Sayfa: 1 [2]  Hepsi   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: SOSYALİZİM  (Okunma Sayısı 3953 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 281
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 12949
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #20 : 08 Ocak 2011, 09:48:08 »

rABBİM RAZI OLSUN KARDEŞİM...GÜZEL BİR KONU....
Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
MERYEMDUAA
σиυя üуєѕι
****


insan bir katre kan ve bin endişedir.

Puan: 34
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1727
Üye ID: 1850

Nerden:


« Yanıtla #21 : 09 Ocak 2011, 01:10:13 »

en iyi bildiğim şey şudur ki :insanlar fakirken sosyalist,zenginken kapitalist olurlar.
sosyalist olmak düşünceye ideye ait  bir durumken kapitalist olmak çok daha maddi ve hayata dönüktür.
sosyalist düşüncedeki kırılmalar ve yanlış öngörüler insanı baz almayan teoriler ve doğaya aykırı düşüneler sosyalizmi küçük düşürdü.
işçi sınıfını önemsediğini söyleyip,işçi sınıfını ekonomik kriterler ekseninde şekillendirmesi kendi içindeki en büyük çelişkisidir.
güzel bir yazı teşekkür ederiz
selametle.
Logged

İman ,ALLAH'la olan sözleşmedir. islam teslimiyettir. kalu bela Karakter andıdır.ve amel sözleşmenin gereğidir.
Sümeyra Aslan
уєиι üує
*



Puan: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 19
Üye ID: 5093

Nerden: InshaAllah yakinda Dar-ul-islam


« Yanıtla #22 : 10 Ocak 2011, 21:11:54 »

öncelikle bu aslinda önemli konuya degindiginiz icin rabbim sizden razi olsun kardesim .

ne acidirki günümüzde sosyalizmi en cok benimseyen kesimlerden biriislam ümmetidir. Bunun bir cok faktörleri vardir aslinda. her kim ne derse desin sosyalizmden gelen bazi fikirler kulaga hos gelmektedir. "örnegin herkes esittir." slogani. ve tabiki kapitalist ideolojisiyle catismasi kacinilmazdir. Fakat nedense müslümanlara sosyalizmin temelleri, ve kaideleri aciklanmamistir, cünkü kesindirki islamdan baska hic bir ideoloji insan fitratina uygun degildir, ne akla uygun nede fitrata. Bir ideolojiyi degerlendirdigimizde bu iki temele bakilir, sosyalizmin temel diregi komünizm oldugu icin ve bu ideolojide esas alinan madde oldugu icin , ve en önemlisi yaraticinin inkari mevcut oldugu icin tamamen insan fitratiyla celismektedir. cünkü insan fitrati gücü elinde bulunduran düzen sahibi bir yaraticiya ibadet etmeye meyillidir.! bu sebeblerden dolayi sosyalizmi benimsemek kati olarak haramdir kardeslerim . !

sosyalizmi/komünizmi detaylariylada ele alabiliriz fakat temel bozuk oldugu icin detaylara girmek zaman kaybi olur kanisindayim 
Logged

“Eğer ümmetimin, zalime: “Sen zalimsin” demekten korktuğunu görürsen, bil ki onun varlığı ile yokluğu birdir.”
*Cundullah*
üѕтα∂
*****



Puan: 83
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 8242
Üye ID: 138

Nerden:


« Yanıtla #23 : 11 Ocak 2011, 11:16:58 »

bu  değerli katılımlarınızdan dolayı rabbim sizlerden razı olsun inşALLAH
Logged


zalimler yakında nasıl bir inkılapla devrileceklerini görecekler
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2331
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #24 : 11 Ocak 2011, 15:07:33 »

ALLAH hepinmizden razı olsun 
gerçekten araştırılmaya değer bir konu   sadece burda yazılanlarla yetinmemeliyiz
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2331
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #25 : 03 Mart 2011, 15:33:43 »

GERÇEK SOSYALİZM

DÜŞÜNCESİNİN BOZUKLUĞU

Gerçek Sosyalizme gelince; Gerçek Sosyalizm, "Sermaye Sosyalizmi" ve "Tarım Sosyalizmi" olarak bilinmektedir. Bu Sosyalizm, sınırlı (ideolojik) bir düşünceden fışkırdığı için insanların ve cemaatların inanma ve savunma imkânına sahip oldukları Sosyalizmidir. Fakat bunun tatbiki ancak "ateşle ve demirle" mümkündür. Çünkü fıtrata terstir ve insanın üretkenliğini sınırlandırmaktadır. "Tarım Sosyalizmi" düşüncesine müslüman ülkelerde rastlanılmadığından bu düşüncenin çürütülmesine çalışmaya gerek yoktur. İnsanın yaratılışına ters düşen mülk sahibi olma isteğini engellemesi ve tarımsal üretimde gerilemeye neden olması bu düşüncenin bozukluğunu ortaya koymak için yeterlidir. Mülk sahibi olmak beka içgüdüsünün göstergelerindendir. Bu nedenle insan ürettiğine sahip olmadığı zaman tarımsal üretim yapmak için harekete geçmez. Yalnızca bu durum, Tarım Sosyalizminin bozukluğunu göstermek için yeterli bir açıklamadır.

Sermaye Sosyalizmi ise, madenler, fabrikalar ve toprak gibi üretim kaynaklarının özel mülkiyete verilmemesi gerektiğini savunmaktadır. Diğer bir ifade ile üretime konu olan her malın mülkiyetini yasaklamaktadır. Birey, oturmak amacıyla bir evi mülk edinebilir, fakat kiraya vermek için bir evi mülk edinemez. Ürettiğini satabileceği bir araziyi mülk edinemezken, ürettiğini tüketeceği kadar bir araziyi mülk edinebilir. Üretmek ve satmak için fabrika sahibi olamaz. Sermaye sosyalistleri, tüketime konu olan kaynakların ferdi mülkiyetini kabullenirken, gelir sağlayan her türlü malın mülk edinilmesini ise yasaklamaktadırlar. Böylesi bir durum, özel mülkiyeti kısmi olarak kaldırmaktadır. Sermaye Sosyalizmi özetle budur. Bu kesinlikle yanlış bir düşüncedir. Tabiatı gereği ne ortaklığı ne de ortaklığa benzer bir durumu kabul etmeyen bir malda özel mülkiyeti yasaklamak, malların mülkiyetini sınırlandırmak demektir. Bu düşünce malların bir kısmının özel mülk edinilmesine izin verip diğer bir kısmına ise izin vermemektedir. Böyle bir durum insanın üretkenliğini engeller, fertlerin gayretlerinden toplumun faydalanmasını yoksun bırakır. Kesinlikle üretimde gerilemeye neden olur. Bugünkü Rusya'nın (1960'lı) tarım üretiminde görülen azalma bunun en bariz örneğidir.

Karl Marks Sosyalizmi ise maddecilik kuramı üzerine kuruludur. Buna göre, insan, hayat ve kâinat tabiat kanunlarına göre kendiliğinden gelişen bir maddedir. Yaratıcı ve yaratılan yoktur. Ancak maddenin evrimi vardır. Eski zaman filozoflarından Herakleitos'in maddi kavram ile ilgili olarak söylediği; "Evren tektir, her hangi bir ilah veya insan tarafından yaratılmamıştır. Evren var idi ve sonsuza kadar da bir ateş topu (enerji) olarak kalacaktır. O belirli kanunlara göre yanıp söner." sözleri hakkında Lenin: "Maddi diyalektiğin esasları için ne kadar harika bir açıklama" ifadesini kullanır. Engels ise; "Evren hakkında maddi anlayış, ona yabancı hiçbir şey katmadan onu olduğu gibi bütün basitliği ile anlamaktır." der. Marks'ta; "Ortaya çıkan bütün değişikliklerin aslı maddedir" demektedir. Marks, toplumda yeni sistemin kurulmasının, Devletin müdahalesi olmaksızın toplumda var olan gelişme kanununun gerektirdiği şartlar çerçevesinde ve ekonomik kanunların etkisi ile tamamlanacağını savunur. Marks, herhangi bir asırdaki toplum sisteminin, ekonomik durumun sonucu tarafından belirlendiği görüşündedir. Marks'a göre sisteme isabet eden değişikliklerin tamamı yalnızca, maddi durumlarını İyileştirmek için yapılan sınıflar mücadelesinden kaynaklanmaktadır. Tarih bize bu mücadelelerin yalnızca tek bir şekilde sonuçlandığını göstermektedir. Bu tek durum, sayıları çok ancak durumları kötü olan sınıfın, sayıları az fakat durumları iyi olan zengin burjuva sınıf karşısındaki zaferi ile sonuçlanması şeklinde özetlenebilir. Marks'ın "Sosyal Gelişme Kuramı" diye isimlendirdiği şey işte budur. Bu kanun, geçmişte yaşandığı gibi gelecekte de yaşanacaktır. Geçmişte bu mücadele, kölelerle hürler arasında, ardından derebeylerle halk arasında, sonra yine derebeylerle çiftçiler arasında vardı. Mücadele, her zaman sayıca çok ve haksızlığa uğrayan sınıfın, sayıca az ama haksızlık yapan sınıfa karşı üstünlüğü ile sona ermiştir. Ancak elde edilen bu zaferden sonra zafer elde eden mazlum sınıf, tutucu ve zalim sınıfa dönüşüyordu. Fransız devriminden bu yana mücadele, burjuva sınıfı ile işçi sınıfı arasında devam etti. Burjuva sınıfı, tutucu sınıfta olduğu gibi ekonomik projelerin lideri ve sermayenin sahibi oldu. Onun karşısında ise ikinci sınıf durmaktaydı. İkinci sınıf, sayıca çok olmasına rağmen sermayeden hiçbir şeye sahip değildir. Dolayısıyla bu iki sınıfın çıkarları arasında çelişkiler vardır. İşte bu çelişkiler nedeniyle kapitalist sistemin yıkılıp yerine Sosyalist sistemin kurulmasına yönelik sınıflararası mücadele başladı.

Marksist Sosyalizmin özeti işte budur. Bu düşünce şüphesiz ki yanlış bir düşüncedir. Bu düşüncenin yanlışlığı şu sebeplere dayanmaktadır.

Maddi kuram açısından suyun buharlaşmasını ele alalım. Marksistlerin söylemi ile "gelişme" düşüncesi açısından olaya baktığımızda madde de ki bu dönüşüm, yani suyun buhar haline gelmesi, ne suyun kendisindendir ne de yalnızca maddedendir. Su, belli bir sıcaklık derecesine ulaşmadıkça buharlaşmaz. Suyun buhar haline dönüşmesindeki etkili faktör belli orandaki sıcaklıktır. Bu sıcaklık oranında bir değişme olduğunda su buharlaşmaz. O zaman suya ve sıcaklığa bu belli oranı koyanın kim olduğu sorusu gündeme gelmektedir. Oranı tesbit eden su mu, sıcaklık mı yoksa bu ikisinin de dışında başka bir şey midir? Şüphesiz ki suyun ve sıcaklığın dışında bir şeydir. Suya bu oranı kabul ettiren veya onların ifadesi ile suyun buhar haline dönüşmesi ile ilgili kanunları koyanın şüphesiz ki ezeli bir varlık olması gerekir ki bu da Allahu Teâla'dır. Hissedilebilen ve kavranabilen eşyaların varlığı kesindir. Varlıkları itibarı ile onların başka şeye muhtaç olmaları da kesindir. Öyleyse o mahluktur, çünkü başkasına muhtaçtır. Yaratılmış olmaları ise bir yaratıcının varlığına delalet eder. Yalnızca bu delil Marks'ın maddeciliğini çürütmeye yeter. Ancak Marks'ın; "Herhangi bir asırdaki sosyal sistemi, ekonomik durumun sonucu belirler. Bu sisteme isabet eden çeşitli dönüşümlerin tek sebebi, ekonomik durumlarını iyileştirmek için sosyal sınıflar arasında yapılan mücadelelerdir." sözüne gelince: Bu ifade tamamen teorik varsayımlara dayanan ve gerçeğe ters düşen hatalı bir düşüncedir. Bu düşüncenin yanlışlığı ve gerçek hayatla çelişmesi, hem tarihi olarak hem de vakıa itibarıyla açıkça ortadadır. Sovyet Rusya ne maddi gelişmenin sonucu olarak ne de sistemi sistemle değiştirecek sınıflararası mücadele sonucunda Sosyalizme dönüşmemiştir. Bir grup kanlı bir devrim yoluyla yönetimi ele geçirdi ve sistemi değiştirdi. Ardından da sosyalist düşünceleri halka uygulamaya başladı. Çin'deki halk devrimi de böyle oldu. Doğu Almanya'da ve Doğu Avrupa'da Sosyalizmin uygulanması, sınıflararası mücadele sonucunda değil, Sosyalist bir devletin bu ülkeleri işgal etmesi ve oralarda Sosyalizmi uygulamalarıyla olmuştur. Öte yandan sınıflararası mücadelelerin daha çok görüldüğü Almanya, Fransa, İngiltere ve ABD gibi ülkelerde herhangi bir şekilde sistem değişikliği olmamıştır. Kapitalist ülkelerde sermayedar ve işçi kesiminin çok yoğun olmasına karşılık Komünist Çin'de ve Rusya'da tarım sektöründe çalışanların sayısı sanayi sektöründe çalışanlardan daha fazladır. Aynı zamanda bu iki ülkedeki sermayedar ve işçi kesiminin sayısı da batı ülkelerine oranla çok daha azdır. ABD ve batı Avrupa ülkelerinde işçi sınıfı ve Kapitalist sınıfın varlığına ve sınıflararası mücadele kanununa göre sistemde değişiklik olması gerekirken bu ülkelerde Sosyalizme geçilmemiştir. İşçi ve kapitalist sınıfın varlığı Kapitalist sisteme herhangi bir şekilde etki etmeden bu ülkelerin hepsinde Kapitalizm uygulanmaktadır. Yalnızca bu bile maddi kuramın temelden çürütülmesi için kâfidir. Onbeş yıldan daha uzun bir süreden beri Rusya'nın hükmü altında Sosyalizme göre yaşayan Doğu Almanya'yı Rusya şu anda (1960) bıraksa Doğu Almanya Sosyalizmi hemen bırakıp Kapitalizme döner. Sistemin ekonomik durum sonucunda ortaya çıkmadığını, değişimlerin sınıflar arası mücadele sonucunda olmadığını bu bile desteklemektedir. Bu kuramın bozukluğuna delil olarak yalnızca Doğu Almanya olayları yeter. Çünkü Doğu Almanya Sosyalizmi, ekonomik durumun sonucu değil Rusya'nın orayı işgal etmesinin sonucudur. Bu sistemden on beş yıl içerisinde iki milyondan fazla kişi kaçmıştır. Alman'lar kendi hallerine bırakılsalar hemen Kapitalizme dönerler. Bu gerçek, yaşanmakta olan bir delil olarak Sosyalizmin temelden bozukluğunu göstermeye yeter.

Buna ilave olarak Sosyalizmin kaynaklandığı maddecilik ve maddi gelişme düşüncesi hatalı bir düşüncedir. Çünkü fıtrata muhaliftir. Maddede kendiliğinden bir gelişme olmaz. Gelişme madde hakkında konan kanunların maddeyi etkilemesi ile olur. Bu kanunlara göre maddenin bir halden diğer bir hale dönüşmesi için belirli bir oranın bulunması gerekir ki bu oranın kaynağı madde değildir. Öyle olsaydı kanunlar olmadan madde istediği gibi değişiklikler yapardı. Bu nedenle bu kanunların kesinlikle madde dışından gelmesi gerekmektedir. Diğer bir ifade ile ancak belirli şartlarda ve belirli durumlarda ve belirli oranlarda maddenin bir halden diğer bir hale dönüşümünü sağlayan, maddenin dışında ve maddenin mecburen bağlı kaldığı bir kanun vardır. Maddenin bir halden bir başka hale dönüşmesini sağlayan şey maddenin bağlı kalmak zorunda olduğu kanunlardır. Burada ise kendi kendine gelişme değil, maddenin dışındaki bir etkileyici ile bir halden bir başka hale dönüşüm vardır. Maddeciliğin ve ondan kaynaklanan sistemin bozukluğuna bu bir delidir. Bu açıdan bakıldığında da Marksist Sosyalizmin bozuk olduğu anlaşılır.

 

Logged
Sayfa: 1 [2]  Hepsi   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: