Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: SULH Düşmanları !!  (Okunma Sayısı 415 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Tayfun
тє¢яüвєℓι üує
**



Puan: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 139
Üye ID: 2919

Nerden:


« : 19 Kasım 2009, 12:09:21 »

HSH- Tayfun Hak'ın yazısı: 'Aylardır tartışılan Demokratik Açılım paketinde neler olduğu, Meclis’in 7 saat süren tarihi toplantısında açıklandı.'
2009-11-18


Meclis teki açılım müzakerelerinin en önemli kısmı Anayasa nın ilk üç maddesi hariç yeniden düzenleneceğine dair Başbakan ve İçişleri Bakanı nın sözlerinden çıkan sonuç ve atılacak somut adımlardan bir kaçını vurgulamak gerekirse,
       
1- Ayrımcılıkla mücadele (Bunun için komisyon kurulacak)
       
2- Siyasiler kendi dil ve lehçelerinde seçim propagandası yapabilecek.
       
3- Yerleşim birimleri eski isimlerine kavuşacak...v.s.

Bu adımlar kürt halkının yıllardır çektiği sıkıntılara merhem olacak adımlar mı ? Değil.
       
Hükümetin gerçek anlamda ilerleyebilmesi için Ülkenin karanlık yüzüyle yüzleşmesi gerekir. Sorunları halının altına süpürerek temizlik yapmak nerede görülmüş.

 
Hükümetin merceğinden bakmaya çalışalım..Siyasiler kendi lehçesinden siyaset yapar, yerleşim birimleri eski isimlerine dönerse, Terör sorunu kalkar mı ? Bir diğer ifade ile bu adımlar kürtlerin dağa çıkmalarını engelleyecek,veya dağdakilerin silah bırakarak inmelerini sağlayacak adımlar mı?

 
Hayır hayır..Hükümette bu adımların yetersiz olduğunun farkındadır (umarım)..
 
Açılım Paketi, bir nevi DTP yi mutlu etse de, CHP ve MHP’ yi her zaman olduğu gibi tatmin etmedi. Açılım sürecini ihanet, yıkım projesi, ayrışma olarak nitelendiren CHP ve MHP liderleri yine ağır bir şekilde hükümeti topa tuttular. MHP liderinin  “81 yıllık Cumhuriyet tarihinin en talihsiz günü.” diyerek sözlerine başlaması, açılım sürecini “Terörle mücadele değil müzakere dönemi, yıkım projesi” olarak nitelendirmesi, ve

 
CHP liderinin de genel görüşmede sınır kapısında yaşananları ve, hükümetin açılım sürecini samimiyetsiz bulması ile başlayan konuşmasında daha önceki dönemlerde Kürt sorununu çözmek için yaptıkları çalışmaları(!) anlatırken (O sırada DTP sıralarından tepki gecikmiyordu.) Etnik kimlik üzerinden siyaset yürütülmesinin ayrışma bölünme getireceğini yinelemesini (konuşma özetlerini) takılmış bozuk bir plaka benzetiyorum.

 
Bozuk saat bile günde 2 defa doğruyu gösterir.Ama gerek CHP,gerek se MHP, doğruyu gösterip bir bozuk saat gibi bile olamıyorlar. Kürsüye çıktıklarında Biz demokratik açılım ve herkesin eşitliği için yapılan girişimleri desteklemiyoruz,  Pkk da resmen bitsin istemiyoruz diyebilseler; sanırım kimseden bu kadar eleştiri ve tepki almazlar.
 
Deniz Baykal; bir yandan kürt sorununu çözmek için çalıştıklarını ifade ederken, diğer yandan açılım sürecini yıkım projesi olarak görüyor!

 
Devlet Bahçeli de, terörle mucadele değil müzakeredir bu isminde bir Türkü tutturmuş gidiyor. Bilmiyorum belki de Faşizan duyguları böyle tatmin oluyor.Ya da baştan beri karşı çıktığı bu süreçteki yanlış tutumunun altında ezilmesinin verdiği bir yan etkidir.

 
DTP lideri ise diğer konuşmalarına benzer bir konuşma yaptı. Ahmet Türk ün sadece dil ve kültüre vurgu yapmasının, anlamı şu dur? “Biz de CHP ve MHP gibi LAİK bir sistemin savunucularıyız. Bu ülkede hiç bir sorun yok… Sadece kimliğimizi dilimizi kültürümüzün yeniden ikamesi için mücadele ediyoruz. Bizim kızlarımızda kot pantolon giyiyor, saçı başı açık dolaşıyor, içkiyi içeriz , orucu da tutarız. Gerektiğinde sizin gibi islamcıların yurtlarına saldırır olaylar çıkartırız. Bu düzen bizler için de biçilmiş kaftandır. Bizler mevcut sistemin bir parçasıyız. Siz sadece dilimizi, kimliğimizi resmen tanıyın yeter.  Hatta daha öncede söylemiştim bunun için gerekirse 17 000 faili meçhul cinayetin östünüde örtmeye hazır olduğumuzu daha önce belirtmiştim. (Böylece karşılıklı birbirimizin kirli çamaşırlarınıda temizlemiş oluruz!)”  Ben bu gün e dek DTP liderinin konuşmalarından bunu anladım.Aksini anlayan varsa beri gelsin..

 
Halbuki, Kürt halkı müslümandır. Kürt halkının tarihi, kültürü, geleneği, islamla yoğrulmuştur. Kemalist rejim ile Kürtler arasında Şeyh Said (r.a) Bediüzzaman Said’e Nursi (r.a) gibi Müslüman Kürt alimlerinin katl edilmelerine, sürgün edilmelerine, en haklı şer-i taleplerinin kan ile bastırılmasına dayanan bir dava var. T.C Devleti bir kere işlemiş olduğu bu suçu itiraf etme erdemini göstermediği gibi bu gün muhalefet, meclis kürsülerinden aynı yöntemin, yani Atatürk ve İnünü’nün kan ve zulume dayanan yönteminin çığıtganlığını yapmaktadır.

 
CHP’lilerin Meclis Genel Kurulu’nda “pankartlar” açıp “gövde gösterisi” yapmasıyla, teslim olan PKK’lıların Habur’da “gövde gösterisi” yapması arasında ne fark vardır acaba?..
 
Altını çizilmesi açısından söylüyorum.DTP dahil , bütün siyasi parti liderleri için geçerlidir bu. Bir ülkede, faşizm, ırkçılık ölmediği sürece, o ülkenin kalkınması ve adaleti ikame etmesi imkansızdır.

 
Açılım demiştik… Bir yandan açılımın sloganı “Yurtta sulh, cihan’da sulh” olarak açıklanmışken, neden bu sloganın özüne inme cesareti gösterilmiyor?       

 
Yurtta gerçek mana da barış olursa, rantç ılar, sömürgeciler, darbeciler, işsiz kalır diye mi korkuluyor. Bunların karanlık çehresini bilmeyen yok. Bilmeyen olsa da sanırım bu son mecliste
 
“Demokratik Açılım” görüşmelerin de görmüştür.


Hükümet, öyle yada böyle elini taşının altına koyup, eşitlik için bir şeyler yapma gayretinde gözükürken, CHP ve MHP liderleri , (sözde) halkın, millettin, vekilleri, millete yararlı olacak işlere imza atması gereken şahıslar, Ülkeye barışı adaleti eşitliği sağlamak için yemin edenler, bir işçinin 15 katı maaş alan halk şahitleri! hükümete yardım edeceklerine koltuklarını korumak için istismardan vazgeçmiyorlar.


 
Bu Ülkenin kanayan yaralarından biridir kürt sorunu. Hükümet bu yaraya öyle bir neşter atmıştır ki cesaretle ve doğru yol güderek neticeye varırsa. Tarihe kendisini altın harflerle yazdıracaktır. ALLAH’ın yanında makbul gürülen büyük bir hayır yapacaktır. Zira yetim bırakılan bir milletin temel haklarını vermiş olacak, kangrenleşmiş bir yarayı iyileştirecek, birbirine düşman ettirilmeye çalışılan kardeş halkları barıştırmış olacaktır. Onlardan beklenti bu şekildedir. Böyle değilde ABD ve İsrail’in Filistin halkını oyalamak için Abbas yönetimi gibi kukla bir yönetim ile oynadığı danışıklı oyunu DTP ve PKK ile oynamaya giderlerse onunda sonucu ortada… Filistin, Abbas, ve Hamas ortada… Abbas’ın içine düştüyü rezalet ortada… İsrail ve ABD’nin aldığı mesafe ortada…

 
Doğrudur.Yara larımızın çok olması, ve dillendirilmemesi Laik sistemin bu yükün altında kalkamayacığını gösteriyor… Şüphesiz, ne demokrasi biçimi, ne laik sitem, ne emparyal, kapital , ne de sosyal, hiç bir beşeri sistem bu tür açılımlarda kalıcı başarıyı sağlayamaz . Daha önce ki yazılarımda belirtmiştim. Ancak islami bir sistem tüm sorunları kolayca çözebilir.

 
Faili meçhulleri, çeteleri, darbeleri, darbe planlayıcılarını görecek ve onlarla hukuk zemininde gerçek mana da yüzleşecek, geleceğe temiz bir sayfa açabilecek, halklar ve bütün insanlar ile arasında kesin kes adaletle hükmedebilecek bir sistem varsa O da islamdır.

 
Ama halihazırda böyle bir sistemle çalış(a)mıyorsanız, konjoktürünüz buna el verişli değil ise gerçek manada HUKUK ilkeleriyle tüm halklar arasında sulhu sağlamaya çalışmalısınız.

 
Hiç olmaz sa, el ele, kol kola, vermiş kışkırtıcı söylemlerden medet uman, CHP ve MHP bu gelişmeler karşısında çılgına dönüyor.

 
Sulh düşmanlarını çıldırtmak ta bir marifet sayılmazmı?
 
Tayfun HAK / Hürseda HABER
Logged

Azadi vuslattadır vuslat yolu mavera
sakın boynunu bükme hırslanma umutlara
Dik dur ki kuvvet gelsin sıkılan yuımruklara
yolun cenetten geçer Filistinli Küçüğüm..
Tayfun
тє¢яüвєℓι üує
**



Puan: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 139
Üye ID: 2919

Nerden:


« Yanıtla #1 : 13 Kasım 2011, 13:33:01 »

Demokratik açılım: Nereden, nereye


"Kürt sorunu"na başlıca üç yaklaşım olduğu söylenebilir: 1) Türk etnik milliyetçilerine göre, Kürtler Türklüğe asimile olmalıdır. Olmuyorlarsa, çoğunlukta oldukları illerin (en azından bazılarının) Türkiye'den ayrılması, ülkenin geri kalanında yaşayan Kürtlerin de buralara göç etmesi gerekir.

2) Kürt etnik milliyetçilerine göre, Kürtler yeryüzünde kendi devleti olmayan yegane millettir. Ana hedef (şu veya bu yolla) tek bir devlet altında toplanmalarıdır. 3) Liberal demokrasiyi benimseyen Türk ve Kürtlere göre ise sorun Kürtlerin dil ve kültürlerini serbestçe yaşamalarını güven altına almak ve devleti (şu veya bu şekilde) merkeziyetçi yapısından kurtarmak suretiyle çözülebilir. Denebilir ki, bugüne kadar gerek Türkler, gerekse Kürtler arasında bu üçüncüsü esas ağır basan yaklaşım oldu.

Bu nedenle Türkiye (etnik Türk ve Kürt milliyetçilerinin zaman zaman artan direnmelerine rağmen) Kürt sorununu liberal demokratik düzeni yerleştirerek çözme yolunda (çok sancılı, çok acılı bir yoldan geçerek) adım adım ilerliyor. Bu süreç ne zaman başladı? Bu "Demokratik Açılım" sürecinin, Kürtçe yasağına son verildiği, Kürtçe gazete-kitap yayını ve müziğin serbest bırakıldığı 1991 ve Kürt sorununu programının merkezine yerleştiren ilk partinin (HEP) kurulduğu 1990 yıllarında başladığı söylenebilir. Sürecin daha gözle görülür, elle tutulur bir hal alması ise muhakkak ki, Türkiye'nin 1999'da Avrupa Birliği (AB) üyeliğine aday ilan edilmesi ve 2002'de AKP'nin iktidara gelmesiyle birlikte oldu.

2001-2004 arasında kabul edilen AB'nin Kopenhag Siyasi Kriterleri'ni yerine getirmeye yönelik reformlar bağlamında, Kürtçe ("farklı dil ve lehçelerde") radyo-televizyon ve öğrenim (kurslar) yasal hale geldi. Kürt çoğunluklu bölgede 1987'den beri uygulanmakta olan OHAL, 2002'de kaldırıldı. Yargısız infazlar, faili meçhuller hızla azaldı ve bitti. Hâlâ tam başarıya ulaştığı söylenemeyecek "işkenceye sıfır tolerans" politikası benimsendi. Anayasa Mahkemesi tarafından ardı ardına kapatıldılarsa da Kürt partileri 2004'ten itibaren Kürt çoğunluklu bölgenin pek çok belediyesinde iktidara geldi. TRT 2004'te birkaç saat de olsa Kürtçe yayına başladı. 2005 Ağustos'unda Başbakan Erdoğan Diyarbakır'da, Kürtlere karşı işlenen "hata ve günahlar"dan söz etti.

2004-2005'ten itibaren Kürt çoğunluklu bölgenin sosyo-ekonomik kalkınması için gerekli altyapı yatırımlarına hız verildi. Bölgeye halkın kimliğine saygılı valiler ve kamu yöneticileri atanmaya başladı. Boşaltılan köylere dönüş için mali yardım ve terörden zarar görenlere tazminat ödenmeye başladı. 2007 seçimleri sonrasında ilk kez bir Kürt partisi (DTP, kapatılınca BDP) Parlamento'da temsil edilme olanağı buldu. 2008'den itibaren Irak Kürdistan Bölge Yönetimi'ne yönelik politika kökten değişti; ilişkilerde yakınlaşma sağlandı. Bölge ile ekonomik karşılıklı bağımlılık arttı. Geçen mart ayında Erbil'de konsolosluk açıldı.

Uzunca bir duraksamadan sonra reformlar canlandı. 24 saat Kürtçe yayın yapan TRT 6, 1 Ocak 2009'da faaliyete geçti. Kürt kimliği resmen değilse de fiilen tanınmış oldu. AKP hükümeti Ağustos 2009'da "Demokratik Açılım" projesini açıkladı. Cezaevlerinde Kürtçe yasağı kalktı. Diyarbakır Belediye Tiyatrosu geçen şubat ayında ilk Kürtçe oyunu sahneledi. Mardin Artuklu Üniversitesi geçen yaz, Kürtçe öğretime hazırlık olarak sertifikalı "Kürtçe okutman adayı yetiştirme kursu" açtı. Geçen nisan ayında seçim kanununda değişiklik yapılarak, yazılı ve sözlü Kürtçe propaganda yasağına son verildi. Geçen temmuz ayında "taş atan çocuklar" yasası kabul edildi. Birçok ilde "yayla yasağı" kalktı ve yollarda güvenlik denetimleri asgariye indirildi.

Demek istediğim şu: Başbakan Erdoğan'ın deyişiyle, "inkar politikaları son buldu; ok yaydan çıktı..." Gerçekte yaklaşık 20 yıl önce başlayan "Demokratik Açılım" Türkiye liberal demokrasiyi yerleştirene ve Kürt sorununu çözene kadar sürecek.

 Şahin Alpay
Logged

Azadi vuslattadır vuslat yolu mavera
sakın boynunu bükme hırslanma umutlara
Dik dur ki kuvvet gelsin sıkılan yuımruklara
yolun cenetten geçer Filistinli Küçüğüm..
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: