Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Şimdi Sıra Tesettür Baharında  (Okunma Sayısı 116 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
reis
уєиι üує
*


Puan: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29
Üye ID: 1813

Nerden:


« : 24 Eylül 2011, 15:39:29 »

   
MGK 28 Şubat 1997'de "irtica"yı ülke güvenliğine yönelik birinci tehdit olarak belirlemişti. İrtica ile mücadele için bir eylem planı hazırlanmış ve adım adım uygulanmaya başlamıştı. İrticayı önleme çerçevesinde ortaya konan eylem planının bir aşaması da başörtüsüne yönelik baskılardı. Kamu kurumlarında, İmam Hatiplerde ve üniversitelerde başörtüsüne yönelik hep var olan baskılar bu eylem planı ile daha da artmıştı.
 
Bu iyice bilinsin ki  İslâmî örtünme iman alâmetidir. Ruhumuz gibi vücudumuz üzerinde de ALLAH'ın hâkimiyetini kabul edişin belgesi olan bir ibadettir. Örtünme, çağımızın zulüm egemenliğine karşı kadınımızın cihadı, örtü de gerçek özgürlük bayrağıdır.
 
İzzetine, iffetine, şeref ve namusuna düşkün Müslüman kızlarımızın bu erdemi bazı şeytanların gözüne batıyor. Özellikle, okumak isteyen Müslüman kızlarımız dünya âhiret tercihi ile yüzleşmektedir
 

Tesettür, kadının kimliğini öne çıkaran  onurudur. Müslüman hanımın, toplumda dişiliğiyle değil, kişiliğiyle yer edinmesini sağlayan, kadının sömürülmesine ve eziyet edilmesine karşı, koruyucu bir kalkanıdır.

 Kadının teniyle, derisiyle değil; insanî özellikleriyle topluma katılma arzusunda bir bilinçtir, bir cihaddır, bir ibadettir.

 Bu onurlu izzetli direnişin adı mustazafların başlattığı tesettür baharıdır. Bu bahar zalim ve zorbalar zulümlerinden vazgeçene dek sürecektir. İman esaslarını taşıyanlar için başörtüsü, “başı gitmeden başından
 gitmeyecek” kadar değer ifade etmektedir. Bacılarımız bilsin ki örtüleri ALLAH’a itaatin simgesidir ve bu simgeleri müdafaa ve muhafaza edilecektir.
 
Bakın Resmî nüfus kayıtlarına  göre çoğunluk Müslüman  olduğu halde azınlıklara verilen hak kadar olsun hakları verilmeyip en büyük zulümlerle başörtülülere zulmediliyor. Başörtülülere gerici adı altında okul idarecileri alabildiğine hücum ediyor.
 
Şu insan hak ve özgürlük savunucusu kesilen sözde İslami camia okullarda ve  tüm kurumlarında başörtülü bacılar dışlanırken hep sustular veya susmaya benzer küçük kınamalar veya  küçük tepkiler gösterdiler.
 
Oysaki  Fransız askerinin Maraş'ta bir Müslüman kadınının örtüsüne el uzattığından dolayı kıyama kalkan Müslümanların döktükleri şehid kanları hiç akıllarına dahi gelmedi.
 
“Bir lütuf olarak değil, bu tesettür baharında  hakkımızı  tüm insanî ve İslâmî haklarımızı mutlaka alacağız.” Diyebilmeliyiz. Çünkü şu an gündemimizde sadece tesettür baharının mücadelesi var. Hak Verilmez, Alınır!
 
ALLAH'ın verdiği hakları, Müslümanlardan ve mazlum tüm insanlardan almaya kimsenin hakkı yoktur. Ama mazlumların dilenerek haklarını geri alabildiklerini tarih kaydetmez. Haklı isen korkma, hakkını almak için mücadele et, Cenab-ı Hak, haklıyı koruyacaktır.
 
Bir şey, hakkın ise, verilmesini bekleme, almaya çalış! Çünkü hak verilmez, alınır. Hakk'ın emri doğrultusunda başörtüsü mücadelesi, hem hakkımız hem görevimizdir.
 
 Bugün başörtüsü, bir özgürlük sorunu olmanın ötesinde sistemin kendine dair kabullerini ve önyargılarını değiştirmesini gerektiren bir sistem sorunu olarak hâlâ çözülmeyi bekliyor.
 
Ve Halen, Türkiye’de İslâm’la savaşan laik anlayış, İslâm’ın hayata yansıyan ve kimlik görüntüsü veren özelliğinden dolayı başörtüsüne tavizsiz bir düşmanlık göstermektedir. Bu topraklarda hak ile bâtıl arasındaki savaş, bazı simgesel alanlarda devamlı yapılıyor. O alanlardan biri de başörtüsü denilen savaş alanıdır. Bu savaşı biz başlatmadık. Ama inşALLAH savaşı bitiren barışı getirenler olarak bedellere de razıyız.
 
 Bugüne kadar hazırlanan anayasalar, halkın iradesinin hakkıyla iktidara yansımasını engelleyecek nitelikte hazırlandı. Bir diğer ifadeyle ülkenin gerçek sahibi olan milletin yönetme, tayin etme yetkisi hile ile hep  gasp edildi. Sonuç olarak halkın iradesini ve taleplerini kuşatamayan anayasaların çıkmasına sebep oldu.
 
 Tarih sayfalarını karıştırın bakın Lozan Antlaşmasında ne denilmişti? Lozan'da, azınlık haklarını savunan ülkeler, Türkiye temsilci heyetinden, hangi hakları kullanabileceklerinin tek tek sıralanmasını isterler.
 
Türkiye temsilci heyeti de onlara, azınlıkların dini nitelikli meselelerine kesinlikle müdahale edilmeyeceğine, kanuni düzenlemelerde buna itina edileceğine dair söz verir.
 
Şimdi Müslüman, İslâm'ın bir emrini uygulamak isterken sıkıntıya düşüyor ve kendi kendine şu başörtüsü sorunun değerlendirmesini yapıyor. Ve diyor ki: Ben, bu ülkede dinimin hangi emirlerini yaşayabilirim, hangisini yaşayamam?
 
"İdare ettiği toplumun geneli böyle bir soru soran bir sistem, kendisini gerçekten, inanç hürriyeti yönünden bir teste sokmalıdır. Azınlığın haklarını milletlerarası anlaşmalarla garanti eden bir sistem, kendi toplumunun inanç değerleri karşısında yumruğu ile konuşursa, buna hiç kimse adaletli, özgürlükçü bir ülke  diyemez…
 
Eğer bu güne kadar bu sorun çözülmemişse bu bir eksikliktir. İnsan haklarından, din ve vicdan hürriyetinden, bilim, çağdaşlık ve medeniyetten dem vurulan günümüz dünyasında böyle ayırımcı, mantıksız ve çelişkilerle dolu bir yasak insanlara dayatılıyorsa bu utanç vericidir.
 
 Son sözü başörtüsüne zulmüne, direnenler söyler…

Karanlığa direnenler için “sabah yakın değil mi?”

Bu Direniş devam ettikçe, “günleri insanlar arasında döndürüp duran ALLAH” mazlumların yüzünü güldürecek, zalimlerin devrilişini onlara gösterecektir… Aziz ve Hâkim olan ALLAH’ın muradı, mustazafları yeryüzünün mirasçıları ve önderleri kılmak değil miydi?

 Bunu hiç unutur muyuz?

ALLAH’ın rahmeti iman eden ve imanını bir yaşam tarzı olarak alan, her türlü söylem ve hareketlerinde Kuran’ın emrine göre hareket eden Müslüman kadın ve erkeklerin üzerine olsun.

(Hürseda Haber)

ebuzer çetin.
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: