Sayfa: [1] 2 3   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: SİYER-İ NEBİ(A.S.V) IŞIĞINDA VAHDETE GİDEN YOLLAR....  (Okunma Sayısı 2022 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 156
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 5654
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« : 14 Mayıs 2011, 15:54:58 »

bismillah
 
SİYER-İ NEBİ(A.S.V) IŞIĞINDA VAHDETE GİDEN YOLLAR(1)

Hamd Alemlerin Rabbi ALLAH' a mahsustur.

"Hep birlikte ALLAH'ın ipine sımsıkı tutunun, ayrılığa düşmeyin ve ALLAH'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Sizler birbirinizin düşmanları iken O, sizin kalplerinizde bir uzlaştırma meydana getirdi ve O'nun nimeti sayesinde uyanıp kardeş oldunuz. Bir de siz, bir ateş çukurunun tam kenarında bulunuyordunuz ve O, sizi tutup ondan kurtardı. Şimdi ALLAH'a doğru gidebilmeniz için size ayetlerini böyle açıklıyor."(Ali imran 103)
  
 Acaba günümüz müslümanı bu konuda kendisini ne kadar sorgulayabilmektedir?Gerçekten ben diğer cemaatlere mensup olan kardeşlerimle ALLAH'ın ipine sımıkı sarılabiliyor muyum?  Onların başına gelen bir olayda onlara sahip çıkabiliyor ve acılarını içimde hissedebiliyor muyum? Dünyanın en uzak diyarlarında bir kardeşin ayağına diken batsa avazım çıktığı kadar haykırarak  :" bu zulme son verin." dediğim gibi, yanı başımda zulme uğrayan kardeşlerim için sus pus olmam neyin işaretidir?yoksa yakınımda vurulan müslüman kimlikli düşmanımız mıdır?Dünyanın bir köşesinde yakılan kur'an ı kerim için haykırdığım gibi, yanı başımda yakılan kur'an ı kerim için neden sus pusum? Yoksa yakılan kur'an ı kerimler farklı mı?Bazı kardeşlerimizin dillendirdiği gibi; zalimlerin cirit attığı alanlara neden ulaşamıyoruz, o gençlere yazık değil mi ? şeklinde hayıflanırken ; neden bazı müslümanların o meydanları muhammedi sevdayla doldurmasına sevinemiyoruz?yoksa inandığımız peygamber(a.s.v) ve hissettiğimiz sevda farklı sevda mı?yoksa ...hayır !!! dilden çıkması çok zor.Yoksa evet yoksa , içimizi cahiliye kırıntıları mı kaplamış?Bir müslüman için çok zor olsa gerek.Hemde çok zor.Cahiliye karşı mücadele veren bir dinin mensubu olduğum halde içimde cahiliye kırıntılarını barındırıyorum.Ebu cehilin simgesi haline geldiği kabileciğin, rekabetin, enaniyetin zir u zeber olması için çalışan bir dinin mensubu olduğum halde , rekabetin tutsağı olmuşum.Kardeşim bir sevap işlediğinde, keşke o değil de ben işlemiş olsaydım diyebiliyorum.Ey yüce Rabbim içinde bulunduğumuz dağınıklığı gider(amin).

 cahiliyedeki gibi kavramları algılayışımız değişmiş.Tebliğ emrini sadece kendimize munhasır kılmışız.Başkası tebliğ ile insanları kazanınca sevinemiyoruz.Kardeşlik denince sadece mensubu olduğumuz cemaat fertlerini algılıyoruz.Kardeşimizin acısını hissetmek denince, sadece kendi mensubu olduğumuz cemaatlerin fertlerinin acısı şeklinde algılıyoruz.Her şey bizim için sadece kendi camiamız olmuş.Yok şuymuş, yok muymuş bizim için ifade etmiyor.Başkası doğru değil, doğru sadece biziz diyoruz.Sadece benim liderim doğruyu bilir, sadece ona güvenir ve sadece ona inanırım...ALLAH aşkına söyleyin birinci şahıs ile anlattığım gibi bir zihniyetin , bir anlayışın cahiliyeden ne farkı vardır.ebu süfyandaki, ebu cehildeki...vs enaniyet, rekabet, kabilecilik(sadece benim cemaatim) bizden ne kadar uzak kavramlardır. bir kişi Ebu cehilin yanına gelerek:"Gerçekten MUHAMMED(a.s.v)'in peygamber olduğuna inanmıyor musun? " şeklinde bir soru yöneltmişti. Ebu cehil de Efendimiz(a.s.v)'in doğruluğuna inandığını, ama kabilelerinin kendilerinden daha öne geçmemesi için iman etmediğini ve dillendirmediğini söylemiştir.Bu şekil düşünen kaç gurup veya cemaat vardır.O kadar çok insan diğer guruplara karşı bunu besliyor ki , çok ağır geliyor insana.Hatta bu kabilecilikler yüzünden yıllarca kanlar dökülmüştü.ALLAH aşkına geçmişte Müslümanlar müslümanların kanını dökmedi mi? cami içinde birden fazla cemaate mensup kişilerin rekabetten dolayı senin dinin sana, benim dinim bana sözlerini sarfetmedi mi?hatta ileri giderek birbirlerini bıçaklayanları bile biliyoruz.daha dün refarandum yüzünden birbirini tekfir edenlere şahit olduk.Onun dışında yok tc 'nin camisinde namaz kılıyorsun kafirsin diyenlere şahit olduk.Sen şiisin ..yok sen sunnisin...ALLAH aşkına nereye kadar?Çok fazla cemaatin içinde bizatihi bulundum.Birbirlerine karşı neler düşündüklerini, neler yaptıklarını yazsam çok zor biter.Burda yazdıklarım sallamasyon değil, gerçeklerin ta kendisidir.Artık silkelenip kendimize gelmemiz lazım aynen ustad bedüizzaman gibi şu anlayışa sahip olup dillendirmemiz gerekiyor:”Ey ehl-i hakihat ve tarikat! Hakka hizmet, büyük ve ağır bir defineyi taşımak ve muhafaza etmek gibidir.O defineyi omzunda taşıyanlara ne kadar  kuvvetli eller yardıma koşsalar daha ziyade sevinir, memnun olurlar.Kıskanmak şöyle dursun gayet samimi bir muhabbetle o gelenlerin kendilerinden daha ziyade olan kuvvetlerini ve daha ziyade tesirlerini ve yardımlarını müftehirane alkışlamak lazım gelir, nedendir kirekabetkarane o hakiki kardeşlere ve fedakar yardımcılara bakılıyor ve o hal ile ihlas kaçıyor? …”
  
  "...İyilik ve (ALLAH’ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. ALLAH’tan korkun; çünkü ALLAH’ın cezası çetindir. "
ayet i celilesini düşünerek birbirimize kıskançlık yerine sevgi beslememiz ; rakip yerine , yoldaş edinmemiz gerekmektedir.
  
   Günümüz Müslümanını evs ve hazreclilere benzetiyorum ayrılık noktasında.Evs ve hazrec kabileleri arasında da yıllarca savaşlar sürmüş , buas harpleri yapılmış çok fazla insan hayatını kaybetmiştir. Bunca acımasız mücadeleler devam ederken diğer taraftan Evs ve hazrec kabileleri savaşmaktan, kan dökmekten bıkmış ve aralarında bir uzlaştırıcı reis arayışına koyulmuşlardı.Ayrılıkların, kabileciliğin sebep olduğu can kayıpları kabileleri bitad düşürmüştü. İhtilafı ,kan davasını artık bir tarafa atmayı arzu etmişlerdi.Şuan günümüzde el fetih ve hamasa baktığımızda kanlar döküldü,  yaşananlardan sonra bir araya gelindi.Misalleri çoktur.diğer taraftan günümüz müslümanının artık ihtilafları konuşmaktan çok yorgun düştüğünü ve çok zarar gördüğünü artık ihtilafları konuşmaya mecallerinin kalmadığını düşünüyorum.Aynen ensar ile muhacirlerin arasında vuku bulan nifakın söndürüldüğü gibi.Orda da olay şöyle gelişmişti.
    
  Ben i mustalik gazvesinden sonra ensar ve muhacirden birer kişi, su kuyusu başında tartışmış ve ciddi bir nifak ateşi oluşmuştu. Ensar ve muhacilerden bazıları nerdeyse kılıçlarını çekeceklerdi.Bunu duyan Efendimiz(a.s.v) yapılanın cahiliye davası olduğunu belirterek müslümanların hiç dinlemeden saatlerce yol almasını sağlamıştı.Gece boyunca yol alan müslümanlar  sabah saatlerine doğru  bunalmıştı. Efendimiz(a.s.v) Müslümanlara konaklama emri verdikten sonra herkes yorgun, bitkin bir şekilde hemen uykuya dalmış ve munafıkların nifaki sözleriyle uğraşmamalarını sağlamıştı.Zaten Efendimiz (a.s.v) Müslümanları munafıkların sözlerini konuşmaktan alıkoymak için böyle bir şey yapmıştı.Kısacası bu olaylarda vahdetin önemi kan döküldükten sonra anlaşılmış ve nifakın söndürülmesi için halkın yorgunluktan bunalması gerekmiştir.
  
  El hasıl; günümüz Müslümanının bu olaylardan çok ders çıkarması gerekmektedir. Günümüzdeki kabilecilik  anlayışı , rekabeti  ve enaniyeti  bazı cemaatlerde kendisini göstermiş durumdadır.Yukarda ensar ve muhacirin nerdeyse birbirini vurması ve Efendimiz(a.s.v) :” bu cahiliye davasıdır…” demesi  Müslüman gurupların arasında da böyle bir anlayışın sudur edebileceği apaçık anlaşılmaktadır.Evet maalesef bu cahiliye davası maalesef günümüz Müslümanlarının arasında da kendisini göstermiştir…Acaba;
 
  Vahdet kurabilmemiz ve bir araya gelebilmemiz için yıllarca evs ve hazrec kabileleri gibi buas harpleri mi düzenlemeliyiz?İhtilafları ve ayrılıkları konuşmamak ,görmemek  ve  bir araya gelebilmek için  yüzlerce bacımızın bazı şerefsizlerin şerefsizliğine uğraması mı gerekiyor? Irak’ta  bacıların :"bu uygulamalar hayvanlara bile yapılmamaktadır, lütfen gelin bizleri de beraber öldürün.” demesi mi gerekiyor?Milyonlarca çocuğun yetim,  yüzlerce eşin dul, binlerce din kardeşimizin hunharca öldürülmesi , kur’an ı kerimin yırtılması mı gerekiyor? ALLAH için dostlarım , kardeşlerim bunları yaşamadan ve bitad düşmeden , yorgunluktan ve acıdan kahrolmadan bir araya gelemeyecek miyiz?

  Haydi gelin dostlarım , kardeşlerim beraber vahdeti kuralım.Evet çok zor ; ama imkansız değildir.ALLAH için nefislerimizi artık ayaklar altına alıp vahdet için bir esinti de biz olalım.”Sakın birbirinizle ihtilaf etmeyin;sonra korkuya kapılıp za’fa düşersiniz, rüzgarınız (kuvvetiniz) gider.” Ayeti celilesini dustur edinip zalimin iğrenç beyninde fırtınalar koparalım.Yılmadan, zaafa düşmeden, kan daha fazla dökülmeden , yorgunluktan bitad düşmeden vahdete koşalım dostlar.

İnşALLAH u Teala devam edecek…

« Son Düzenleme: 23 Mayıs 2011, 16:36:25 Gönderen: Abbas » Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 281
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 12949
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #1 : 21 Mayıs 2011, 11:23:15 »

Abbas kardeşim,harika bir yazıya başlamışsın,ve okudukça haz aldığımı ve içimin vahdet güzelliğiyle dolmaya başladığını söyleyebilirim..doğrusu bize ekleyecek bir şey bırakmamışsın,ama siyer ışığında bunu ele alman çok hoş...yazının devamını bekleriz...
taasub hastalığının herkesi ve her gurubu sardığı bu zamanda,vahdet en iyi çözüm ve ilaçtır.bu taasubi hastalıklardan korunmanın en iyi yolu siyeri iyi bilip efendimizin yolunu takib etmektir.çünkü o yürüyen bir kurandı,ona uyan kurana uyar....

takipçisiyiz kekocan..bu konuda sitede epey serzenişlerim vardı..bu güzel konuya tekrarlarını yazmak istemem kekocan..sen devam et bizde takipçiniz ve gerekirse katkı sağlamaya çalışırız kekocan...
selametle..
Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
ewindaren_azadi
üѕтα∂
*****



Puan: 153
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3260
Üye ID: 5112

Nerden:


« Yanıtla #2 : 21 Mayıs 2011, 11:37:45 »

ALLAH razi olsun Abbas abi çok güzel bir konuya başlamışsınız takipteyiz inşALLAH Smiley
Logged

[/img]
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 156
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 5654
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #3 : 21 Mayıs 2011, 12:03:44 »

ALLAH razi olsun Abbas abi çok güzel bir konuya başlamışsınız takipteyiz inşALLAH Smiley

ecmain kardeşim.inşALLAH devamını getireceğiz..

Abbas kardeşim,harika bir yazıya başlamışsın,ve okudukça haz aldığımı ve içimin vahdet güzelliğiyle dolmaya başladığını söyleyebilirim..doğrusu bize ekleyecek bir şey bırakmamışsın,ama siyer ışığında bunu ele alman çok hoş...yazının devamını bekleriz...
taasub hastalığının herkesi ve her gurubu sardığı bu zamanda,vahdet en iyi çözüm ve ilaçtır.bu taasubi hastalıklardan korunmanın en iyi yolu siyeri iyi bilip efendimizin yolunu takib etmektir.çünkü o yürüyen bir kurandı,ona uyan kurana uyar....

takipçisiyiz kekocan..bu konuda sitede epey serzenişlerim vardı..bu güzel konuya tekrarlarını yazmak istemem kekocan..sen devam et bizde takipçiniz ve gerekirse katkı sağlamaya çalışırız kekocan...
selametle..

hele sen katkı yapmadan geç bakalım...diyarbakırda , bu sefer benden dolayı dükkanı kapatırsın... Smiley
Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 281
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 12949
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #4 : 21 Mayıs 2011, 12:25:18 »

ecmain kardeşim.inşALLAH devamını getireceğiz..

hele sen katkı yapmadan geç bakalım...diyarbakırda , bu sefer benden dolayı kepenk  kapatırsın... Smiley


 Smiley
Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 156
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 5654
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #5 : 23 Mayıs 2011, 16:42:47 »




SİYER-İ NEBİ(A.S.V) IŞIĞINDA VAHDETE GİDEN YOLLAR(2)

Hamd Alemlerin Rabbi ALLAH a mahsustur.
  
    Sürekli yakına durduk vahdetsiz olmaz diye. Vahdet konusunun önemi üzerine tefsirler yaptık, İslam tarihi eserlerini didik ettik.Bildik ve bildirdik ki: kardeşlik haktır ve vahdetsiz bu iş olmaz.Röportajlarda, sohbetlerde , vaazlerimizde , eserlerimizde vahdet konusundan ve öneminden  40-50 yıl önce bahsedildiği gibi, günümüzde de bahsededurduk…yani  anlayacağımız Hayla aynı yerde sayıyoruz.Hayla birbirmize selam vermekten çekinir haldeyiz, hayla birbirimizin hizmetlerini çekemez durumdayız, hayla tefrika, hayla nifak, hayla fitne, hayla kin, hayla adavet , hayla enaniyet, hayla kıskanç rekabet aramızda daha güçlenmiş şekilde cirit atmakta.Neden mi? Çünkü ; sürekli konuştuk , sürekli edabiyat parçaladık..ama ortaya gerçek manada bir eylem koyamadık.Evet silkelenmeli tüm Müslümanlar ve yeniden bir araya gelebilmenin hesapları içine girmelidir.Eylem zamanı demeli ve en yakın Müslüman kardeşleriyle yakınlık kurmalıdır.Lisan ı hal ile lisan ı kali doğrulayanlardan olmalıdır.Evet kısa bir hatırlatmadan sonra biz de kendi çapımızda eylemsel olarak ne yapılabilir hakkında yazı ve görüşlerimize devam edelim…ne yapılabilir, nasıl adım atılır? Sorularına cevap vermeden önce tekrardan vahdetin önemini kısa , öz ve en çarpıcı şekilde vurgulayan ustad said nursinin sözlerini eklemek istiyorum.Üstad bedüizzaman :


   “Şu cemaat-i İslâmiyeye hizmet dâvâ edenlere ne olmuş ki, birbiri arkasında tehacüm vaziyetini alan hadsiz düşmanlar varken, cüz'î adâvetleri unutmayıp düşmanların hücumuna zemin hazır ediyorlar? Şu hâl bir sukuttur, bir vahşettir, hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeye bir hıyanettir….. Herbirisine (düşmanlara)  karşı tesanüd ederek, el ele verip müdafaa vaziyeti almaya mecburken, onların hücumunu teshil etmek, onların harîm-i İslâma girmeleri için kapıları açmak hükmünde olan garazkârâne tarafgirlik ve adâvetkârâne inat, hiçbir cihetle ehl-i imana yakışır mı?.... . Bütün bunlara karşı kuvvetli silâhın ve siperin ve kalen, uhuvvet-i İslâmiyedir. Bu kale-i İslâmiyeyi küçük adâvetlerle ve bahanelerle sarsmak, ne kadar hilâf-ı vicdan ve ne kadar hilâf-ı maslahat-ı İslâmiye olduğunu bil, ayıl….”
Buyurmaktadır.Evet bizler de bu hadsiz düşmanın farkında olarak , içimizdeki enaniyetten, bencillikten , egodan, garazdan, adavetten ve kinden uzaklaştıracak en önemli merhemlerden birincisi:”Kaynaşmadır…”Bunun nasıl gerçekleştirileceğini Efendimiz Aleyhisselatu Vesselamın hayatında ve öğretilerinde çok net bir şekilde görmekte ve fehmetmekteyiz.Örneğin; Medine’de  koca bir ensar grubu ile muhacir grubunun birbirlerinden ayrılmaz derecede kaynaşması  daha çok dikkatimizi celbettiği için  oraya bakalım.Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam Medine’ye ilk geldiği sıralarda ilk yaptığı işlerden biri ensar ve muhaciri kaynaştırmak olmuştur ve şu adımları izlemiştir:

 1)Müslümanlar zaten kardeşlerdi.Ama efendimiz aleyhisselatu vesselam Müslümanların kaynaşmaları , birbirlerine yardımcı olabilmeleri ve ihtiyaçlarını rahat karşılayabilmeleri için Müslümanları kendi aralarında kardeş kılmıştır.
2)Aynı doğrultuda muhacirlerin ensarların evlerinde kalmaları ve bu şekilde yardımlaşmaları , ihtiyaçlarını gidermeleri kaynaşmayı arttırmıştır.
3)Efendimiz aleyhisselatu vesselam ; Ziyaretleşmeyi, ikramlaşmayı ve selamlaşmayı ve yaygınlaştırmayı tavsiye etmiş ve bunlarla gelecek mükafatı hatırlatarak bu davranışların daha sık yapılmasını sağlamıştır.

  Çok yakından şahit olmuşsunuzdur bazen yatalak bir nine , en çok kendisine bakan ve yardımcı olan oğlunu diğer oğullarından daha çok sevmekte ve o evdeki torunlarını diğer torunlarından daha üstte tutabilmektedir.Veya çok yakınınızda hasbihal ettiğiniz bir akrabanız ile çok uzaklarda olan bir akrabanıza karşı aynı duyguları aynı derecede besleyemeyebiliriz.Elbette bunun en önemli sebeplerinden biri sürekli iletişim halinde olmak, daha çok beraber oturup kalkmak, beraber üzülmek , beraber gülmek , karşılıklı daha çok ziyaretleşmek , daha çok ikramlaşmak, daha çok selamlaşmaktır.Geçmişte Efendimiz(a.s.v) bu metodu hem fertler arasında , hem de iki büyük grubu kaynaştırmak için kullanmıştır.Günümüze uyarlarsak;

1)   Dernek başkanları hem kendi içlerinde , hem de farklı cemaat bağlantılı dernek başkanları arasında selamlaşmayı yaymalıdır.
2)   Dernek başkanları hem kendi içlerinde , hem de farklı cemaat bağlantılı dernek başkanları arasında ikramlaşmayı arttırmalıdır.Örneğin iftar davetleri bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.ve kendi programları doğrultusunda davetleşmeler olabilir.Diğer taraftan Efendimiz Aleyhisselatu vesselamın hediyeleşin sünnetini günümüz şartlarına göre uyarlamamız ve bunu gerçekleştirmemiz gerekecektir.Sevginin artması , adavetin zirü zeber olması demektir inşALLAH.üstad bedüizzaman ; muhabbet ile adavetin aynı anda kalpte cem olamayacaklarını belirtmiştir.gerçekten olursa yapmacık olur.Evet eğer muhabbet o kalbe yerleşse inşALLAH müslümanların kalplerinde olan adavet ve enaniyet yok olacaktır.
3)   Ziyaretleşmeler yapılmalıdır.Bu gün bu metod daha çok taziye ziyaretleri şeklinde gerçekleşmektedir ve çok kısıtlı kalmaktadır.Bence bu başkanlar (ferteler de kendi aralarında) ortak bir program eşliğinde belli aralıklarla ziyaretleşebilmelidir, konuşup halleşebilmeli, gündemi, Müslümanların sorunlarını konuşabilirler…Bu arada müslüman fertleri kaynaştırmak adına çeşitli piknikler ve turnuvalar da düzenlenebilir.

  Bunlar sıklıkla yapılabilirse, Müslümanların birbirlerine karşı soğuklukları da kırılır ve birbirlerine karşı daha yakın hisler besleyebilirler.Ben duygusundan sıyrılıp biz duygusuna kapılabilirler.Bizatihi bazı kardeşler edinmeye çalıştık, farklı görüşte olmalarına rağmen, ziyaretleşmemiz, ikramlaşmamız , aramızda ciddi bir sevgi tezahür eyledi.Farklı görüşlerimiz ve konuşmalarımız olmasına rağmen birbirimizi kırmamaya dikkat ederiz.Şuan aramızda çok ciddi bağlar oluşan kardeşlerimiz mevcuttur elhamdulillah.Yaşandığı zaman ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.

  İnşALLAH bu eylemler bizim vahdetteki en önemli adımlarımız olacaktır.Rabbim uygulayanlardan da destek çıkanlardan da gani gani razı olsun.

   İnşALLAH devam edecek.
« Son Düzenleme: 23 Mayıs 2011, 17:21:38 Gönderen: Abbas » Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
DiRiLiŞ
мσ∂єяαтöя
*


Derin yürek, derin Aşk ve derin İnsan..

Puan: 62
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1069
Üye ID: 4853

Nerden:


« Yanıtla #6 : 24 Mayıs 2011, 12:51:08 »

İğneledim bu konuyu..
İstifade edeceğiz inş.

EyvaALlah Hocam..
Logged

Madem ölüm tek bir defa gelecek,

O da neden ALLAH için olmasın ..
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 156
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 5654
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #7 : 24 Mayıs 2011, 13:10:11 »

İğneledim bu konuyu..
İstifade edeceğiz inş.

EyvaALlah Hocam..


İnşALLAH kardeşim...
Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 156
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 5654
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #8 : 26 Mayıs 2011, 16:03:10 »

SİYER-İ NEBİ(A.S.V) IŞIĞINDA VAHDETE GİDEN YOLLAR(3)

Hamd Alemlerin Rabbi ALLAH a mahsustur...

   Vahdete giden yolların en önemlilerinden birisi de; "Tartışmadan Kaçınmak ve Cemaatlerin Saygın Kişilerini Aşağılamamaktır."

    Belki kendimize en çok hakim olamadığımız meselelerdir bunlar.Yüz yıllarca sunni ve şii Alimler arasında karşılıklı atışmalar, ciddi eleştirel eserler yazılmıştır.Ama yüzlerce yıl aradan geçmesine rağmen bu tartışmalar zerre kadar fayda getirmemiş tam tersi nifak alevine odun taşıma olmuştur.Burda belli bir tarafı haklı veya haksız çıkarma gibi bir gayemiz yoktur.Çünkü her iki tarafın da bu tartışmalarda aşırıya kaçtığı ortadadır.

   Günümüz Müslümanları da Kıymetli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi; geçmişten ders almadığı için tarihi tekerrür ettirmişlerdir. Buna maalesef hepimiz dahiliz. Halifeler döneminde yaşanan cemel  ve sıffın vakaları günümüz Müslümanlarının arasında da vuku bulmuştur.
 
   Şiddetli tartışmalar kutuplaşmaları, tarafgirliği arttırmıştır.Ve sonrasında zaten param parça  olmuş bir hal…Kuvvetimizi düşmandan ziyade birbirimiz üzerinde kullanmaya çalışmışız.Onca düşman varken birbirimizi karşımıza almışız.Kendi nefsimiz varken, kardeşimizi karşımıza almışız. Karşımıza almamız gereken kin ve adavet varken , muhabbetleri karşımıza almışız ve savaşır olmuşuz.Ve bu halden sonra param parça olan , birbirinden kopan bir topluluğa galebe çalmak düşmanın nazarında güçlü bir hal alıvermiş.Ve bu halimiz düşmanın ve emperyalist vampirlerin iştahını kabartmış ve neticesinde yaşanan milyonlarca kıyımın , acımasızca muamelenin müsebbibi oluvermişiz.Üstad bedüizzamanın dediği gibi , kendi elimizle harim-i islamın kapılarını düşmana açıvermişiz.Evet üstadın dediği gibi bu halimiz bir vahşet oluvermiş.Ve bu şekilde paramparça oluşumuzun en temel sebeplerinden biri tartışmalar olmuştur.nasıl mı?Çünkü; tartışmalarda  nefsin devreye girmesi çok kolaydır.Tarafların kendilerini haklı çıkarma yarışmasına dönüşür.Ve şahsi taraflaşmalar meydana gelebilir ve bu şekilde devam eder…Benim fikrim en güzeldir, bizim cemaat en güzel cemaattir, bizim liderimiz en iyi liderdir, bizim görüşlerimiz en doğrudur ve devam eder....ve üstad bedüizzaman dördüncü lema’da  bu konuda demiştir ki:

 
  “Ey ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat! Ve ey Âl-i Beytin muhabbetini meslek ittihaz eden Alevîler! Çabuk bu manasız ve hakikatsız, haksız, zararlı olan nizaı aranızdan kaldırınız. Yoksa şimdiki kuvvetli bir surette hükmeyleyen zendeka cereyanı, birinizi diğeri aleyhinde âlet edip ezmesinde istimal edecek. Bunu mağlub ettikten sonra, o âleti de kıracak. Siz ehl-i tevhid olduğunuzdan uhuvveti ve ittihadı emreden yüzer esaslı rabıta-i kudsiye mabeyninizde varken, iftirakı iktiza eden cüz'î mes'eleleri bırakmak elzemdir.”

 
  Yine üstad bedüizzaman bu doğrultuda uhuvvet risalesinde şöyle buyurmaktadır: “Malûmdur ki, iki kahraman birbiriyle boğuşurken, bir çocuk ikisini de dövebilir. Bir mizanda iki dağ birbirine karşı muvazenede bulunsa, bir küçük taş, muvazenelerini bozup onlarla oynayabilir; birini yukarı, birini aşağı indirir. İşte, ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husumetkârâne tarafgirliklerinizden, kuvvetiniz hiçe iner; az bir kuvvetle ezilebilirsiniz.”

   Evet, verdiğimiz bu hakikat dürbünleriyle günümüz meselelerine baktığımızda hiç de bizden ve nefsimizden uzak olmayan şeyler olduğu anlaşılacaktır. Peygamber efendimiz aleyhisselatu vesselam hayatta iken  Müslümanlar arasında bazı tartışmalar gerçekleşebilmiştir. Efendimiz Aleyhisselatu vesselam Müslümanlara zarar veren bu tartışmaları cehalet olarak nitelemiştir. Örneğin; daha önce bahsettiğimiz ben i mustalik gazvesinden sonra  bir su kuyusu başında biri ensardan , biri muhacirlerden olmak üzere iki kişi tartışıyor.Tartışma sonra tokada dönüyor ve akabinde hem ensardan bazı kimseler, hem de muhacirlerden bazı kimseler bu olaya dahil oluyorlar ve nerdeyse kılıçlar çekiliyor.Dikkat edersek önce tartışma, sonra tokat, sonra tarafgirlik…ve efendimiz aleyhisselatu vesselam bu davranışı yermiş ve Müslümanları ciddi bir yorgunluk sınavından geçirerek bu nifak ateşini söndürmüştür.Diğer taraftan bu şekil tartışmaları kınayan çok sayıda hadis i şerif mevcuttur.Bir tartışmada haklı ve haksızın da  zarar  göreceği bildirilmiştir.Bu münakaşalardan erken çekilen kişi hakkında güzel vaatlerde bulunulmuştur.Aynı şekilde Hz. Ali(r.a) efendimiz de ; muannit kişilerle hiçbir toplumda tartışılmaması gerektiğini vurgulamıştır.Üstad bedüizzaman da nifakı arttıran tartışmalardan kaçınmış ve uyarmıştır.Ve eğer bir tartışma yapılacaksa ;


   “Dini ve ilmi mesaili münakaşa etmenin birinci şartı, insaf ile, hakkı bulmak niyetiyle, inadsız bir surette, ehil olanların mabeyninde, su-i telakkiye sebep olmadan müzakeresi caiz olabilir. O müzakere hak için olduğuna delil şudur ki: eğer hak, muarızın elinde zahir olsa, müteessir olmasın, belki memnun olsun; çünkü bilmediği şeyi öğrendi. Eğer kendi elinde zahir olsa, fazla bir şey öğrenmedi, belki gurura düşmek ihtimali var.”  
Dusturu , dustur edilmelidir , demiştir.
    Diğer taraftan imam ı gazali de Müslümanların tartışmalardan kaçınması gerektiğini vurgulamış ve tartışmanın yapılabilmesi için bazı şartlar sunmuş ve kendisi de muannit kişilerle tartışmanın doğru olmadığını belirtmiştir.

    Gerçekten de kendi halimize baktığımızda, tartışmalarda hiç ben karşıdan ne öğrenebilirim, acaba ne kapabilirim düşüncesi nerdeyse hiç yok. Çok nadir karşılaştığımız bir haldir. Benim cemaatim ne dediyse öyledir. Benim görüşlerim neyse, sadece o vardır. Diğerlerine kulaklar kapanır ve aynı düdük öttürülür sürekli. Hatta tartışmalarımızda öyle ön yargılı ve nefisle hareket ediyoruz ki, eğer birisine veya gruplara adavet beslenilmişse, o kimselerle ilgili bir kavram veya kelime duyulduğu veya okunduğu zaman yerimizde duramıyor oluyoruz. Örneğin Şia karşıtı bazı kimseler ,  karşıdaki kişi Şia olmasa da, Hz Ali (r.a) kelimesini çok kullandığı için kınanabiliyor; neden diğer sahabelerden de yararlanmıyorsun denebiliyor.Aynı zamanda bazı Şialar Hz Ebu Bekir ismini duydukları anda huzursuz olabiliyorlar.Aynı şekilde cemaat isimleri duyulunca da böyle bir huzursuzluk içimizi bürüyor.Karşıdakini dinlemeden bildiğimizi okuyoruz ve karşıdaki konuşunca çıldır asımız gelebiliyor.Bunlar abartı değil bizatihi yaşadığımız şeylerdir.Eğer biz tartışmalarımızda samimi olsaydık başımızı kırsak dahi birbirimize kenetlenebilirdik.

    Yıllar önce Bir cami içerisinde cami hocasıyla tartışmaya tutuşmuştuk.Kimsecikler yoktu, bir ben bir de o…Tartışmamız o kadar kızışmıştı ki, oturmak bir tarafa, cami içerisinde dönüyorduk.Hiç unutmam kıymetli hocamla bir daire çizercesine dönüyorduk.Ben dur sıra bende diyordum diyordum.Ben şuradan buradan deliller getirirdim.o alevli dönme arasında , hoca; dur sıra bende,diyordu. O başlıyordu bu sefer. Çok  uzun sürdü bu halimiz. Belki inanamayacaksınız ama hocayla can olduk. Kitaplar vermeye başladık karşılıklı birbirimize. Aynı şekilde fethullah hocaya bağlı bir gençle tartışmaya tutuşmuştuk.Tartışmadan sonra kalkıp gözler dolmuş şekilde birbirimize sarıldık. Hem de o kadar içten sarıldık ki, sıcaklığını hâlâ hisseder gibiyim.
    El hasıl tartışmalardan kaçınılmalıdır. Ama yapılıyorsa da samimi bir şekilde, ben karşıdan ne kapabilirim veya ne öğrenebilirim düşüncesi içerisinde olmak gerekiyor.Yoksa bu tartışma her iki tarafa ciddi zararlar verir.
    Diğer bir meselemizde özellikle cemaat fertleri yanında cemaat büyüklerine ciddi eleştiriler ve hatta bazen yapılan hakaretler  yapılmamalıdır.Ve o kişiler bir de ölmüşse eğer tamamen kaçınılmalı ve yanlış varsa bunu uygun metotlarla çözme içerisine girilmelidir.Yoksa gurur damarı işin içine girer , inatlaşma oluşur ve bazen kişi hak bir meseleye karşı durabilir.Yani aksülamel yapar.Evet üstad bedüizzaman der ki:
     Senin üzerine haktır ki her söylediğin hak olsun.Ama her hakkı her yerde söylemeye hakkın yoktur. Zira senin gibi niyeti hâlis olmayan bir adam, nasihati Bazen damara dokundurur, aksülâmel yapar.
     Evet İslam tarihi eserlerine de bakıldığı zaman bu durumdan kaçınmamız gerektiği anlaşılmaktadır.Örneğin ; bir seferinde Hz. Ebu Bekir(ra)  ölmüş Ebu Uhayha’ya laf söylemiş ve bu durum ebu uhayha’nın Müslüman olan evlatlarının damarına dokunmuştur. Ve bu sefer onlar da hz Ebu Bekir efendimizin babasına laf söylemişlerdir ve bu tartışmaya dönüşmüştü.Aynı şekilde Mekke’nin fethinde ikrime bin ebu cehil’in yanında babası hakkında ağır konuşmamalarını söylemiştir.Aynı şekilde  Efendimiz de Müslümanları bu konuda uyararak; o kişiler hakkında söylenen lafların dirilere zarar vereceğini belirtmiştir. Aynı şekilde ben i mustalik dönüşü Abdullah bin übey bin selülün ağır sözleri Efendimizi(a.s.v) çok üzmüştü.Ve Abdullah bin Abdullah bin übey bin selül gelmiş ; babam öldürülecekse izin ver ben öldüreyim,demişti.Bunun üzerinde peygamber efendimiz (a.s.v) ; Hayır onu öldürmeyeceğiz,  aramızda olduğu sürece ona iyi davranacağız demiştir…Diğer taraftan Zeyd bin Erkam(r.a) olsa gerek, Efendimiz(a.s.v)’e gelerek, Abdullah bin übey bin selül’ün ağır kelimeler kullandığını söylemesine ve ayetler o genci doğrulamasına rağmen ; Efendimiz(a.s.v) O gencin kulağına eğilmiş ve doğrulandığını bildirmişti.Nifak ateşinin alevlenmiş olduğu ortamda ulu orta söylenmemiş veya gündemde tutmamıştır. Bunlardan da anlaşılacağı üzere Efendimiz Aleyhisselatu vesselam kişiler arasındaki bağları dikkate almış ve öyle hareket etmiştir.Yani bu konuda Müslümanlar bu bağları göze almalı aksülamel olmaması için çok sade ,uygun ve  itidalli bir çizgi izlemelidirler .


  İnşALLAH devam edecek….
Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 281
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 12949
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #9 : 26 Mayıs 2011, 16:13:14 »

Değerli kekom,birbirinden önemli ve mühim konulara temas etmeye devam ediyorsunuz...bu güzel konuya tüm kardeşlerin bakıp istifade etmesini dilerim,eminim heppimiz eksiklerimizi bulacağımız yerler bulacağız...devamını sabırla bekliyorum...
Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 156
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 5654
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #10 : 27 Mayıs 2011, 14:59:53 »

   Evet hocam yazıyı yazarken kendi nefsimi de itham ederek yazdım.hepimizin bu konularda zaafları vardır.Faydalı olmasını temenni ediyorum inşALLAH.

Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 156
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 5654
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #11 : 30 Mayıs 2011, 19:13:37 »

    SİYER-İ NEBİ (A.S.V) IŞIĞINDA VAHDETE GİDEN YOLLAR(4)

   Hamd alemlerin Rabbi ALLAH’a mahsustur.
   
    Vahdeti oluşturmada izlememiz gerek eylemlerden bahsetmiş ve son olarak; tartışmalardan kaçınmak gerektiğini ve cemaat fertleri ile aralarında manevi bağ bulunan zatlara hakaret dilini terk etmemiz gerektiğine değinmiştik.Bu yazımızda da bir önceki yazımızla paralel doğrultuda olan ve ümmet için çok büyük ehemmiyet arzeden; “Müslümanların Birbirlerinin Hatalarını Örtmesi ve  Hüsnüzan Beslemesi“ konusu işlenecektir, inşallahuteala.
 
    "Müslümanların ayıplarını (ve gizli şeylerini) araştırmayın..." (el-Hucurât, 49/12)
 
     Maalesef bu hastalığa hem kendi şahsımızda, hem de çevremizde çokça şahit olmaktayız. Genellikle taraflar karşılarındaki grubun hatalarını araştırmakta ve ortaya sermektedir. İlginçtir ama canhıraşane bir gayret içerisinde bu eylemler yapılmaktadır. Bu hastalık genellikle kendini beğenen, mükemmel ve biricik gösterme hasletine sahip enaniyetçi kimselerde daha çok göstermektedir.Ağır eleştiriler, ağır ithamlar yapılıyor. Bu kadarı da yetmiyormuş gibi; Hizmet bölgesinde bulunan gruplara, kendisini daha önde göstermek için iftiralar bile yapılabilmekte ve kardeşlerin kalpleri çokça incitilebilmektedir. Bu yazdıklarım hayal ve kurmaca gibi gelebilir. Ama maalesef bizatihi kardeşlerimizden bunları duymakta ve  şahit olmaktayız. Kusurculuk ve suizan gölgemiz gibi olmuş. Sadece biz duygusu hakim olmuş içimize; sadece biz doğruyuz, sadece biz iftiraya uğrarız, sadece biz komplolara uğrarız, sadece biz saldırıya uğrarız, sadece bize karşı provakatif girişimler olur. Başka cemaatler  için bunlar söz konusu olamaz. Uyarılar bile kayde alınmaz olmuş. Suizanda; maalesef ağır olacak ama bayağı kendimizi şeytana kaptırmışız. Bir şeye baktığımız zaman sürekli kusur görürüz.Tatlı ve hoş bir şey göremeyiz.İyilik, hayır , sevap, tatlı , hoş şeyler bize zimmetlenmiş gibi. Artık gözlerimiz karşıdaki grubun güzelliklerini kötülük olarak algılıyor. Bu hem taktığımız çirkin gözlükten, hem de enaniyetten kaynaklanıyor. Bu konuda çokça beğendiğim ve manidar bir fıkra anlatılıverilir. Fıkraya göre ;” Kadın her gün kocasına, evlerinin karşısında bulunan komşularını zemmedermiş; “Karşıdaki komşu ne biçim çamaşır yıkıyor, çamaşırlar çok kirli.” diyormuş. Bunu her seferinde tekrarlıyormuş. Bir sabah uyandığında komşusunun elbiselerinin bu sefer çok temiz olduğunu görmüş ve şaşkınlıkla dile getirmiş. Kocası da : “bu sabah erkenden kalkıp evin pencereleri yıkadım.”  demiş. “ Gerçekten de bakışlarımız, görüş dünyamız, ufkumuzun camları o kadar kirlenmiş ki; nereye baksak kir görüyoruz... Aynı zamanda kusurlar gözümüzde dağ olmuş, iyilikler ise dağın arkasında saklı kalmış.Üstad bedüizzaman bu konuyu muazzam bir örnekle şöyle anlatmaktadır:
 
    “İnsanın hayat-ı içtimaiyesini ifsad eden bir desise-i şeytaniye şudur ki: Bir mü'minin birtek seyyiesiyle bütün hasenâtını örter. Şeytanın bu desisesini dinleyen insafsızlar, o mü'mine adâvet ederler… Eğer bir adamın iyilikleri fenalıklarına kemiyeten veya keyfiyeten ziyade gelse, o adam muhabbete ve hürmete müstehaktır. Belki, kıymettar birtek hasene ile, çok seyyiâtına nazar-ı afla bakmak lâzımdır. Halbuki, insan, fıtratındaki zulüm damarıyla, şeytanın telkiniyle, bir zâtın yüz hasenâtını birtek seyyie yüzünden unutur, mü'min kardeşine adâvet eder, günahlara girer. Nasıl bir sinek kanadı göz üstüne bırakılsa bir dağı setreder, göstermez. Öyle de, insan, garaz damarıyla, sinek kanadı kadar bir seyyie ile dağ gibi hasenâtı örter, unutur, mü'min kardeşine adâvet eder, insanların hayat-ı içtimaiyesinde bir fesat âleti olur. “

    Evet üstadın belirttiği gibi bu bakış, insanların sosyal hayatında bir fesat aleti olmuştur. Bu yüzden kendi nefsimi de en başta itham ederek, birbirimize karşı hüsnü niyet taşımamızın ve birbirimizin ayıplarını teşhir etmekten uzak durmamızın vakti gelmiş ve geçmektedir. Kusur araştırmanın ve hüsnü niyet  beslememenin toplumda fesadı, fitneyi ve kopukluğu doğuracağı gün gibi açıktır. Kusurları örtmemiz ile ilgili bazı hadislerde: “Müslüman kardeşinin kusurunu örten bir kimsenin; ALLAH hem bu dünyada hem de ahirette ayıplarını örter. ” buyrularak Müslümanların bu hususta daha çok gayret göstermeleri istenmiştir. Aynı şekilde Efendimiz (a.s.v) Müslümanların hatalarını görünce isim zikrederek hatalarını yüzlerine vurmamıştır. Eğer hoşlanmadığı bir davranışla karşılaşsa:” Bazı kimseler, acaba neden şöyle yapıyorlar? “ şeklinde konuşurdu. İsimlerle onları rencide etmezdi.

   Efendimiz(a.s.v) o kadar geniş yürekliydi di; bir kimsenin onca kusuru olsa, yine onca kusur içinde , hoş tarafını bulur ve öne çıkarırdı. Örneğin; bir seferinde bir Müslüman ağır bir suç işlemiş ve cezalandırılması gerekmişti. Cezalandırıldıktan sonra, bir Müslüman o kişiye büyük ihtimal beddua etmiş ve kötü söz söylemişti. Efendimiz Aleyhisselatu vesselam hemen o müslümanı uyararak: ” O kişi ALLAH ı ve resulünü (a.s.v)sevenlerdendir…”diyerek  uyarmıştır.
 
   Bu gün hangi Müslüman bu sünneti uyguluyor ALLAH aşkına. Felan kişi şöyledir, felan kişi böyledir, felan gazete şöyle yazmış, bu dergi şunu yapmış dendiği zaman kim ,ALLAH için çıkıp :” o kişi ALLAH’ın yolundadır, ALLAH ve resulünü(a.s.v) sever, o bizim kardeşimizdir .” diyor. Artık bu gafletten  sıyrılıp kendimize gelmemiz gerekiyor. Kusurlara karşı gece gibi olmalı, söz taşıyan nefsimize ve fertlere kınayıcı olmalıyız.

   Üstad bedüizzaman ile ilgili okuduğum, çok dikkatimi çeken ve hiç unutmadığım birkaç anısı vardır. Örneğin; bir seferinde bazı talabeleri gelir, başka bir talebeyi şikayet etmek istemişlerdir. Üstad kardeşlerimiz hakkında menfi söz istemem diyerek reddetmiştir. Bir kaç sefer daha yeltendiyseler de başarılı olamadılar. Üstad bu konuya çok dikkat etmiştir. Hüsnü niyetle tefrikalara, fitneye ve fesada başkaldırmıştır. Başka bir seferinde ise, talabeleri felan kişi senin hakkında ;” şöyle… demiş.” Dediler. Üstad bedüizzaman hemen talabelerine muhalif olmuş:” Hayır o kişi Alim bir zattır, kardeşimdir…” diyerek talebelerinin menfi bakışlarını reddetmiştir. Hüsnü niyetle bakmıştır. Tefrikaya, nifaka ve fitneye fırsat tanımamıştır. Şimdi kendimize bakıyoruz; “ O güzelim davranış nerde, biz nerdeyiz?” Diyoruz. Gerçekten de bir fasıktan sudur eden bir laf olduğu zaman ;” hayır bu mevzu bahis edilenler benim kardeşlerimdir. Büyük ihtimal bir yanılma vardır veya bir hile vardır. Onlar bizim kardeşlerimizdir. “ dediğimiz olmuş mudur? Bunlar Şiiler de olabilir, suniler de olabilir. Şu veya bu cemaat de olabilir. Ama bu gün bu saatten sonra birbirimize daha hüsnü niyetle bakmalı ve kusurlarımız varsa( ki vardır), daha geniş yürekli davranarak ve iyi taraflarımızı göz önüne alarak şeytanı ve tefrika hokkabazlarını çıldırtalım. Unutmayalım ki bu gün Müslümanlar arasında nifakın çıkmasını en çok arzu edenler, bu damarlardan istifade etmektedirler.

İnşALLAH devam edecek….
« Son Düzenleme: 30 Mayıs 2011, 19:20:35 Gönderen: Abbas » Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 281
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 12949
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #12 : 31 Mayıs 2011, 09:40:44 »

maşaALLAH...İhyayı okudum sandım,dilin ve kalbin afetlerini çok güzel bir çerçevede toparlamışsın..olması gereken bakış açısını güzel örneklerle zihinlerde kalıcı hale getirmişsin kekocan..
bir davetçinin bu yazılanlara çok dikkat etmesi lazım....

Rabbim Razı olsun kardeşim..bu hayrlı ve güzel çalışman çok faydalıdır kekocan....devam et...
Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 156
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 5654
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #13 : 31 Mayıs 2011, 13:05:12 »

maşaALLAH...İhyayı okudum sandım,dilin ve kalbin afetlerini çok güzel bir çerçevede toparlamışsın..olması gereken bakış açısını güzel örneklerle zihinlerde kalıcı hale getirmişsin kekocan..
bir davetçinin bu yazılanlara çok dikkat etmesi lazım....

Rabbim Razı olsun kardeşim..bu hayrlı ve güzel çalışman çok faydalıdır kekocan....devam et...

Rabbim razı olsun kekom...İnşALLAH faydalı oluyordur kekom.O ümit ile çabalıyoruz inşALLAH.Rabbim hayırlı kılsın.
Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 156
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 5654
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #14 : 01 Haziran 2011, 07:58:10 »

Bu arada üstad bedüizzamanın ibretlik bir öyküsünü daha anlatmakta yarar görüyorum:

Üstad Bediüzzaman “Büyük Doğu”yu yakından takip eder ve Zübeyr Gündüzalp ağabeye okutturarak dinler. Büyük Doğu’nun bir sayısında acı bir haber vardır. Gelecek sayının çıkması tehlikededir. Çünkü yayın için ayrılan para bitmiştir. Okuyucuları acilen yardım etmezse “Büyük Doğu” yayın hayatına son verecektir.
Bu mealdeki yazıyı dinleyen Bediüzzaman Hazretleri çok duygulanır ve “Zübeyr, Büyük Doğu’ya yardım edelim” der. Zübeyr ağabey, “Peki üstadım” diye cevap verir. Fakat “Bu yardım nasıl ve ne ile yapılacaktır?” diye düşünürken, Bediüzzaman Zübeyr ağabeye dönerek;

“İki yorganım var, biri bana kâfi... Diğerini satın, parasını Büyük Doğu`ya gönderin” der.



Hüsnü niyet , kardeşlik budur...Diğer kardeşlerimiz de islami hizmette bulunmaktadırlar, ben şia, o sunni; ben nurcu, o şucu, ben kadiri, o nakşi.....vs ayrımı yok. Hepsi güzeldir.Çünkü Güzel olana hizmet etmektedirler. ve taktire layıktırlar. üstadın deyimi ile adavete en layık olan yine adavettir.

s.a
Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
Melâl
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*


''O GÜN GELECEK BİLİYORUM!''

Puan: 208
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 3413
Üye ID: 4830

Nerden:


« Yanıtla #15 : 03 Haziran 2011, 16:31:41 »

ALLAH razı olsun hocam.
Takipteyiz...İstifade edenlerden oluruz inşALLAH.
Logged

فَفِرُّو إِلَى اللَّهِ

''SONUNDA BİR ESPRİ YAPACAĞIZ
ZULÜM GÜLMEKTEN ÖLECEK''
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 156
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 5654
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #16 : 03 Haziran 2011, 16:59:17 »

ALLAH razı olsun hocam.
Takipteyiz...İstifade edenlerden oluruz inşALLAH.

ecmain .inşALLAH melal kardeşim.
Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 156
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 5654
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #17 : 03 Haziran 2011, 17:03:02 »

SİYER-İ NEBİ(A.S.V) IŞIĞINDA VAHDETE GİDEN YOLLAR(5)  

   Hamd Alemlerin Rabbi ALLAH’a mahsustur.
    
    Bundan yıllarca öncesinde İslam Alimlerinin Vahdet konusunu işlediklerine,  günümüzde de vahdet konusunun büyük başlıklarla ve daha sık işlendiğine vurgu yapmış.Bu tekrarlamanın vahdet adına, eylemsel olarak ciddi adımların atılmamasına, diğer taraftan düşmanın tahaccümü karşısındaki yılgınlığın kuvveti sağlayan birliğe olan ihtiyacı daha çok arttırmasına bağlamıştık. Aynen  Çölde, hararet eziyeti doruklara ulaşan kişinin daha çok su demesi ve arzu etmesi gibi. Bizler de bu ihtiyaca katkı babında, bazı kardeşlerimizin manevi destekleri ile denizde damlacık misali gibi duran bu konuyu başlatmış ve en son yazımızda Müslümanların birbirlerinin kusurlarını örtmede gece gibi olmaları gerektiğine,  birbirlerine karşı hüsnü niyet beslemeleri gerektiğine değinmiştik. Bu yazımızda da  İslam düşmanlarının kullandıkları silahlara , aynı silahlarla mukabelede ve Adaletten uzak kurum ve kuruluşlara karşı yardım dilenciliğinden sıyrılmada vahdetin öneminden bahsedeceğiz inşALLAH.

     Evet  adaletten, haktan, hukuktan uzak kimselere karşı içinde bulunduğumuz yardım dilenciliği bayağı yürek inciticidir. Irak’ta milyonlarca çocuk yetim bırakılır BM, NATO, AB... göreve deriz. Filistin’de binlerce insan katledilir ;  AB, BM , NATO… göreve deriz. Somali’de gizli hesaplarla Müslümanlar katledilir. AB, BM , NATO…  göreve deriz. Çeçenistan’da soykırım yaşanır. Yine AB, BM , NATO… göreve deriz. Libya’da  katliam yapılır. Yine  AB, BM , NATO… göreve  deriz. Bilmem hangi ülkede bir bacımız İslam düşmanı ırkçılar tarafından vahşice katledilir. Yine AB, BM , NATO… göreve deriz.  Şurada - burada İsrail vahşet işlenir . Hep aynı söz :”AB, BM , NATO… göreve .”   deriz. Peki onlar göreve de bizler nereye? Bizim görevimiz yok mu, mesuliyetlerimiz yok mu? Yoksa görevimiz : “AB, BM , NATO… göreve“  demek midir? Yoksa Rabbi zülcelalin : “Size ne oldu ki 'Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden kurtar, bize sahip çık, bize yardım et,' diye feryad eden ezilmiş erkekler, kadınlar ve çocuklara rağmen hâlâ ALLAH yolunda savaşmıyorsunuz?” buyruğunun AB, BM ve NATO’yu kapsadığını mı düşünüyoruz, onların göreve çağrılması gerektiğini mi anlıyoruz? Evet çok acı maalesef. Ne yapacağımızı şaşırmış durumdayız. Bizi ilgilendiren , bizim mesul olduğumuz görevleri başkalarına,  Müslüman olmayanlara  yüklemişiz. Ve bu yüzden sürekli onlara sesleniyoruz, Öyle mi?.. Yani şöyle Müslüman olmayan biri çıkıp mükellefiyetlerimizi okusa ve halimize baksa gerçekten şaşırmış halde olduğumuzu dile getirecektir. Düşünebiliyor musunuz: “Mazlum ezilecek, kardeşlerimizin bedenleri param parça edilecek ve biz kendi görevimiz olduğunu unutmuş bir şekilde çıkıp bu vahşeti işleyenlerin kapı koruyucularına ; Haydi adalet sağlayın, haydi görevinizi yapın, Diyoruz. Ne kadar acı bir tablo. Zaten efendimiz (a.s.v) Müslümanlarla uhud seferine çıktığı zaman Müslüman olmayanlardan bazıları da (bazı Yahudiler de) savaşa iştirak etmek istemişlerdi.Ama efendimiz (a.s.v) bu işin Müslümanların dini mükellefiyeti olduğunu hatırlatarak batıldan yardım istenmemesi gerektiğine değinmiştir.Ey iman edenler derken biz kastediliyoruz. ALLAH yolunda mücadele edin derken biz kastediliyoruz. BM , AB veya NATO değil. Demek ki BM, AB veya  NATO  göreve demeyi bırakıp güçlü İslam birliği kurulmalıdır.Yardım istenince ondan istenmelidir, mazlum denince, onlar yanlarında olmalıdır. Bu gün ALLAH rahmet eylesin sayın Necmettin Erbakan hocanın öncülüğünü ettiği ve bu minvalde çalışan bir kuruluş mevcuttur; maalesef o da yetersiz kalmaktadır.Birliği kuranların bu tür zulümlere dur diyecek ve eylemi ile destekleyecek askeri birliklerin kurulması gerekmektedir.Bu gün NATO ve BM… Libya’ya yaptırım kararı aldı.Ve orda mazlumları kaç sefer katletti. Aynı şekilde daha geçenlerde NATO birlikleri sözde zulme dur demek amacıyla Afganistan’da bir sürü çocuğu katletti. Ve oralara giren bu çakal sürüsü ordaki petrollere göz dikmektedir. Irak’a sonsuz özgürlük için gidiyorum diyen ABD ‘nin sonsuz katliamlarına şahit olduk. Neden bunlara muhtaç olalım, neden misyonumuzu bunlara yükleyelim ki… samimi İslam ülkeleri gerektiği zaman zalime , despota müdahale edecek güçlü birlikleri kurmalıdır. Böyle hak davranışlar , hakikat ehli kimselere yakışır.İşte bunu sağlayan Vahdettir. İnşALLAH 2009’ da Filistin’e yapılan büyük zulümde olduğu gibi, felan Alimler; BM, AB ve NATO ‘yu göreve çağırdı manşetleri ile karşılaşmayız.

     Diğer  taraftan bu birliklerin medyasal alanda, edebiyat alanında, şiir alanında, haber alanında, tv alanında , radyo alanında,  dergi alanında vs . oluşturulmalıdır. Bildiğimiz bir hadis i şerifte; düşmanın silahıyla düşmana mukabele tavsiye dilmektedir. Okumalarımızda; Hz. Musa(a.s) döneminde  sihir çoktu, ona benzer bir silahla mücadele edildi. Hz. İsa (a.s) döneminde tıb gelişmişti ve tıbbi mücizeler vesilesi ile mücadele edildi.Hz peygamber efendimiz(a.s.v) döneminde şiir ve edebiyat ve belağat önde olduğundan , fesahat ve belağatta zirve bir metodla mücadele edildi. Örneğin ; bir seferinde bazı sahabiler efendimiz (a.s.v) ‘e gelmiş ve ; düşmanlardan bazılarının şiir dilini kullanarak saldırdıklarını ve hz. Ali(r.a) efendimizin de şiir dilini kullanarak karşılık vermesi için izin istemişlerdi.Efendimiz(a.s.v)  de bu iş için daha maharetli bir sahabiyi görevlendirmiştir. Aynı şekilde bir seferinde  bir kabileye mensup bazı kimseler , Müslümanlarla şiir konusunda yarışmak için ,  meydan istemişlerdi. Efendimiz (a.sv) de maharetli bazı sahabileri görevlendirmiş ve galip gelmişlerdi. Bu galibiyet ve maharet karşı tarafı çok etkilemişti.

    Şimdi kuvvet birlikten oluşur, güçlü sel yağmur taneciklerinin birleşmesinden meydana gelir. Bu babda olan ayet i celile’yi dustur edinerek ; düşmanın bu gün çok maharetli kullandığı medyasal güce karşı medyasal güç oluşturulmalıdır.Her kafadan bir ses şeklinde bunun gerçekleşme ihtimali zayıftır.Bu gün İslami hizmeti dava edinen tv’ler belli vakitlerde istişare , ortak karar alma ve  destekleme gibi girişimlerle mücadele etmelidirler.Bu gün bilmem kaç tv bir ara gelmiş bilmem ne gurubu adında.Ama az çok etkilidirler.Müslümanlar da bunların kullandıkları araçsal silahlarla karşılık vermeleri gerekmektedir. Bu gün güçlü bir İslami forumun oluşturulması da bu hakikat çemberinin içinde yer almaktadır.Bunların sağlanması ve bu yönde adımlar atılması çok faydalı olacaktır.aksi taktirde hala günümüzde de yaşandığı gibi arada bir birbirleri ile çelişen ve çatışan bir ortam fazla etki etmeyecektir. Düşman az güçle var olanın da etkisini azaltacaktır. Üstad bedüizzaman’ın :

   ” Malûmdur ki, iki kahraman birbiriyle boğuşurken, bir çocuk ikisini de dövebilir. Bir mizanda iki dağ birbirine karşı muvazenede bulunsa, bir küçük taş, muvazenelerini bozup onlarla oynayabilir; birini yukarı, birini aşağı indirir. İşte, ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husumetkârâne tarafgirliklerinizden, kuvvetiniz hiçe iner; az bir kuvvetle ezilebilirsiniz.” dediği gibi ezilebiliriz.

   Bu birliğin oluşması için adım atan ve destekleyen kardeşlerimizden Rabbim ebeden razı olsun.

   İnşALLAH devam edecek.
« Son Düzenleme: 03 Haziran 2011, 17:12:52 Gönderen: Abbas » Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 156
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 5654
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #18 : 06 Haziran 2011, 13:44:42 »

Son yazımızla alakalı olarak, daha önce milli gazetenin vermiş olduğu bir yazıda bazı önemli kişilerin şu görüşlerine yer verilmiştir:

Diyanet-Sen Genel Başkanı Mehmet Bayraktutar, "İslam Alemi derhal kendi "adalet ve güvenliği` için İslam Birleşmiş Milletlerini kurmalıdır" diyerek BM`nin Irak için aldığı kararın aynısını Libya için alarak işgale yol çizmesinin İslam alemine ders olması gerektiğini söyledi. Bayraktutar, "Bosna- Hersek`te soykırıma, İsrail`in Lübnan ve Gazze`ye yaptığı saldırılara, göz yuman BM`nin sistematik katliam ve tecavüzlere kapı aralamasına artık yeter demeliyiz. Pakistan, Afganistan ve Somali de Batı`nın kurtarma operasyonuydu ve sonuç yine işgal ile sonuçlanmıştı. İslam Alemi derhal kendi "adalet ve güvenliği` için İslam Birleşmiş Milletlerini kurmalıdır. Tek çare budur" dedi. Bayraktutar, Bosna-Hersek`te 1992-1995 yılları arasında süren soykırıma müdahalede bulunmayan BM`nin, Libya karşısında hızlı karar alması ve hava saldırısı başlatması, aynı şekilde terör devleti İsrail`in Lübnan ve Gazze`ye yaptığı saldırılara göz yummasını çifte standart olarak niteleyerek, "Avrupa`nın tam ortasındaki Bosna-Hersek`te yaşanan savaşta yüz binin üzerinde sivil katledildi, 50 bine yakın kadın ise toplama kamplarında sistematik tecavüze uğradı. Ya İsrail`in yaptığı katliamlar, Sivil ve Çocuk Hedefler, Suikast Politikası, İşkence ve Hukuksuz Hapsedilmeler, Dolaşım Özgürlüğünün Engellenmesi, Utanç Duvarı, yıkımlar ve devam eden ambargo... Batı bunları neden görmüyor? 3 gündür Filistin yine bombalanıyor. Libya`ya saldırı düzenleyen Koalisyon güçleri neden sessiz"

Ali Bulaç Bey de aynı doğrultuda şunları dile getirmiştir:böyle bir yerde Türkiye kendini göstermeli. Bu işin tek çözümü Türkiye`nin İran ve Mısır ile işbirliği yapıp, arkasından da Pakistan Suudi Arabistan ve diğer ülkeleri de arkasına takıp, İKÖ`nün bünyesinde bir `İslam Barış Gücü` oluşturulmalıdır. Ortadoğu`daki olaylar bundan sonra da durmayacak. Her defasında yabancı ülkeler gelip burayı işgal ederse, günün birinde Suriye, İran ve Türkiye`de aynı akibete uğrayacaktır. Batı dünyasına `sen bu işe karışma, bu bizim bir iç meselemizdir` demesi gerekir"

Bu arada Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi Prof. Dr. Oya Akgönenç'ün şu görüşlerine yer verilmiştir: "Bazı girişimler olmakla beraber çok cılız ve etkisiz kaldı. Sonuç olarak BM gibi hedefi, prensipleri belli büyük yeni bir kuruluşun olması gerekir. Bu sadece bölgesel olmamalı, tam aksine geniş kapsamlı Endonezya`dan Fas`a kadar Afganistan`dan Yemen`e kadar büyük bir platform olmalı. Onlar karar vermeli. İlle de BM devam edecekse bir karar verilmeden önce her iki yerde de tartışılsın, bu kuruluşlar adeta birbirini dengelesin"


 Açık bir şekilde BM reddedilmemiş ve görevini tam yapıp yapmama konusunda , samimi olup olmama noktasında sorgulanarak , onlar bu görevi tam yapamadıklarından dolayı böyle bir birlik gücünün kurulması gerektiğini söylemeleri üzücü olmakla birlikte , Olumlu bir gelişmedir.Acaba onlar bu işi iyi yapsaydılar, kendi misyonumuzu yine onlara mı devrederek yürüyecektik.Yine onlara haydi yardıma gidin mi diyecektik?işte bu noktada üzüntüler olmasına karşın, gerçekten çok ciddi ve olumlu bir adımdır.

« Son Düzenleme: 07 Haziran 2011, 12:59:41 Gönderen: Abbas » Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
Melâl
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*


''O GÜN GELECEK BİLİYORUM!''

Puan: 208
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 3413
Üye ID: 4830

Nerden:


« Yanıtla #19 : 07 Haziran 2011, 15:49:57 »

Evet  adaletten, haktan, hukuktan uzak kimselere karşı içinde bulunduğumuz yardım dilenciliği bayağı yürek inciticidir. Irak’ta milyonlarca çocuk yetim bırakılır BM, NATO, AB... göreve deriz. Filistin’de binlerce insan katledilir ;  AB, BM , NATO… göreve deriz. Somali’de gizli hesaplarla Müslümanlar katledilir. AB, BM , NATO…  göreve deriz. Çeçenistan’da soykırım yaşanır. Yine AB, BM , NATO… göreve deriz. Libya’da  katliam yapılır. Yine  AB, BM , NATO… göreve  deriz. Bilmem hangi ülkede bir bacımız İslam düşmanı ırkçılar tarafından vahşice katledilir. Yine AB, BM , NATO… göreve deriz.  Şurada - burada İsrail vahşet işlenir . Hep aynı söz :”AB, BM , NATO… göreve .”  deriz. Peki onlar göreve de bizler nereye? Bizim görevimiz yok mu, mesuliyetlerimiz yok mu? Yoksa görevimiz : “AB, BM , NATO… göreve“   demek midir? Yoksa Rabbi zülcelalin : “Size ne oldu ki 'Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden kurtar, bize sahip çık, bize yardım et,' diye feryad eden ezilmiş erkekler, kadınlar ve çocuklara rağmen hâlâ ALLAH yolunda savaşmıyorsunuz?” buyruğunun AB, BM ve NATO’yu kapsadığını mı düşünüyoruz, onların göreve çağrılması gerektiğini mi anlıyoruz? Evet çok acı maalesef. Ne yapacağımızı şaşırmış durumdayız. Bizi ilgilendiren , bizim mesul olduğumuz görevleri başkalarına,  Müslüman olmayanlara  yüklemişiz. Ve bu yüzden sürekli onlara sesleniyoruz, Öyle mi?..

Logged

فَفِرُّو إِلَى اللَّهِ

''SONUNDA BİR ESPRİ YAPACAĞIZ
ZULÜM GÜLMEKTEN ÖLECEK''
Sayfa: [1] 2 3   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: