 |
Dernekler hakkındaki, şer’i hüküm nedir? İslâmî Araştırmalar Vakfı, derneği gibi bir kurumun kurulmasının, şer’i hükmü nedir?
Cevap: İslâm, devlet, cemaat varlığının ve ferdin, görev ve sorumluluklarını belirlemiştir ki bunlardan her biri, görev ve sorumlulukları içerisinde olmayan bir işi, bir başkası adına bilerek veya bilmeyerek yapmasın. Bu bağlamda işleri fiilî olarak gütmek, devletin özelliklerinden ve yetkilerindendir. Devletten başka ister cemaat, cemiyet ve parti olsun, isterse fert olsun, devletin fiilî ve daimî gütmesi gereken bir işi yerine getirme sorumluluk ve yetkisi yoktur. Daimî işlerin güdülmesinin, cemaat ve fertlere değil de devlete ait olduğunun delili, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi Ve Sellem’in şu sözüdür:
الامام راع وهو مسؤول عن رعيته “İmam, çobandır ve güttüklerinden sorumludur.” (Muttefikun Aleyh) Rasûlullah SallAllahu Aleyhi Ve Sellem bu hadisiyle, daimî işlerin güdülmesinin devlete ait olduğunu belirtmiştir. Bunu, bir başkasının yapması caiz değildir. Zira bir görüşe göre, hadisteki (وهو) “Huve” zamiri, “hasr” ifade eder. “Hasr” ifade ettiğini kabul ettiğimizde, daimî ve kamu işlerinin güdülmesini devletten başka hiçbir kimsenin yapamayacağı, manası çıkar.
Buradan hareketle dernek, cemiyet, bir grup, bir şahıs veya benzerlerinin gütme işlerini yapmaları, caiz değildir. Yalnızca, devlet veya devletin vekili olmaları durumunda, bu caizdir. Bu gütme işini yapan Müslüman veya Müslümanlar, günahkâr olurlar. Çünkü şeriatın, imama yani halifeye veya halifenin o konuda yetkili kıldığı kimseye hasrettiği bir işi yapmışlardır. Binaenaleyh ister camiler inşa etmek, ister insanları eğitmek, isterse fakirlere yardım etmek amacıyla kurulmuş olsunlar, bütün hayır dernekleri caiz değildir. Çünkü Şeriat, gütme işlerini devlete münhasır kılmıştır. Lakin kapitalist ve demokratik nizam, derneklere izin vermiştir. Onlar nezdinde devlet, kurumlardan ibarettir. Kanunlar da bu esasa göre konulur. Bunun için hayır kurumlarına ve hayır derneklerine izin vermektedir. İslâm nezdinde ise devlet, bir kurumdan ibarettir. İşlerin güdümü de sadece ona münhasırdır. Dolayısıyla devletten başka hiçbir kimsenin, daimî ve kamu işlerini fiilen gütme salahiyeti yoktur. Böyle bir salahiyet de caiz değildir. Cemaatlerin işine gelince; şu ayet onların görev ve sorumluluklarını açıkça tayin etmektedir:
وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ “Sizden, hayra davet eden, marûfu emredip münkerden nehyeden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Ali İmran 104) Bu ayete göre, her ne ad altında olursa olsun cemaat, cemiyet, parti gibi varlıkların işi, hayra davet etmek, marûfû emredip, münkerden nehyetmektir. Kendilerine tayin edilen bir iş dışında başka bir iş yapmaları, kesinlikle kendilerine caiz değildir. Kimse kalkıp da şimdi İslâmî devlet yoktur, onun için fakirleri doyurmak, hadleri uygulamak, eğitim vermek, cihad yoluyla kâfirlere daveti taşımak, cemaatlerin işidir, diyemez. Eğer kamu ve daimî işleri güdecek bir devlet yoksa cemaatlere düşen bu işleri yerine getirmek değil, bilakis bunları yerine getirecek bir devleti inşa etmektir. Çünkü “Vacibin ancak kendisiyle tamamlandığı şey de vaciptir” kaidesi, hadleri, eğitimi, fakirleri doyurma vs. işleri değil, bunları yapacak devleti ikame etmeyi, Müslümanlara ve cemaatlere vacip kılmaktadır.
Cemaatlerin işi nass gereği, eğer İslâmî bir devlet varsa onu muhasebe etmek, eğer İslâmî bir devlet yoksa onu ikame etmek için çalışmaktır. Bunun dışında camiler, mescitler, okullar gibi maddî bir iş yapmaları, sorumluluk ve yetkilerinin dışına çıkmaları demektir. Bu ise, şer’an haramdır.
Fertlerin sorumluluklarına gelince; para toplayıp cami veya okul inşa etmek veya fakir birine yardım etmek gibi hayırlı bir amel yapmak, caizdir. Çünkü İslâm, muhtaca yardım etmeyi, fakir fukarayı doyurmayı ve camiler inşa etmeyi emretmiştir. Mesela, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurmuştur:
من بنى مسجدا لله بنى الله له في الجنة مثله “Her kim, ALLAH için bir mescit inşa ederse, ALLAH da onun için cennette mislini inşa eder.” (Muttefikun aleyh) Yine, أيما أهل عرصة بات فيهم امرؤ جائع فقد برئت منهم ذمة الله “Herhangi bir belde halkı içerisinde bir kişi aç olarak gecelerse, ALLAH’ın zimmeti onlardan beri olur.” (El-Hâkim) Bu ve benzeri hadisler, Müslümanlara hayırlı ameller yapmalarını, emretmektedir. Bu gibi hadis ve ayetlerde geçen siğalar, genel siğalardır, herkesi kapsar. Müslümanların bunları yapmaları, ALLAH Subhânehu ve Teâlâ’nın emrettiği hayırlı amellerden, birini yapmaktır. Bunları yapmak ya mendûbtur ya da mubahtır. O halde bütün bunların, fert olsun, cemaat olsun Müslümanlar tarafından yapılmaları, caizdir. Yaptıkları takdirde, bundan sevap alırlar. Tek seferliğine mahsus bu tür işlerin yapılması, gütmek değildir. Bilakis, hayırlı bir ameldir.
Hâlbuki kamuya ait ve daimî işlerin güdülmesi, devletten başkasına caiz değildir. O nedenle İslâm’ın emrettiği hayırlı ameller ile hayırlı amel işlerinin güdülmesinin arasını ayırmak, gereklidir. Hayırlı tek bir amel yapmak, caizdir ve sevaptır. Fakat Müslümanların, kamuya ait ve daimî işleri gütmeleri, caiz değildir. Her kim bunu yaparsa, devlet bunu yapan herkesi, hem devletin yetkisine tecavüz ettiğinden dolayı, hem de haram işlediğinden dolayı cezalandırır. ALLAH Subhânehu ve Teâlâ, hayırlı ameller işlenmesine ecir verir. Devlet de bunu yapanları takdir etmek amacıyla, bir mükâfat üslubu benimseyebilir.
Binaenaleyh, tek seferliğine mahsus şehrin veya köyün ihtiyacı olan bir mescit inşa etmek yahut cemaat veya bir aileye isabet eden bir musibetten dolayı onlara yardım toplamak yahut sürekli olmayacak şekilde bir seferliğine mahsus tek bir hayır ameli yapmak, cemaatler ve fertler için caizdir. Bu gibi ameller caizdir. Bunda bir beis yoktur. Çünkü bunlar, kamuya ait ve daimî ameller vasfını almazlar. Fakat sırf mescit inşa etmek veya sırf fakirlere yardım toplamak veya sırf eğitim vermek amacıyla bir cemaat, cemiyet gibi benzeri dernekler kurmak, caiz değildir. Zira bunlar, devletin görevlerinden olan daimî ve kamuya ait gütme işiyle meşgul olmuşlardır.
Sonuç olarak şöyle denilebilir; ister İslâmî Araştırma Vakfı gibi dernekler olsun, isterse bu işlerle uğraşan fertler olsun, devletin işlerinden olan kamuya ait ve daimî işlerle meşgul olmaları, caiz değildir. Lakin yapacakları iş devletin yetki ve sorumluluğuna tecavüz etmiyorsa, bir vakfın kurulması caizdir. Dolayısıyla ibre, bu kurum ve vakfın isminde değil, yapacağı işlerin vakıası ve cinsindedir. Kamuya ait ve daimî işleri gütmek cinsinden olursa, caiz değildir. Böyle olmazsa caizdir.
|
|