|
|
*Cundullah*
üѕтα∂
   
Puan: 83
Çevrimdışı
Üye ID: 138
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #1 : 12 Nisan 2008, 10:20:40 » |
|
 |
|
 |
 |
SOSYALİZM
Sosyalizm veya halkçılık, iktidar ve üretim araçlarının halk tarafından kontrol edildiği bir toplum fikrine dayanan bir düşünce sistemidir. Bununla birlikte, sosyalizmin fiili anlamı uygulamada zaman içinde değişmiştir. Siyasi bir terim olması nedeniyle, sınıfsız bir toplumun oluşturulması amacıyla, devrim ya da toplumsal evrimle örgütlü bir emekçi sınıf kurulmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Sosyalizm, kökenlerini sanayileşme dönemindeki aydınlanma düşüncesinde dile getirilen siyasal ve sosyal eşitlik isteğinden almıştır. Giderek artan bir şekilde modern demokrasilerde de sosyal reformlar üzerine yoğunlaşılmaya başlanmıştır. Sosyalizm ve sosyalist terimi, bir dizi ideolojiye, bir ekonomik sisteme, varolmuş yahut varolan bir devlete işaret edebilir..
Marksist teoride sosyalizm, kapitalizmin yerini alacak ve daha sonra sosyalist yapı kendiliğinden söneceğinden komünizme dönüşecek bir topluma işaret eder. Marksizm komünizmin teorik ve felsefi zemini, komünizm sosyalizmin ardılı olarak gelişecek toplumsal sistemdir.
Terimin ilk kullanılışı 19. yüzyılın başına kadar gider. İlk kez 1827’de İngilizcede, özgönderimsel olarak, Robert Owen’ın takipçilerini adlandırmak için kullanılmıştır. Fransa’da, yine özgönderimsel olarak, 1832 yılında l’Encyclopédie nouvelle’deki Saint-Simon, ardından Pierre Leroux ve J. Regnaud’un fikirlerinin takipçisi olanlar için kullanılmıştır. Kelimenin kullanımı hızlı bir biçimde yayıldı ve değişik zamanlarda ve yerlerde değişik şekillerde kullanıldı. Farklı kişiler ve gruplar kendilerini sosyalist ve sosyalist karşıtı olarak tanımladılar. Sosyalist gruplar arasında büyük farklılıklar olmakla birlikte, neredeyse hepsi, toplumun seçkin bir azınlığına hizmet etmektense halk çoğunluğuna hizmet eden bir iktisat bilimiyle birlikte, dayanışma prensiplerine göre işleyip, eşitlikçi toplumu savunarak, sanayi ve tarım işçileriyle birlikte mücadele eden, 19. ve 20. yüzyıla dayanan bir ortak tarihle bağlandıklarını kabul edeceklerdir.
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
zalimler yakında nasıl bir inkılapla devrileceklerini görecekler
|
|
|
muhtar
тє¢яüвєℓι üує

Söz Bitmiştir...
Puan: 3
Çevrimdışı
Üye ID: 1803
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #2 : 13 Nisan 2008, 18:02:33 » |
|
 |
|
 |
 |
Bazı sistemler sözleri ile insanları kendine çekebilir, insanlara hoş görünebilir...Ama bunların bütün varlıkları dildedir ve hayaldir, gerçekte yaşanması imkansızdır...Bunların başında da gençliği bir takım yaldızlı sözlerle zehirleyen sosyalizim gelir... İslam ise dilde belki zor görünebilir ama İslamın güzelliği yaşanmasındadır, İslam yaşandıkça güzelleşir... |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Vakit Bir Sabah Muştusudur...Ve Gözlerim, Ufukta Sökmeye Yakın Fecri Sadığı Seyre Durdu...
|
|
|
|
|
Alimirac
уєиι üує
Puan: 2
Çevrimdışı
Üye ID: 1732
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #4 : 16 Nisan 2008, 01:18:23 » |
|
 |
|
 |
 |
Cundullah kardeşime üstadtan bir iki alıntıyla katılmak istiyorum... Dr.Ali Şeriati,''MARKSİZM''adlı eserinde yeni teknolojinin dünyayı birliğe doğru götürdüğünü,dolayısıyla dünyanın neresine giderseniz gidin,bir giyim biçimine,bir yaşantı biçimine,bir sosyal ilişkiler biçimine,bir siyaset idare ve devleti ilgilendiren form biçimine ve bir harcama biçimine yöneldiğini ortaya koymakta ve marksizimin bunu göremeyişinin sıkıntısını çektiğini belirtmektedir...Bugün dünyadaki Globalleşme,Marksizimin öngöremediği bir gerçektir. Bir de Marx'ın şu sözüne dikkat çekmektedir.Marx diyor ki;''Üretim araçları değiştiğinde sosyal düzen de değişir.'' Bugün ise üretim rejiminin tek tip olduğunu rejimin ise birbirinin zıddı olduğu görülmektedir.Bu da Marksizimin bir çelişkisidr. Daha açık bir ifadeyle Kapitalizmde de sosyalizmde de üretim araçları aynı iken rejimler farklıdır... Yine üstad Şeriati;Yaşamın sanayileşmekte olduğunu ve sanayinin,temelde bütün milletleri,kökleri ve çeşitlilikleri tek tip kılma özelliği vardır.Üretim araçlarının alt yapısı birliği doğurmaktadır;bu da sanayidir.Sanayi,hem sosyalist rejimde hemde kapitalist rejimde birdir. Kısacası hangi ''....İZM''olursa olsun BEŞERİ KANUNLARA DAYANAN BİR SİSTEM olduğu için, bütün rejimler sömürüye dayanır.Ancak insanın insanca yaşamasını sağlayacak olan ALLAH(c.c.)ın insanlığa emrettiği adaletli düzendir... Selam ve dua ile... |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
|
|
muhammedi sevda
уєиι üує
MÜ'MİNLER ANCAK KARDEŞTİR
Puan: 0
Çevrimdışı
Üye ID: 2196
Nerden: MİDYAT
|
 |
« Yanıtla #7 : 19 Temmuz 2008, 12:21:43 » |
|
 |
|
 |
 |
sosyalizm güzel bişeydir.insan sosyal olması lazım.bunun için sosyalist olmak lazım.ama bunu makssizme sürüklemek kötüdür.marksizmi belki bilirsiniz.kapitalizme karşı çıkan .lenizm de aynı görüşü paylaşıyor.komünistler bu dünyaaki insanları ikiye ayırmışlardır.mesala bir kişinin komünist olmadığını görürse bu kapitalisttir diyecekler.komünistse komünist diyecekler.hem bunlar iktidara geçtilerde devrim yaptılar da ne oldu birçok insan katledildi.türkistan yandı çin komünizminin onun devriminin oluşmasıyla.sadece türkistan mı çin de yandı bu düşüncelerle.insanların akıla bile getiremeyecekleriişkenceler zulümler yapılmış ve binlerce milyonlarca insan 1961 ihtilalleriyle kötü bir gidişe doğru sürüklernmiştir.
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
KARANLIKTA DİLE GETİRMEKTEN ÇEKİNDİĞİNİZ BİR HAKİKAT; BİRGÜN AYDINLIKTA İŞİTİLECEK VE GİZLİ MEKANLARDA ÖĞRENDİĞİNİZ BİR DİNİ BİRGÜN ÇATILARDAN HAYKIRACAKSINIZ.(HZ. İSA)
|
|
|
muhammedi sevda
уєиι üує
MÜ'MİNLER ANCAK KARDEŞTİR
Puan: 0
Çevrimdışı
Üye ID: 2196
Nerden: MİDYAT
|
 |
« Yanıtla #8 : 19 Temmuz 2008, 12:22:57 » |
|
 |
|
 |
 |
size çin işkencesi ni tavsiye ediyorum... selam ve dua ile kardeşlerim... |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
KARANLIKTA DİLE GETİRMEKTEN ÇEKİNDİĞİNİZ BİR HAKİKAT; BİRGÜN AYDINLIKTA İŞİTİLECEK VE GİZLİ MEKANLARDA ÖĞRENDİĞİNİZ BİR DİNİ BİRGÜN ÇATILARDAN HAYKIRACAKSINIZ.(HZ. İSA)
|
|
|
muhammedi sevda
уєиι üує
MÜ'MİNLER ANCAK KARDEŞTİR
Puan: 0
Çevrimdışı
Üye ID: 2196
Nerden: MİDYAT
|
 |
« Yanıtla #9 : 22 Temmuz 2008, 01:41:23 » |
|
 |
|
 |
 |
okudukça ibret alacaksınız... |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
KARANLIKTA DİLE GETİRMEKTEN ÇEKİNDİĞİNİZ BİR HAKİKAT; BİRGÜN AYDINLIKTA İŞİTİLECEK VE GİZLİ MEKANLARDA ÖĞRENDİĞİNİZ BİR DİNİ BİRGÜN ÇATILARDAN HAYKIRACAKSINIZ.(HZ. İSA)
|
|
|
|
|
Satır Arası Hüzün
υѕтα üує
 
``Uykum Var !Ölsem ,Geçer mi Dersiniz ``
Puan: 82
Çevrimdışı
Üye ID: 5005
Nerden: Çünkü Biz Hiç Taş Atmadık Ve taş atan çocukların Yüreğini Hiç Paylaşmadık.
|
 |
« Yanıtla #11 : 18 Aralık 2010, 11:11:47 » |
|
 |
|
 |
 |
Güzel Bir Konu oluşturmuşsunuz Kıymetli Sayın Cundullah kardeşim.
Aslında Bu Başlık Dikkatimi Çekiyordu;Birazda Cesaretimi Kırıyordu Yorum Yazmak Adına.
Bu Sosyalizm Denen Şeyi Süslü Kelimelerle Hep Kitaplarda Okumadıkmı,Ütopyalarda Şekillenen
Ürünsel Fikirlerin Varlıkları Hayalden Öteye Geçmemiştir .Elbetteki Tüm Rejimler Yıkılmya
Mahkumdur.
Artık Bırakmalı izm İle Biten Kelimelerin Ardını;Değilmidirki İslam İnsana
Saygınlık,Adalet,Umut,Şeref,Emek,Sosyallik,Düzen,Devrim,Düzey ,Mutluluk,Eşitlik,Özgürlük
vs vs Kazandıran.
Muhtaç
olduğumuz Tek Kudret
Evrenin Yaratıcısı Rabbimizdir.Beşeri Sistemlerin Hepsi İnsanları zihinlerini Köleleştirmekten
öteye Geçememiştir .Ne Demiştik en Son Bütün İzmler İdraklerimize Giydirilen Deli Gömleğidir
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Biz hep çocuk kalmalıydık aslında. Üç taş, üç cam olmalıydı hayat. En büyük kavgamız gazoz kapağından çıkmalıydı ve en büyük acımız öğretmenimizin başka şehre tayini olmalıydı. ... Biz hep çocuk kalmalıydık aslında.
|
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #13 : 07 Ocak 2011, 14:19:10 » |
|
 |
|
 |
 |
GERÇEK SOSYALİZM
DÜŞÜNCESİNİN BOZUKLUĞU
Gerçek Sosyalizme gelince; Gerçek Sosyalizm, "Sermaye Sosyalizmi" ve "Tarım Sosyalizmi" olarak bilinmektedir. Bu Sosyalizm, sınırlı (ideolojik) bir düşünceden fışkırdığı için insanların ve cemaatların inanma ve savunma imkânına sahip oldukları Sosyalizmidir. Fakat bunun tatbiki ancak "ateşle ve demirle" mümkündür. Çünkü fıtrata terstir ve insanın üretkenliğini sınırlandırmaktadır. "Tarım Sosyalizmi" düşüncesine müslüman ülkelerde rastlanılmadığından bu düşüncenin çürütülmesine çalışmaya gerek yoktur. İnsanın yaratılışına ters düşen mülk sahibi olma isteğini engellemesi ve tarımsal üretimde gerilemeye neden olması bu düşüncenin bozukluğunu ortaya koymak için yeterlidir. Mülk sahibi olmak beka içgüdüsünün göstergelerindendir. Bu nedenle insan ürettiğine sahip olmadığı zaman tarımsal üretim yapmak için harekete geçmez. Yalnızca bu durum, Tarım Sosyalizminin bozukluğunu göstermek için yeterli bir açıklamadır.
Sermaye Sosyalizmi ise, madenler, fabrikalar ve toprak gibi üretim kaynaklarının özel mülkiyete verilmemesi gerektiğini savunmaktadır. Diğer bir ifade ile üretime konu olan her malın mülkiyetini yasaklamaktadır. Birey, oturmak amacıyla bir evi mülk edinebilir, fakat kiraya vermek için bir evi mülk edinemez. Ürettiğini satabileceği bir araziyi mülk edinemezken, ürettiğini tüketeceği kadar bir araziyi mülk edinebilir. Üretmek ve satmak için fabrika sahibi olamaz. Sermaye sosyalistleri, tüketime konu olan kaynakların ferdi mülkiyetini kabullenirken, gelir sağlayan her türlü malın mülk edinilmesini ise yasaklamaktadırlar. Böylesi bir durum, özel mülkiyeti kısmi olarak kaldırmaktadır. Sermaye Sosyalizmi özetle budur. Bu kesinlikle yanlış bir düşüncedir. Tabiatı gereği ne ortaklığı ne de ortaklığa benzer bir durumu kabul etmeyen bir malda özel mülkiyeti yasaklamak, malların mülkiyetini sınırlandırmak demektir. Bu düşünce malların bir kısmının özel mülk edinilmesine izin verip diğer bir kısmına ise izin vermemektedir. Böyle bir durum insanın üretkenliğini engeller, fertlerin gayretlerinden toplumun faydalanmasını yoksun bırakır. Kesinlikle üretimde gerilemeye neden olur. Bugünkü Rusya'nın (1960'lı) tarım üretiminde görülen azalma bunun en bariz örneğidir.
Karl Marks Sosyalizmi ise maddecilik kuramı üzerine kuruludur. Buna göre, insan, hayat ve kâinat tabiat kanunlarına göre kendiliğinden gelişen bir maddedir. Yaratıcı ve yaratılan yoktur. Ancak maddenin evrimi vardır. Eski zaman filozoflarından Herakleitos'in maddi kavram ile ilgili olarak söylediği; "Evren tektir, her hangi bir ilah veya insan tarafından yaratılmamıştır. Evren var idi ve sonsuza kadar da bir ateş topu (enerji) olarak kalacaktır. O belirli kanunlara göre yanıp söner." sözleri hakkında Lenin: "Maddi diyalektiğin esasları için ne kadar harika bir açıklama" ifadesini kullanır. Engels ise; "Evren hakkında maddi anlayış, ona yabancı hiçbir şey katmadan onu olduğu gibi bütün basitliği ile anlamaktır." der. Marks'ta; "Ortaya çıkan bütün değişikliklerin aslı maddedir" demektedir. Marks, toplumda yeni sistemin kurulmasının, Devletin müdahalesi olmaksızın toplumda var olan gelişme kanununun gerektirdiği şartlar çerçevesinde ve ekonomik kanunların etkisi ile tamamlanacağını savunur. Marks, herhangi bir asırdaki toplum sisteminin, ekonomik durumun sonucu tarafından belirlendiği görüşündedir. Marks'a göre sisteme isabet eden değişikliklerin tamamı yalnızca, maddi durumlarını İyileştirmek için yapılan sınıflar mücadelesinden kaynaklanmaktadır. Tarih bize bu mücadelelerin yalnızca tek bir şekilde sonuçlandığını göstermektedir. Bu tek durum, sayıları çok ancak durumları kötü olan sınıfın, sayıları az fakat durumları iyi olan zengin burjuva sınıf karşısındaki zaferi ile sonuçlanması şeklinde özetlenebilir. Marks'ın "Sosyal Gelişme Kuramı" diye isimlendirdiği şey işte budur. Bu kanun, geçmişte yaşandığı gibi gelecekte de yaşanacaktır. Geçmişte bu mücadele, kölelerle hürler arasında, ardından derebeylerle halk arasında, sonra yine derebeylerle çiftçiler arasında vardı. Mücadele, her zaman sayıca çok ve haksızlığa uğrayan sınıfın, sayıca az ama haksızlık yapan sınıfa karşı üstünlüğü ile sona ermiştir. Ancak elde edilen bu zaferden sonra zafer elde eden mazlum sınıf, tutucu ve zalim sınıfa dönüşüyordu. Fransız devriminden bu yana mücadele, burjuva sınıfı ile işçi sınıfı arasında devam etti. Burjuva sınıfı, tutucu sınıfta olduğu gibi ekonomik projelerin lideri ve sermayenin sahibi oldu. Onun karşısında ise ikinci sınıf durmaktaydı. İkinci sınıf, sayıca çok olmasına rağmen sermayeden hiçbir şeye sahip değildir. Dolayısıyla bu iki sınıfın çıkarları arasında çelişkiler vardır. İşte bu çelişkiler nedeniyle kapitalist sistemin yıkılıp yerine Sosyalist sistemin kurulmasına yönelik sınıflararası mücadele başladı.
Marksist Sosyalizmin özeti işte budur. Bu düşünce şüphesiz ki yanlış bir düşüncedir. Bu düşüncenin yanlışlığı şu sebeplere dayanmaktadır.
Maddi kuram açısından suyun buharlaşmasını ele alalım. Marksistlerin söylemi ile "gelişme" düşüncesi açısından olaya baktığımızda madde de ki bu dönüşüm, yani suyun buhar haline gelmesi, ne suyun kendisindendir ne de yalnızca maddedendir. Su, belli bir sıcaklık derecesine ulaşmadıkça buharlaşmaz. Suyun buhar haline dönüşmesindeki etkili faktör belli orandaki sıcaklıktır. Bu sıcaklık oranında bir değişme olduğunda su buharlaşmaz. O zaman suya ve sıcaklığa bu belli oranı koyanın kim olduğu sorusu gündeme gelmektedir. Oranı tesbit eden su mu, sıcaklık mı yoksa bu ikisinin de dışında başka bir şey midir? Şüphesiz ki suyun ve sıcaklığın dışında bir şeydir. Suya bu oranı kabul ettiren veya onların ifadesi ile suyun buhar haline dönüşmesi ile ilgili kanunları koyanın şüphesiz ki ezeli bir varlık olması gerekir ki bu da Allahu Teâla'dır. Hissedilebilen ve kavranabilen eşyaların varlığı kesindir. Varlıkları itibarı ile onların başka şeye muhtaç olmaları da kesindir. Öyleyse o mahluktur, çünkü başkasına muhtaçtır. Yaratılmış olmaları ise bir yaratıcının varlığına delalet eder. Yalnızca bu delil Marks'ın maddeciliğini çürütmeye yeter. Ancak Marks'ın; "Herhangi bir asırdaki sosyal sistemi, ekonomik durumun sonucu belirler. Bu sisteme isabet eden çeşitli dönüşümlerin tek sebebi, ekonomik durumlarını iyileştirmek için sosyal sınıflar arasında yapılan mücadelelerdir." sözüne gelince: Bu ifade tamamen teorik varsayımlara dayanan ve gerçeğe ters düşen hatalı bir düşüncedir. Bu düşüncenin yanlışlığı ve gerçek hayatla çelişmesi, hem tarihi olarak hem de vakıa itibarıyla açıkça ortadadır. Sovyet Rusya ne maddi gelişmenin sonucu olarak ne de sistemi sistemle değiştirecek sınıflararası mücadele sonucunda Sosyalizme dönüşmemiştir. Bir grup kanlı bir devrim yoluyla yönetimi ele geçirdi ve sistemi değiştirdi. Ardından da sosyalist düşünceleri halka uygulamaya başladı. Çin'deki halk devrimi de böyle oldu. Doğu Almanya'da ve Doğu Avrupa'da Sosyalizmin uygulanması, sınıflararası mücadele sonucunda değil, Sosyalist bir devletin bu ülkeleri işgal etmesi ve oralarda Sosyalizmi uygulamalarıyla olmuştur. Öte yandan sınıflararası mücadelelerin daha çok görüldüğü Almanya, Fransa, İngiltere ve ABD gibi ülkelerde herhangi bir şekilde sistem değişikliği olmamıştır. Kapitalist ülkelerde sermayedar ve işçi kesiminin çok yoğun olmasına karşılık Komünist Çin'de ve Rusya'da tarım sektöründe çalışanların sayısı sanayi sektöründe çalışanlardan daha fazladır. Aynı zamanda bu iki ülkedeki sermayedar ve işçi kesiminin sayısı da batı ülkelerine oranla çok daha azdır. ABD ve batı Avrupa ülkelerinde işçi sınıfı ve Kapitalist sınıfın varlığına ve sınıflararası mücadele kanununa göre sistemde değişiklik olması gerekirken bu ülkelerde Sosyalizme geçilmemiştir. İşçi ve kapitalist sınıfın varlığı Kapitalist sisteme herhangi bir şekilde etki etmeden bu ülkelerin hepsinde Kapitalizm uygulanmaktadır. Yalnızca bu bile maddi kuramın temelden çürütülmesi için kâfidir. Onbeş yıldan daha uzun bir süreden beri Rusya'nın hükmü altında Sosyalizme göre yaşayan Doğu Almanya'yı Rusya şu anda (1960) bıraksa Doğu Almanya Sosyalizmi hemen bırakıp Kapitalizme döner. Sistemin ekonomik durum sonucunda ortaya çıkmadığını, değişimlerin sınıflar arası mücadele sonucunda olmadığını bu bile desteklemektedir. Bu kuramın bozukluğuna delil olarak yalnızca Doğu Almanya olayları yeter. Çünkü Doğu Almanya Sosyalizmi, ekonomik durumun sonucu değil Rusya'nın orayı işgal etmesinin sonucudur. Bu sistemden on beş yıl içerisinde iki milyondan fazla kişi kaçmıştır. Alman'lar kendi hallerine bırakılsalar hemen Kapitalizme dönerler. Bu gerçek, yaşanmakta olan bir delil olarak Sosyalizmin temelden bozukluğunu göstermeye yeter.
Buna ilave olarak Sosyalizmin kaynaklandığı maddecilik ve maddi gelişme düşüncesi hatalı bir düşüncedir. Çünkü fıtrata muhaliftir. Maddede kendiliğinden bir gelişme olmaz. Gelişme madde hakkında konan kanunların maddeyi etkilemesi ile olur. Bu kanunlara göre maddenin bir halden diğer bir hale dönüşmesi için belirli bir oranın bulunması gerekir ki bu oranın kaynağı madde değildir. Öyle olsaydı kanunlar olmadan madde istediği gibi değişiklikler yapardı. Bu nedenle bu kanunların kesinlikle madde dışından gelmesi gerekmektedir. Diğer bir ifade ile ancak belirli şartlarda ve belirli durumlarda ve belirli oranlarda maddenin bir halden diğer bir hale dönüşümünü sağlayan, maddenin dışında ve maddenin mecburen bağlı kaldığı bir kanun vardır. Maddenin bir halden bir başka hale dönüşmesini sağlayan şey maddenin bağlı kalmak zorunda olduğu kanunlardır. Burada ise kendi kendine gelişme değil, maddenin dışındaki bir etkileyici ile bir halden bir başka hale dönüşüm vardır. Maddeciliğin ve ondan kaynaklanan sistemin bozukluğuna bu bir delidir. Bu açıdan bakıldığında da Marksist Sosyalizmin bozuk olduğu anlaşılır.
--------------------------------------------------------------------------------
'SOSYAL ADALET'
DÜŞÜNCESİNİN YANLIŞLIĞI
İster Karl Marks Sosyalizmi (Gerçek Sosyalizm) olsun, isterse ismen Sosyalizm olan ve Arap ülkelerindeki bazı idarecilerin çağırdıkları ve müslümanların topraklarında yaygın olarak bulunan devlet Sosyalizmi olsun, Sosyalizmin bütün çeşitleri bozuktur. Dolayısıyla geriye üzerinde düşünülmesi gereken Sosyal Adalet kavramı kalmaktadır. Sosyal adalet düşüncesi, Sosyalizm gibi bir sistem değildir. Sosyal adalet, Kapitalizmin uygulandığı ülkelerde Kapitalizmden kaynaklanan şiddetli zulümün hafifletilmesini sağlayan belirli hükümleri içeren bir düşüncedir. Sosyal Adalet düşüncesinde yamalama işleminin açıkça görüldüğü hükümler vardır. Kapitalist sisteme bir yama olan Sosyal Adalet gerçek bir zulümdür. Kapitalizmin ömrünü uzatmak ve sabitleştirmek için vardır. Memurlara emeklilik maaşı, işçilere ikramiye vermek Sosyal Adalet kavramının gereğidir. Fakir çocukları bedava okutmak, fakirlere bedava sağlık hizmeti sunmak gibi şeyler de Sosyal Adaletten kaynaklanmaktadır. Oysa buna benzer işler Sosyal Adalet değil bir zulümdür. Niçin memur sınıfı yaşlandığı zaman devletten emekli maaşı alabiliyor da aynı ülkenin evlatları olan ve muhtaç durumda bulunan şoför, çiftçi, ayakkabı boyacısı ve diğerleri alamıyorlar? Niçin işçi ikramiye alıyor da, araba üzerinde seyyar satıcılık yapan satıcı, gazete satıcısı ve benzerleri alamıyorlar? Sağlık hizmetleri neden yalnızca fakirler için bedava da bütün insanlar için bedava değil? İşte bunlar Sosyal Adalet denilen şeyin zulüm olduğunu göstermektedir. Zira devlet fert fert ümmetin tümüne güvenlik, savunma, sağlık ve eğitim gibi hizmetleri sağlamak mecburiyetindedir. Bu tür hizmetler açısından devlette zengin ve yoksul ayrımı yapılmaz. Devlet fert fert herkesin temel ihtiyaçlarını tam olarak garantilemek ve lüks ihtiyaçları için de gerekli şartları hazırlamakla sorumludur. İhtiyaçlarını karşılamaktan aciz olan herkes için bu geçerlidir. İster belirli miktarda emekli maaşı olan bir memur olsun isterse ikramiye alan bir işçi olsun, aslolan yalnızca belli bir miktar emekli maaşı veya ikramiye alması değil temel ihtiyaçlarının tamamını karşılamaya yetecek miktarda hakkı olanı almasıdır. Bu nedenle Sosyal Adalet zulümdür. Üstelik bu, Kapitalist sistemin tatbiğini devam ettirmek, ömrünü uzatmak ve kötülüğünün hissedilmemesi, insanların uyuşturulması için hazırlanmış bir uyuşturucudur. Bu nedenle ona çağırmak ve onu uygulamaya çalışmak haramdır.
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #14 : 07 Ocak 2011, 14:19:55 » |
|
 |
|
 |
 |
DEVLET SOSYALİZMİ
DÜŞÜNCESİNİN BOZUKLUĞU
Bazı Arap ülkeleri idarecilerinin 'Arap Sosyalizmi' diye isimlendirdikleri, gerçekte ise Sosyalizm çeşitlerinden biri olan 'Devlet Sosyalizmi' denilen şey pis kokusu ile adeta burun direğini kıran çürük bir düşüncedir. Kokuşmuşluğu hissedilip pis kokusu yayılmaya başladıktan sonra bu kavramı getiren batı bile, Devlet Sosyalizminin ismini anmaktan yüz çevirmiştir. Buna rağmen bugünkü Mısır (1960'lı yılların) idarecileri, ileriye doğru götürmesi için atları arabanın arkasına koşan kimse gibi Devlet Sosyalizmini tatbik etmeye çalışıyorlar. Diğer bir ifade ile birinci adımı atmadan önce ikinci adımı atıyorlar. Onlar sosyalist olmadan (kendileri Sosyalizmi kabullenmeden) Sosyalizmi tatbik etmek istiyorlar. Uygulanması ütopya olan kokuşmuş bir düşünceye çağırıyorlar.
Sosyalizm fikri, Kapitalist sistemin uygulandığı Rusya ve Avrupa'daki ülkelerde yaşayan halkların uğradıkları zulüme bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bazı kimseler zulümün, özel mülkiyetin insanlar arasında adaletsiz dağılımından kayaklandığının farkına vardılar ve mülkiyet konusunu araştırmaya başladılar. Bunlardan bir gurup "mülkiyette fiili eşitlik" olması gerektiğini ileri sürdüler ve bunlar kendi içinde üç guruba ayrıldılar:
Birinci grup, "matematiksel eşitlikten" yanaydı. Bununla faydalanılabilen her şeyde eşitliği kastediyorlardı. Bir kişiye verilenin aynısı diğerine de verilmeliydi.
İkinci grup ise "Sosyal eşitlik"ten bahsediyorlardı. Bununla da, işlerin herkesin gücüne göre dağıtılmasını amaçlıyorlardı. Üretilen mal ve hizmetlerin dağıtımının ise herkesin ihtiyacı oranında olması gerektiğini söylüyorlardı. Bunlara göre, "herkese gücüne, herkese ihtiyacına göre dağıtım" kuralı uygulandığında eşitlik sağlanmış oluyordu.
Üçüncü grup da "üretim araçlarının dağıtımında eşitliğin" sağlanması gerektiğini savunuyorlardı. Bunlara göre, hayattaki eşyalar insanların ihtiyaçlarını karşılamaya yetmemektedir. Öyleyse, "herkese gücüne, herkese çalışmasına göre" kuralı çerçevesinde, herkese eşit ölçüde üretim araçlarına sahip olma ortamı sağlandığında eşitlik sağlanmış olacaktı.
Onlara göre zulümün diğer sebebi mülkiyetin kendisiydi. Dolayısıyla mülkiyetin tamamen kaldırılması gerekiyordu. Özel mülkiyetin kaldırılması hususunda sosyalist ekoller ihtilafa düştüler. Bu gruplardan Komünistler özel mülkiyetin tamamen kaldırılması gerektiğini ileri sürdüler. Komünistler, yukarıda da belirttiğimiz üzere; "herkese gücü oranında -ki bundan kişinin yaptığı işi kastediyorlardı- ve herkese ihtiyacı oranında" -ki bununla da gelirin dağılımını kastediyorlardı- kuralı uygulandığı zaman eşitliğin sağlanabileceğini söylüyorlardı.
Diğer bir grup ise üretim kaynaklarından özel mülkiyetin tamamen kaldırılmasından yanaydı. Yani sermaye kapsamına giren, toprak, demiryolları, fabrikalar, madenler v.b. gibi şeylerin tamamında özel mülkiyet yasaklanmalıydı. Yani üretici her malın mülkiyetinin yasaklanmasından yanaydılar. Buna göre fabrika, kiraya verilebilen bir ev, arazi, özel mülk haline getirilemezdi. Ancak fertler tüketim mallarına sahip olabilirler, tüketilebilen şeyleri mülk edinebilirler. Fakat üretime konu olan şeyleri mülk edinemezler. Kendi kullanımları için bir arabayı mülk edinebilirler. Ancak kiraya verilerek gelir getiren bir arabayı mülk edinemezler. İşte bu "Sermaye Sosyalizmidir". Yukarıda yazdığımız "herkese gücüne ve herkese çalışmasına göre" kaidesi uygulandığı zaman "Sermaye Sosyalizmi" gerçekleşmiş oluyordu. İşte bu ekolün benimsediği Marksist görüşler, Lenin, Stalin ve daha sonra da Kruşçev'in yorumlarıyla Komünizme ulaşmak için bugün (1960'lı yıllar) Rusya'da uygulanmaktadır.
Bir başka grup ise yalnızca tarımsal arazilerde özel mülkiyetin yasaklanması gerektiğini söylüyorlardı. Bunlar da "Tarımcı Sosyalistler" olarak isimlendirilirler.
Kapitalist sistemin zulümü sonucunda ortaya çıkan Sosyalizm çeşitleri işte bunlardır. Sosyalizm düşüncesine ulaşıldıktan sonra, Sosyalizmin uygulamaya geçirilebilmesi için bir metod araştırılarak aynı düşünceden kaynaklanan ona uygun bir metod bulundu. Bu metoda göre devrimci sendikalar aracılığıyla işçilerin gayretiyle doğrudan doğruya eylemlerin yapılmasını planladılar ve işçiler arka arkaya grevler yaptılar, makineleri tahrip ettiler. İşçiler arasında grev düşüncesini yaydılar ve grevlerin yapılmasına zemin hazırladılar. Marks'ın "gelişme kanunu"* denilen şeyi yani çelişkiler düşüncesini topluma uygulamaya başladılar. Sosyalizm, metodu ile birlikte ortaya çıktıktan sonra Kapitalizme karşı şiddetli bir mücadele başlattı. Bunun üzerine "Devlet Sosyalizmi" adı altında üçüncü bir sosyalist ekol oluşturuldu. Bu ekolün savunduğu düşünceler gerçekte Sosyalizm değil sadece ismen Sosyalizm idi.
Devlet Sosyalizmi, kamunun yararına gördüğü her şeyi inceliyor ve bu alanlardaki özel mülkiyeti kamu mülkiyetine dönüştürüyordu. Buna da devletleştirme adını veriyorlardı. Yani kamunun çıkarlarına olan ve devletleştirilmesi gereken tüm özel alanlarda devletleştirilmeye gidiliyordu. Buna göre özel mülkiyet sahipleri kayıt altına alınarak ve belli bir limitin üzerindeki kâr yasaklanıyor, ev ve araba gibi menkul ve gayri menkullerin kiralama ücretlerine belli bir ölçünün üzerine çıkma yasağı getiriliyordu. İşçiler için asgari ücret tesbiti yapılarak işverenlerin tesbit edilen bu asgari ücretlerin altına inmeleri yasaklanıyordu. İşçilere, çalışmakta oldukları fabrikada belirli ölçülerde hisseler verilerek sermayenin bir kısmı onlara bağışlandı. Bazı idarecilerin uygulamaya çalıştıkları ve insanları davet ettikleri "Devlet Sosyalizmi" düşüncesinin aslı budur.
Devlet Sosyalizmin uygulama metoduna göre, devlet tarafından birtakım kanunlar çıkartılır ve bu kanunlar yine devlet tarafından uygulanır. Bu düşünce sahipleri, gelirdeki dengeyi sağlamak için mirasa, sermayeye ve gelirlere belirli ölçülerde vergiler koyarak dengenin sağlanmaya çalışılması gibi, kanunlar çıkarmakla da kamunun çıkarlarının himaye edilmesine ve işçilerin durumlarının iyileştirilmesine kefil olduklarını söylemektedirler.
Düşünce yapısı ve uygulama metodu açısından Devlet Sosyalizmi, Kapitalist sistemi kıskıvrak yakalayıp yok etme noktasına getirmiş olan gerçek Sosyalizm karşısında Kapitalizmi korumak amacıyla icat edilmiş düşüncelerdir. Bunun yalnızca ismi Sosyalizmdir. Gerçekte ise, gerçek Sosyalizm karşısında Kapitalizmi koruyabilmek için yapılmış bir kaledir. Devlet Sosyalizmi düşüncesinin, soyut olarak hazırlanmış kanun ve yönetmeliklerle bir sistem olarak uygulanması ve devamlılığı mümkün değildir. Bu nedenle bunun uygulanacağı toplumlarda insanlar arasında Devlet Sosyalizmi hakkında bir kamuoyu oluşturmak gerekir. Ancak bundan sonra uygulanabilmesi mümkün olur. İdareci tarafından kanunlar koymak suretiyle uygulamaya kalkışmak hatadır. Bir sistemin uygulanabilmesi ve devamlılığı için genelde ya da yüzeysel de sistem hakkında kamuoyunda bir anlayışın bulunması lazımdır. Yoksa soyut kanunlarla sistemi uygulamak mümkün değildir.
Bu nedenle Avrupa'da, Devlet Sosyalizmi uygulanmak istendiğinde önce Devlet Sosyalizmi hakkında bir kamuoyu oluşturma yoluna gidildi ve ardından da uygulanmaya başlandı. Bu amaçla, bu düşüncelere sahip Sosyalist partiler kuruldu. Bu partiler, insanları Devlet Sosyalizmine çağırdılar ve insanları bu düşünce etrafında örgütlediler. Daha sonra iktidara gelen bu partiler bu düşünceleri uygulamaya çalıştılar. Ancak günümüzde İslâm beldelerindeki idareciler ve Sosyalizm propagandacıları, genel bir şekilde bile olsa toplumda bu düşünceler hakkında kamuoyu oluşturmadan kanunlar koyarak bunları uygulamaya çalışıyorlar. Bugünkü Mısır idarecileri Sosyalist partiler kurulmadan, Sosyalizm gerçeğini kavramış bir kamuoyu oluşturmadan hatta Sosyalizm düşüncesi bulunmadan tepeden inme kanunlarla Sosyalizmi uygulamaya başladılar. Bu tavır ileriye gitmesi için atları arabanın arkasına koşmaktan başka bir şey değildir. Veya birinci adımı atmadan ikinci adımı atmaktır ki dolayısıyla da bu uygulamanın başarısızlığı kaçınılmazdır.
Bunlar konunun bir yönünü oluşturmaktadır. Diğer taraftan Devlet Sosyalizminin uygulanması da mümkün değildir. Hakkında kamuoyu oluşturma imkânı da yoktur. Çünkü o, belli bir temelde odaklaşmamış düşünceler topluluğudur. Ondaki her düşünce bir diğerinden başkadır. Devlet Sosyalizminin temeli özel mülkiyete karşı başlatılan başkaldırıyı sınırlandırmaya yönelik olarak kamunun çıkarlarını kollayan her durumu araştırmaktır. Bu düşünce başka düşüncelerin kendisinden fışkırması için sınırlandırılmış, genel bir düşünce değildir. Bu tür düşünce herhangi bir sistemde de ortaya çıkabilir. Kapitalist sistemde, kabilevi bir düzende ve her sistemde karşılaşmak mümkündür. Bu nedenle bunlar kendisinden düşüncelerin kaynaklanacağı bir temel olamaz. Bundan insanların inanacağı bir akide de teşekkül etmez. Devlet Sosyalizmi, bir takım çıkarlar için bazı şeyleri devletleştirmek, bazı alanlarda mülkiyeti, ücretleri, kira bedellerini, kâr marjlarını sınırlandırmak, kısıtlamak gibi düşünceleri içermektedir. Bunların tamamı aralarında uyumlu bir bağ olmayan düşüncelerdir. Örneğin bu düşüncelerden devletleştirme hakkında bir kamuoyu oluşturmak mümkün olsa dahi bir bütün olarak bu düşüncelerin tamamı hakkında kamuoyu oluşturmak çok zordur. Mefhumlaştırılmış bir şekilde devlet sosyalizmi hakkında kamuoyu oluşturmak çok güç olduğu müddetçe onun uygulanması ve devamlılığı da imkânsızdır. Bu nedenle Avrupa'daki Sosyalist partilerin tamamı devlet Sosyaliz-minin tatbiğinde başarıya ulaşamadılar, uygulamaya güçleri yetmedi. Devlet Sosyalizmi düşüncesini politik görüş olarak benimsemiş olan İngiltere'deki İşçi Partisinin (Labour Party) tek başına iktidara gelmesine ve bu düşünceleri uygulamaya çalışmasına rağmen başarıya ulaşmaması bunun en büyük delilidir. İşçi Partisi devletleştirme ve bir takım çıkarların korunması gibi bazı düşünceleri uygulayabildi ise de bunlar, insanlar tarafından kabul görmedi. Bunun etkisi seçimlerdeki gücüne yansıdı. Yani seçimlerde kan kaybına uğramasına neden oldu. Devletleştirme düşüncesinden dolayı seçim meydanlarında yenilgiye uğradı. Hatta üyelerinden bazıları arasında seçimlerin kazanılabilmesi amacıyla devletleştirme düşüncesinden vazgeçilmesi konusunda güçlü bir görüş oluştu. Fransa, İtalya ve Almanya'daki Sosyalist partiler iktidara bile gelemediler. Nazi Sosyalizmi bile Sosyalizmi uygulamada başarı sağlayamadı. Kişiliği ile Almanya'da etkili olan ve Nazizmi yerleştiren Hitler'in gücü bile devlet Sosyalizmini yerleştirmeye yetmedi. Bundan dolayı Avrupa'daki kamuoyunun tamamı Sosyalizmden yüz çevirdi. Artık onun kokusu çıktı. Böylece Devlet Sosyalizmi hakkında Avrupalı'lar arasında kamuoyu oluşmadı. Bunların tamamı Devlet Sosyalizmi düşüncesinin sınırlı ve genel bir düşünceden kaynaklanmamasının sonucudur. Zira bu düşünceler birbiri ile uyumlu olmayan düşünceler toplamıdır. Kokuşmuşluğu da zaten buradan kaynaklanıyordu. Pis kokuyordu, çünkü karışımlardan meydana gelmişti.
Uygulamaya çalıştıkları ve çağrıda bulundukları Sosyalizmin durumu işte budur. Bu çağrının, uygulanması mümkün olmayan kokuşmuş bir düşünceye çağrı olduğunu tam olarak kavramak mümkündür. Çünkü gerçeğini kavramış bir şekilde Devlet Sosyalizmi hakkında kamuoyu oluşturmak mümkün değildir. Onu uygulamaya çalışanlar Sosyalist partiler bile olsa bu uğraşının başarısız bir çalışma olduğunu tamamen kavramak mümkündür. Sosyalistler yani Sosyalizme inanan kimseler olmadan, bir veya birkaç kişi tarafından kanunlar koyarak Sosyalizm nasıl yerleştirilebilir?! Şüphesiz ki bu çalışmaların başarısızlığı da kesindir. Birçok ülkede Sosyalizm hakkında kamuoyu oluştuğu ve uygulanmasının mümkün olduğu da söylenemez. Bu tür Sosyalizm hakkında hiçbir zaman kamuoyu oluşmamıştır ve oluşması da mümkün değildir. Var olanlar ise Sosyalizm kelimesi üzerinde yapılan propagandan da öteye gitmez. Bu çalışmalar bir propaganda olup üstelik insanlarda sadece bir hatıra olarak kalmaktadır. Bu kelime adalet ve eşitlik anlamları ile boyandığı için insanların hoşuna gitti. Ancak bunlar, Sosyalizm kelimesinin anlam ve içeriği ile belirli bir kavram olarak hiçbir kimse üzerinde etkisi olmamıştır. Ayrıca bu kelimelerin varlığının ve sevimli kabul edilmesinin sebebi Avrupa'dan gelen propagandalardan kaynaklanmaktadır. Ardından taklit yoluyla müslüman ülkelere sıçradı, bazı yönetimler de onu benimsedi. Amerika gibi birtakım ülkeler de teşvik etti. Propagandalar yapıldı, kelime olarak ta sevdirildi. Hatta İslâm'ın bile Sosyalizm dini olduğu söylendi. Mısırlı meşhur şair Ahmed Şevki, Nebi (Sallallahu aleyhi vesellem)'i öven bir şiirinde şöyle diyecek kadar ileri gitti.
Sosyalistlerin önderi sensin
Sosyalistlerin aşırılıkları olmasaydı.
İslâm davasını taşıyanların bazıları da "İslâm Sosyalizmi" başlığı altında eserler yazdılar. Bütün bunlar Avrupa'nın Devlet Sosyalizmi ve Rusya'nın da Sosyalizm hakkında yaptığı propagandadan kaynaklanıyordu. Daha sonra ise bazı yöneticilerin bu kavramı benimsemeleri ile Sosyalizm kelimesi flaş popüler bir kavram haline geldi. Sosyalizm, içerdiği anlam ve mefhum ile değil yalnızca lafız ile vardır. Bu ise onun tatbiki ve hareketi için yeterli değildir. Uygulanabilmesi lafız üzerinde yapılan propagandaların değil, düşüncenin gerçeğini kavrama üzerinde bir kamuoyunun bulunmasına bağlıdır. Bu durum bazı Arap ülkeleri idarecilerinin Arap Sosyalizmi diye isimlendirdikleri ve uygulamaya çağırdıkları, Sosyalizmle ilgili bir durumu yansıtmaktadır.
--------------------------------------------------------------------------------
* Marks'a göre her tarihi olay, bütün iktisadi yapı (alt yapı), sosyal ve siyasi (üst yapı) etkenlerin etki ve tepkisi sonucudur. Toplum bu etkenlerin zoruyla sonunda kendi yolunu açar. İnsanlığın geçmişini ve bu gününü niteleyen "sömürücü sınıflar" ile "sömüren sınıflar" arasındaki mücadele dizisi sona erecektir. Çünkü Proleterya, kendisini sömüren sınıftan, yani burjuvaziden kurtulabilmek için aynı zamanda toplumu insanın insanı sömürmesinden ve sınıf mücadelesinden kesinlikle kurtulmak zorundadır. Sınıf mücadelesinden doğan Kapitalizmi yıkacak olan da gene sınıf mücadelesidir. (Çevirenin Notu)
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #15 : 07 Ocak 2011, 14:21:19 » |
|
 |
|
 |
 |
İslam’da ücret işçinin sunduğu menfaate veyahut sarf ettiği emeğin menfaatine göre takdir edilir. Her işin uzmanları var, bunlar çağrılır. İşçinin işe kendi menfaati veya sarf ettiği emeğin menfa atını değerlendirirler. Bunların değerlendirmesiyle gerçek ve tam ücret tayin edilir. Malların fiyatlarına veya enflasyona bakılmaz. Asgari ücret diye bir şey yoktur. Çünkü bunlar işçinin gerçek ve tam ücreti değil eksik ve gerçek olmayan ücrettir. Ayrıca İslam’da işçinin ücretinden hiç bir şey kesilmez. Vergi, emeklilik,ve sağlık sigortası için bir şey kesilmez.
İşçiden vergi alınmaz; Çünkü İslam Devleti vergiyi olağanüstü hallerde, devletin bütçesinde para olmayınca yalnız zenginlerden tahsil eder. Bu zenginlerin güçlerini değerlendirir herkesten belli bir miktar alır. Ondan sonra tahsil etme işi kesilir. Nitekim devlet, kamu mülkiyetinden (herkese ait mal, petrol ve yeraltındaki servetler gibi), vergi almadan önce, halkın ihtiyaçlarını temin eder ve vergi tahsil etmeye gitmez. Fakat, Kapitalist devletlerde kamuya ait mallar ve servetler hep özel şirketlere devredilir. Böylece devletin tek geliri vergi olur. Hem de bu şirketlerden aldığı vergiyi iade eder. Çünkü üreticiler için vergi iadesi vardır. Tüketiciler için bu yoktur. Böylece, zenginler daha zengin olur. Fakirler daha fakir olur ve dar gelirliler darda yaşarlar.
İşçiden emeklilik için ücretinden kesilmez. Kapitalist sistemi işçileri kandırarak emeklilik için ücretlerinden bir miktar keser. İşçi 60 veya 65 yaşından sonra emekli yapılıp ona eski ücretinin üçte ikisi verilmeye başlanır. Belki bu işçi bu yaşa kadar yaramaz veya bu yaştan sonra fazla yaşamayabilir. 30 veya 40 senedir ücretinden hep kesinti yapıldı ve bu kesilen parayla sigorta şirketleri yatırım yapmış ve çok para kazanmış olur. Ondan sonra işçi hesabına kazandıklarından veya kestikleri paradan az bir müddet için belli miktar verirler. Misal olarak, İşçi ücretinden emeklilik için 100 mark keserlerse senede 1200 mark kesmiş olur. 30 veya 40 sene içerisinde ne kadar kazanmış olur? 30’u veya 40'ı 1200’e çarp? Ayrıca, sigorta şirketi 1200 markı çalıştırır çok kar elde eder. İşçi emekliliğinden sonra 10 sene yaşayacaksa maaşının üçte ikisi 1200 marktı. 10 sene için verirler öbür senelerin kesintileri artı kazandıklarını sigorta şirketleri yemiş olur. Bu büyük hırsızlıktır.
İslâm devletinde, İşçi ücretini eksiksiz ve kesinti olmadan alır. Emeklilik için yaş yoktur. İstediği zamana kadar çalışabilir. Aciz olursa temel ve zaruri ihtiyaçlarını temin edecek parası veya geliri yoksa mirascılardan kendisine temin edilir. Mirascıları fakirse veya onun ihtiyaclarını temin edmezse veya onlar yoksa devlete intikal edilir. Devlet Beytül maldan bu muhtaç insana temel ve zaruri ihtiyaclarını temin etmek zorundadır.
Resulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Kim bir mal geride bırakırsa mirascılarına verilir, kim bir aciz kimse geride bırakırsa o bize getirilir.” (Buhari, Müslim) Mecburen devlet o kişinin her zaruri ve temel ihtiyacını temin eder.
Sağlık sigortası için kesinti olmaz. İslam devleti herkese sağlık hizmetini bedava temin eder. Ayrıca İslam devletinde öğretim hizmeti bedavadır.
Buna göre, İslam'da sendika yoktur. Çünkü problem çözücü özelliği yoktur. İşçi tam ücretini ve hakkını alır. Haksızlığa uğrarsa hemen mahkemeye gider. Mahkeme onun hakkını hemen temin eder. Hem de Mahkeme masrafı yoktur. Nitekim, sendika bir grubun işçilerini güden bir kuruluştur. Halbuki bu yetki sadece devlete aittir. Bu sebeple İslam’da onun kurulması caiz değildir. Ancak Halife işçilerin işlerinden sorumlu ve İslam’a göre bütün meselelerini çözer.
Kapitalist devletin hedefi milli geliri artırmaktır. Gelirin dağılmasına bakmaz. Hatta bu gelirin büyük kısmının az ellerde birikmesini sağlar. Büyük sermaye sahipleri olunca yatırım yapar ve proje çizerler. Halkın çoğu onların işçileri haline getirilir. Herkesin elinde sadece geçinecek miktar kalsın diye siyaset uygular.
İslam devletinin ekonomide hedefi: memleketin serveti ve gelirinin her ele akmasını sağlamaktır. Devlet, herkesin temel ihtiyacları olan yiyecek, giyecek ve meskeni temin etmesine, bundan ziyade zaruri ihtiyacları olan ev eşyaları buzdolabı ocak ve ulaşım aracı gibi temin etmesi ve ondan sonra lüks ihtiyaclarını temin etmesine imkan sağlar. Allahu Tealâ şöyle buyurdu:
“Mallar sadece zenginlerin ellerinde dolaşmasın” (Haşr:7). Kamuya ait servetler ganimetler gibi önce ALLAH ve Resulune (devlete) ve sair fakirlere verilir. Buna kıyasen kamu mülkiyeti özel şirketlere verilmez. Devlet işletir, onun gelirini halkın hizmetine ve fakirliğini tedavi etmek için tahsis edilir.
Böylece, İslam’da ve devletinde İşçilerin sorunu yoktur. İşçilerin sendikaları yoktur. Çünkü, devlet onların işlerine ve meselelerine bakar. Bütün sorunlarını çözer. Tam ücretlerini temin eder. Grev diye bir şey bilinmez. Çünkü İşçiler sundukları menfaat ve işinin menfaatına göre eksiksiz gerçek ücret alırlar. Emeklilik, vergi ve sağlık sigortası için ücretlerinden bir kuruş dahi kesilmez. Yaşlanıp aciz olursa veya sakatlanıp çalışamazsa, geliri veya parası kendisine bakacak mirascısı yoksa devlet ona bakacaktır. Çevre-ye göre temel ve zaruri ihtiyaclarını temin edecektir. Bu şekilde İslam işçilerin sorunlarını temelden çözmüş oldu. Ancak kâfir ve zalim kapitalist sisteminde işçilerin sorunları vardır. Sosyalizm bu sisteme karşı tepkisel bir sistem olarak doğar. İslam sistemine karşı doğmaz. Tersine işçiler ve ezilenler İslam sistemini tanıdıkları zaman ona girerler.
İşsizlik sorunu yinede kapitalist sisteminden kaynaklanır. Şöyle ki:
Kapitalist sisteminin ana meselesi üretimi ve dedikleri gibi milli geliri artırmaktır. Önemli olan memlekette çok para olsun. Ama bu paranın kimin elinde olduğu kendisi için hiç önemli değildir. Bu nedenle, memleketin gelirini veya üretimini ve hasılatını dağıtmaya çalışmaz. tersine bunun belli ellerde birikmesine çalışır. Onun düşüncesine göre sermaye pek az ellerde birikirse proje, yatırım ve iş yapılır. Servetler ve paralar dağılırsa büyük iş yapılmaz. Bu sebeple devlet işleri yapanlara yardım eder ve halka ait kamu mülkiyetine dahil olan servetleri petrol, demir, kömür, bakır, altın gibi yeraltı zenginliklerini özel şirketlere verir. Barajlar, yollar, iletişim sistemleri, demiryolları gibi kamu menfaatlarını da özel şirketlere verir. Pınar ve kaynak su gibi böyle şeyleri şirketlere verir.
Devlet hiç bir şey üstlenmek istemez. Çobanlık görevi yapmak istemez. Sadece vergi tahsildarı ve şirketlere imkan tanıyan bir kuruluş olmayı ister.
Misal olarak son zamanda Amerika, İngiltere ve Japonya’da büyük şirketler birleşmeye başladı. Dünya çapında rekabet yapabilecek güç sahibi olabilmek amacıyla. Bu nedenle Almanya geri kalmak istemediği için iki büyük özel Demir Çelik fabrika ve şirketinin birleşmesini destekledi. Devlete ait bankalar bu özel şirketlere kredi açtı. Almanya Devleti bunun sonucunda bir çok işçinin işten atılacağı ve işsizler ordusuna katılacağını bildiği halde bunu yaptı. Bu devletler için işsizlerin artması fazla sorun değildir. Çünkü, insanları düşünmezler. Düşündüğü şey memleketin gelirini artırmaktır. Büyük ve özel firma şirket olunca büyük gelir temin edilir diye düşünür. Çünkü, dışarıda diğer şirketlerle rekabete girebilir, iş alabilir, yatırım yapabilir. Bu nedenle diğer kapitalist devletlerin özel şirketleri Almanya’nınki gibi dışarıda bir çok fabrika kuruyor. Almanya’da üretilirse daha pahalı olur, burada işçilik pahalı vergi yüksek, diğer ülkelere götürmek için yol masrafı vs vardır. Ama, Rusya’da veya Mısır’da veya Türkiye’de veya diğer Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde fabrika kurulunca pazar bulmuş olur ve daha fazla gelir sağlamış olur.
Bundan dolayı Almanya’da işsizlerin sayısı artmasına rağmen Mercedes ve Volkswagen gibi araba üreten şirketlerin gelirleri çok artmıştır. Hayli kar sağlamıştır. Çünkü, dışarıda bir çok yerde fabrika açtılar. Son günlerde Mercedes şirketi Mısır’da arabasını üretip orada ve bir çok Afrika devletinde satmak için fabrika kurdu.
Peki, İşsizlere ne yaparlar? Herkese bir kaç yüz mark verirler böylece onları yatıştırmaya çalışırlar. Çünkü bunları çalıştırırlarsa işleri hantallaşır ve yavaşlatırlar böylece fazla kâr elde edemezler. Nitekim, komünizm tehlikesi yok olunca kapitalist devletler hiç işsizleri ve fakirleri fazla hesaba katmaz oldular. Hatta işsizlere verdikleri yardımları kısmaya başladılar.
İşte kapitalist düşüncesi yüzünden dolayı bu sorun doğmuştur.
İslam’ın düşüncesi farklı olduğu için böyle sorun pek doğmaz. İslam’ın düşüncesi şöyledir: Mülk ALLAH’ındır. Bu mülkten herkes faydalanmalıdır. ALLAH’ın yarattığı bütün servetlerden herkes nasibini almalıdır. Mallar toplumun bütün fertlerine dağıtılmalıdır. Hiçbir fakir kalmamalıdır. Herkese temel ihtiyaçları olan yiyeceği, giyeceği ve meskeniyle birlikte zaruri ihtiyaçları olan tedavi, emniyet, eğitim, ulaşım gibi hususlar temin etmelidir. Ondan sonra herkesin lüks ihtiyaçlarını temin etmeye imkan sağlar.
Bu sebeple mal ve paraların belli ellerde birikmesi fikrine terstir.
“Mallar sadece sizden zengin olanların ellerinde dolaşmasın...” (Haşr:7). Ganimet ve fey gibi kamuya ait mallar önce muhtaçlara verilir. Nitekim, fakirin manası muhtaçtır. Muhtaç olan; yiyeceği, giyeceği ve meskenini temin edemeyen kimsedir. Ayet ve hadisler bunu göstermektedir. Ayrıca, Resulullah (s.a.s) tabipleri halka bedava hizmet etmek için tayin etmiştir. Bedir esirlerini serbest bırakmak için her birinin 10 Müslüman çocuğuna okuma yazmayı öğretmesini istedi. Böylece devletin sağlık ve eğitim hizmetlerini bedava temin etmesine dair delil budur.
Buna göre, devlet herkese mülk ve iş temin etmeye şöyle çalışır.
1. Ziraat alanında ise, toprağı işletmek isteyene işletebileceği kadar toprak verir. Toprağını üç sene ihmal edenden geri alır. Çünkü, herkesi çalıştırmak istediği gibi toprağı işlettirmek ve onun üretmesini sağlamak istiyor. Ayrıca devlet çiftçilere yardım eder.
2. Hayvancılık alanında çalışmak isteyene yardım eder. Mera (otlak) yerleri hazırlanır. Çünkü bu yerler kamu mülkiyete dahildir.
3. Ferdi mülkiyete dahil olan sanayide herkes fabrika kurabilir. Nitekim ziraat ve hayvancılık alanlarında bütün sanayi ferdi mülkiyete dahildir.
4. Kamu mülkiyeti ve devlet mülkiyetine dahil olan sanayide devlet ücretle insanları, makinaları ve araçları çalıştırır. O mülkiyetin bir kısmını alarak sadece sundukları menfaate karşı ücret alırlar. Ama bu üretilen maddeleri devletten satın alıp istedikleri bir iş ve fabrika kurabilirler. Misal olarak devletten demir satın alıp araba fabrikası kurabilir. Çünkü Resulullah (S.A.V.) tuz gibi tükenmez maddeleri kişilere vermeyi red etti. Ondan herkesin faydalanmasına yol açtı. Bir kişi oradan nasibini alırsa ve diğerlerine satarsa engellenmezdi. Böylece herkes nasibini kamu mülkiyetinden alır. Ona satabilir. Ayrıca devletten bundan satın alabilir ve onu işletebilir
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #16 : 07 Ocak 2011, 14:22:11 » |
|
 |
|
 |
 |
5. Fabrika kurmak veya ticaret yapmak isteyen veya herhangi bir alanda çalışmak isteyen sermayeye muhtaç kalırsa devlet beytül maldan kendisine faizsiz borç verir.
6. Devlet her sanatla ilgili insanların eğitimlerini sağlar. Herkesin mesleği olsun diye çalışır. Her meşru alanda ve dalda insanların çalışmasına imkan temin eder.
7.Çalışabilir halde olupta iş bulamayana iş temin eder. Hiç ona iş temin edemezse onun bütün temel ve zaruri ihtiyaçlarını temin eder.,
8.Geliri olmayan çalışamayanlara, aciz olanlara mirasçıları kendilerine bakamazsa devlet bunlara bakar. Bütün temel ve zaruri ihtiyaçlarını temin eder.
9.Kadınların çalışması farz değil, mübahtır. Devlet onları çalışmaya zorlayamaz. Babalar ve kocalar da onları çalışmaya zorlayamazlar. Bunlar onlara bakmalıdırlar. Baba kızına ve koca karısına bakmalı ve bütün ihtiyaçlarını temin etmelidir. Babaları ve kocaları yoksa veya fakirse diğer mirasçılar onlara bakmalıdır. Nitekim kadının asıl görevi ev terbiyecisi ve anne olmaktır. Evin, kocasının ve çocuklarının iç ihtiyaclarını temin eder. Yemek pişirir ve temizlik yapar vs. Çünkü Resulullah (s.a.s) kendi hanımlarını ev işlerinde çalıştırıyordu. Kendi kızı olan Fatıma (r.a)’ya evinin, çocuklarının ve kocasının işlerine bakmayı emrettiği gibi kocası olan Ali (r.a)’ye dışarıda rızık temin etmeyi emretmiştir.
Böylece, toplumun yarısı ailenin huzurunu ve rahatını temin etmeye çalışır. Yarısı ise, dışarıda ziraat, sanayi, ticaret ve sair işlerde rızık temin etmeye çalışır. Bu şekilde toplumun yarısı olan kadınlara iş temin etmek zahmetinden kurtulur. Çünkü onların daha değerli ve önemli işleri var. Evin ve ailenin huzurunu temin etmek ve çocukları yetiştirmektir. Ancak çalışmak isteyen kadının çalışması engellenmez.
Kapitalistler komünistler gibi kadını çalışmaya mecbur ederler. Yoksa onu yaşatmazlar.
Şu noktaya herkesin dikkatini çekmek istiyoruz: Müslümanın hedefi işi gücü çalışıp para tahsil etmek değildir. Onun gayesi ALLAH’ın rızasını ve ahireti kazanmaktır. Bu nedenle ruhi, Ahlaki ve insani değerleri gerçekleştirmek için çalışır ve zaman ayırır. Bütün vaktini para tahsil etmekle geçirmez. Aşırı zengin olmaya çalışmaz. Fakat zengin olmaya yani diğerlerine muhtaç olmamaya ve çevreye göre geçinmeye çalışır. Resulullah (s.a.s) şöyle dua ediyordu:
“ALLAHım hayatıma yetecek kadar ver” kral gibi yaşamayı ret etti. Muhtaç olmamaya çalıştı. Allahu Tealâ şöyle buyurmuştur:
“ALLAHın sana her verdiğinde Ahireti gaye edin. Fakat dünyadan nasibini unutma. ALLAH sana nasıl iyilik etti ise sen de öyle iyilik et. Yeryüzünde fesad ve bozgunculuğu gaye edinme. Şüphesizki ALLAH bozguncuları hiç sevmez” (Kasas :77)
Ayrıca, ALLAH her gayri meşru işi ve mülk edinmeyi haram kılmıştır. Oradan çok para temin edilirse dahi onu haram kılmıştır. Faiz, içki imalatı ve ticareti, kumar, domuz ticareti ve kadın ticareti gibi işlerden çok para kazanç temin edilebilir olsa bile haram kılınmıştır. Buna göre önemli olan kazanç sağlamak değil ALLAH’a kulluk etmek ve onun rızasını kazanmaktır. Çünkü insan bu dünyada geçici olarak bulunuyor. Asıl hayat ahirettir. Bu dünyada ALLAH’ın rızasını kazananlar orada her lezzetli şeyi çalışmadan elde edecekler. Bundan dolayı, İslam’ın bakışı ekonomik ilişkilerinin temelini oluşturur. Kapitalist ve sosyalist sistemlerin ve buna uyanların derdi! Nasıl tok olacaklar, nasıl bol para elde edecekler ve nasıl bu paranın tadını çıkartacaklar.
Özetle, İslam’da işçiler ve işsizler sorunu yoktur. Bu Kapitalist sistemin ürünüdür ve temelinde yatmaktadır. İslam; her hangi bir nedenle bunların izleri meydana çıkarsa, hemen ahkamına göre çözer. Ancak onun Hilafet devleti olacaktır ki bunun icraatını uygulasın. Yoksa devletsiz fertler bu sorunları çözemezler. Şimdiki gibi kapitalist sistemin icraatı altında ezilirler. Kapitalist sistemine binaen vakıf ve dernek kurup bunları çözmeye çalışırlarsa hem mevcut olan sisteme göz yummuş olurlar hemde kısmi ve yamalı çözüm sağlamış olurlar. Ayrıca İslam devletini kurmak için çalışmazlarsa büyük günahkâr olurlar.
Müslümanlar şunu unutmamalıdır: Onların asıl görevleri bütün dünyayı küfür ve zulümden kurtarmaktır. Yoksa kapitalist sistemi içinde bir vakıf veya dernek kurmakla yetinmeleri çok tehlikelidir, dünyanın ve ahiretin vebalını görürler.
Dünyayı kâfir, zalîm kapitalist sisteminden kurtarmanın tek yolu İslâm Hilâfet Devletinin kurulmasıdır. Ancak, onun gölgesinde işçiler ve işsizliğin sorunları çözülür.
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #17 : 07 Ocak 2011, 14:23:39 » |
|
 |
|
 |
 |
Doksanlı yılların başında Sovyetler Birliği’nin yıkılıp parçalanması, devlet olarak yıkılmasından öte dünya bazında bir ideolojinin yıkılması, evrensel ve devletlerarası olarak sona ermesi demektir.
İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından Amerika'nın liderliğinde Batı bloğu ile Sovyetler Birliği’nin liderliği altında Doğu bloğu arasında çatışma başladı. "Soğuk Savaş" olarak isimlendirilen bu çatışma, yalnızca iki blok arasında devletlerarası bir çatışma olmayıp aynı zamanda Kapitalizm ve Sosyalizm ideolojileri arasındaki ideolojik çatışma özelliğine de sahipti. Ayrıca bu çatışma sadece Avrupa'yı değil bütün dünyayı kapsamaktaydı.
Sovyetler Birliği’nin yıkılıp birçok devlete bölünmesi, Marksist Sosyalist ideolojinin sistem ve metod olarak bölge halklarının yaşantılarından uzaklaşması ve Marksist Sosyalizmin devletlerarası arenada ve dünya bazında sona ermesi ile bu iki blok arasındaki çatışma da sona erdi.
Amerika ve genel anlamda Batı bloğunun, bu çökü şü sistem ve yaşam biçimi olarak kapitalist ideolojinin zaferi saymaları ve Japon Filozof Fokoyama'nın tarihin sona ermesi şeklinde bir ifade kullanacak kadar bu zaferi Kapitalizme inananların ne kadar önemli bir mesafe katettiklerinin göstergesi kabul etmeleri gayet doğaldı.
Ancak ideolojiler; ideolojiye inanan devletlerin çöküşleri ile -ki bu çöküş Devleti’n parçalanmasına ve topluluklara ayrılmasına yol açsa bile- sona ermez. Halklar ve ümmetler ideolojiye olan inançlarını terkettikleri ve başka ideolojilere inanmaya, hayatlarını yeni inançlarına göre düzenlemeye başladıkları zaman ancak ideolojiler sona erer.
Marksist Sosyalizmde ise bu olay yaşandı. Zira Doğu bloğunu meydana getiren bütün halklar ve milletler Marksist Sosyalizmden vazgeçerek Kapitalizme döndüler ve hayatlarını kapitalizme göre kurdular.
Marksist Sosyalizm ile İslâm arasında bir karşılaştırma yaptığımız zaman; 1924 yılında Osmanlı Hilâfet Devleti yıkıldıktan sonra bile evrensel olarak İslâm ideolojisinin bütün dünyada varlığını sürdürdüğü görülmektedir. Farklı halklardan meydana gelmelerine, pratikte İslâm'ın hayatlarından uzaklaştırılmasına ve henüz müslümanların Devleti’nin olmamasına rağmen İslâm ümmeti halen daha bu ideolojiye inanmaktadır.
Kendi iradesinin dışında dış faktörler nedeniyle sistemlerini tatbik edemeseler bile bir ideolojiye inananlar var oldukça, o ideoloji evrensel olarak kalır. Fakat, ideolojiyi taşıyan bir devlet olmadıkça ve inandığı temellere göre devletlerarası siyaseti yürütemediği sürece devletlerarası sahnede bir devlet olarak yer alamaz.
Bu esasa göre; Rasulullah (s.a.s) Medine'ye hicret edip Medine'de ilk İslâm Devleti’ni kurduktan ve İslâm ideolojisine göre Medine'de İslâm Ümmetini meydana getirdiği günden itibaren evrensel olarak İslâm ideolojisi varlığını sürdürmüştür. Kurulduğu günden bu asrın birinci çeyreğinde Osmanlı Hilâfet Devleti'nin yıkılışına kadar geçen süre içerisinde de devlet olarak varlığını sürdürmüştür.
Sosyalizm ise, ondokuzuncu asrın sonlarında Avrupa halkları arasında kamuoyu oluşturduğu günden itibaren evrensel olarak var olmuştur. 1917 yılında da Rusya ve civarında Sosyalizme göre devlet kurulduktan sonra ise devletlerarası olma özelliğini kazanmış ve daha sonra Sovyetler Birliği olarak tanınmıştır. 1991 yılında Sovyetler Birliği yıkılıp bu çatı altındaki halklar Sosyalizmden sıyrılıncaya kadar geçen süre içerisinde de devletlerarası olma özelliğini korumuş, Sovyetler Birliği’nin yıkılışı ile de Marksist Sosyalizm devletlerarası ve evrensel olma özelliğini yitirmiştir.
Sosyalizmin çöküşü ile Kapitalizm devletlerarası alanda yalnız kaldı. Çünkü şu anda dünyada Kapitalizmin dışında bir başka ideolojiyi taşıyan ve taşıdığı ideolojiye göre devletlerarası siyasetini oturtan, yürüten bir devlet bulunmamaktadır.
Evrensel platformda ise yalnızca iki ideoloji bulunmaktadır ki bunlar: İslâm ve Kapitalizmdir. Devletlerarası arenada yalnız kalan Kapitalizm Yeni Dünya Düzenini doğurdu. Kapitalizmin devletlerarası arenada yalnız kalması açısından "Yeni Dünya Düzeni" denmesi doğrudur.
Bunun için Amerikan eski başkanı George Bush'un Yeni Dünya Düzeninin doğuşunu ilan etmesi de doğaldır. Çünkü Amerika, şu anda hem dünyada birinci devlettir hem de Kapitalist ülkelerin lideri ve Kapitalist ideolojiyi yayma bayrağının taşıyıcısıdır.
Sömürgeci bir devlet olarak dünya sahnesine çıktığından beri Amerika, sömürgeciliğin eski ve yeni şekli ile Kapitalizmi yaymaya başladı. Zira sömürgecilik bu ideolojiyi yayma metodudur. Ancak Kapitalist ideoloji, devletler arasında tek kalınca evrensel olarak tek kalması için çalışmaya daha fazla önem verdi. Amerika, diğer kapitalist devletlerin birbirleri ile yardımlaşmalarında Kapitalizmi; ilişkilerin ve devletlerarası örflerin temeli haline getirmeyi başardığı gibi şu anda da yeryüzündeki bütün halk ve milletlerin dini haline getirmek istemektedir. Öyle ki insanlar; sistemleri ve kanunları ile Kapitalist ideolojinin tatbiki ile yetinmeyip, Kapitalist akideye inansın, hayatlarında diğer işlerinde Kapitalist düşünceleri, mefhumları, ölçüleri ve kanaatleri hakim kılsınlar.
Birleşmiş milletlerin kuruluşundan beri Kapitalist ideolojiyi devletlerarası kanunların, örflerin ve ilişkilerin esası haline getirmeye koşuşturan Amerika, Kapitalist adetleri bu türden devletlerarası örgütlerin sözleşmeleri nin, baş temeli haline getirmiştir. Ancak Sovyetler Birliği Sosyalist temele göre Doğu bloğunun liderliğini aldığından, devletlerarası ve evrensel olarak ideolojisini kabullendirmesinden dolayı Amerika, pratikte bu hedeflerini gerçekleştirmeyi başaramadı.
Sömürgecilikle karşı karşıya kalan halk ve milletleri; sömürgeci batı devletlerinin aşırılıkları, zulümleri ve aç gözlülükleri neticesi olan kölelik ve düşmanlıklardan faydalanabilen Moskova, Kapitalizmin devletlerarası alanda tekliğini engellemeyi başardı. Zira bütün dünyada Kapitalizme yönelik saldırılar yaparak, Kapitalizm ile sömürgecilik arasında bağ kurarak sömürgeciliğin çirkin yüzünü ortaya çıkardı. Kapitalist sömürgecilikten kurtulmanın tek yolunun da Sosyalist devrimler yapmak olduğunu söyledi.
Sosyalistler bu saldırıları ile küçümsenmeyecek derecede başarılar kazandılar. Halklar, Sosyalizme özenmeye, devletler Kapitalizme karşı bağımsızlık bayrağını açmaya başladılar ve Sosyalizm bayrağını açarak eski sömürgecilikten kurtuldular.
Ancak Amerika, eski şekli ile sömürgeciliğin; bir ideoloji olarak kapitalizm ve güçlü bir devlet olarak da batı üzerindeki tehlikesini kavradı. Bu nedenle hemen halkları ve milletleri Sosyalizme yönlendirerek onları kucağına düşürme çalışmalarını başlattı. Böylece bizzat kendisi sömürgecilik kıskacı altında kıvranan bu halklara Avrupa'nın sömürgeciliğinden kurtulmaları için yardım etti. Ardından Avrupa'nın sömürgesi olmaktan kurtulan halkları ve milletleri sömürgeciliğin yeni ve pis şekli ile kayıt altına aldı. Askeri anlaşmalar, karşılıklı güvenlik ittifakları, ekonomik ve mali yardımlar, kültürel işbirliği gibi dolaylı yolları kullanarak Avrupa sömürgeciliğinden kurtulan ülkeleri ekonomik, siyasi ve kültürel egemenliği altına aldı. Böylece bağımsızlık ve hürriyet bayrağı altında eski sömürgeciliğin yerini yeni sömürgecilik aldı.
Her ne olursa olsun Sovyetler Birliği ile birlikte Sosyalizmin de çökmesi, Kapitalizme karşı koyacak herhangi bir Devleti’n de bulunmaması nedeniyle devletlerarası arenada Kapitalizme rahat bir ortam açıldı.
Bu nedenle kırklı yıllardan bu yana Birleşmiş Milletler sadece konuşma kürsüsü olmaktan başka bir işlev görmemiştir. Sovyetler Birliği’nin Birleşmiş Milletlerde "VETO" hakkını kullanmasından öte Birleşmiş Milletlerin gerçek bir faaliyeti de yoktur. Şu anda ise Birleşmiş milletler, devletlerarası otoritenin elinde geniş kapsamlı bir organ haline dönüştü. Bu haliyle BM, bir yandan Amerika'nın hegemonyasını kutsallaştırmada önemli bir araç olurken diğer yandan da bağlayıcı özelliğe sahip devletlerarası kanunlar gibi Kapitalist geleneklerin yerleştirilmesinde önemli bir organ olma haline geldi.
Şu anda ise Amerika'nın Kapitalist ideolojiyi yeryüzündeki tüm halkların ve milletlerin ideolojisi yapma atağı, İslâm dünyasının dışında başka hiçbir yerden her hangi bir mukavemetle karşılaşmayacaktır.
Buna göre İslâm ümmetinin dışında şu anda yeryüzünde var olan halklar ve milletler aşağıdaki hallerden birisine sahiptirler:
1- Amerika, Batı Avrupa ülkeleri ve bunlara ilaveten Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi eskiden beri Kapitalizme inanan halklar.
2- Sosyalizmden sıyrılıp hayatlarını Kapitalizmin kalıplarına göre şekillendiren Rusya ve Doğu bloğundan geriye kalan ülkelerde yaşayan halklar ve milletler.
3- Şeklen de olsa henüz Sosyalist sloganları kullanmaktan vazgeçmemiş ancak Sosyalizme de inanmayan, Kapitalizme döndüğünü açıkça ilan etmeden aşamalı olarak Kapitalizme dönüş yapmakta olan Çin, Kuzey Kore, Vietnam ve Küba gibi ülkelerde yaşayan halklar ve milletler.
4- Kendilerinde asli bir ideoloji bulunmayan, akidevi olarak da Kapitalizme düşman olmayan Latin Amerika'da yaşayan halklar ve milletler ile, Uzak Doğu, Güneydoğu Asya ve Afrika halklarının büyük bir kısmını meydana getiren halklar ve milletler.
Şu anda İslâm'a göre yaşanmamasına ve İslâm risaletini dünyaya taşıyan bir Devleti’n de bulunmamasına rağmen dünyada var olan halklar arasında Kapitalizmin dışında inandığı bir ideolojisi bulunan insanlar arasında İslâm ümmeti tek ümmettir.
Bunun için şu anda Amerika'nın Kapitalizmi evrenselleştirme atağına gerçekten karşı koyacak İslâm aleminin dışında bir kimse yoktur.
Şu anda İslâm dünyasında bulunan devletlerin hiçbirinin İslâm'ı uygulamamalarına, -her ne kadar bazıları uyguladıklarını iddia etseler detam tersine yerleşik bir şekilde Kapitalizmi uygulamalarına, İslâm ümmetinin bölünmüşlüğüne, Hilâfetin yıkılışından önce ve sonra kâfirlerin çıkardığı olaylara, başlarında; müslümanların topraklarında batının kurduğu küfür ortamlarını koruyan, batının çıkarlarına hizmet eden ve nüfuzunu yerleştirmesine kolaylık gösteren, iç ve dış siyasetlerinin tamamında batıdan gelen emirlere göre hareket eden kâfirlerin uşakları olan idarecilerin bulunmasına rağmen İslâm ümmeti, Hilâfet Devleti’nin yıkılması ile sona ermedi ve ellili yılların başlarından itibaren İslâm'a göre kalkınmanın metodunu anlamaya, İslâm'a göre hayatı yeniden kurmaya ve İslâm ile dünyayı kurtarmayı özleyerek çalışmaya hareket etmeye başladı.
Ümmetin henüz kalkınmasını tamamlamış olmamasına, uşak idareciler tarafından ümmete uygulanan baskılara, zulümlere, cezalara, bu idarecilerin ümmet üzerinde oluşturdukları baskı ve terör ortamlarına, ümmetin küfrün ateşi altında çökmesi amacıyla halklarına karşı bu idarecilerin kâfirlerin çizdiği planları uygulamalarına rağmen başlarında Amerika olmak üzere kâfir batı, İslâm Ümmetinin kalkınmasını tamamlamasından, müslümanların tek bir ümmet olarak yeniden hayat sahnesine dönmesinden, risaleti yeniden dünyaya taşıyacak, beşeriyetin ulaştığı her türlü medeni ve ilmi gelişmelere rağmen yeryüzünü güvenin ve güvenliğin olmadığı bir ormana çeviren Kapitalizmin egemenliğinin ve faydacı maddi değerlerinin ürünleri olan badirelerden, sıkıntılardan kurtaracak tek bir Hilâfet Devleti’nin çatısı altında yaşamalarından korkmaktadır.
Kâfir Batı, tarihin derinliklerinde birbirini boğazlayan kabilelerden oluşan Arapları; İslâm'ın nasıl medeniyet sahibi, seçkin bir ümmete dönüştürdüğünü, bu ümmetin İslâm'ın nuru ile dünyayı aydınlattıklarını, kısa bir süre içerisinde köklü bir devlet haline gelerek dünyanın efendisi olduklarını ve bu konumlarını yaklaşık on asır sürdürdüklerini, bu süreç içerisinde tüm dünyaya adaleti, emniyeti, yüce değerleri ve cömertliği yaydıklarını, her yerde Hilâfet bayrağını dalgalandırdıklarını halen daha hatırlamaktadır.
Bu nedenle Amerika artık İslâm ümmetinin yeniden dirilmesinden korkmakta, egemenliğini ve çıkarlarını sadece kendi toprakları üzerinde değil insanoğlunun yaşadığı her yerde yerleştirmeye çalışmaktadır.
Bu hakikatın ışığı altında Amerika ve Batı gerçeği kavranıldığında, Amerika'nın başlattığı atağın evrensel olmasına rağmen bununla birinci derecede İslâm ümmetinin hedeflendiği görülecektir.
Her ne kadar Amerika'nın bu saldırısının arkasında Kapitalist aç gözlülük, Amerika ve Avrupa'nın müslümanların topraklarında var olan servetlere olan düşkünlükleri, bu ülkelerdeki stratejik coğrafyadan faydalanma, batı menşeli mallar için büyük bir pazar olma ve sanayileri için zorunlu olan hammaddelerin temin edilebildiği bir kaynak, yaşam için hayati bir öneme sahip bol miktarda petrollere sahip olması gibi faktörler varsa da Amerika'yı böylesi bir saldırıya sevk eden asıl faktör bunlar değildir. Asıl faktör İslâm ümmetinin, bünyesinde batının devletlerarası nüfuzuna ve çıkarlarına hatta ve hatta batının varlığına yönelik tehlikeleri barındırmasıdır. İslâm ümmetinin uykusundan uyanıp kalkınması ve risaletini dünyaya taşımaya başlaması endişesi batıyı korkutmaktadır.
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #19 : 07 Ocak 2011, 21:45:34 » |
|
 |
|
 |
 |
Komunizm Maddeden başka her şeyin varlığını inkâr esasına dayalı, maddeci bir ideolojidir. Maddenin ezelî olduğunu, başı ve sonu bulunmadığını, bir yaratıcının yaratığı olmadığını, Yaratıcı bulunmadığı gibi Kıyamet Günü'nün de mevcud olmadığını kabul eder. Din'i ise, "halkların afyonu" olarak kabul eder.
Komunizm, maddenin evrimi ve tarihin evrimi nazariyesine dayanan maddeci bir ideolojidir. Ona göre madde bütün nesnelerin aslıdır, eşya maddeden sudûr eder ve gelişme yoluyla doğar. Komunizmde nizam üretim araçlarından alınır. Nizamlar üretim araçlarının gelişmesiyle evrimleşir (gelişir). Toplum; toprak, üretim araçları, tabiat ve insanın genel bir toplamından meydana gelir. Bunların tamamı bir şeydir, o da maddedir. Tabiat ve tabiattaki şeyler geliştikçe, insan bunlarla evrimleşir, böylelikle toplumun tamamı da evrimleşir (gelişir/değişir).
Buna göre Komunizmde toplum evrime boyun eğer. Toplum evrimleştikçe fert de onunla birlikte evrimleşir. Çarkta dişlinin dönüşü gibi fert, toplumla döner. Komunizm üretim araçlarında ferdî mülkiyeti yasaklar ve onları devlet için mülkiyet kılar. Komunist ideoloji de küfür ideolojisidir; fikirleri de nizamı da küfür fikirleri ve küfür nizamlarıdır.
İslâm ile bütününde de, parçalarında da tam ve köklü bir şekilde çelişir. İslâm; maddenin yaratılmış olduğunu, ezelî olmadığını ve yok alacağını; insanın bir yaratıcının mahluku olduğunu, kâinatın ve kâinattakilerin de bir yaratıcının yaratıkları olduğunu; nizamın ALLAH tarafından olup, ne maddenin veya üretim araçlarının evriminden ve ne de beşer tarafından olduğunu; toplumun insanlar, fikirler, duygular ve nizamlardan meydana geldiğini ve toplumları belirleyen, tarif eden şeyin de topluma uygulanan nizam olduğunu açıklamış ve isbat etmiştir. İslâm'ın tatbik olunduğu toplum, orada mevcud üretim araçları her ne çeşit olursa olsun, İslâm toplumudur. Kapitalist düzenin tatbik edildiği toplum da kapitalist toplum olur. Komunizmin uygulandığı toplum da orada mevcud üretim araçları kapitalist düzendeki üretim araçlarının aynısı olmasına rağmen komunist toplumdur.
.
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|