bu, petrol çıkarları ve nüfuz yayma çatısması idi. Onlardan biri söyle diyordu: “Biz, Tanrı’nın hatasını düzeltmeye geldik.” Demek istiyor ki ALLAH, petrolü Batı’da degil de Körfez’de yaratmakla hâsâ hata etmis! Yine Amerika eski Dısisleri Bakanı George Schultz, 16.12.1990’da bir televizyon programında söyle diyordu: “Velev Kuveyt’ten çıksa bile, Irak’ın askerî olarak imhâ edilmesi gerekir.” Yine Dick Cheney, 03.12.1990’da Kongre önünde söyle diyordu: “Her ne sekilde olacagına bakmaksızın bu tür bir saldırının tekrarlanmamasını garantilemek gerekir, velev Saddam Kuveyt’ten çekilse bile.” Bilindigi gibi, Irak, Kuveyt ve diger Körfez beldeleri, o zamana kadar :ngiltere’nin nüfuz mıntıkasında idi. Bunun için Amerika, :ngiltere ile siyâsî ve iktisâdî olarak çatısıyordu. Bununla birlikte her ikisi de aynı hadâratın mensupları idiler ki bu, Kapitalist Hadârat’tır. Aynı zamanda Müslümanlar ile de siyâsî, iktisâdî ve askerî olarak çatısıyordu. Nitekim Kapitalizm’i benimsiyor ve :slâmî hadâratlarını yahut mefhumlarının çogunu terk etmeleri için Müslümanlar ile çatısıyordu. Dolayısıyla Amerika’nın söz konusu sekillerde Müslümanlar ile çatısması, onlar nezdinde hadârî bir mefhuma dayalıdır. Bu ise zayıf halkları ve milletleri istismar etmek ve mukadderatlarına tahakkümü mubah kılmaktır. :ste simdi de Orta Asya’ya saldırmaktadır. Kezâ :ngiltere ile çatısması da hadârî bir mefhuma dayalıdır, lâkin bu mefhum, Araplar ile çatısmasının dayandıgı mefhumdan farklıdır. :ngiltere ile Körfez’de çatısmaktadır, çünkü Yeni Dünya liderliginde ve mustazafların servetlerini yagmalamada tek basına kalması gerekir. Bunun içindir ki Baba Bush’un dedigi gibi, Amerika’nın bası çekmesi, dolayısıyla dünya liderliginin merkezinde iki kutba yer olmaması ve tek kutbun yalnızca ilkel Sömürgeciligin vârisi olarak ve rakipsiz bir biçimde Amerika olması gerekir. :ki hadârat arasındaki çatısmanın örneklerinden biri de, Kapitalist Amerika ile Sosyalist Sovyetler Birligi arasındaki çatısma idi, lâkin bu, askerî çatısma haddine varmamıs, siyâsî, fikrî ve iktisâdî çatısma ile sınırlı kalmıs ve Sovyetler Birligi’nin çökmesi ile sona ermisti. Aynı hadârata mensup olanlar arasındaki çatısmanın örneklerinden biri de, Naziler ile diger Kapitalistler arasındaki çatısma idi ki bu, Alman ırkını diger ırklardan üstün görenler ile Avrupa ve Amerika halklarından bu ırk üstünlügünü ve ayrımcılıgını reddedenler arasındaki bir çatısma idi. Fakat bu, aynı hadârat çerçevesinde kaldı ve Müttefiklerin mefhumuna aykırı olarak, Nazi Hadâratının parçası olan muayyen bir mefhuma dayalı idi. Fikrî çatısma; Âdem [Aleyhi’s Selâm]’ın evlatları arasındaki anlasmazlıktan, su günümüze kadar gelen ve ALLAH’ın diledigi zamana kadar sürecek olan yeryüzündeki tüm çatısmaların esâsıdır. Bunun için fikrî çatısmadan basladık.
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|