Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 7   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Şii mezhebi İslami bir mezhep midir?  (Okunma Sayısı 15300 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
DÜNYA İSLAM
σиυя üуєѕι
****



Puan: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1436
Üye ID: 1138

Nerden:


« Yanıtla #20 : 03 Mayıs 2008, 00:25:58 »

SİZLER YAZIN BEN SİZİ TAKİP EDERİM.SİZİN YAZILARINIZA GÖRE YAZARIM İNŞALLAH.
ÇÜNKÜ KARDEŞİMİZİN YAZMIŞ OLDUĞU BU BÖLÜMDEKİ BU KONU YENİ VE İLK YAZILAN ŞEYLER DEĞİLDİR.BU NEDENLE. SİZ BİR ŞEYLER YAZARSANIZ, BENDE ONA GÖRE YAZARIM İNŞALLAH.
ÖRNEĞİN;
Ehli Sünnet'e Göre:
Ehil Sünnet Kur'an'ın sıhhatine, ziyade ve noksan olmadığına ittifak etmiştir. Kur'an Arap dili kural ve usullerine uygun olarak anlaşılır. Ehli Sünnet Kur'an'ın ALLAH'ın kelamı olduğuna, hadis ve mahluk olmadığına, içinde batıl bir şeyin bulunmadığına ve müslümanların inanç ve muamelatta ilk kaynağının Kur'an olduğuna inanırlar.

Şiiler'e Göre:
Bazılarına göre Kur'an sıhhatli değildir Kur'an Şii inançlarından herhangi biriyle çatıştığında mezheplerine uygun garip teviller yaparlar. Bu yüzden bunlara "Müteevvile" ismi verilmiştir. Daima Kur'an toplanırken ortaya çıkan ihtilafa işaret etmeyi severler. Kendi imamlarının sözleri onlara göre güvenilen teşri kaynağıdı

 
ŞİMDİ BUNA NE YAZACAKSIN,BÖYLE BİR ŞEY YOK Kİ,BİR KERE KUR'AN MAHLUKTUR FİKRİNİ SAVUNAN MUNTEZİLEDİR.
MUNTEZİLE İSE NE Şİİ'DİR NEDE SÜNNİ.
BÖYLE BİR ELEŞTİRİ VE FİKİR OLMAZ.BUNUN CEVABI BUDUR.

DİĞER BİR ÖRNEK;Şiiler'e Göre:
Resulullah'tan sonra parmak sayısını aşmayacak kadar az bir topluluğun dışında bütün sahabenin kafir olduğuna inanırlar Hz Ali'ye çok özel bir makam verirler. Bazıları vasi, bazıları peygamber bazıları da ilah mertebesinde olduğuna inanırlar Sonra da kalkar müslümanlar hakkında Hz. Ali hususunda inançlarına göre hüküm verirler. Hz. Ali'den önce halife seçilenler ya zalim veya kafirdir. Hz. Ali'ye fikrinde muhalefet eden zalim veya kafir veyahut da fasıktır. Hz. Ali'nin zurriyetinden gelenlere muhalefet etmek de böyledir. Böylece tarihte nesiller boyu devam eden bir düşmanlık ve iftira kapısı açtılar Şii'lik bu öğretilerle devam eden tarihi bir ekol haline geldi.


ŞİA ALİMLERİ ÖRNEĞİN FADLULLAH SAHABAYE HAKARET ETMEK HARAMDIR FETVASINI YAYINLADI.
PEYGAMBER OLDUĞUNU İDDİA EDENLER İSE GULATI ŞİA'LARDIR.BIRAKIN PEYGAMBERLİĞİ HZ. ALİYE TABARLAR.
KENDİ İÇİNDEKİ BAZI MEZHEPLERİN YANLIŞ VE SAPIK OLDUKLARINI ŞİA ALİMLERİ BİLE SÖYLER.
RAFİZİLERİ ÖRNEK GÖSTERİP ŞİAYI KÖTÜLERLER.RAFİZİLİĞİN ŞİALIKLA İLGİSİ YOK.İSMAİLİLER VAR BUNLARDA CAFERİ MEZHEBİNİN BİR KISMINI KABUL ETMEYEN BİR GRUPTUR Kİ ,CAFERİLER TARAFINDAN HOŞ KARŞILANMAZLAR. VS VS VS.

DİĞER BİR ÖRNEK;

RÛYETULLAH (ALLAH'I GÖRMEK)

Ehli Sünnet'e Göre:
Ahirette görmek mümkündür. Zira Kur'an'da : "O günde bazı yüzler parlaktır (çünkü) Rablerine bakmaktadırlar" buyurulmaktadır. (Ayrıca bu hususta sarih hadisler vardır).



BUNLARIN İDDİASI YANİ ŞİİLERİN,LEN TERANİ YA MUSA-YA MUSA SEN BENİ GÖREMEZSİN.
ARAPÇADA LEN KESİN VE MUTLAK BİR EMİR BİLDİRİR.YANİ OLURMU,OLMAZMI GİBİ BİR DÜŞÜNCEYİ ORTADAN KALDIRIP O KUNUYU HAYIR VEYA YOK DİYEREK NOKTALANDIRIR.
MUSA (AS)RABBİMİZİ GÖRMEK İSTEDİ,RABBİMİZDE LEN DEDİ SEN BENİ GÖREMEZSİN DEYİP NOKTA KOYDU VE KONUYU KAPATTI.
Şİİ'LER BUNU DELİL GÖSTERİRLER.
BİZ EHLİ SÜNNET İSE AYIN ONDÖRDÜ GİBİ MEVLAMIZI GÖRECEĞİMİZİ SÖYLERİZ.FAZLA DETAYA GİRMEYE GEREK GÖRMEDEN ŞUNU SÖYLERİM.BU BİR YORUM MESELESİDİR. MESELE YORUM FARKI.

BAŞKA BİR ÖRNEK;

ŞİİLER HAKKINDA KAFİR HÜKMÜNÜ VEREN ALİMLERİN SÖZLERİ

imam Ahmed bin Yunus (öl: 227 hicri) Ahmed bin Hanbel onun hakkında bir talebesine sunları söyler: “Ahmed bin Yunus’a git. O islam’ın
alimidir.”
[Tezhip el Tezhip: 1/29]

Kutubi Sitte alimleri ondan hadis rivayet etmistir.Rafiziler hakkında hükmünü ibni Teymiye söyle nakletmektedir; “Dedi ki; ‘Eger bir Yahudi ile
bir rafizi koyun keserlerse ben yahudinin kestiginden yerim. Ama rafizinin
kestiginden yemem. Çünkü o İslam’dan dönmüstür. (mürtet olmustur)”
[Sarimu’l-Meslul: 570]

imam Buhari (r.a.) dedi ki; “Namazımı cehmiye ve rafiziler ya da
hıristyan ve yahudiler arkasında kılmakta fark görmüyorum. Onlara selam
verilmez. Hastaları ziyaret edilmez. Onlarla nikâh yapılmaz. Sahitlikleri
kabul edilmez ve kestikleri yenmez” [Halku Af’al el’ibad: 125]

İbn Hazm (r.h) der ki; “Hristyanların (rafizilerin iddasına göre) ‘Kur’an
degistirilmistir’ sözüne gelince rafiziler aslen Müslüman degildir. O bir
fırkadır. İlki peygamber efendimiz (s.a.v) den 25 sene sonra ortaya
çıkmıstır. Küfür ve yalan konusunda Yahudi ve hıristyanları takip ederler.”
[El fasl: 2/213]


BURDA İSE RAFİZİLERDEN SÖZ EDİLİR.
RAFİZİLER Şİİ DEĞİLİDİR.ÇÜNKÜ Şİİ'LERDE RAFİZİLER İÇİN EHLİ SÜNNET GİBİ DÜŞÜNÜRLER.YANİ EHLİ SÜNNET İLE ŞİA BURDA BİRDİRLER.

VELHASIL HANGİSİNİ YAZIP ANLATALIM KAREŞİMİZ KUSURA BAKMASIN İNŞALLAH AMA KONUYLA İLGİLİ KENDİ YORUMU OLMADIĞI İÇİN  KOPYA YAPMIŞ.
YANLIZ BİZ EHLİ SÜNNET OLARAK KENDİ DOĞRULARIMIZI ÖĞRENMEK VE BİLMEK ZORUNDAYIZ.
BİZİ EHLİ SÜNNET ADI ALTINDA KANDIRANLARA VE SÖMÜRTMEK İSTEYENLERE VE ÜMMETİ BÖLMEK İSTEYENLERE KARŞI BİLİNÇLİ VE BİLGİLİ OLMAK ZORUNDAYIZ.

AYRICA HER MOLLANIN SÖYLEDİĞİ KUTSAL DEĞİLDİR.ŞİA'DA OLSA İÇLERİNDE TAASSUBTAN KURTALAMAYAN İNSANLAR MEVCUTTUR.

ŞİA VEYA EHLİ SÜNNET KUR'AN VE SÜNNETE BAĞLI KALDIĞI SÜRECE SÜNNET EHLİ MÜSLÜMANDIR.

ZEKİRİYYA BEYAZDA SÜNNİYİM DİYOR.

ALLAHA EMANET OLUN.


not:kırmızı yazılar yukardaki yazılardan bir kısım alıntılardır.siyah yazılar ise bunlara kısa cevaplardır.
« Son Düzenleme: 03 Mayıs 2008, 12:59:58 Gönderen: DÜNYA İSLAM » Logged

DÜNYA İSLAM
σиυя üуєѕι
****



Puan: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1436
Üye ID: 1138

Nerden:


« Yanıtla #21 : 03 Mayıs 2008, 01:04:57 »

BİZİM MEZHEP İMAMLARIMIZ EHLİ BEYT TARAFINDA YER ALMIŞLAR VE BUNU BEDELİNİDE ÖDEMİŞLERDİR.
ONUN İÇİN İMAMLARIN HAYATINI BİR ANLASAK ZATEN MESELEYİ KAVRAMIŞ OLACAĞIZ.
Logged

musab_021
уєиι üує
*


kIRlAnGıÇ çIğLıKlArIna hApSoLmUş YüReĞiM...

Puan: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 52
Üye ID: 1985

Nerden:


« Yanıtla #22 : 03 Mayıs 2008, 01:09:40 »

Kardeşlerim secde konusunda...illa taş değil, alnın  sertliği hissetmesidir ... elbette sünnete uymak daha hayırlıdır....secde konusuna binaen diyebiliriz ki bugün camilerde kılınan hiç bir namaz sahih değildir o zman? eğer illa taş üzerine yapılacaksa?
imam humaeynin fıkhına bakın namaz kılarken kerbela taşını kullanmak daha hayırlıdır   diyor...özellikle kerbela taşını yada toprağını alıp üzerinde secde ediyorlar buda yetmeyip bazılarından h.z ali ve ailesinin isminin yazdıkları üzerine secde ediyorlar...ALLAH Resulü diyor ya kerbale için, ''...bu toprak ''kerb'' (hüzün,keder) ve bela kokusu vermektedir''...bunda İSlama uyan hangisi?Kerbela taşı nın yada toprağının faydası yada kerameti yada daha fazla olan hayrı nerede oluyor acaba? ikincisi BÜTÜN İÇERİSİNDE PARÇAYI ALIP DOĞRLAMAK,GENEL OLANA HAKSIZLIKTIR...

Şuheda Öncü bacımda :''dünya şiilerinin büyük önderi İmam Sadık (aley.sel.) diyor ....'' İmam Cafer sadık r.a bir şii değil ehli sünnet alimidir...

İmamı azam hazretleri, ömrünün son yıllarında Caferi Sadık hazretlerinin sohbetinde bulunduktan sonra, (bu iki sene olmasaydı Numan helak olurdu), yani (hakiki imana kavuşamazdım) buyurmuştur. İmamı Caferi Sadık hazretleri sünnidir. 12 imamın hiç birisi Sebeci, Rafizi veya Vehhabi değildir. hepsi de sünnidir yani Resulullahın yolundadır. sünni demek, sünnete uyan yani Resulullahın yolunda olan demektir.

Şia, hz Alinin taraftarı demektir. Sünniler hz Aliyi ve resulullahın diğer eshabını sever ayrım yapmaz. çünkü hepsinin Cennetlik olduğunu bilir. Kur’anı kerimdeki eshab- kiramın tamamının Cennetlik olduğunu bildiren ayetlerden birisinin meali şöyledir:
(Mekke’nin fethinden önce ALLAH için mal verip savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlarla eşit değildir. Onların derecesi, sonradan ALLAH yolunda harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber ALLAH onların hepsine hüsnayı [en güzel olanı, yani Cenneti] söz vermiştir.) [Hadid 10]...Şiaların büyük sahaben olan H.z Ömer ve hz. Osmandan ve gibi sahabelerden aşırı derece nefret ettiklerini yazmama gerek yok galiba...
Şimdi soralım: İmamı Cafer Sadık hazretlerinin, babası Muhammed Bakır hazretlerinin, oğlu Musa Kazım hazretlerinin, torunu Ali Rıza hazretlerinin mezheplerine niye uymuyorsunuz? Yine biz cevap verelim. Çünkü onların toplanmış bir mezhepleri yoktu. Onun için bu mübarek zatların mezhebine uyan yoktur.

Musa Kazım ve dedesi Muhammed Bakır’ın tedvin edilmiş mezhepleri olmadığı gibi, diğer Sünni alimlerin de mezhepleri tedvin edilmiş değildi. mesela imamı Sevri de büyük bir alimdir, imamı azam ayarında bir alimdir ama mezhebi tedvin edilmediği için onun mezhebine uyulmamıştır. Hz. Alinin Hz. Ömer’n de mezhepleri vardı, ama tedvin edilmediği için bir sistem halinde olmadığı için onların mezheplerine uyamıyoruz. Hak mezheplerin dört mezheple sınırlandırılmış olması bundandır.

Peki imamı Cafer hazretlerinin mezhebi tedvin edilse idi, Müslümanlar imamı azamın hocasının mezhebini inkar mı ederdi? Bu hiç mümkün mü? Ehli beyti sevmeyen Sünni olamaz. Çünkü Resulullahı seven onun akrabalarını da, torunlarını da arkadaşlarını da, hanımlarını da sever...

Peki bugün Caferiyiz diyenler gerçekten imamı Cafer hazretlerinin mezhebinde mi?
Seadet-i Ebediyye kitabında diyor ki:
Şiiler, kendilerine (Caferi) diyor. Halbuki, bu büyük imam, Ehl-i sünnet idi. Ehl-i sünnet âlimlerinin ve Evliyanın üstadı idi. Büyük İslam âlimlerinin gözbebeğidir. Din bilgisi üzerinde hiç kitap yazmadı. Şiilerin dört esas kitabı olan Küleyni’nin (Kafi)si, İbni Babeveyh Ebu Cafer Muhammed bin Ahmed Ali Kummi’nin (Menla yahdur)u, Ebu Cafer Muhammed bin Hasen Tusi’nin (Tehzib) ve (İstibsar) kitaplarında, imam-ı Cafer Sadıktan emirler, haberler yazılı ise de, bunları bildirenlerin sağlam ve sahih olmadıklarını kendileri de bildirmektedir. İmamiyyenin otuzikinci fırkasına Caferiyye denilir. Bunlar, Hasen-i Askeri öldükten sonra, kardeşi Cafer bin Ali imam oldu. Hasen-i Askeri’nin evladı yoktu derler. Bu Caferilerin, imam-ı Cafer Sadık’la bir ilgileri yoktur. Şiilerin bugün ellerinde bulunan hadis ve fıkıh kitaplarını Ebu Cafer Muhammed bin Yakub Küleyni ile Ebu Cafer Muhammed bin Hasen Kummi yazdıkları için, kendilerine Caferi diyorlar....

demek ki Caferiliğin, imamı Cafer sadıkla ilgisi yoktur. İlgisi olsa idi bu kadar ehli sünnet alimi, Resulullahın torunlarından kıymetli bir zatın mezhebine girmez mi idi?


Logged
şuheda_öncü
σиυя üуєѕι
****



Puan: 6
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1213
Üye ID: 1600

Nerden:


« Yanıtla #23 : 03 Mayıs 2008, 08:24:07 »

Burada  bu platformda diyeceğim odur ki;konuyu fazla uzatmadan  isteyenin şia ve sunni arasındaki farklılıkları çeşitli yelerde rahatlıkla bulabileceğini belirtmek isterim...Bu farklılıklar ikiye ayrılıyor biri itikadi konularında farklılıklar ,diğeri ise ameli konulardaki ayrılıklardır.İtikadii konularda şia' lara baktığımızdada (rafiziler hariç )diğer şia'ların  onları dinden çıkartan kur'an misyonuna ters düşen belirgin bir farklılığa rastlamıyoruz..amelî konularda ise farklılıklar vardır,yukarda bahsedilen taşa secde vs...ler gibi..gene bu ameli konulardaki farklılıklarıda öğrenmek isteyen çok kolay erişim sitelerine müracat ederek öğrenebilir ,buraya uzun uzun taşımanın bir anlamı yok...bu ameli konularda ki ayrılıklar da onları dinden çıkarmaz..kaldıki ehli sünnetin 4 meshebindeki amelii konulardaki farklılıkları ele alırsak bunun altından kalkamayız..buna binaen..
 bütün benliğimle istediğim odurki,yada bir müslümanın istemesi gereken odurki; İslam birliğinin korunmasına samimice inandığımı vurgulamak istiyor İslam kardeşliğine giden yolda bu tür ayrılıkların ayrımcı olmamasını temenni ediyorum... Aslında birlik ve beraberliğe ulaşmanın en önemli yollarından birisi de Müslümanların birbirlerini doğru bir şekilde tanımaları ve tarih boyunca birbirlerini anlayıp, idrak etmelerine engel olan ön yargılarını bir kenara bırakmalarıdır. Meşhur bir sözde bu noktaya şöyle değinilmiştir:
Halk bilmediği şeyin düşmanıdır...gene diyeceğim odur ki;

İslam mezhepleri dikkatlice incelendiğinde, ortak konuların ihtilaflı konulardan ne kadar çok olduğu görülecektir... Bütün Müslümanlar bir ALLAH'a, bir peygambere, bir Kurân'a, kıyamet gününe, sevap ve ilahi cezaya inanmaktadırlar.. Bir kıbleye doğru namaz kılmakta, Ramazan orucu tutmakta ve aynı zamanda hep birlikte Hac'ca gitmektedirler.. Zekâtın verilmesine, iyiliği emredip kötülükten alıkoymanın farz olduğuna, inançlı ve iyi insanlar ile dost ve ALLAH'ın düşmanlarından uzak olmanın gerekliliğine inanmaktadırlar... Bütün Müslümanlar ortak ahlakî değerler ve faziletlere bağlıdırlar... Kurân-ı Kerim'in buyruğuyla Müminler birbirleriyle kardeştirler.. Bütün imanlı kadın ve erkeklerin, renk, ırk, millet ve mezhep göz önünde bulundurmadan birbirlerine olan görevlerini yerine getirmeleri gerekmektedir..

Bir gün Mualla b. Huneys imam Sadık'tan  Müslümanların birbirleri üzerinde olan hakların ne olduğunu sordu. İmam Sadık  şöyle buyurdular..

Her bir Müslüman için boynunda yedi vacip hak vardır. Eğer insan bunlardan birisini yerine getirmezse, ALLAH'ın velayet ve kulluğunun dışına çıkar. ALLAH onun yaptığı hiçbir ameli hesaba katmaz.

1-Kendin için istediğin şeyleri Müslüman kardeşin içinde iste, kendin için istemediğin şeyleri Müslüman kardeşin için de isteme.

2-Müslüman kardeşini sinirlendirme, sözünü dinlemeye ve onu sevindirmeye çalış.

3-Ona malınla, canınla, dilinle ve elinle yardımcı ol.

4-Onun gözü, kulağı, yol göstericisi ve aynası ol.

5-Hiçbir zaman sen tok o aç, sen suya tok o susuz, sen giyimli kuşamlı o ise çıplak olmasın.

6-Eğer senin hizmetçin olur ve kardeşinin olmazsa, mutlaka hizmetçini ona elbisesini yıkaması, yemeğini pişirmesi ve yatağını hazır etmesi için göndermelisin.

7-Onun yemini ve davetini kabul et, hastalandığı zaman onu ziyaret et ve öldüğü zaman cenazesinde hazır bulun. Ne zaman bir ihtiyacı olsa, ihtiyacını bir an önce karşıla. O senden istemeden önce isteğini yerine getir.

bir müslüman böyle davrandığı  zaman senin velayetin onun velayetine, onun velayeti de senin velayetine bağlanır..

Ne yazık ki! Her zaman bütün mezhepler ve cemaatler arasında dar görüşlü insanlar olmuştur.. Bu tip insanlar küçük farklılıkları büyük göstererek aradaki birlik ve beraberliği ihtilaf ve anlaşmazlığa dönüştürmeye çalışmaktadırlar.. Bu tür insanlar bir takım bahaneleri öne sürerek kendi fikirlerine aykırı olanları kâfir veya müşrik; beğenmedikleri amel ve davranışları da bidat (dinden olmayan bir şeyi dine sokmak) diye adlandırmaktadırlar.. Hiç kuşkusuz kâfir ve bidat ehli kişiler mevcuttur.. Ancak bu .tabirler çok dikkatli bir şekilde kullanılmalıdır...

Büyük Müslüman liderleri ve âlimleri (Şia ve Sünnî) bu tür yakıştırmaları hiçbir zaman birbirleri hakkında kullanmamışlardır... Ve bu yolla kendi fetva, söz ve davranışlarında İslam'ın ruhunu, evrensel barışı, adaleti, birlik ve merhameti ortaya koymuşlardır...

İslam, düşmanlık ve anlaşmazlıklardan acı çekenler için birlik ve beraberliği getirmiştir. Kurâ-ı Kerim'de birlik ve muhabbeti oluşturmak büyük ve ilahi bir davranış olarak adlandırılmıştır. (Enfal) Bunun karşısında halk arasında ayrılık ve ihtilaf oluşturmayı da Firavun'un işlerinden saymıştır.. Kurân müminleri birbirleriyle savaştıkları takdirde zayıf ve yenik düşecekleri hususunda uyarmaktadır.. (Enfal.) Gerçek olan şu ki bu beraberlik çağrısı sadece Müslümanlara özgü değildir.. Kurâ-ı Kerim dünyada ALLAH'a inanan bütün herkesi, Yahudi ve Hıristiyanlar da dâhil olmak üzere, ortak noktaları vurgulayarak tek bir safta birleşmek için çaba sarf etmelerini istemektedir. (Al-i İmran)

Gelin hep beraber ellerimizi kaldırarak ümitli bir şekilde, bu birlik ve beraberlik hissinin günden güne artması için dua edelim...

not(Şuheda Öncü bacımda :''dünya şiilerinin büyük önderi İmam Sadık (aley.sel.) diyor ....'' İmam Cafer sadık r.a bir şii değil ehli sünnet alimidir...)diyorsunuz..eğer dikkatli okusaydınız,üste almaya çalıştığım konuları şia'ların kendi lisanlarından anlatmaya çalıştığımı görecektiniz...baştada dediğim gibi ben ehlisünnetim benim ehli sünnet olmam şia'ya  husumet beslememe ve onlarla ayrılıkcı düşüncelere girerek savaşlara sebep olmamı gerektirmiyor..inanıyorumki..bugün birçok sunnii müslümanın yapamadığını islama hizmet açısından şia lar yapmıştır..özellikle sizde taktir edersinizki cihat ruhu hususu sunnilerinkinden çok daha üst ibrelerde seyreder,taktir eder onaylarım...konuyu burada bitiriyor selametler diliyorum..
« Son Düzenleme: 03 Mayıs 2008, 08:58:42 Gönderen: şuheda_öncü » Logged

ALLAH KULUNA KAFİ DEĞİL Mİ..
DÜNYA İSLAM
σиυя üуєѕι
****



Puan: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1436
Üye ID: 1138

Nerden:


« Yanıtla #24 : 03 Mayıs 2008, 09:30:34 »

şuheda_öncü KARDEŞİM SENDEN ALLAH RAZI OLSUN. MESELEYİ BİTİRMEN VE KAPATMAN HAYIRLI OLDU.
ÇÜNKÜ BU KONULARIN BİZE BİR FAYDASI YOK.
ZATEN İÇ İÇE GİRMİŞ MESELELER VAR.

ÖRNEĞİN;kardeşimiz diyor ki!!!İmamı azam hazretleri, ömrünün son yıllarında Caferi Sadık hazretlerinin sohbetinde bulunduktan sonra, (bu iki sene olmasaydı Numan helak olurdu), yani (hakiki imana kavuşamazdım) buyurmuştur. İmamı Caferi Sadık hazretleri sünnidir. 12 imamın hiç birisi Sebeci, Rafizi veya Vehhabi değildir. hepsi de sünnidir yani Resulullahın yolundadır. sünni demek, sünnete uyan yani Resulullahın yolunda olan demektir.

İKİ SENE OLMASAYDI MESELESİ TASAVVUFA BAĞLANMASIYLA İLGİLİDİR.İMAMI CAFERDEN TASAVVUFU ÖĞRENMİŞTİR.
TASAVVUFU RED EDENDE İMANDAN ÇIKMAZ,BU KİŞİNİN ÖZEL HALİDİR.İMANİ BİR MESELE DEĞİLDİR.
TEYMİYEDEN DELİL GETİRİP BİR KESMİ SUÇLADIĞIMIZDA TEYMİYENİN TASAVVUFÇU OLMADIĞINI
DÜŞÜNÜRSEK EHLİ SÜNNETİN İÇİNDEDE BÜYÜK BİR ÇATIŞMA ORTAYA ÇIKAR.
YUKARDAKİ;
AYET MEALİ VE TEFSİRİ FARKLI OLUP MEZHEPLER KONUSUNUDA AYRICA İNCELEMEK GEREKİR.
ÇÜNKÜ ÖLDÜĞÜMÜZ ZAMAN ALLAH BİZE HANGİ MEZHEPTENSİN DİYE SORMAZ..

MEZHEPLER VE FİKRİ KARIŞILIK ÖZELİKLE IRAKTA OLMUŞTUR.ERMENİLERİN,YUNANLILARIN BİLE FİKİRLERİ ORTADA CİRİT ATIYORDU.
EMEVİ SALTANATI YIKILMIŞ YERİNE ABBASİLER GELDİ.ABBASİLERDE EHLİBEYTE DESTEK ADI ALTINDA İKTİDARI ELE GEÇİRDİLER AMA DEĞİŞEN BİR ŞEY OLMADI.
İMAMI AZAM IRAKTA,İMAM MALİK MEDİNEDE ABBASİLERE KARŞI SERT SÖYLEMLERLE,EHLİ BEYTİN YANINDA YER ALDILAR VE ABBASİ HALİFELERİ BU İKİ BÜYÜK İMAMI KIRBAÇLARLA KAMÇILATTI.
ZATEN İTİKAT VE MEZHEPLER BU KARGAŞADA ORTAYA ÇIKTI.KİMSE MEZHEP KURMAK İÇİN ORTAYA ÇIKMADI BÜTÜN MESELE KUR'AN VE SÜNNETE SAHİP ÇIKMAK İDİ.

yine kardeşimiz diyor ki!!![
Şimdi soralım: İmamı Cafer Sadık hazretlerinin, babası Muhammed Bakır hazretlerinin, oğlu Musa Kazım hazretlerinin, torunu Ali Rıza hazretlerinin mezheplerine niye uymuyorsunuz? Yine biz cevap verelim. Çünkü onların toplanmış bir mezhepleri yoktu. Onun için bu mübarek zatların mezhebine uyan yoktur.

Musa Kazım ve dedesi Muhammed Bakır’ın tedvin edilmiş mezhepleri olmadığı gibi, diğer Sünni alimlerin de mezhepleri tedvin edilmiş değildi. mesela imamı Sevri de büyük bir alimdir, imamı azam ayarında bir alimdir ama mezhebi tedvin edilmediği için onun mezhebine uyulmamıştır. Hz. Alinin Hz. Ömer’n de mezhepleri vardı, ama tedvin edilmediği için bir sistem halinde olmadığı için onların mezheplerine uyamıyoruz. Hak mezheplerin dört mezheple sınırlandırılmış olması bundandır.

Peki imamı Cafer hazretlerinin mezhebi tedvin edilse idi, Müslümanlar imamı azamın hocasının mezhebini inkar mı ederdi


ÇOĞUNUN TARAFTARLARI KALMAYINCA MEZHEPLERİ YOK OLDU.YOKSA BUNLARA UYAN MÜSLÜMANLAR VARDIR.
Onun için bu mübarek zatların mezhebine uyan yoktur.GİBİ BİR ŞEY DENMEZ.

İKİCİSİ TEDVİN MESELESİ,EĞER ALİMSEN VE İÇTİHAD EDİYORSAN HERHANGİ BİR MEZHEBE BAĞLANMAYABİLİRSİN.İMAMI AZAM,İMAMI YUSUFA BENİM HER SÖYLEDİĞİMİ YAZMA,OLURKİ DAHA SONRA BU FİKRİMDEN VAZ GEÇERİM DİYEREK BİZİM DÜŞÜNCEMİZDEN DAHA DOĞRU BİR FİKİR OLURSA BİZ ONU KABUL EDERİZ DEMİŞTİR.
İMAMI AZAMIN FİKİRLERİNİ TEDVİN EDEN İMAM MUHAMMED OLMUŞTUR.İMAMIN FİKİRLERİNİ O TOPLAMIŞ VE DÜZENLEMİŞTİR.
HANİFİ MEZHEBİNİN ÇOK OLMASI İSE.SELÇUKLU VE OSMANLI HANİFİ MEZHEBİNDENDİ.
OSMANLI İSE YERYÜZÜNÜN BÜYÜK BİR BÖLÜMÜNE HAKİMDİ KADILARDA HANİFİ İDİ.

kardeşim sonunda şöyle diyor;
Alıntı
Şimdi soralım: İmamı Cafer Sadık hazretlerinin, babası Muhammed Bakır hazretlerinin, oğlu Musa Kazım hazretlerinin, torunu Ali Rıza hazretlerinin mezheplerine niye uymuyorsunuz? Yine biz cevap verelim. Çünkü onların toplanmış bir mezhepleri yoktu. Onun için bu mübarek zatların mezhebine uyan yoktur

BURDA BİR ÇELİŞKİ VAR.ÇÜNKÜ ONLARIN TOPLANMIŞ BİR MEZHEBİ YOKTU DENİYOR.
HANİFİ MEZHEBİ OLMASINA RAĞMEN,İMAM HANBEL,İMAM YUSUFTAN DERS ALDIĞI HALDE NEDEN HANBELİ MEZHEBİ KURULDU?
AYRICA İMAM ŞAFİDE,İMAMI AZAMIN ŞEHİD EDİLDİĞİ 767 YILINDA DOĞDU NİYE HANİFİ OLMADIDA
ŞAFİİ EKOLÜ OLUŞTU.

İTİKAT İMAMI EŞARİ ESKİDEN MUNTZİELİYDİ TEK BİR SEBEPTEN DOLAYI MUNTEZİLEDEN KOPTU VE KENDİ İTİKADI EKOLÜNÜ OLUŞTURDU.

AYRICA ŞUHEDA KARDEŞİM MESELEYİ CİHAD OLARAK BAKMAKTAN ZİYADE TAŞIDIĞI MİSYON VE FİKRİ DERİNLİĞİNİDE ÖNE ÇIKARMAK LAZIM. YOKSA HER CİHAD EDENE PEY VERİRSEK,YANLIŞ DÜŞÜNCE VE AKIMLARIN MEŞRULUĞUNUDA KABUL EDERİZ Kİ BUDA İSLAMİ AÇIDAN BÜYÜK BİR TEHLİKE DEMEKTİR.

ALLAHA EMANET OLUN.



« Son Düzenleme: 03 Mayıs 2008, 13:06:09 Gönderen: DÜNYA İSLAM » Logged

hüseyni
мιя üує
****



Puan: 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1126
Üye ID: 1399

Nerden: ?*?*


« Yanıtla #25 : 03 Mayıs 2008, 12:03:31 »

yaw   kardeşim  çok   uzun   paylaşımlarda  bulundunuz   ben bunu   bölerek  okuyacam. Smiley Smiley Smiley
ALLAH  sizden razı  olsun kardeşlerim  güzel  paylaşımlardan bulunmuşsunuz.tabiki  bazı  yerler güzeme    ilşiti  onlara  baktım  hakkaten  bilmediğim  bazı  bilgiler var. 
s.a
Logged
şuheda_öncü
σиυя üуєѕι
****



Puan: 6
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1213
Üye ID: 1600

Nerden:


« Yanıtla #26 : 03 Mayıs 2008, 12:14:39 »

AYRICA ŞUHEDA KARDEŞİM MESELEYİ CİHAD OLARAK BAKMAKTAN ZİYADE TAŞIDIĞI MİSYON VE FİKRİ DERİNLİĞİNİDE ÖNE ÇIKARMAK LAZIM. YOKSA HER CİHAD EDENE PEY VERİRSEK,YANLIŞ DÜŞÜNCE VE AKIMLARIN MEŞRULUĞUNUDA KABUL EDERİZ Kİ BUDA İSLAMİ AÇIDAN BÜYÜK BİR TEHLİKE DEMEKTİR.

ALLAHA EMANET OLUN.


TAMAM.. Smiley
Logged

ALLAH KULUNA KAFİ DEĞİL Mİ..
DÜNYA İSLAM
σиυя üуєѕι
****



Puan: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1436
Üye ID: 1138

Nerden:


« Yanıtla #27 : 03 Mayıs 2008, 12:53:58 »

ÇÜNKÜ CİHAD ADI ALTINDA MÜSLÜMANLARI TEKFİR EDİP KAFİR İLAN EDEN VE MÜSLÜMANLARIN KANINI HELAL SAYAN HARİCİ İNANCA SAHİP DÜŞÜNCELER VARDIR.TARİHTE BU DÜŞÜNCELER İMAMI AZAMI BİLE ÖLDÜRMEK İSTEDİLER.
ŞU AN ÜMMETİ BÖLMEK AMAÇLI BU ZİHNİYETLERDEN FAYDANLANMAK İSTEYEN GÜÇLER VARDIR.
ESKİDEN BU AKIM CİHADI KAFİRLERE YAPARKEN CİHAD ALANINA MÜSLÜMANLARIDA KOYUP,MÜSLÜMANLARIDA ÖLDÜRMEYE BAŞLAMIŞLAR VEYA KAFİR DİYEREK ÖLDÜRME FETVALARI VERMİŞLERDİR.BU AKIM SÖZÜM ONA MÜSLÜMANLARLADA CİHAD EDİYORLAR.
BU AÇIDAN BU GRUPLARI KAST ETTİM.
BİZLER GERÇEK MANADA ÜMMETÇİ ÇİZGİDE,DEVRİMCİ,KUŞATICI,HER RENK VE DÜŞÜNCEDEKİ MÜSLÜMANI KARDEŞ EDİNMİŞ,CİHAD'ÇI ALİMLERE TABİİ MÜSLÜMANLARDAN OLMAYA ÇALIŞMAK BİZLER İÇİN BİR ŞEREFTİR.
BUNLARI YAZMA SEBEBİM İSE HERKEZ KUR'AN VE SÜNNET DİYOR.
VELAKİN FİİL VE AMELLERİ VE DÜŞÜNCELERİ ÜMMETİ BÖLMEKTEN BAŞKA BİR İŞE YARAMIYOR.
BİR KISMI İSE İSLAMIN BİR BÖLÜMÜNÜ ALMIŞ.
BU KUTLU DAVANIN ÖNCÜLERİ İSE TEK DERTLERİ,İSLAM ÜMMETİNİN BİRLİĞİNİ SAVUNUP,KAFİR VE ZALİMLERE KARŞI KIYAM EDİP,MAZLUM VE MASUMLARIN ALLAHIN EMRETTİĞİ ŞEKİLDE HAKKINI ALMAK,İLAHİ ADALETİ GERÇEKLEŞTİREN HAKİMLER OLMAK VE GÖREVİNİ İFA ETMİŞ BİR MÜSLÜMAN OLARAK MUTLU BİR ŞEKİLDE AHİRETE,MEVLASINA KOŞMAKTIR.
Logged

musab_021
уєиι üує
*


kIRlAnGıÇ çIğLıKlArIna hApSoLmUş YüReĞiM...

Puan: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 52
Üye ID: 1985

Nerden:


« Yanıtla #28 : 03 Mayıs 2008, 14:40:24 »

Selamların en güzeli ALLAHın selamıdır...Bu selam yaratılmışların en hayırlısı ve şereflisi,Kendisinde hiç bir çirkinliğin bulunmadığı ve bütün iftiralardan uzak Muhammed Mustafa s.a.v nin üzerine ve  Alinin ,eshabının ve ona yürekten gönül bağlamış sünneti seniyesine tam bir bağlılıkla yaşamaya çalışan nurlu yolunun takipçilerinin üzerine olsun...

Esselamu aleykum ve rahmetullah...
 
Öncelikle şunu belirteyim ki burada bir reddiye vardır...Bu reddiyeyi ya kabul edersiniz yada etmezsiniz...Etmezseniz dellerinizi getirir koyarsınız.. Ama onca reddiyeye  rağmen aradan ''bazılarını cımbızla çekip''  üzerine yorum yazmak bütün olan bu reddiyeye cvp değildir... bir birinize selam gönderip ortak bir muhalefetle övücü ithamlarda bir doğruluk kazanılamaz...

Dünya İslam  ve Şuhade Öncü kardeşlerim.. Görüyorum ki siz ehli sünnet alimlerinden daha bilgili ve daha alimsiniz..! Çünkü içtihad sahiplerinin vermiş olduğu hükümlerin tam tersi içinde bir savunma metni içerisindesiniz...Bilmem belki de bu sizin üstün merhametinizden kaynaklanıyordur!  yada Asrın büyük İçtihatçılarındansınız...! Dünya  İSlam kardeşim diyorsun ki Şiiler Rafizi değildir...anlaşılan Rafizi ve Şiinin aynı anlama geldiğini hala  öğrenememişsin...İyi okuyamamışsın gaiba  sadece rafizi lafsı değil şii lafzınında geçtiğini görememişsin...Demek ki imamlar Şii çeşitlerini  ve kaç çeşid olduğundan habersizlermiş...ŞİALARDAN EHLİ SÜNNET OLAN HANGİ ÇEŞİDİ VARDA ALİMLER ONU KABUL ETMİŞ? Şianın Ruhullahı Olan Ayetullah humeyninin kitabından geçenlerde size nakledildi..el insaf... söylediklerini İSlamla bağdaştırın bakalım...kopyala yapıştır diyorsunda,seninde benden aşağı kalır yanın da yok...hadisleri ve ayetleri ve o konudaki açıklamarı yapıştırıp durmuşsun ve sonrada bir nebze kendi yorumunu yapmışsın...Ben burda alimlik taslamıyorum sadece alimlerden öğreniyorum güzel kardeşim...Onca açık kaynak ve görüşlere rağmen bir savunma içiresiindesiniz ve hayretle yazılarınızı okuyorum... Herkes tarafından bilinir ki Şianın ehli sünnete karşı olduüğu,tahrifde hat safhaya ulaştıkları ve  elle tutulur bir kaç sahabe dışında bütün sahabelere en ağır hakaretleri ettiklerini buda yetmez ismi Ömer olduğu için bir günde 30 zavallı müslümanı katletmeleri buda yetmez köpek gibi necis bir hayvana cennetle müjdelenen sahabenin ismini aşağılamak için kullanmaları buda yetmez hz. Aişe anamıza dil uzatmaları...Daha hangisini sayayım.. saydıklarım okunmamış galiba... bunları onların kendi yazılarından da öğrenebilirisniz bir zahmet edip araştırırsanız eğer... Size onların kendi kaynaklarından olan anlayışlarınıda beraberinde sayfa numarasına kadar verdim herhalde bakıp araştıracak vaktiniz yok anlaşılan...ikincisi yahya abbas kardeşim neden sen alimlerin şiia hakında ki kafir hükümlerinden ikisini önüme sunup kendi bildiğin anlamda yorum getiriyorsun ki? ki imam Malik,imam Şafii,imam Ahmed bin hambel, imama Gazali v.s. gibi alimlerin hükümlerini cvp olarak yazmadın... Ehli sünnet vel cemate göre  Şii/Rafiziler kafirlikle itham edilmiştir ki bunları onların kendi sapık düşüncelerinde de açıkca görüyoruz... ama görüyorum ki içtihad sahipleri sadece onlar değilmiş Sizde içtihad makamına ulaşmışsınız ki bu kadar kesin ve içtihad alimlerine karşı bir tavırla bir savunma içinde Şiileri savunuyorsunuz...Ben size delil gösterdim hem ayetlerden hem onların kendi kaynaklarından hemde ehli sünnet alimlerinin toplu görüşlerinden ki bunlar ''içtihad sahibi'' büyük alimlerdir...bir sözü üst üste tekrarlamak artık sıkıyor beni... Benim kendimden ekleyeceğiim bişey yok...Madem o kadar alimsiniz sahabelere dil uzatmanın hükmünü birde sizden okuyalım...Eğer sizde bana hem onların ''kendi kaynaklarından'' (sapık düşüncelerni beyan ettik tersi yazıyorsa onu getirin) hemde Ehli sünnet alimlerinden kaynak sunarak delilinizi sunarsanız bütün yazdıklarımdan vaz geçeceğim...Ve Allaha tövbe ve istiğfarda bulunacağım..sizden helallik alacağım...Yok ama getiremezseniz o zman siz bana karşı ithamınızdan dolayı helalik alın ve onlarıda savunmaktan vaz geçin...

İspanya İslam i hükmü altında iken imam ebu Muhammed b. Hazm orada bulunan papazlarla İncilin muharref olduğu hakkında munazara eder deliller getirirdi.papazlarda cvp olarak Şianın Kuranın muharraf olduğuna karar verdiklerini söyleyerek delil getirdikerinde İbni Hazm onlara şu cvbı vermiştir: ''ŞİA''NIN DELİLİ NE KURAN ALEYHİNE NEDE MÜSLÜMANLARIN ALEYHİNE BİR DELİL OLMAZ.ÇÜNKÜ ''ŞİİLER'' MÜSLÜMAN DEĞİLDİR.(ktabul Easl Fil Milel ven Nihal citl 2,shf,78 ve cilt 4,shf 182)

Günümüz alimlerinden Muhammed Salih ekinci diyor ki:Şii mezhebi hem itikadi hemde ameli yönleriyle batıl bir mezheb olup, islama karşı kurulan bir tuzaktır  bu sebeple islami bir mezhep olarak kabul edilmesi doğru olmadığı gibi onun ehli sünnet ile olan fıkhi ve itikadi ihtilaflarınıda ictihadi bir ihtilaf olarak kabul edilmiştir.Çünkü İslam ALLAH tarafından Hz. Mumahemmed s.a.v ile bildirilen temel esaslara dayandırıldığı halde şiilik,kindarve hilekar sebeiyyicilerin  uydurdukları esaslara dayanmaktadır.DOLASIYLA O HADDİZATINDA BAŞKA BİR DİNDİR.BU SEBEPLE EN UYGUN OLANI, ŞİİLİĞE ''Şİİ'' MEZHEBİ DEĞİL DE, ''Şİİ'' DİNİ DEMEK GEREKİR.ki zaten Humeyni Keşful esrar'da buna ''Şii Dini'' demektedir.(sahabeye dil uzatanlara cvplar,sonuç bölümü)

İmam Gazali Buyuruyorki ; “ ŞİİLERİN'' iki yönden tekfir edilmesi Gerekir; Birincisi Şudurki Onlar Ehli Sünenti Tekfir Ederler ve Kafir olarak Bilirler bu sebep ile Bize Kafir Diyen Kafirdir, İkincisi ise şudurki Onlar Sahih Hadisleri Red ediyorlar Hz. Peygamber sav. sözlerini red ediyorlar, Bu sebeplede tekfirleri gerekir. (fedaul Batıniyeden Özetle)

Bu cvbımda Şia hakında alimlerden bir kaçının görüşlerini size gene aktarıyorum ki zaten gönderdiğim yazıda daha fazlası vardı,hatırlatma amaçlı sadece.Ama hala bunlara ters bir mantıkla savunuyorsanız size diyecek hiç bir lafım yoktur...

Şuheda ÖNCÜ'ye :
''BURADA BU AYRILAN KONULARI BİR VAHDET İÇERİĞİ İÇİNDE ANLATMAYA ÇALIŞALIM..AYRILIKCI DÜŞÜNCELER VAHDETE ZARAR VERİCİ NİTELİKLERİ TAŞIR..'' demişsniz..Ama İslamı yanlış düşünceler üzerine bina edip özünden kopartılarak şirke bulaşmış kendince uydurma tahrifli bir mezhep oluşturup bir vahdet içerisinde kabul edilmesi tamamen islama ters ve aykırıdır...Bu İslama yarar getirip vahdeti oluşturmaz  Aksine büyük zararlar getirir ve ayrımcılığı doğurur...Ters mantık kurularak İslam yücelmez aksine alçalır..

Kardeşlerim kafirlerin yapmış olduğu zulümlerden dolayı ''Vahdet'' dairesi içerisinde bir düşünce ile bu savunmayı yapmış olabilirisniz ama unutmayın kardeşlerim Din sapık temeller üzerine kurulmuş bütün kuralları ameleri,hasenatları vs. gibi hepsini reddeder...Ve bu savunmanız ne kadar iyi neyetlide olsa büyük bir zarar teşkil eder..!!Eğer siz sırf cihad yönüyle ele alıp  kafir Amerikaya ve  İsraile karşı durduğu için böyle bir vahdet içerisinde ele alıyoranız olayı, O zman Venezuella başkanı CHAVEZ i de Vahdet içine alalım nede olsa Amerikaya müthiş bir kini var ve İranın yanında yer alıyor... Böyle sapık bir mezhep ile bir araya, gelip nasıl vahdet oluşacak şaşıyorum...hadi diyelim vahdeti oluşturduk İslamı hakim kıldık o zman Şia kendi ilimlerini ve kabul ettiklerini savunacak ehli sünnette kendi bildiklerini ve bu defa arada büyük şii ve sünni çatışması çıkacaktır  bu savaş yahudi ve hırıstıyanla edillecek savaşdan daha tehlikeli daha şddetli ve daha kanlıdır daha zarlıdır...iki tarafda bir birlerinin kanını oluk oluk dökecek ve islam adına birleşelim derken islamı hepten yok etmeye kalkışılacaktır...bunun Vahdetçilik anlayışıyla bir mantığı kurulamaz...Bir tarafı düzeltelim derken daha büyük bir yıkıma sebep olmayalım lütfen...İnanın size inanmak isterdim ama onca kaynaklı delile rağmen, onca müçtehid alimin görüşünü terk edipte sizin görüşlerinizide kabul edemem...ve kendim okuduğum kitaplarında dahi açıkça cennetle müjdelenen sahabeleri tekfir edip ağır sözlerle itham edenleri de savunamam sevemem...Lütfen bu kadar merhametli ve vahdetçi olmayın...Bunları eleştirmeyenler Yaşar Nuriyi,Zekariya Beyazı, ''özelliklede'' Fethullah Güleni'de lütfen eleştirmesinler!!. Okuduğunuz yazılardan sadece bir parça alıp savunma yapmayın...Yazının bütünü içerisnde değerlendirin ve açık ve gayet net olan kendi kaynaklarıyla da belirtilmiş sapık düşüncelerinide kabul edip onların yanlışlığını ve sapıklığınıda red etmekten geri durmayın...Ahalaken çökümüş bir toplumu bendesel cihada çağırmak mantık dışıdır...nefis cihadı gerçekleşmeden büyük cihad kazanılamaz..Uhud savaşı bunun en büyük örneğidir...Kazanılsa dahi ömrü kısadır...buna hazır olmayan topluluğa nasıl şeriatı uygulayacaksınız...

'' Men lem yukeffirul kafir fe huve kafir''  İmamı Azam Ebu Hanife r.a sözüyle konuyu kapatıyorum...

Selam ve dua ile


Aşağıdaki linkleri açtınızda arapça bilen birilerine okutun inşALLAH...

Bu link ashaba sövdüklerinin açıkça söylediği yerlerdir. http://kasralsanam.com/tan-maine.htm
Bu link ise şirk koştukları, türbelere ve mezarlara secde ettikleri yerlerdir. ALLAH ancak kendisine secde etmeyi emreder.(Bkz, Neml-25)http://kasralsanam.com/shrkmain.htm  ALLAH resulünün ve sahabesinin hayatında böyle bir şey görülmemiş...

Aşağıdaki link ise Aişe annemize kafir dediklerini tescilleyen ve kitaplarında yazılı olan yerdir. Lütfen tıklayınız. Arapça bilen birine okutunuz. http://kasralsanam.com/thaek/shirbook.JPG

Aşağıdaki link ise üç halifeye sövülün yerin metnidir, lütfen arapça bilene okutunuz. http://kasralsanam.com/thaek/MAZAR2.JPG

Aşağıdaki linki tıklarsanız Biharu'l Envar adlı şiilerin en muteber kaynağından alınmış bir metin çıkacaktır, bu metinde cehennemin 7 kapısından Ebu Bekir, Ömer, Aişe.....gibi ashabın gireceğini yazmaktadır. Lütfen arapça bilen birine okutunuz. http://kasralsanam.com/thaek/tan%205.jpg

Aşağıdaki linkte Ömer İbn Hattabın azabının iblisin azabından daha çok olacağı yazılıdır.Bu nasıl bir müslümanlıktır, bu nasıl imandır, sahabiye böyle sövenlerin müslüman olması beklenir mi ? http://kasralsanam.com/thaek/اعتقاد%20الرافضة%20بأن%20عذاب%20عمر%20أشد%20من%20عذاب%20إبليس.JPG

Aşağıda verilen linkte Biharul Envar adlı şii kitaptan alıntı yapılmıştır, bu metinde Ebu Bekir ve Ömer'in kafir oldukalrına dair bab denmiş bu hususta deliler getirilmiştir. ALLAH'ım bu iki güzel sahabiye edilen iftiraların şerrinden sana sığınırım.
http://kasralsanam.com/thaek/تكفير%20الرافضة%20لشيخين%20ابوبكر%20وعمر.JPG

Aşağıdaki kitap iran devletinin kurucusu humeyni'nin Keşful Esrar adlı kitabıdır, humeyni bu metinde "

Peygamberin islam dinini hakkıyla tamamlamadığını, eksik kaldığını yazmaktadır.Ayrıca Rasulullah'ın adaleti ve selameti sağlayamadığı alttaki metinde geldiği gibi iddea edilmiştir."

http://kasralsanam.com/thaek/m1371.JPG
http://kasralsanam.com/thaek/khominy42.JPG

Aşağıdaki metin el-Kafi denilen şiianın muteber hadis kitabından alınmadır. Şiiler, el-Kafi'yi en büyük hadis kitapları olarak kabul ederler, bizim yanımızda İmam Buhari nasılsa onlarda da el-Kafi öyledir.

İşte bu eserde Ebu Bekir ve Ömer'in tevbe etmeden önce öldükleri, kafirler oldukları, ayrıca ALLAH'ın Meleklerin lanetlerinin üzerlerine olsun diye yazılıdır.http://kasralsanam.com/thaek/m1319.JPG

ÖNEMLİ BİLGİ, BİLGİSAYAR EKRANI AÇILINCA ÇIKACAK YAZILARIN ÜZERİNİ İKİ DEFA TIKLAYINIZ VEYA YAZININ SAĞ ALT KÖŞESİNDE BÜYÜTMEK İÇİN KARE BİR BÖLÜM ÇIKAR ÜSTÜNÜ LÜTFEN TIKLAYINIZ YAZIYI BÜYÜTÜNÜZ
Logged
DÜNYA İSLAM
σиυя üуєѕι
****



Puan: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1436
Üye ID: 1138

Nerden:


« Yanıtla #29 : 03 Mayıs 2008, 15:49:10 »

Alıntı
Amerikaya ve  İsraile karşı durduğu için böyle bir vahdet içerisinde ele alıyoranız olayı, O zman Venezuella başkanı CHAVEZ i de Vahdet içine alalım nede olsa Amerikaya müthiş bir kini var ve İranın yanında yer alıyor... Böyle sapık bir mezhep ile bir araya, gelip nasıl vahdet oluşacak şaşıyorum.

BU SORUNUN CEVABI
şaşırmayın bu yazdıklarımı okuyunuz.

http://www.davetyolu.com/forum/index.php?topic=13231.0

Ondokuzuncu asrın başlangıcından bu yana İslam dünyası Batı’nın “Endüstri Devrimi’’ adı altında yeni saldırıyla, karşılaşmış bulunuyor. Aslında bu saldırı, öte yandan beri Hristiyanlığın İslam’a karşı var olan kininden doğmaktaydı. Fransa’dan başlayan hücum ise bu taarruzun ilk görüntülerini oluşturuyordu.


Bu saldırı sonucu, hilafet makamı ünvanıyla zahiren korunan siyasi nizamımız çöktü ve İslam toprakları işgal edildi. Batılılar sonra da tutarsız laik alternatifleri sunarak fikri ve ahlaki saldırılarını sürdürdüler. Otuz yıl önce bu saldırı, İslam dünyasının kalbinde Siyonist bir Yahudi devlet kurmakla en tehlikeli hedeflerinden birini gerçekleştirmiş oldu. Diğer yandan kendi uşaklarını, gasbettiği siyasi nizamımızın başına dikmeye devam ettiler

Bu saldırı dönemeçli sinsi bir plan ile uygulanıyordu. Saldırının gerçekleşmesi İsrail’ in kuruluşu ise ancak hilafetin yok edilişiyle olabilirdi. İsrail kurulduktan sonra, hayatını sürdürmesi için de İslam topraklarını yönetenlerin Emperyalizm’in uşakları olması gerekiyordu. Demek bu bağımlı yönetimler, bu saldırının mantıksal ve tabii bir sonucu idi. Birinci yüzü İsrail olan madalyonun arka yüzünü de bunlar oluşturmalıydı. Böylece başladı bu planlar, günümüze kadar da uygulanageldi.

Batı sömürgecileri İslam’ın çöküş uygarlığına son ve öldürücü darbelerini indirmiş bulunduğuna inandığı bir zamanda, İran İslam İnkılabı Batıya karşı taarruzuna başladı ve İslam’ın son asırdaki ilk başarısını gerçekleştirdi. Ölü bir gövde zannettikleri İslam yeniden canlanmaya başlamış, derin bir uykudan uyanıyordu. Ama bu kalkış neredendi acaba? Batılı tecavüzkarların şeytani planlarını uygulamakta büyük ölçüde muvaffak oldukları ve hiç korkmadıkları bir yerden, hem de çok canlı, genç ve görkemli bir kalkış. Yeni bir merhale başlıyordu; hayatımızda iki asırlık zillet ve aşağılığı asırlar boyu cehalet ve gerilmeyi yaşadıktan sonra.

İşte İslam İnkılabı bir takım yeni gerçeklerin temelini ilerleyişiyle atıyordu:

1. Süper güçlere karşı olan korkuyu herkesin ve özellikle Müslüman ve diğer mustaz’afların kafasından çıkardı.

2. İnsanlık için yeni bir uygarlık örneği sunarak, Batı uygarlığını sorgulamaya başladı. Meşhur Fransız düşünür Roger (Graudy) ’’Humeyni Batı uygarlığını sorgulamaya aldı ve İran’lıların hayatına mana kazandırdı.’’ diyerek bunu savunmuştur.

3. İslami güç ve tesiri kırmak için bir asrı aşan çabalara rağmen, İnkılapçı İslam’ın bölge halklarının hayatına oynayabileceği büyük tarihi role açıklık getirdi.

Ama Batı ve uşakları bu İnkılabı kendi yolunda ilerleyip, onlara karşı durup, onların heybet ve hegemonyasını kırmaya seyirci kalır mıydı?

Uzun bir bekleyişten sonra kurak toprağa yağan bir yağmur gibi ümmeti rahatlatan bu sevince göz yumup, inkılabın infilak ettirdiği bu şevkin sürmesine seyirci kalabilir miydi?

İran’ın Müslüman halkının kıyamı ve imkansız sayılan inkılabı, Batı ve uşaklarını büyük bir vahşete düşürdü. Bütün güçleriyle İnkılapçı Müslümanların siyasi hakimiyeti ele geçirmemeleri için çalıştılar. Bunda muvaffak olmadıklarından, değişik mihverler üzerinde hareketi yok etmeye kalkıştılar:

1. İnkılab’ın geçirdiği kargaşalık döneminden yararlanarak çeşitli azınlıkları kışkırtmaya çalşıtılar.

2. İnkılab’la çatışmak ve İran’daki karşıt grupları desteklemek için Emperyalistlerden her türlü yardımı gören grupları harekete geçirerek, içlerinde Şah ve Savak’tan arta kalanların da bulunduğu sağcı, solcu ve ilahi kanunları kabul etmeyen bütün laik grupları seferber ettirme çabasında bulundular.

3. Amerika ve Batı Avrupa ülkelerinin öncülüğünü yaptığı, Amerikan elçiliğinde casusların rehin alınışı sonucunda tamamen aleni bir şekilde ilan ettikleri ekonomik ve siyasi ambargoyu uyguladılar.

4. Saddam ve Irak’ın askeri gücünü kullanarak, İran İslam İnkılabı’na savaş açtılar.

5. İnkılab’ın akışını durdurmak, zengin petrol kaynakları olan ve İsrail’e karşı durabilecek ülkelerde yaşayan Sünni Müslümanların bu İnkılap’tan etkilenmesini önlemek için son girişim olarak da İslam ümmetinin iki fırkası arasında fitne çıkarmak istediler

Fakat (ALLAH’ın yardımıyla) azınlıklar adına yapılan baş kaldırmalar ezilip, şah döneminin kalıntıları yok edildi neticede laiklik cephesindeki muhalefet kendiliğinden söndü ve hatta ambargoyla karşılaştığında bunun sevindirici bir durum olduğu bizzat İmam Humeyni tarafından açıklandı. “İmam’ın İzindeki Müslüman öğrenciler” diye tanınan, casusluk yuvasını işgal eden öğrencilerle görüştüğünde onlara şöyle diyordu; “Biz midemiz için kıyam etmedik; bu nedenle bizlere ambargo uygulayacaklar ve aç kalacağız diye bir korkumuz yoktur. Bizler İslam için kıyam ettik. Nasıl ki asrı Saadette Hz. Muhammed (s.a.v) kıyam etti. Resulullah(s.a.v)’ın karşılaştığı o eziyetlere baktığımızda biz henüz bir şey çekmedik ki’’

Askeri tecavüze gelince, hezimet ve bir yenilgi ateşi olarak, bu komployu uygulayanların kalbinde kaldı. Bütün bu yenilgilere rağmen bizzat Batı Emperyalizm’i ve onun uşakları da bunu itiraf ediyorlardı.

Ama yine de komplonun beşinci ekseni olan Sünni ve Şii kardeşler arasında fitne çıkararak bazı başarılar elde ettiklerini söylemeliyiz. Gerçi bu fitne de sonunda su yüzüne çıkacaktır. Zira İslam Ümmeti bu fitne ateşini alevlendiren şeytanı çok geçmeden tanıyacak ve sömürgecilerin Müslüman halkları bölmek istediğini fark edecektir.

Sömürgeciler, petrol şeyhleri ve tağutlar anlamışlardı ki bu saldırı için silah ve askere değil, sadece fetva verebilecek kimselere ihtiyaç vardır. Bu defa saldırıyı yönetenler sarıklı ve sakallı, resmi, gayri resmi alim sıfatlı kimseler olacaktır. Görüyoruz ki , İslam İnkılabı’na karşı ansızın, namertçe bir saldırı başlatılıyor. Tağutlara boyun eğmiş gibi kimseler, İran İnkılabı’nın bir “Şii inkilabı” olduğunu ve Şiilerinse “fırkâ-ı dalle” (sapık fırka) ya da “kafir” olduklarını sonunda keşfettiklerini açıklıyorlar. Seccadesi üzerinden Şah’ın tahtını salladığı söylenen Ayetullah Humeyni de artık dalalete düşmüş ve kafir ilan ediliyordu. (!) İftira ve yalanlarla dolu Suudi Arabistan’ın yayınlattığı kitabı elinde taşıyan ve cami cami cami dolaşıp onun muhteviyatını halka anlatan müslümanın manzarasına sık sık rastlıyoruz. Elbette bu gençlerden bazısının iyi niyetler taşıdığını ve ALLAH yolunda çalıştıklarını zannettiklerini anlıyoruz? Ama bunu da biliyoruz ki; cehenneme götüren yol bu gibi iyi niyetlerle doludur.

Acaba ne zaman bu gibi gençler iyi niyetlerine rağmen Emperyalist bir planı uyguladıklarını anlayıp vakit geçirmeden kendilerini bu durumdan kurtaracaklar.

Gerçekten de İnkılab’a karşı düşman olan bu kimselerin böyle tutumunu onlara ve onların fikir ve hedeflerine karşı İslam ümmetinin şüphe ve tereddütle bakmasını gerektiriyor.

Onların bu acaip tutumları, İslami hareketi şimdiye kadar karşılaşmadığı bir çıkmaza sokuyor. Zira İslami hareketin saflarında yer alan İslam İnkılabı düşmanları kendi meşrutiyetlerini de kaybetmiş olmaktadır. Şüphesiz ki gerçek bir İslami hareket onları er ya da geç safdışı edecektir.

Zira onlar tarihin itici hareketinin önünde duruyor, İslam ve Müslümanların kalbindeki eşsiz İran örneğini öldürmek isteyenler, kendilerini ölüme mahkum kılmışlardır.

Bilmiyorum şaşırmamak elde mi? Bir çok İslam Ülkesini gezmiş olan bir Filistinli Müslüman genç anlatıyordu:

’’Siyonizm’in işgaline uğramış bu topraklarda (Filistin’de) bazı müslümanların İslam İnkılab’na karşı yürüttüğü iğrenç saldırı her yerden daha fazladır. Halbuki, Filistin halkından daha fazla bu İnkılab’a yakınlık hisseden bir halk da görülmemiştir.’’

Bu girişten sonra, bu kısa yazıda ben genelde müslümanlara ve özel olarak da İslam davasını yürütenlere bazı önemli hakikatleri sunmaya çalışacağım. Sünnilerle Şiilerin kardeşliklerini zedelemeyip, herhangi birini dinden çıkarmadığı hususları anlatmak istemediğim gibi, Şer’i deliler getirerek bu isbata ihtiyaç duymaya, bu hakikatı savunmaya kalkışmak da istemiyorum. Gerçi kör taassub ve cehaletin yaygınlaştırıldığı bu dönemlerde bu gibi araştırmalara da muhtacız. Ama bu konuyu başka bir açıdan ele alıp, şiiilik ve sünnilik hakkında İslami hareketlerin öncüleri sayılan büyük Müslüman alim ve düşünürlerin görüşünü aktarmaya çalışacağım.

Ben iyice biliyorum ki İran İslam inkılabına düşman kesilen, sünnilik ve şiiilik feryadını körükleyen bazı İslami hareketlerin tabanının bu tutumu köklü ve yerleşik bir tutum değildir. Yabancıların, temiz ve ihlaslı gençleri şüphe ve yersiz kısır döngüye sokarak onlara verdikleri ârizi bir tutumdur.

İşte, Muhibiddin Hatib isimli zat, Suudi Arabistan rejimi tarafından defalarca basılıp yayınlanan ve bizzat bu işgaldeki topraklarda (Filistin’de) bile, beş bin adet tekrar yayınlanan kitabında deliler sıralayarak Şiilerin İslam’dan çıktıkları ve kafir olduklarını iddia ediyor. Yazar Müslümanlar arasında tefrika yaratabilmek için her türlü yalan ve iftiraya başvurmuştur. Hatta Şiilerin Kur’an’ının da elimizdeki Kur’an’dan farklı olduğunu söylemiştir.

Sözkonusu kitabın yazarı olan Seyyid Hatib kimdir acaba? Seyyid Hatib “ilerici Arap Gençliği” gibi bir kavmiyetçi grubun saflarında yer alarak Osmanlı İslam Hilafetine karşı savaşmış bir kimsedir. Bu durumunun anlaşılması üzerine, 1905 yıllarında öğrenim için bulunduğu İstanbul’dan Yemen’e kaçarak Şerif Hüseyin’in Arab Kıyamı’nın başlattığında ona iltihak etmiştir. Sonra hilafet devleti tarafından idama mahküm edilmiştir.

Seyyid Hatib Şam’a ancak Türklerin yenilgiye uğrayıp Arap askerlerinin orayı ele geçirmesiyle dönmüş ve sonra da orada “asime” isimli ilk Arapça dergi çıkarmıştır.

Şimdi Müslüman düşünür ve İslami hareketlerin Şiilik ve Sünnilik üzere bu fitne ve boş feryadlar hakkındaki görüş ve tutumlarını açıklamaya çalışalım:

Çağdaş İslami hareketin öncülerinden biri olan Şehid İmam Hasan El Benna, şia-sünni yakınlaştırma fikrini savunanlar arasındadır. Bazılarının imkansız saydığı bu fikir birçok İslam alimi gibi Hasan el Benna’ya göre gerçekleşmesi mümkün ve yakın bir hedef idi. Şehid imam Hasan el Benna; “İslami Mezhepleri Yakınlaştırma Cemiyeti” (Dâru’t Takrib Beyne’l Mezâhibi’l İslâmiye) nin çalışmalarına katılarak topyekün halde (Sünnisiyle, Şiisiyle) müşterek akaid ve ilkeler etrafında toplanıp imanın bir şartı veya dinin bir rüknü olmayan ve dinin tartışma götürmez herhangi bir hükmünü inkar sayılmayan konularda birbirlerini mazur görmeleri fikrini amel sahnesine getirmek için çalıştı.

Üstad Abdülkerim Şirazi Sünni ve Şii ulemasının makalelerini ihtiva eden “İslami vahdet” isimli kitabında “İslami Mezhepleri Yakınlaştırma Cemiyeti”nin kurucularının görüşlerini şöyle açıklamıştır:

“Onlar şu ilkeler üzerinde birleştiler; Allahu Teala’ya inanan ve Hz. Muhammed ve (s.a.v)’e son peygamber olarak iman getiren, Kur’an’ı ilahi kitab, Kabe’yi kıble olarak kabul eden ve beş maruf rükünlere iman getiren, ahirete iman edip dinin tartışma götürmez kesin hükümlerini tatbik eden her şahıs müslüman sayılır.”

Bu ana ilke meşhur dört Ehl-i Sünnet mezhebinin temsilcileri ile Şia’nın imamiyye ve Zeydiye kolunun temsilcilerinin birleştiği nokta idi. Bu cemiyette yer alanlar arasında El Ezher’in şeyhi ve zamanının en yüksek fetva makamı El imamu’l Ekber Abdülmecid Selim ve El İmam Mustafa Abdurrezzak ve Şeyh Şaltut gibi büyük alimler de vardı. Şehid İmam Hasan el Benna’nın bu meseledeki rolünün ne derece olduğunu belirleyecek yeterli bilgi yoktur, ama İhvan-ı Müslimin’in düşünürlerinden biri olan Üstad Salim Behnesavi şöyle diyor:

“İmam Hasan el Benna ve İmam Kummi’nin özel katkılarının olmasıyla İslami mezhepleri yakınlaştırma cemiyeti kurulduğu günden beri İhvan-ı Müslimin ve şia arasındaki işbirliğinin var olması İmam Nevvab Safevi’nin 1954 yılında Kahire’yi ziyaret etmesi neden olmuştur.”

Üstad Behnesavi aynı yerde şöyle demektedir:

“Bu şaşılacak bir şey değil. İki cemaatin gittikleri yol bunu gerektiriyordu. Bilinmektedir ki İmam Hasan el Benna Ayetullah Kaşani ile 1948 yılında Hacc merasiminde görüşmüş ve önemli konular üzerinde anlaşmışlardı.”

Günümüzde İhvan-ı Müslimin önde gelen simalarından Şehid İmam Hasan el Benna’nın talebesi Üstad Abdulmuteal Cebri “Hasan El Benna Niçin Öldürüldü” adlı eserinde bu konuya temas ederek Robert Jakson’dan naklen şöyle diyor:

“Eğer bu kişi (Hasan el Benna) hayatta kalsaydı, çok şeyler gerçekleştirebilirdi. Bu ülke için özellikle Hasan el Benna ve İranlı lider Ayetullah Kaşani şii ile Sünniler arasında ihtilafı kaldırmak üzerinde anlaşacaklardı. Bilindiği üzere bu iki şahsiyet Hicaz’da 1948 yılında görüşmüş ve temel noktalar üzerinde anlaşmışlardır.”

Üstad Cebri bu sözlere atfen şöyle diyor:

“Robert doğru söylemiştir. O siyasi idraki ile İmam Hasan el Benna’nın İslami mezhepleri yakınlaştırmak üzere çabalarını anlamıştır. Bundan birkaç önemli gerçeği çıkarabiliriz.

1: Şiiler ve Sünniler birbirlerini Müslüman görürler.

2-Bunlar arasında uyuşma ve buluşmayı sağlayıp ihtilafları bir kenara atmaları mümkün ve gereklidir. Ve de bu şuurlu İslami hareketlerin mesuliyet çerçevesine dahildir.

3- İmam Şehid Hasan el Benna bu yolda büyük bir çaba göstermiştir.”

Bilindindiği üzere Irak’ta Ihvan-ı Müslimin saflarında yer alan bir çok şii genç var idi. Nevvab Safevi Suriye gezisinde Ihvan-ı Müslimin’in Suriye lideri Dr. Mustafa Sıbai ile görüşmüş ve Sıbai ona bazı Şii gençlerin İhvan yerine laik ve kavmiyetçi örgütlerde çalıştıklarını söylemiş ve bunun üzerine Nevvab orada büyük bir kalabalık karşısında minbere çıkarak şöyle söylemiştir.

“Kim gerçek bir Caferi olmak istiyorsa Ihvan-ı Müslimin’in saflarında yer alsın.”

Nevvab Safevi şii “fedaiyan-ı İslam” örgütünün lideridir.

Üstad Muhammed Ali Zennavi “Yeni Asırda En Büyük İslami Hareketler” adlı kitabında Bernard Lewis’ten naklen şöyle yazıyor:

“Onlar (İslam fedaileri örgütü) mezheplerinin şii olmasıyla birlikte İslami vahdet fikrini taşıyorlar, fikri yönden büyük ölçüde İhvan-ı müslimin örgütüne benziyorlardı. “

Üstad Zennavi daha sonra İslam fedaileri örgütünün ilkelerinden bazısını şöyle özetliyor:

“1- İslam, hayatı tamamen içeren bir nizamdır. 2- Müslümanlar arasında sünnisiyle şiisiyle fırkacılık yapılmamalıdır.”

Sonra Nevvab’ın sözlerini naklediyor:

“Birlikte İslam için çalışalım. İslam’ın şerefi uğruna yaptığımız cihaddan başka her şeyi unutalım. Acaba Müslümanların şuurlanıp Şiilik ve Sünnilik diye tefrikaya düşmekten el çekmelerinin zamanı gelmedi mi?”

Fethi Yeken “El Mevsuat’ul harekiye” adlı kitabının 163. sayfasında Nevvab Safevi’nin Kahire’ye ziyareti hakkında bilgi verdikten sonra Şah tarafından Nevvab Safevi’ye verilen idam hükmü hakkında şöyle diyor: “Zalimce verilen bu hükme İslam ülkelerinde sert bir şekilde karşı çıkıldı. Nevvab Safevi’nin kahramanlığı ve mücadelesini bilen Müslüman halk kitlesi verilen bu hükme karşı tavır koyarak böyle bir hükmün çağımızda büyük bir zayiat olduğunu bildirdiler.”

Fethi Yeken’in görüşüne göre Müslüman bir Şiinin şehadeti İhvan-ı müslimin önde gelen şehidlerinin şehadeti gibidir. O şuna inanmaktadır. Nevvab Safevi ve arkadaşlarının tertemiz kanları ile gelecek nesiller için özgürlük yolunu aydınlatan şüheda kafilesine katılmışlardır. Zamanı geldi, İslam inkılabı İran’da gerçekleşti ve Şahinşahlık imparatorluğu böylece sona erdi. Nitekim Allahu Teala Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Gönderilen peygamber kullarımıza şu sözümüzü geçmişti: Mutlaka kendilerine yardım edilecektir ve galip gelecek olanlar mutlaka bizim ordumuzdur.” (Saffat 171-173)


Üstad Fethi Yeken “El İslamu Fikretun ve hareketin ve inkılabun” adlı kitabının 58. sayfasında şöyle diyor:
“Arapların İran'daki Nevvab ve arkadaşları gibi kimselere de ihtiyaçları vardır. Lakin Arap ülkeleri henüz bunu idrak edememişlerdir. Henüz İslam hareketinin Arap ülkelerine ihtiyaç duymadan tek başına işlerini yürütebileceğini anlayamamışlardır. Acaba şimdi İran İslam Cumhuriyeti Nevvab gibi kimselere sahip midir?”

Üstad Fethi Yeken, Nevvab gibi kişileri bekliyor. Öyleyse niçin Nevvab ve Nevvab’tan daha üstün kimseler İran’da oluşunca birçok yüzler kızardı? Ihvan-ı Müslimin yayınladığı “El Müslimun” adlı derginin 1. sayısının 76. sayfasında Nevvab Safevi’nin görüşünü naklediyor:

“Tağutların Müslümanlara zulmettiği, onları baskı altına aldığı her yer ve her zamanda Müslümanlar mezhebi ihtilaflara önem vermezler. Birbirlerinin sorunlarına mazlum arkadaşlarının dertlerine ortak olurlar. Şüphesiz bizler düşmanın Müslümanlar arasında tefrika çıkarma planlarını boşa çıkarabiliriz. Gerçekten de çeşitli mezheplerin varlığının hiçbir zararı yoktur. Mezhepleri ortadan kaldırmak bizlerin elinden de gelmez. O halde ne yapmalıyız? Bizlerin görevi kalplerinde hastalık olan kimselerin bu durumdan faydalanmalarına izin vermemek olmalıdır.”

Nevvab Safevi sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bizler bugün eğer öldürülmez isek yarın öldürüleceğiz. Bizlerin bu uğurda kurbanlar olması ve kanlarımızın akıtılmasıdır ki İslam’ı diriletecek ve zafere kavuşana kadar korunacaktır. Bugün İslam bu kanlara muhtaçtır. Kan dökülmeden kurbanlar verilmeden hiçbir zaman zafer elde edilmez.”

İhvanı Müslimin ile Şia’nın var olan irtibatları konusunu tamamlamadan şunu da belirtmekte yarar görüyorum. İki sene öncesine kadar Kuzey Yemen’de İhvan-ı Müslimin lideri olan Üstad Abdülmecid Zindani bir Şii idi. Kuzey Yemen’deki İhvan-ı Müslimin’in birçok üyesi de Şiidir. Şimdi de “takrib cemaati” hakkında bazı açıklamalarda bulunalım.

Şimdi de “Takrib Cemaatı” hakkında bazı açıklamalarda bulunalım: Bu konuda ilk önce bu cemaatın önemli üyesi olan El Ezher'in reisi büyük lider Şeyh Mahmud Şeltut'a kulak verelim. O şöyle demekte:

"Ben takrib düşüncesinin çok değerli ve saygın bir metoda sahip olduğuna inanmışım. Bu cemaatın ilk kurulduğu yıllardan bu yana üyesiyim. " (El Vahdet-ul İslamiye, sayfa 20)

Aynı kaynakta sayfa 23'de ise şunları söylemekte:

"Evet el Ezher-i Şerif, çeşitli mezhepleri birbirine yakınlaştırma metodu üzere hareket ederek, İslamî mezheplerin fıkhını, Şia ve Ehl-i Sünnet farkı gözetmektsizin delilleriyle birlikte hiç bir taassuba kapılmadan okutturmayı amaçlamıştır. "

Mekzur kitabın 24. sayfasında ise sözlerini şöyle noktalamakta:

"Ben bir sofra etrafında; bir Mısır'lı İran'lının yanında, bir Lübnan’lı Irak’lının yanında, o da bir Pakistan'lının yanında başka islamî milliyetler de bir arada aynı zamanda Hanefî, Şafiî, Ma­likî, Hanbelî; İmamiye ve Zeydî'nin yanında kardeşlik ruhu, dostluk-muhabbet zevki, ilim-irfan dahilinde oturmuş oldukları halde; fıkhı, tasavvufi, ilmî meselelerde sohbetleri yükselirken onlara hitaben Dar-ut Takrib'in toplantıları hakkında bir konuşma yapmayı çok arzu ediyorum. "




Şeyh Şeltut, takribten maksadın mezhepleri ortadan kaldırmak veya birbirlerine karıştırmak zannıyla takrib düşüncesine karşı çıkanlara işaretle şöyle demekte:

"Dar kafalı, kötü niyetli kimseler takrib düşüncesine karşı gelmekteler. Bu gibi kimseler bütün ümmetler içerisinde bulunurlar; tefrikayı kendi varlıklarını sürdürmek olarak bilenler, heva ve heves ehli, bozguncu, hasta ruhlu kimseler bu düşüncemize karşı gelenlerdir. Onlar kalemlerini tefrika üreten siyasetler için kullanmaktalar, yapıcı hareketlerin sürdürülmesine, Müslümanların birliğine engel olmaktadırlar."

« Son Düzenleme: 03 Mayıs 2008, 15:51:11 Gönderen: DÜNYA İSLAM » Logged

DÜNYA İSLAM
σиυя üуєѕι
****



Puan: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1436
Üye ID: 1138

Nerden:


« Yanıtla #30 : 03 Mayıs 2008, 15:49:50 »

El Ezher konusundan ayrılmadan önce Şeyh Şeltut'un Şia hakkındaki özel fetvasına kulak verelim. Fetvanın bir bölümünde şunlar yer almakta:

"Şia İsna aşeriye adıyla da bilmen Caferi Mezhebi 'ne bütün Ehl-i Sünnet mezheplerine olduğu gibi taklid etmek şer'an caizdir. O halde Müslümanların bu meseleyi bilmeleri, kendilerini haksız olarak belli mezhepler üzerinde taassubtan kurtarmaları gerekir. Ne ALLAH 'in dini ne de O 'nun şeriatı, belirli bir mezhebe tabi değildir... Bunların hepsi ALLAH'ın yanında makbul olan müçtehitlerdir. "

Büyük bir grubu teşkil eden takrib taraftarı alimlerden biri olan Şeyh Muhammed Gazali'nin görüşleriyle bu konuya başlıyalım: "Keyfe Nefhem'ul İslam" kitabının 142. sayfasında şunları yazmakta:

“Hakim olan siyasetler, hakimiyetlerini sürdürebilmek ve üstün olmak için hevaları uğruna gerçekte itikatta olmayan bir çok şeyi itikat içerisine sokmuşlardır. Bu ise müslümanları iki büyük fırkaya bölmüştür. Gerçekte her iki fırka, tek bir ALLAH'a ve ALLAH Resulüne iman etmişlerdir. Hiç biri bir diğerinden dini düzenleyecek ve kurtuluşa kavuşturacak inançlar konusunda eksik değildir."

Aynı sayfada şöyle devam ediyor:

"Ben her ne kadar bir çok farklı meselede Şia’dan farklı düşünüyor ve amel ediyorsam da bu benim bu düşüncemi din olarak kabul etmemi ve karşı tarafı günahkâr saymamı gerektirmez; aynı şekilde de Ehl-i Sünnet mezhepleri içerisindeki farklı düşünceler için de bu böyledir. "

Sayfa 143. de ise şunları demekte:

"Sonuçta, din ayaklar altına alınsın, ümmet iki fırkaya bölünerek birbirlerine düşman olup birbirlerini yok edecek planlar düzenlesinler diye Şia ve Sünnî ihtilaflarını akidevî esaslara dayandırdılar. Bu işi yapanlar aşağıdaki ayetin muhatabıdırlar:

"Dinlerini parça parça edip, grub grub olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ALLAH'a kalmıştır. Sonra ALLAH onlara yaptıklarını haber verecektir." (Enam suresi: 159)


Şeyh Gazali, Mezkur kitabın 144-145. sayfalarında da şöyle demekte:
"Gerçekten her iki fırka ALLAH’ın kitabına ve Resulü 'nün sünnetine inanarak İslam dahilinde birleşmekteler. Bu dinin temel esaslarında hiç bir farkları yoktur. Ama fıkhı meselelerde değişik görüşlere sahip olsalar da bütün İslami mezhepler bu konuda aynı görüştedirler; müçtehid doğru veya hatalı olursa ecrini alır."

Sonra da sözünü bu noktaya kavuşturu­yor:

"Biz fıkhı meselelerle karşılaştığımızda, Şia ve Ehl-i Sünnet arasındaki ihtilafların aynısını Hanefi, Şafiî, Maliki, Hanbelî mezhepleri arasında da var olduğunu görüyoruz. Biz bunların hepsine hakikate ulaşmak yolunda aynı gözle bakıyoruz."

Şeyh Gazali "Nazarat-un fi'l Kur'an" ki­tabında Şia alimlerinden birisinin görüşünü naklederken bu kitabın 79. sayfasında şunları söylüyor:

"Görüşünü naklettiğim bu kimse Şia'nın büyük edib ve fakihlerindendir. Onun bütün görüşlerini nakletmemdeki neden, bazı dar görüşlü kimselerin Şia milletini İslam’ın yabancısı ve İslam'dan sapmış olarak görmesinden dolayıdır. Bu kitabın "Mucize" bölümünde onların daha iyi tanınmaları için daha çok söz edeceğiz. "

Sayfa 158'de Hibetuddin el Hüseyni adında başka bir Şia aliminin görüşünü beyan ederken şöyle diyor:

"Bu zat Şia'nın büyük alimlerindendir. Onun bütün görüşlerinde okuyucular, bu alimin Kur'an’ın mucize oluşu hakkındaki önemli fikirlerine tanık olsunlar diye ve Şia'nın Kur’an’a ne kadar önem verdiklerini ve saygı gösterdiklerini bilmeleri için bu satırları yazdı. "

Evet, İhvan-ı Müslimin'in en büyük Şeyh'i Gazali'nin Şia hakkındaki görüşü budur ve o böylece cehalet karanlığım hakikat nuru ile yok ediyor.

Dr. Suphi Salih "Mealim-uş Şeriat-il İslamiyye" kitabının 52. sayfasında şöyle diyor:

"Şia'ların imamları Peygamber'in sünnetine karşı olabilecek hiç bir söz söylememişlerdir."

şöyle devam ediyor:

"Onların yanında sünnetin çok büyük bir saygınlığı vardır. Şeriat kaynağı olarak onların yanında Kur’an'dan sonra Peygamberin sünneti gelmekledir. "

Üstad Said Havva ise "El islam" kitabının c. 2, 165. sayfasında İslam ülkelerinin parçalanmaları hakkında şöyle demekte:

"Gerçekten de İslam dünyası muhtelif fıkhî mezhep ve gruplardan oluşmuştur. Her bölge de kendine özgü fikir ve mezhebe sahiptir. Bu yüzden diyorum ki: Herkes kendi dili üzere yaşadığı bölgede kendine has yönetime sahip olsa ne mahzuru vardır? Şiaların yaşadığı bölge kendi yönetimlerine, ayrı mezhep ve düşüncede olanlar ise kendi bölgelerinde kendi yönetimlerine sahip olsunlar. Her bölge kendi yönetimi için bir yönetici seçsin ve hepsi birlikte bir merkezi yönetimdeki halifeye tabi olsunlar. "

İşte İhvan-ı Müslimin'in düşünce adamlarından bin olan Said Havva'nın sözleri;

"Şia'nın da İslam gölgesi dahilinde kendine ait bir yönetimi olsun ve Şia da dahil olmak üzere çeşitli mezheplerin olması İslam ve müslümanlara hiç bir zarar getirmez."

İslam araştırmacısı Mustafa Şek'a "İslam bilâ Mezahib" kitabının 182. sayfasında şöyle demekte:

"İmamiye-i İsnâ Aşeriye mezhebine mensup olan şialar bu gün bizlerin ara­sında yaşamaktadırlar. Vahdet ve düşünce­lerin yakınlaşması için de bizlerle çok sıkı irtibatları vardır. Çünkü dinin muhtevası güçlü ve birdir; hiçbir zaman tefrikaya yol açmaz. "

Üstad Muhammed Ebu Zehra ise "İslam mezhepleri Tarihi" kitabının 39. sayfasında diyor ki:

"Şüphesiz Şia, İslamî bir mezheptir. Ama Sebâîleri onlardan ayırt etmek gerekir. Onlar (Sebâîler) Hz. Ali'yi ALLAH yerine koymaktadırlar. Şüphesiz Şiîler ne derlerse kaynakları Kur'an'a ve Resulııllah’ın sünnetine dayanmaktadır."

Aynı kitabın 52. Sayfasında da:

"Onlar Sünnîlere sevgi ve saygı ile bakmakta, asla buğz etmemekteler. "

İhvan-ı Müslümin'nin Irak'taki en büyük liderlerinden olan Dr. Abdulkerim Zeydan "Dirasat'uş Şeriat-il İslamiyye" kitabının 128. sayfasında şöyle diyor:

"Caferi mezhebine tabi olan müslümanlar İran, Irak, Hindistan, Pakistan ve Suriye ile Lübnan 'in bir bölümünde yerleşmişlerdir. Şia ve Ehl-i Sünnet mezhepleri arasında var olan ihtilaflar her mezhebin kendi arasında da vardır"

İhvan-ı Müslimin'nin düşünürlerinden Üstad Salim Behnesavî "Es Sünnet-ül Muftera aleyha" kitabının 60. sayfasında "Şiilerin bizim Kur'an'ımızdan farklı Kur'an'ları vardır" diyen bazı kimselere şöyle cevap vermekte:

"Şiilerin cami ve evlerinde bulunan Kur'an, Sünnilerin ellerindeki Kur 'an 'ın aynısıdır.”

Kitabının 260. sayfasında da şöyle diyor:

"Oniki İmam mezhebi adıyla tanınan Şiîler, İslam ümmetinin eskiden beri ellerinde bulundurduğu Kur 'an’ın bir harfini değiştirmeyi küfür olarak bilmekteler. "

Üstad Behnesavî kitabının 67-75. sayfalarında "Şialar Kur'an'ı değiştirmiştir" diyen kimselere cevaben, Şia alimlerinden bazı nakillerde bulunarak şiilerin büyük fakihlerinden Seyyid Hoyi'nin dilinden kitabın 69. sayfasında şunları yazmakta:

“Herkesin bildiği gibi bütün müslümanlar, Kur 'an'da bir değişiklik olmadığına ittifak etmişlerdir. Bizim elimizdeki Kur'an Rasulullah'a nazil olan Kur 'an’ın ta kendisidir. "

Ünlü bir Şii alimi olan Şeyh Muhammed Rıza Muzaffer'in dilinden de şunları nakletmekte:

"Halihazırda bizim elimizde bulunan ve okuduğumuz Kur'an Rasulullah'a nazil olan Kur'an'dır. Kim bunun aksini söylerse hataya düşmüştür. Çünkü ALLAH'ın sözü azaltılıp fazlalaştırılacak bir söz değildir. (Ki ne önünden, ne de ardından ona batıl gelmez. Hikmet sahibi, çok övülen ALLAH tarafından indirilmiştir).

Diğer bir Şii alimi Gaşif-ul Gıta'dan ise şunları nakletmekte:

"Bu Kur 'an ne fazlalaştırılmış, ne de azaltılmış ne de değiştirilmiştir; bu konu üzerinde bütün müslümanların ittifakı vardır. "

Üstad Salim Bahensavî: "Es Sünnet-ül Müftera aleyha" kitabının başka sayfalarında Şiilerin müslüman olduklarına dair bir çok belge getirmektedir. Daha sonra ise Şia ve Ehl-i Sünnet hadislerinin arasında bazı zayıf ve sahih olmayan hadislerin varlığından bah­setmektedir. Aynı kitabın 61. sayfasında şunları söylüyor:

"Ama Şiilerin inancı olan ismet konusu Sünnîler tarafından kabul edilmemektedir. Bu konuyu biraz açıklamak gerekir; Eğer her iki taraf Oniki İmam’ın bu konuyu belirttiği gibi kabul etseler o zaman birbirlerini tekfir etmezler. Çünkü Oniki imamların hiç bir söz ve amellerini hatalı görmemekte ve onların fikirlerini İslamî olarak kabul etmektedirler; onları sadece teoride masum kabul etmemekteler. Bu da o konuda kaynakları olmamasındandır. Oysa bir şeyin küfre neden olması, ancak Kur’an’da kesin olarak belirtilen ve Resulullah'ın sünneti olan bir mevzunun gerçekten var olduğunu bildiği halde inkar edilmesi suretiyledir. Eğer hadisin Resulullah'tan olmadığını biliyorsa bu yüzden inkar edilmesinden dolayı küfür isnat edilemez. "

Üstad Enver el Cundi "El İslam ve Hareket-ut Tarih" adlı kitabının 420. sayfasında diyor ki:

"İslam Tarihi Ehl-i Sünnet ve Şia ara­sındaki siyasî fikrî tefkrikalarla doludur. Haçlı seferlerinden bu yana İslam birliğinin engellenmesi için bu yabancılar tarafından körüklenmektedir. İslamî mezhebleri, birbirlerine yaklaştırmak isteyen İslamî hareketler ise bu ihtilafların köküne inerek meselenin halli için her zaman çaba sarf etmektedirler. Bu arada Şia ve Sünnî her iki taraf düşmanların amellerini anladıkları için bu ihtilafların azaltılması ve birbirlerine yakınlaşması için gayret göstermişlerdir."

Şimdi bu ihtilafları kimlerin körüklediğini bilmekte miyiz acaba? Bundan kimler yararlanıyor? Acaba bizleri, birbirimizi kafir gör­memiz için ihtilafa davet edenin şeytan olduğunu anlıyabiliyor muyuz? Gerçekte bu ihtilaflar, bu hataya düşenlerin düşündükleri şeylerden daha küçüktür.

Üstad Enver el Cundi aynı kitabın 421. sayfasında şöyle devam ediyor.

"Gerçekten de Şia ve Sünnî arasındaki farklılıklar, Ehli sünnetin kendi aralarındaki var olan farklılıkların benzerleridir."

Daha sonra şöyle devam ediyor:

"Araştırmacılar Şiaları, bazı ifrata düşenlerden ayırmaya dikkat etmelidirler. Çünkü Şia Alimleri bu tür efradı kınamışlardır; ifrat olan şeyler, halka bildirerek onları uyarmışlardır."

Üstad Semih Atıf "El Zeyn el İslam ve Sekafet ul İnsan" kitabında "Kimler Müslümandır" başlığı adı altında bizlere Şia ve Sünnî hakkında bir araştırmasını sunmuştur. Bu kitabın 9. sayfasında şöyle yazmakta:

"Değerli okuyucular, benim bu kitabı yazma nedenlerimi sizlerden gizlemiyorum; günümüzde görülen ihtilaflar, özellikle Sünnî müslümanlar arasına sokulmuş olan ihtilaflardır. Aslında cehaletin yok olmasıyla bu ihtilaflarında yok olması gerekirdi. Maalesef iman ve nefsin zayıflığı bu ihtilafların bazı kimselerde görülmesine neden oluyor. Bu ihtilaf tohumlarım ilk önce İslam ülkelerinin yöneticileri serpmişlerdir; din düşmanları da bundan yararlanarak kendi kuklaları vasıtasıyla bu ülkeleri kendilerine bağımlı hale getirerek müslümanların kanını emmekteler.

Ey dostlar! Ey Şia ve Sünni Müslümanlar! Bu kitapta sizlere bir takım gerçekleri sunmak istiyorum. Özellikle de Şia ve Sünni arasındaki Kur’an’ı anlama hususundaki görüşlerden bahsetmek istiyorum. Şia ve Sünniler hiçbir zaman Kur'an üzerinde ihtilafa düşmemişlerdi!. İhtilaf sadece Kur 'an 'ı anlama ile ilgilidir."

Daha sonra aynı kitabın 98 ve 99. sayfalarında şöyle demekte:

"Böylece milleti rahatsız eden en önemli meselelerin neler olduğunu gördükten sonra, kitabımızı şu cümleler ile bitiriyoruz: Biz Müslümanların özellikle bu zamanda, İslami mezhepleri bir alet edinerek halkın yanlış anlamasına yol açanlara ve halk arasında şüphe tohumları ekenlere karşı koyarak cevab vermemiz gerekir. Bensen hastalığını (bencilliği), ayrılıkçılığı aradan kaldırmalıyız. Müslümanlar arasında ayrılık sokmak isteyenleri engellemeliyiz. Müslümanlar birleşsinler, birbirlerine yardımcı olsunlar, birbirlerine kin duymasın gruplaşmalardan, bencillikten uzaklaşsınlar. Bizler de Raşid Halifelerin birbirlerine yardımları ve fedakârlıklarını kendimize örnek almalıyız. "

Üstad Ebul Hasan Nedvi ise Şia ve Sünnîlerin birbirlerine yakınlaşmaları arzusundadır. Mısır'da yayınlanan "El İ'tisam-ul İslamıyye" dergisinin Hicri 1398, Muharrem sayısında yaptığı bir röportajda şöyle demekte:

"Eğer vahdet gerçekleşse, İslamî düşünce tarihinde hiç görülmemiş bir inkılap meydana gelir. "

Üstad Sabir Tuayme "Tehaddiyat Emam-el Urubeti ve'l İslam" kitabının 208. sayfasında şunları demekte:

"Şia ve Sünnî arasında esasta hiç bir fark olmadığı gerçeğini söylemek gerekir. Çünkü hepsi Tevhid üzeredirler, sadece fer'î meselelerde ihtilafları vardır. Bu ise Sünni mezheplerin kendi aralarındaki ihtilafları gibidir. Hepsi de Kur 'an ve Sünnet üzere bina olmuş dinî esasları kabul etmekteler. Bütün İslamî desturlarla amel ederek helali helal, haramı haram bilmekteler. Sonuçla, Şia ve Sünnî İslam çerçevesi dahilinde iki mezheptir; esasları da Kur'an ve Resulullah'ın sünnetinden alınmıştır. "

İslam alimleri "Şer'î bir meselede İcma'nın olabilmesi için bütün Şia ve Sünnî alimleri o meselede ittifak etmeleri gerekir" inancındadır.

Üstad Abdulvehhab Hilaf"İlm-u Usul-il Fıkh" kitabının 14. baskısı 46. sayfasında şunları demekte:

"İcma'nın dört rüknü vardır; bunlar olmadan icma olmaz. Bu rükün­lerin ikincisi; şer'î bir mesele üzerinde fetva vermede bir bölgenin değil o zamanın bütün müçtehidlerinin o mesele üzerinde ittifakları gerekir.

Örneğin: Bir şer 'î hüküm üzerinde sadece Hicaz bölgesi müçtehidleri veya sadece Harameyn-i Şerifeyn müçtehidleri veya sadece Şia müçtehidleri ya da Ehl-i Sünnet müçtehidleri ittifak etseler, şer'î olarak bu icma kabul olunmaz. Çünkü icma, o zamanın İslam dünyası müçtehidlerinin tümünün ittifakı olmaksızın mümkün değildir. "

O halde Şia'nın görüşü de icmanın geçerli olması için gerekli biliniyorsa, öyleyse nasıl oluyor da Şia sapık mezhep olup yeri cehen­nem oluyor!?

Üstad Şeltut, Ebu Zehra ve Hilafın Üstadı olan Üstad Ahmed İbrahim Bey "İlm-u Usul il Fıkh" kitabının -İslam Kanunu Tarihi- bö­lümünde (sayfa 21) şöyle yazmıştır:

"İmamiye Şia'sından olanlar müslümandırlar; ALLAH 'a, Peygamber'e ve Kur'an'a inanmaktadırlar. Aynı zamanda Hz. Mııhammed (s.a.v)'in insanlık için getirmiş olduğu herşeye iman etmekledirler. Bu mez­hep Fars ülkesinde yerleşmiştir. "

Sayfa 22'de de şöyle demekte:

"Eskiden beri İmamiye Şia'sında bir çok büyük fakihler; bütün ilimler ve sanatlarda var olmuştur. Bunlar çok zeki ve derin düşünceye sahip kimselerdir ve yüzbinlerce kitap telif etmişlerdir. Ben bunların bir çoğunu inceledim".

Bu sözlerinden sonra ise şöyle devam etmekte:

"Şiîler içerisinde bazı kimseler ifrata düşerek İslam çizgisini aşmışlardır. Ama İmamiye Şia’sından o ifratçıların peşinden giden yoktur. "

Logged

DÜNYA İSLAM
σиυя üуєѕι
****



Puan: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1436
Üye ID: 1138

Nerden:


« Yanıtla #31 : 03 Mayıs 2008, 15:50:22 »

Şimdi İslam büyüklerinden ciddi ve tartışma götürmez bu sözlerin hepsini gözler önüne serdikten sonra, İbn-i Teymiye'nin Râfızîler hakkındaki fetvasını hortlatarak İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı çıkmaya ve Oniki İmam şialarını vebal altına almaya çalışan kimselere şöyle söylüyoruz. Bu kimseler özetle şu hatalara düşmüşlerdir:

1- Bu kimseler, bu fetvanın Şiilik hareketinden 600 sene sonra 7. yy da İbn-i Teymiye tarafından verildiğinin farkında değil midirler?

2- Bu kimseler, İbn-i Teymiye zamanı hakkında hiç bir bilgiye sahip değiller mi? O dönem, ihtilafların özelliklede yabancıların İslam ümmetine karşı saldırılarının yoğun olduğu bir dönem idi.

3- Bu kimseler, İran'daki İslam İnkılâb'ına olan öfkelerinden dolayı ve İran İslam İnkılabına karşı siyasetlere tabi olmalarından; İbn-i Teymiye'nin fetvasını dikkatle inceliyerek "Rafızîlik" kelimesinin manasını Oniki İmam Şia'larını kapsayıp kapsamadığına dikkat etmişler midir?

Üstad Enver Cundi "El İslam ve Hareket-ut Tarih" kitabının 242. sayfasında şöyle demekte:

"Rafizîler, ne Şia'dırlar ne de Sünnî".

İmam Muhammed Ebu Zehra ise "İbn-i Teymiye" kitabında Şia'nın Zeydi ve İmamiye-i isnâ-i aşeriye gibi bazı fırkalarından bahsederken onlara karşı (İbn-i Teymiye) hiç bir söz etmemiş, ama sayfa 170'de İsmailiye fırkası hakkında aleyhte sözler etmiş... Onlara sözlü ve yazılı olarak karşı çıkmıştır.

Böylece Şia ve Ehl-i Sünnet ile ilgili bu anlamsız feryat hakkında bazı İslam alimi ve düşünürlerin sözlerini aktarmış olduk…


Oysa İslam İnkılabı, Tanca'dan Cakarta'ya kadar uzanan İslam ümmetine bir canlılık kazandırmıştır. Tahran'da ve Kum'da toplanan müslümanlann yaptıkları mücadeleler, İslam'ın ilk dönemlerinde müslümanların elde ettikleri zaferleri hatırlatmaktadır.

İnkılabın başlangıcından itibaren geçen her gün halkın katılımı ve mücadelesi hızla artmaktaydı. Bu inkılabı seven ve destekleyen müslüman topluluklar; Kahire Muiz ve Dimeşk'de... sokaklara döküldüler. Bu sevgi ve destek Karaçi, Hartum, İstanbul ve Beytul Muakaddes'in etrafında, bütün müslümanların bulunduğu her yerde yayıldı.

Batı Almanya'da İhvan-ı Müslimin'nin eski liderlerinden Üstad İsam el Attar; ömrü boyunca zalimlere boyun eymeyen bu alim "İnkılabın Kökleri" hakkında bir kitab yazmıştır. Bu kitapta inkılabı savunuyor, destekliyor ve İmam Humeyni'yi tebrik ediyor. Üstad'ın inkılabı destekleyici ve savunucu konuşmaları kasetlere alınarak; bu kasetler İslam gençliği arasında yayılmıştır. Aynı zaman da üstad Attar tarafından yayınlanan "Er-Raid" dergisi, inkılabı destekleme ve hedeflerini açıklamada önemli rol oynamıştır.

Sudan'da İhvan-ı Müslim Hareketi düşünce ve faaliyeti, Hartum Üniversitesi gençliği ile aynı paraleldeydi. Bu müslümanlar çok ciddi bir şekilde inkılabı destekleyip savundular. Çok ciddi bir düşünür ve siyasetçi olarak tanınan Sudan İhvan-ı Müslimin hareketinin lideri Dr. Hasan Turabi İran'a giderek İmam ile görüştüğünde, İmam Humeyni'ye inkılabı ve önderlerini desteklediklerini ilan etti.

Tunus İslamî Hareketi tarafından yayınlanan "El Marifet" dergisi de inkılabı desteklediğini ilan etti; aynı zamanda bütün müslümanlardan bu inkılabı desteklemelerini istedi. Bu destek o dereceye kadar ulaştı ki; Tunus İslamî hareketinin lideri Raşid el Gannuşi bu dergide yayınladığı bir makalede İmam Humeyni'yi bütün Müslümanların rehberi olarak tanıdığını ilan etti. Bu da Burgiba rejiminin dergiyi kapatarak İslamî hareketin liderlerini tutuklamasına neden oldu.

Yine İslamî Hareket hakkında Üstad Gannuşi şöyle demekte:

"Bu hareket; Hasan el Benna, Mevdudi, Kutup ve Humeyni liderliğinde aydınlandı."

Gannuşi ve Turabi'nin birlikte yazdıkları "El Hareket’ul İslamiyye ve't Tahdis" kitabının 16 ve 17. sayfalarında şöyle yazılmakta:

'"İran İslam inkılabının Zaferi İslam 'da yeni bir dönem açtı. "

Aynı kitabın 17. sayfasında "İslamî Hareketten Amacımız Nedir" başlığı altında şöyle yazmakta:

"Bizim İslamî hareketten gayemiz, İslam'dan kaynaklanmış bir toplumun ve bütün İslâm camiasının bir hakim yöne­tim altında olmasıdır. Bu da üç temel üzere dayanır: Ihvan-ı Müslimin, Pakistan İslam Cemaatı ve İran 'da İmam Humeyni hareketi ".

24. sayfada da şöyle yazmakta:

"İran'da başlamış olan bu hareket, bütün bölgelerdeki özgürlükçü hareketlerin en büyük ve en önemlisidir. Bu hareket İslam'ı tağutlardan kurtararak, tağutların karşısına dikilmesini sağlamıştır. "

Lübnan'da İslamî Hareket, İran İslam İnkılabını çok geniş ve güçlü bir şekilde destekledi. İslamî Hareket Lideri Fethi Yeken meşhur "El Eman" dergisinde, İnkılabı çok güzel bir şekilde karşılıyarak, bir çok defa İran'a gidip konferanslara katıldı ve bu kon­feranslarda bir çok makaleler sundu.

Ürdün'de İhvan-ı Müslimin mesulü Muhammed Abdurrahman Halife İran'a gitmeden önce ve gittikten sonra İran İnkilabını desteklediğini ilan etti. İbrahim Zeyd el Gilânî, Kral Hüseyin'den aynı yolda hareket etmesini istedi.

Üstad Yusuf el Azm meşhur şiirinde bütün müslümanlardan İmam Humeyni'nin rehberliğini desteklemelerini istedi ve bu şiiri bir çok İslamî dergide yayınlandı. Bu şiirin son mısraları şöyledir.

"İmam ve liderimiz Humeyni, yıktı zalimlerin sarayını

Korkmadı ölümden ve ateşin sıcaklığından

Biz madalya verdik ona kanımızı

İlerledik, dönmeyiz bir daha

Böylece şirk ve şüphe karanlığını kaldırdık ortadan

Ta ki nur ve huzur dönsün dünyaya "


Mısır'da "Ed Dava", "El İ'tisam", "El Muhtar-ul İslamî" dergilen, İran İslam İnkılabını destekleyerek bu İnkılabın İslam İnkılabı olduğuna dair makaleler yayınladılar. Saddam'ın İran'a saldırısıyla ilgili savaşın başlamasında "El İ'tisam" dergisi Hicri 1400 Zilhicce ayında yayınladığı sayısındaki bir makalede:
"Mişel Eflak'ın talebesi islamî İran 'da yeni bir hadisiye meydana getirmek istiyor." diye yazmıştı.Aynı dergi o sayının 10. sayfasında "Kör Eden Sebepler" başlığı altında şunları yazmakta:

"İran İslam İnkılabının Irak'ta yayılmasından korkan; Saddam, İran'da şahlık ordusunun çökerek İslamî bir orduya dönüşmesi aşa­masında, henüz ordu esaslı bir şekilde dü­zenlenip yerleşmeden bu orduya karşı savaşarak yok edebilme fırsatını ganimet bildi. "

1401 Hicrî yılı Muharrem ayı sayısında 36. sayfada Ihvan-ı Müslimın yazarlarından Cabir Rızk savaşın nedenleri hakkında şunları yazmıştır:

"Savaş; Amerika'nın bütün oyunlarının İran’ın inkılapçı Müslümanları tarafından bozulmasından sonra başladı. "

37. Sayfasında da şunları yazmakta:

"Saddam, Irak nüfusunun dört katı fazlasına sahip ve Haç 'a tapan Yahudi ve emperyalistler karşısına dikilmiş bir milletle savaştığını unutmuştu."

Daha sonra bu sözlerine şunları eklemekte:

"İran milleti kan dökücü Baas rejimini yıkmak ve zafere ulaşmak için ciddiyetle, bütün gücü ile bu savaşı devam ettiriyor aynı zamanda bu savaşı devam ettirebilmek için hiç görülmemiş bir ruhî hazırlık sergiliyordu. Onlar şehadete kavuşmayı mutluluk olarak görüyor, zaferin islam İnkılabının olduğuna inanıyorlardı."

Üstad Cabır Rızk daha sonra sömürücülerin bu savaştaki hedeflerinin İnkilabı yok etmek olduğunu zikrederek şunları yazmakta:

"İran İnkılabını yıkmakla İran 'da olduğu gibi diğer ülkelerde de halkın ayaklanmaları ve çıkarları olan rejimleri kaybetme korkuları ortadan kalkmış olacaktı."

Sonra şu sözlerle makalesini tamamlamakta:

"Ama zafer ALLAH'in Hizbi'nindir... Bununla birlikte cihad etmek, şehid olmak gerekir."

"Gerçekten de ALLAH kendi yolunda yardım edenlerin yardımcısıdır ve gerçekten de ALLAH güçlü ve mağlub olmayandır."



Burada maksat; müslümanları cihada teşvik etmek, harekete geçirmektir. Böylece ALLAH onlara ücretlerini vererek, zafere kavuştursun.

Budur savaşın muhtevası; Suud'un hiç bir şey bilmez, saf adamları aldatmak için söyledikleri değil! Onlar şii olan İran, sünnî olan Irak'ı yok etmek istiyor demekteler; bu körü körüne düşünceler ne kadar da üzülecek şeylerdir. Halkın kalbine bu tür kinler sokanlar ne kadar günahkârdırlar.

"El İ'tisam" dergisi Hicrî 1401 Safer ayı sayısında kapağına şunu yazmıştı:

"Bu İnkılab, yapılan hesapları bozarak geleneksel seyri değiştirdi."

Aynı dergi 39. sayfasında şunu soru olarak sormakta: "İran İnkılabı neden bu yeni dönemin en büyük inkılabı sayılır? "

İran İslam İnkılabının zaferinin ikinci yıl dönümü ile ilgili yazılan bu makalenin sonunda yazar, şahlık rejiminin gücü ve yaptığı zulümlerden bahsederek şunları demekte:

"Bütün bunlara rağmen binlerce insanın şehadetinden sonra İran İnkılabı zafere kavuştu. Bu İnkılab, yerinde olumlu ciddi teori ve pratiği ile çağımız tarihinde en büyük inkılaptır. Bu nedenlerden dolayı yapılan bütün hesapları bozarak geleneksel seyri değiştirdi. "

Mısır İhvan-ı Müslimin uluslar arası teşkilatı Tahran'daki Amerikan Büyük Elçiliği'nin işgali ile ilgili yayınladığı bir bildiriyle tavrını ilan etti:

"Bu iş sadece İran'la sınırlı olsaydı bunun bir çaresi olabilirdi, ama bu gün 20. yy. da İslam ve müslüman halklar her yerde sömürgeciler ve siyonizme karşı kanlarını dökerek, şehitler vererek ALLAH'ın hakimiyetini savunmaktalar. "

Bu bildiride İslam İnkılabı hakkında açıklamalar yaparak, bu İnkılabı zayıflatmak isteyenleri dört grubta toplamaktadır:

"Birincisi, İslam 'ı hakkıyla tanıyamayan ve şimdiye kadar da yanlış yolda yaşamış kimselerdir. Bu kimseler, ALLAH'tan bağışlanmalarını dilemeli ve aynı zamanda anlayışlı olmaya, bakış açılarını düzeltmeye çalışmalıdır... İkincisi, İslam adına İslam düşmanlarının çıkarlarına çalışan, sözleriyle kardeşliği ve birliği yok eden kimselerdir. Üçüncüsü, hiç bir iradeye sahip olmayan başkaları tarafından yönlendirilen müslüman kimseler. Dördüncüsü ise, her iki tarafta da belli makamlara ulaşmak için çalışan iki yüzlü münafık kimselerdir. "

Saddam'ın İslam İnkılabı'na saldırı başlatmasından sonra İhvan-ı Müslimin uluslararası teşkilatı Irak halkına hitaben bir bildiri yayınlayarak ALLAH'ı tanımayan Baas Partisine hücumda bulundu. Bu bildiride şunlar söylenmişti: "Bu savaş çaresiz, mıtstaz'af kadın, çocuk ve erkeklerin kurtuluşu için değildir. İran'ın müslüman halkı ise Siyonizm, Amerika ve bütün sömürgecilerden kendilerini eşsiz ve yiğitçe bir direnişle kurtararak insanlık tarihinde görülmemiş güçlü bir tslamî inkılabı gerçekleştirdiler; bu da İslam ve müslümanlar için iftihar edecekleri bir müslüman liderin rehberliğinde olmuştur."

Daha sonra tecavüzkâr Saddam'ın emelleri hakkında şöyle demekte:

"Saddam'ın hedefi, İslam hareketini yıkmak ve İran'dan kaynaklanan İslamî özgürlük nurunu söndürmekti. "

Sonra sözünü Irak halkına hitaben şöyle sürdürmekte:

"Celladınızı öldürün! Elinize geçen şu günkü fırsat elinize bir daha geçmez. Silahlarınızı bırakın ve İnkılab askerlerine katılın, İslam İnkılabı sizlerin inkılabıdır."

Bu konudaki Pakistan Islamî Cemaatı'nın görüşünü Mevdudi'nın fetvasında görebiliriz:

"Ed Dava" dergisinin 1979 yılında Kahire'de yayınlanan 29. sayısında, Üstad Mevdudi İran İslam İnkılabı hakkında sorulan bir soruya şöyle cevap veriyor:

"Humeyni önderliğinde gerçekleşen inkılab, islamî bir inkılab olup, bu İnkılaba İslamî grublar öncülük etmektedir ve islamî hareket içerisinde yetişen, islamî yaşantıya sahip gençlik bu İnkılapta yer almaktadır. Bu inkılabı desteklemek ve her konuda yardımcı olmak, bütün Müslümanların, özellikle İslamî cemaatların vazifesidir."

Mevdudi' nin İslam İnkılabı karşısında almış olduğu şer'i tavrı budur. Bizlerden İnkılabı desteklememizi ve yardımcı olmamızı istiyor.

Bu İnkılaba karşı olanlar kimlerdir? İran'a karşı, Haçlı seferlerine benzer bu savaşı kimler düzenlemiştir? Elbetteki bu, İslam üzerine hesaplan olan art niyetli kimselerin işidir.

Bu fetva ile ilgili sözümüzü bitirmeden önce, bu "Mevdudi bu sözlerini terketmiş!" diğer bir gencin sözlerini sizlere aktarmak istiyorum. O da bu sözü güya güvendiği bir kimseden nakletmiş. Karşısında hayret ettiğim bu sözlerin kaynağını öğrenince hayretim kayboluverdi. Oysa bu "Fetvasını terk etmiş" sözü, fetvasının yayınlandığı dergide yayınlanmış olsaydı daha inandırıcı olmaz mıydı? Fakat böyle bir söz ne "Ed Dava" dergisinde, ne de başka bir dergide yayınlanmıştır, ne de yayınlanabilir. Çünkü bunu, bu sözü uyduranlardan başka kimse bilmiyor. Dahası Mevdudi (ALLAH rahmet etsin) bu fetvayı yayınladıktan bir ay sonra ölmüştür.

El Ezher'in tavrını ise önceki mes'ulü, Londra'da yayınlanan "Eş Şark-ul Evsat" gazetesinin 3. yıl 762. sayısında yaptığı bir söyleşi de şöyle belirtmiştir:

"İmam Humeyni İslam'a sâdık bir müslüman kardeşimizdir. Müslümanlar mezheplerindeki farklılıklarına rağmen İslam 'da kardeştirler. Benim İslam bayrağı altında olduğum gibi Humeyni de İslam bayrağı altındadır. "

İslamî Gençlik Hareketi içerisinde elden ele dolaşan, Fethi Yeken'in son zamanlarda yayınlanan "Ebcediyat-ut Tasavvur-il Harekı El Amel-il İslamî" kitabının 48. sayfasında sömürücülerin İslam karşısındaki planlarına dikkat çekerek şöyle demekte:

"İran İslam inkılabı’nın ne Doğu 'ya ne Batı 'ya taviz vermeyişi ve sadece İslamî bir inkılab oluşu nedeniyle bütün küfür güçlerinin onun karşısında dikilmeleri bizim sözlerimizin doğruluğuna yakın tarihimizde güzel bir şahittir."

Bakınız İslamî gençlik bu gün kimin sözlerine kulak vermekte, Ebu Ala Mevdudi ve Üstad Fethi Yeken'e mi? Yoksa İslam'a hizmet ettiklerini zanneden dar görüşlü, zavallı kimselere mi?

Bu konudaki sözlerimize, (Mısır'da ka­patıldıktan sonra yayın hayatına Nemsa'da devam eden) "Ed Dava" dergisinin Hicrî 1402, Receb (1982-Mayıs) tarihli 72. sayısının 20. sayfasındaki şu alıntılarla son vereceğiz:

"Günümüz dünyasında her tarafı kuşatan uyanışın bir meyvesi de İran İslam İnkılabıdır. Çünkü bu İnkılab bütün zorluklar ve engellere rağmen İslam'a ve müslümanlara karşı olan çok güçlü bir sultayı ortadan kaldırdı."

Görüyoruz ki, "Ed Dava" dergisi İran'dakı inkılabı İslamî bir inkılab olarak kabul ediyor ve bu inkılabın önceden de söylediğimiz genel İslamî uyanışın bir meyvesi olduğunu belirtiyor. Ama sömürücüler İnkılabın akışını değiştirebilmek için onun önüne bir çok engeller çıkarmaktalar. İslam'a teslim olan müslümanların vazifesi, bu engelleri yok ederek sömürücü ve küfür güçlerine fırsat vermemektir.

Şimdiye kadar aktardığımız bu sözler Sünnî İslamî hareket alimlerinin ve aydınlarının sözleridir. Bunlarla birlikte şimdi de İmam Humeyni'nin bazı sözlerini aktaracağız. İmam Humeyni Paris'e gittikten sonra, İnkılabın esaslarıyla ilgili bir soruya şöyle cevab vermiştir:

"

Müslümanları Şia ve Sünnî diye bölen nedenler, artık günümüzde yoktur... Hepimiz Müslümanız. Bu İnkılâp İslamî'dir... Hepimiz İslam dahilinde kardeşiz."
Üstad Gannuşi "El Hareket-ül İslamiyye ve't Tahdis" kitabının 21. sayfasında İmam Humeyni’den şunları naklediyor:

"Biz Hz. Mııhammed'e (s.a.v) nazil olan İslam'la hükmetmeyi istiyoruz. Sünnî ile Şia arasında bir fark yoktur. Çünkü Resululllah zamanında mezhepler yoktu."

Cezayir'de düzenlenen 14. İslamî Düşünce Konferansında İmam Humeyni tarafından gönderilen tebliğci Seyyid Hadi Husrovşahî şunları söylemişti:

"Ey kardeşlerim! Düşmanlar Şia-Sünnî diye bir fark gözetmeksizin, İslam’ı evrensel bir inanç ve ideoloji görerek onu yok etmek istiyorlar. Bu yüzden bu konuda ihtilaf çıkartıcı her söz ve amel küfrün safında İslam'a ve müslümanlara karşı olmak manasındadır. Bu ise İmam Humeyni'nin verdiği fetvaya göre şer 'an haramdır. "

Acaba bütün bu sözlerden sonra İnkılab'ın cevherini ve onun ilahi yönlerini algılayabildik mi?

...Evet bu gün İslam yeniden Batı'nın karşısına dikilmiştir ve İran'lı müslümanlar, diğer bütün muttaki müslümanların yanında yer alarak İslamî hareket bayrağını ellerine almış (ALLAH rızası olan) hedeflerine kavuşmak için her yerde İslam'ın yardımına koşmaktadırlar.

1.2.1982 tarihli Kudüs'te yayınlanan "Dıraset-ul Arabıyye" dergisinin İnkılab'a saldırı mahiyetinde yayınladığı Mısır'lı hristiyan ve Marksist Gali Şükrü'nün sözlerine kulak verelim:

"Gözümüzün önünde apaçık çok acayip şeyler görmekteyiz; bir grub marksist olarak tanınan aydın, bir göz kırpmada, kafası taş gibi müslüman olmaktalar... Kimliklerinde mesihî olan bazı kimseler de ansızın aşırı müslüman olmaktalar... Batı kültüründe yetişmiş bir çok aydın da, bir bakıyorsunuz kayıtsız şartsız şark düşüncesine kapılıyor. Böylece bir süre Batı 'da yetişmiş Arap aydınları da, Batı düşüncesi, Liberalizm, Marksizim ve Milliyetçiliğin tükendiğini belirtip; uzun süredir kaybettiğimiz aslımıza dönmeliyiz diyerek Humeyni bayrağı altında toplanmışlar!"

Gali Şükrü'nün bu sözleri, kendisinin İslam İnkılabının mahiyetini ve etkisini Müslümanlardan daha çok anladığını göstermektedir.

Makalemizi İmam Humeyni’nin 17 yıl önce Hicrî 1384'de yaptığı bir konuşmasından şu bölümünü aktararak tamamlamak istiyoruz:

"İslam aleminde Ehl-i Sünnet ve Şia arasında ihtilaf çıkarmaya çalışan kirli eller ne Sünnî, ne de Şiidir... Onlar sömürücülerin elleridir, onlar îslamî ülkeleri ellerimizden koparmaya çalışmaktadırlar, onlar çeşitli hilelerle servetimize el koymak istemektedirler ve onlardır Şia-Sünnî arasında ihtilaf çıkartanlar "
Logged

DÜNYA İSLAM
σиυя üуєѕι
****



Puan: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1436
Üye ID: 1138

Nerden:


« Yanıtla #32 : 03 Mayıs 2008, 16:05:01 »

AYRICA GÜZEL KARDEŞİM YAZDIKLARINIZI CIMBIZLAMA YAPMADIK.HEPSİNİ TEK TEK YAZMAK BURDAKİ KARDEŞLERİMİZİ SIKAR.
BİRDE ŞU VAR,Şİİ VE SÜNNİ İHTİLAFLARI HATTA SİZİN BİLMEDİĞİNİZ KONULARIN DELİLLERİ HEPSİ AKLIMIZDADIR.
BİZİM YANİ EHLİ SÜNNETİN DELİLLERİ VE İSPATLARINI İNCE AYRINTIYA KADAR BİLİYORUZ.BUNUN NEDENİ İSE BAZI KATI VE TAASUBKAR ŞİİLERİ BİLGİLENDİRMEK AMACIYLADIR.
 İSLAMİ CİHAD KOMUTANI ŞEHİD FETHİ ŞEKAKİNİN DEDİĞİ VE KALEME ALDIĞI GİBİ,BUNLARIN YAPAY MESELELER OLDUĞUNU GÖRDÜK.
BİLHASSA KULAKTAN DUYMA YERİNE VEYA İNTERNET SİTELERİNDE HARMANLANMIŞ İÇİNE SIZDIRILMIŞ ÖZELLİKLE ARAPÇAYAZILARI OKUYARAK DEĞİL. GÖREREK VE KARŞILIKLI KONUŞARAK
YERİNDE,MENBAĞINDA MESELELERE MUDAHİL OLDUK.
İSMİ ÖMER OLANLARADA BİR ŞEY YAPILMIYOR.
 ÖZELLİKLE BU YANLIŞLIKLARI ÖNLEMEK,HALKI BİLİNÇLENDİRMEK,BU TÜR İHTİLAFLARI GİDERMEK İÇİN İRANDA İRŞAD BAKANLIĞI KURULDU.
ALLAH İRANLI MÜSLÜMANLARA YARDIM ETSİN ,ÇÜNKÜ HEM İÇİNDEKİ AF EDERSİNİZ DANGALAKLARLA UĞRAŞMAK HEMDE DIŞARDAKİ BU TÜR PROPAGALARLA UĞRAŞMAK VE MÜSLÜMANLARIN VAHDETİNİ SAVUNMAK İÇİN BAYAĞI UĞRAŞIYORLAR.

Logged

şuheda_öncü
σиυя üуєѕι
****



Puan: 6
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1213
Üye ID: 1600

Nerden:


« Yanıtla #33 : 03 Mayıs 2008, 16:14:05 »

Şimdi İslam büyüklerinden ciddi ve tartışma götürmez bu sözlerin hepsini gözler önüne serdikten sonra, İbn-i Teymiye'nin Râfızîler hakkındaki fetvasını hortlatarak İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı çıkmaya ve Oniki İmam şialarını vebal altına almaya çalışan kimselere şöyle söylüyoruz. Bu kimseler özetle şu hatalara düşmüşlerdir:

1- Bu kimseler, bu fetvanın Şiilik hareketinden 600 sene sonra 7. yy da İbn-i Teymiye tarafından verildiğinin farkında değil midirler?

2- Bu kimseler, İbn-i Teymiye zamanı hakkında hiç bir bilgiye sahip değiller mi? O dönem, ihtilafların özelliklede yabancıların İslam ümmetine karşı saldırılarının yoğun olduğu bir dönem idi.

3- Bu kimseler, İran'daki İslam İnkılâb'ına olan öfkelerinden dolayı ve İran İslam İnkılabına karşı siyasetlere tabi olmalarından; İbn-i Teymiye'nin fetvasını dikkatle inceliyerek "Rafızîlik" kelimesinin manasını Oniki İmam Şia'larını kapsayıp kapsamadığına dikkat etmişler midir?

Üstad Enver Cundi "El İslam ve Hareket-ut Tarih" kitabının 242. sayfasında şöyle demekte:

"Rafizîler, ne Şia'dırlar ne de Sünnî".

İmam Muhammed Ebu Zehra ise "İbn-i Teymiye" kitabında Şia'nın Zeydi ve İmamiye-i isnâ-i aşeriye gibi bazı fırkalarından bahsederken onlara karşı (İbn-i Teymiye) hiç bir söz etmemiş, ama sayfa 170'de İsmailiye fırkası hakkında aleyhte sözler etmiş... Onlara sözlü ve yazılı olarak karşı çıkmıştır.

Böylece Şia ve Ehl-i Sünnet ile ilgili bu anlamsız feryat hakkında bazı İslam alimi ve düşünürlerin sözlerini aktarmış olduk…


Oysa İslam İnkılabı, Tanca'dan Cakarta'ya kadar uzanan İslam ümmetine bir canlılık kazandırmıştır. Tahran'da ve Kum'da toplanan müslümanlann yaptıkları mücadeleler, İslam'ın ilk dönemlerinde müslümanların elde ettikleri zaferleri hatırlatmaktadır.

İnkılabın başlangıcından itibaren geçen her gün halkın katılımı ve mücadelesi hızla artmaktaydı. Bu inkılabı seven ve destekleyen müslüman topluluklar; Kahire Muiz ve Dimeşk'de... sokaklara döküldüler. Bu sevgi ve destek Karaçi, Hartum, İstanbul ve Beytul Muakaddes'in etrafında, bütün müslümanların bulunduğu her yerde yayıldı.

Batı Almanya'da İhvan-ı Müslimin'nin eski liderlerinden Üstad İsam el Attar; ömrü boyunca zalimlere boyun eymeyen bu alim "İnkılabın Kökleri" hakkında bir kitab yazmıştır. Bu kitapta inkılabı savunuyor, destekliyor ve İmam Humeyni'yi tebrik ediyor. Üstad'ın inkılabı destekleyici ve savunucu konuşmaları kasetlere alınarak; bu kasetler İslam gençliği arasında yayılmıştır. Aynı zaman da üstad Attar tarafından yayınlanan "Er-Raid" dergisi, inkılabı destekleme ve hedeflerini açıklamada önemli rol oynamıştır.

Sudan'da İhvan-ı Müslim Hareketi düşünce ve faaliyeti, Hartum Üniversitesi gençliği ile aynı paraleldeydi. Bu müslümanlar çok ciddi bir şekilde inkılabı destekleyip savundular. Çok ciddi bir düşünür ve siyasetçi olarak tanınan Sudan İhvan-ı Müslimin hareketinin lideri Dr. Hasan Turabi İran'a giderek İmam ile görüştüğünde, İmam Humeyni'ye inkılabı ve önderlerini desteklediklerini ilan etti.

Tunus İslamî Hareketi tarafından yayınlanan "El Marifet" dergisi de inkılabı desteklediğini ilan etti; aynı zamanda bütün müslümanlardan bu inkılabı desteklemelerini istedi. Bu destek o dereceye kadar ulaştı ki; Tunus İslamî hareketinin lideri Raşid el Gannuşi bu dergide yayınladığı bir makalede İmam Humeyni'yi bütün Müslümanların rehberi olarak tanıdığını ilan etti. Bu da Burgiba rejiminin dergiyi kapatarak İslamî hareketin liderlerini tutuklamasına neden oldu.

Yine İslamî Hareket hakkında Üstad Gannuşi şöyle demekte:

"Bu hareket; Hasan el Benna, Mevdudi, Kutup ve Humeyni liderliğinde aydınlandı."

Gannuşi ve Turabi'nin birlikte yazdıkları "El Hareket’ul İslamiyye ve't Tahdis" kitabının 16 ve 17. sayfalarında şöyle yazılmakta:

'"İran İslam inkılabının Zaferi İslam 'da yeni bir dönem açtı. "

Aynı kitabın 17. sayfasında "İslamî Hareketten Amacımız Nedir" başlığı altında şöyle yazmakta:

"Bizim İslamî hareketten gayemiz, İslam'dan kaynaklanmış bir toplumun ve bütün İslâm camiasının bir hakim yöne­tim altında olmasıdır. Bu da üç temel üzere dayanır: Ihvan-ı Müslimin, Pakistan İslam Cemaatı ve İran 'da İmam Humeyni hareketi ".

24. sayfada da şöyle yazmakta:

"İran'da başlamış olan bu hareket, bütün bölgelerdeki özgürlükçü hareketlerin en büyük ve en önemlisidir. Bu hareket İslam'ı tağutlardan kurtararak, tağutların karşısına dikilmesini sağlamıştır. "

Lübnan'da İslamî Hareket, İran İslam İnkılabını çok geniş ve güçlü bir şekilde destekledi. İslamî Hareket Lideri Fethi Yeken meşhur "El Eman" dergisinde, İnkılabı çok güzel bir şekilde karşılıyarak, bir çok defa İran'a gidip konferanslara katıldı ve bu kon­feranslarda bir çok makaleler sundu.

Ürdün'de İhvan-ı Müslimin mesulü Muhammed Abdurrahman Halife İran'a gitmeden önce ve gittikten sonra İran İnkilabını desteklediğini ilan etti. İbrahim Zeyd el Gilânî, Kral Hüseyin'den aynı yolda hareket etmesini istedi.

Üstad Yusuf el Azm meşhur şiirinde bütün müslümanlardan İmam Humeyni'nin rehberliğini desteklemelerini istedi ve bu şiiri bir çok İslamî dergide yayınlandı. Bu şiirin son mısraları şöyledir.

"İmam ve liderimiz Humeyni, yıktı zalimlerin sarayını

Korkmadı ölümden ve ateşin sıcaklığından

Biz madalya verdik ona kanımızı

İlerledik, dönmeyiz bir daha

Böylece şirk ve şüphe karanlığını kaldırdık ortadan

Ta ki nur ve huzur dönsün dünyaya "


Mısır'da "Ed Dava", "El İ'tisam", "El Muhtar-ul İslamî" dergilen, İran İslam İnkılabını destekleyerek bu İnkılabın İslam İnkılabı olduğuna dair makaleler yayınladılar. Saddam'ın İran'a saldırısıyla ilgili savaşın başlamasında "El İ'tisam" dergisi Hicri 1400 Zilhicce ayında yayınladığı sayısındaki bir makalede:
"Mişel Eflak'ın talebesi islamî İran 'da yeni bir hadisiye meydana getirmek istiyor." diye yazmıştı.Aynı dergi o sayının 10. sayfasında "Kör Eden Sebepler" başlığı altında şunları yazmakta:

"İran İslam İnkılabının Irak'ta yayılmasından korkan; Saddam, İran'da şahlık ordusunun çökerek İslamî bir orduya dönüşmesi aşa­masında, henüz ordu esaslı bir şekilde dü­zenlenip yerleşmeden bu orduya karşı savaşarak yok edebilme fırsatını ganimet bildi. "

1401 Hicrî yılı Muharrem ayı sayısında 36. sayfada Ihvan-ı Müslimın yazarlarından Cabir Rızk savaşın nedenleri hakkında şunları yazmıştır:

"Savaş; Amerika'nın bütün oyunlarının İran’ın inkılapçı Müslümanları tarafından bozulmasından sonra başladı. "

37. Sayfasında da şunları yazmakta:

"Saddam, Irak nüfusunun dört katı fazlasına sahip ve Haç 'a tapan Yahudi ve emperyalistler karşısına dikilmiş bir milletle savaştığını unutmuştu."

Daha sonra bu sözlerine şunları eklemekte:

"İran milleti kan dökücü Baas rejimini yıkmak ve zafere ulaşmak için ciddiyetle, bütün gücü ile bu savaşı devam ettiriyor aynı zamanda bu savaşı devam ettirebilmek için hiç görülmemiş bir ruhî hazırlık sergiliyordu. Onlar şehadete kavuşmayı mutluluk olarak görüyor, zaferin islam İnkılabının olduğuna inanıyorlardı."

Üstad Cabır Rızk daha sonra sömürücülerin bu savaştaki hedeflerinin İnkilabı yok etmek olduğunu zikrederek şunları yazmakta:

"İran İnkılabını yıkmakla İran 'da olduğu gibi diğer ülkelerde de halkın ayaklanmaları ve çıkarları olan rejimleri kaybetme korkuları ortadan kalkmış olacaktı."

Sonra şu sözlerle makalesini tamamlamakta:

"Ama zafer ALLAH'in Hizbi'nindir... Bununla birlikte cihad etmek, şehid olmak gerekir."

"Gerçekten de ALLAH kendi yolunda yardım edenlerin yardımcısıdır ve gerçekten de ALLAH güçlü ve mağlub olmayandır."



Burada maksat; müslümanları cihada teşvik etmek, harekete geçirmektir. Böylece ALLAH onlara ücretlerini vererek, zafere kavuştursun.

Budur savaşın muhtevası; Suud'un hiç bir şey bilmez, saf adamları aldatmak için söyledikleri değil! Onlar şii olan İran, sünnî olan Irak'ı yok etmek istiyor demekteler; bu körü körüne düşünceler ne kadar da üzülecek şeylerdir. Halkın kalbine bu tür kinler sokanlar ne kadar günahkârdırlar.

"El İ'tisam" dergisi Hicrî 1401 Safer ayı sayısında kapağına şunu yazmıştı:

"Bu İnkılab, yapılan hesapları bozarak geleneksel seyri değiştirdi."

Aynı dergi 39. sayfasında şunu soru olarak sormakta: "İran İnkılabı neden bu yeni dönemin en büyük inkılabı sayılır? "

İran İslam İnkılabının zaferinin ikinci yıl dönümü ile ilgili yazılan bu makalenin sonunda yazar, şahlık rejiminin gücü ve yaptığı zulümlerden bahsederek şunları demekte:

"Bütün bunlara rağmen binlerce insanın şehadetinden sonra İran İnkılabı zafere kavuştu. Bu İnkılab, yerinde olumlu ciddi teori ve pratiği ile çağımız tarihinde en büyük inkılaptır. Bu nedenlerden dolayı yapılan bütün hesapları bozarak geleneksel seyri değiştirdi. "

Mısır İhvan-ı Müslimin uluslar arası teşkilatı Tahran'daki Amerikan Büyük Elçiliği'nin işgali ile ilgili yayınladığı bir bildiriyle tavrını ilan etti:

"Bu iş sadece İran'la sınırlı olsaydı bunun bir çaresi olabilirdi, ama bu gün 20. yy. da İslam ve müslüman halklar her yerde sömürgeciler ve siyonizme karşı kanlarını dökerek, şehitler vererek ALLAH'ın hakimiyetini savunmaktalar. "

Bu bildiride İslam İnkılabı hakkında açıklamalar yaparak, bu İnkılabı zayıflatmak isteyenleri dört grubta toplamaktadır:

"Birincisi, İslam 'ı hakkıyla tanıyamayan ve şimdiye kadar da yanlış yolda yaşamış kimselerdir. Bu kimseler, ALLAH'tan bağışlanmalarını dilemeli ve aynı zamanda anlayışlı olmaya, bakış açılarını düzeltmeye çalışmalıdır... İkincisi, İslam adına İslam düşmanlarının çıkarlarına çalışan, sözleriyle kardeşliği ve birliği yok eden kimselerdir. Üçüncüsü, hiç bir iradeye sahip olmayan başkaları tarafından yönlendirilen müslüman kimseler. Dördüncüsü ise, her iki tarafta da belli makamlara ulaşmak için çalışan iki yüzlü münafık kimselerdir. "

Saddam'ın İslam İnkılabı'na saldırı başlatmasından sonra İhvan-ı Müslimin uluslararası teşkilatı Irak halkına hitaben bir bildiri yayınlayarak ALLAH'ı tanımayan Baas Partisine hücumda bulundu. Bu bildiride şunlar söylenmişti: "Bu savaş çaresiz, mıtstaz'af kadın, çocuk ve erkeklerin kurtuluşu için değildir. İran'ın müslüman halkı ise Siyonizm, Amerika ve bütün sömürgecilerden kendilerini eşsiz ve yiğitçe bir direnişle kurtararak insanlık tarihinde görülmemiş güçlü bir tslamî inkılabı gerçekleştirdiler; bu da İslam ve müslümanlar için iftihar edecekleri bir müslüman liderin rehberliğinde olmuştur."

Daha sonra tecavüzkâr Saddam'ın emelleri hakkında şöyle demekte:

"Saddam'ın hedefi, İslam hareketini yıkmak ve İran'dan kaynaklanan İslamî özgürlük nurunu söndürmekti. "

Sonra sözünü Irak halkına hitaben şöyle sürdürmekte:

"Celladınızı öldürün! Elinize geçen şu günkü fırsat elinize bir daha geçmez. Silahlarınızı bırakın ve İnkılab askerlerine katılın, İslam İnkılabı sizlerin inkılabıdır."

Bu konudaki Pakistan Islamî Cemaatı'nın görüşünü Mevdudi'nın fetvasında görebiliriz:

"Ed Dava" dergisinin 1979 yılında Kahire'de yayınlanan 29. sayısında, Üstad Mevdudi İran İslam İnkılabı hakkında sorulan bir soruya şöyle cevap veriyor:

"Humeyni önderliğinde gerçekleşen inkılab, islamî bir inkılab olup, bu İnkılaba İslamî grublar öncülük etmektedir ve islamî hareket içerisinde yetişen, islamî yaşantıya sahip gençlik bu İnkılapta yer almaktadır. Bu inkılabı desteklemek ve her konuda yardımcı olmak, bütün Müslümanların, özellikle İslamî cemaatların vazifesidir."

Mevdudi' nin İslam İnkılabı karşısında almış olduğu şer'i tavrı budur. Bizlerden İnkılabı desteklememizi ve yardımcı olmamızı istiyor.

Bu İnkılaba karşı olanlar kimlerdir? İran'a karşı, Haçlı seferlerine benzer bu savaşı kimler düzenlemiştir? Elbetteki bu, İslam üzerine hesaplan olan art niyetli kimselerin işidir.

Bu fetva ile ilgili sözümüzü bitirmeden önce, bu "Mevdudi bu sözlerini terketmiş!" diğer bir gencin sözlerini sizlere aktarmak istiyorum. O da bu sözü güya güvendiği bir kimseden nakletmiş. Karşısında hayret ettiğim bu sözlerin kaynağını öğrenince hayretim kayboluverdi. Oysa bu "Fetvasını terk etmiş" sözü, fetvasının yayınlandığı dergide yayınlanmış olsaydı daha inandırıcı olmaz mıydı? Fakat böyle bir söz ne "Ed Dava" dergisinde, ne de başka bir dergide yayınlanmıştır, ne de yayınlanabilir. Çünkü bunu, bu sözü uyduranlardan başka kimse bilmiyor. Dahası Mevdudi (ALLAH rahmet etsin) bu fetvayı yayınladıktan bir ay sonra ölmüştür.

El Ezher'in tavrını ise önceki mes'ulü, Londra'da yayınlanan "Eş Şark-ul Evsat" gazetesinin 3. yıl 762. sayısında yaptığı bir söyleşi de şöyle belirtmiştir:

"İmam Humeyni İslam'a sâdık bir müslüman kardeşimizdir. Müslümanlar mezheplerindeki farklılıklarına rağmen İslam 'da kardeştirler. Benim İslam bayrağı altında olduğum gibi Humeyni de İslam bayrağı altındadır. "

İslamî Gençlik Hareketi içerisinde elden ele dolaşan, Fethi Yeken'in son zamanlarda yayınlanan "Ebcediyat-ut Tasavvur-il Harekı El Amel-il İslamî" kitabının 48. sayfasında sömürücülerin İslam karşısındaki planlarına dikkat çekerek şöyle demekte:

"İran İslam inkılabı’nın ne Doğu 'ya ne Batı 'ya taviz vermeyişi ve sadece İslamî bir inkılab oluşu nedeniyle bütün küfür güçlerinin onun karşısında dikilmeleri bizim sözlerimizin doğruluğuna yakın tarihimizde güzel bir şahittir."

Bakınız İslamî gençlik bu gün kimin sözlerine kulak vermekte, Ebu Ala Mevdudi ve Üstad Fethi Yeken'e mi? Yoksa İslam'a hizmet ettiklerini zanneden dar görüşlü, zavallı kimselere mi?

Bu konudaki sözlerimize, (Mısır'da ka­patıldıktan sonra yayın hayatına Nemsa'da devam eden) "Ed Dava" dergisinin Hicrî 1402, Receb (1982-Mayıs) tarihli 72. sayısının 20. sayfasındaki şu alıntılarla son vereceğiz:

"Günümüz dünyasında her tarafı kuşatan uyanışın bir meyvesi de İran İslam İnkılabıdır. Çünkü bu İnkılab bütün zorluklar ve engellere rağmen İslam'a ve müslümanlara karşı olan çok güçlü bir sultayı ortadan kaldırdı."

Görüyoruz ki, "Ed Dava" dergisi İran'dakı inkılabı İslamî bir inkılab olarak kabul ediyor ve bu inkılabın önceden de söylediğimiz genel İslamî uyanışın bir meyvesi olduğunu belirtiyor. Ama sömürücüler İnkılabın akışını değiştirebilmek için onun önüne bir çok engeller çıkarmaktalar. İslam'a teslim olan müslümanların vazifesi, bu engelleri yok ederek sömürücü ve küfür güçlerine fırsat vermemektir.

Şimdiye kadar aktardığımız bu sözler Sünnî İslamî hareket alimlerinin ve aydınlarının sözleridir. Bunlarla birlikte şimdi de İmam Humeyni'nin bazı sözlerini aktaracağız. İmam Humeyni Paris'e gittikten sonra, İnkılabın esaslarıyla ilgili bir soruya şöyle cevab vermiştir:

"

Müslümanları Şia ve Sünnî diye bölen nedenler, artık günümüzde yoktur... Hepimiz Müslümanız. Bu İnkılâp İslamî'dir... Hepimiz İslam dahilinde kardeşiz."
Üstad Gannuşi "El Hareket-ül İslamiyye ve't Tahdis" kitabının 21. sayfasında İmam Humeyni’den şunları naklediyor:

"Biz Hz. Mııhammed'e (s.a.v) nazil olan İslam'la hükmetmeyi istiyoruz. Sünnî ile Şia arasında bir fark yoktur. Çünkü Resululllah zamanında mezhepler yoktu."

Cezayir'de düzenlenen 14. İslamî Düşünce Konferansında İmam Humeyni tarafından gönderilen tebliğci Seyyid Hadi Husrovşahî şunları söylemişti:

"Ey kardeşlerim! Düşmanlar Şia-Sünnî diye bir fark gözetmeksizin, İslam’ı evrensel bir inanç ve ideoloji görerek onu yok etmek istiyorlar. Bu yüzden bu konuda ihtilaf çıkartıcı her söz ve amel küfrün safında İslam'a ve müslümanlara karşı olmak manasındadır. Bu ise İmam Humeyni'nin verdiği fetvaya göre şer 'an haramdır. "

Acaba bütün bu sözlerden sonra İnkılab'ın cevherini ve onun ilahi yönlerini algılayabildik mi?

...Evet bu gün İslam yeniden Batı'nın karşısına dikilmiştir ve İran'lı müslümanlar, diğer bütün muttaki müslümanların yanında yer alarak İslamî hareket bayrağını ellerine almış (ALLAH rızası olan) hedeflerine kavuşmak için her yerde İslam'ın yardımına koşmaktadırlar.

1.2.1982 tarihli Kudüs'te yayınlanan "Dıraset-ul Arabıyye" dergisinin İnkılab'a saldırı mahiyetinde yayınladığı Mısır'lı hristiyan ve Marksist Gali Şükrü'nün sözlerine kulak verelim:

"Gözümüzün önünde apaçık çok acayip şeyler görmekteyiz; bir grub marksist olarak tanınan aydın, bir göz kırpmada, kafası taş gibi müslüman olmaktalar... Kimliklerinde mesihî olan bazı kimseler de ansızın aşırı müslüman olmaktalar... Batı kültüründe yetişmiş bir çok aydın da, bir bakıyorsunuz kayıtsız şartsız şark düşüncesine kapılıyor. Böylece bir süre Batı 'da yetişmiş Arap aydınları da, Batı düşüncesi, Liberalizm, Marksizim ve Milliyetçiliğin tükendiğini belirtip; uzun süredir kaybettiğimiz aslımıza dönmeliyiz diyerek Humeyni bayrağı altında toplanmışlar!"

Gali Şükrü'nün bu sözleri, kendisinin İslam İnkılabının mahiyetini ve etkisini Müslümanlardan daha çok anladığını göstermektedir.

Makalemizi İmam Humeyni’nin 17 yıl önce Hicrî 1384'de yaptığı bir konuşmasından şu bölümünü aktararak tamamlamak istiyoruz:

"İslam aleminde Ehl-i Sünnet ve Şia arasında ihtilaf çıkarmaya çalışan kirli eller ne Sünnî, ne de Şiidir... Onlar sömürücülerin elleridir, onlar îslamî ülkeleri ellerimizden koparmaya çalışmaktadırlar, onlar çeşitli hilelerle servetimize el koymak istemektedirler ve onlardır Şia-Sünnî arasında ihtilaf çıkartanlar "


kardeş konuyu silmemen için kopyaladım hakkını helal et...
Logged

ALLAH KULUNA KAFİ DEĞİL Mİ..
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 209
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 6158
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #34 : 03 Mayıs 2008, 16:30:32 »

değerli kardeşim oncelıkle dın kardeşimiz olduğun için ALLAH razı olsun...evvela vahhabilik kokusu aldım yazılarda...ve şunu dıyeyım kardeş sen kendin bıazzat gözlerinle bazı şia kıtapolarını dırek okudun mu?okumuş olabılırsın de...ama sana bunu soyeleyeyım yukarda kı yazıların çoğu sallamadır...yanlış anlama bak yanlış cumle kurmuyorum diyorum kı: çoğu sallamadır o yazıların...

ve şia kaynaklarında iranda bazı bir gurup şianın imam ali (r.a) yi ilah olarak gorduklerı yazılır ve bunun doğru olmadığını yazarlar...ke3sinlikle hem de... Smiley

yazık dıyorum yazık yukarda iki üç mesajını okudum ..yanlız usundu ama yanlıuş fıkırler çoktu...neden mı fıkır dedim çunku çoğu dayanaksızdır...kafadan sallamadır adevet ve nefretten dolayı denmıştır...cevap vermek iyi değil diye duşunuyorum ama yıne de kısa bır ıkı yanlışını,yanlış anlama bır iki yanlış yok onlarca yanlıştan ben bır ıkı tanesini yazacağım inşaallah..

1)evvela allame tabataba i kuran ı kerimin kesınlıklke değişmemiş ve tamamen mnasıl nazil olmuş HALIYLE oyle bızlere ulaştığını soyler(BU ALİM ŞİANIN EN BUYUK ALLAMELERINDENDİR VE BU ALİMİ TAKIP EDEN MİLYONLARCA ŞLİA VAR VE SİZ KARDEŞİM ALLAH AŞKINA DUYGUSAL YAKLAŞMA YUKARDA YAZILAN YAZDI ,YANLIŞ YAZIDA BU MILYONLARCA ŞİAYA KURU YALAN BİR İFTİRA ETTİĞİNI ANLAMAZ MISIN ?GÖRMEZ MISIN..evet bu yazıların ınan çok kuçuk ama bunların da aramızda ihtilaf oluşturacak kadar buyuk olmayan şeylerdir...)kesinlikele değişmemiş diyen bir suru şia alimi vardır.

2)ashabdan rivayet almazlar mı dıyorsunuz...bu da yalan sadece sapık olan gurupta bu var...bak şia kaynaklarınta allame suphanının bir kitabında buharıden sunnılerın yararlandığı kaynaklardan faydalanılmıştır...bu arda allame tabatabai de çok faydalanmöıştır...ve biz sunnilerin temel kaynaklarını oluşturan kaynaklarından yararlanırlar. Allame subhani der kı en sağlam tarih kitabı siyer yansıtan kıtap ibn i hişamdir..aynı zaman da ibn i ishak ibn i kesir ibn i esir ve bizim temel dayanağımız olan kıtaplardan yaralanırlar..hım kendi özel kıtapları var...en çok tanınan sahabı rıvayetlerini kullanırlar..

3-halifeleri kafir görmezler kufur uzere görmmezler.kusura bakma aklımda kalan kadarıyla yazacağım ebil hadid der kı(ebıl hadid şianın rivayetlerinden en çok yararlandığı kişidr):hz ali(r.a) dan önce gelen üç halife de (r.a) kurana göre hareket etmışlerdır...ama hatalar olmuştur...ama kesınlıkle kafır olmadıklarını kufur uzere olmadıklarını yazar...hatta şehit ayetullah murtaza mutahhari hz ömerin hayatından çok guzel bir örneği insanlara guze3l ornek diye göstermıştır...

4- fıkıh kon usunda kusura bakma onların çoğunun fıkhı amellerini sunnı kaynaklarda rastlamışımdır...ama farklı noktalarda vardır kı bu sunnıler arasında da farklılık göstermıştır..bu arada ben şia mezhebi uzerine de namaz kılmışımdır :)ama farklı noktalar var...

5-ehlibeytin tabıkı kuran da özel bır yeri ayrılmıştır:

ayet te hz muhammed mustafa aleyhisselatu vesselam a hitap edilerek,muslumanlara ,onlara yaptıklarına karşılık bır ucret istemediğini ve sadece ehlibeyti sevmelerini emır buyurmuştur...

6-hz fatıma hz ali ve çocukları hz hasan ve hasan ...tabı kı sunnı kaynaklarda ehlıbeyt konusunda ihtilaf vardır...bazı sünnı kaynaklarda bunların ehlıbeyt olduğunu yazarlar soylerler..ve rıvayet vardır.....

7- hadis konusunda ise sunnılerle çoğu aynı kaynaklardan yararlanırlar...

8-imamlarına nıspet edilen her sözu doğru kabul ederler konusu yanlış bır sozdur çünkü..

Allame cafer subhani bazı bir yerde en buyuk imama ait olduğu soylenen ve kıtaplarında yer alan bazi cümlelere şupheyle bakmıştır...hım

9-kendi kaynaklarını hiçö irdelemeden kabul ederler konusu ise de uyanlıştır biz şialrın kısımlara ayrıldıuğını bılırız..ben bazı allamelerin kendi kaynaklarında gelken bazı rıvayetleri irdelediği konusuna da rastladım..

10- diyeceğim ŞUDUR BAZI SAPIK KIMSELERİN AMELLERİNİ ALIP,ÇOK TEMIZ OLAN TAKVA SAHIBI OLAN YUZBINLERCE ŞİANIN DA BOYLE HAREKET ETTIKLERINI DEMEK ZULUM OLUR MU OLMAZ MI ?CEVAP İSTERİM YA DA BEN CEVAP VEREYIM SIZ KARDEŞİME :

BİR SUÇLU OLSUN VE O KİŞİ BİR GEMIDE OLSA VE O GEMIDE BINLERCE MAHSUM OLSA,VE BİZDE O TEK SUÇLU YUZUNDEN O GEMIYI BATIRSAK VE O MAHSUMLARI DA KATLETSEK EN BUYUK ZULUM SAYILMAZ MI ,?YINE BEN CEVAP VEREYIM :EN BUYUK ZULUMLERDEN OLUR...

HIM SAİD NURSİ DER Kİ:EL HASIL SÜNNİLER İLE ŞİALAR ARALARINDA KI BU EHEMMIYETSİZ TARTIŞMAYI BITIRIP BIRLEŞMELİLER DİYOR..VE BU IKI KISIMDA BOYLE YAPARSA KUFUR DEVLETİ BİRİNİ ALET EDER YIKAR BIRINI SONRA DA DIĞER ALKET EDİNDİĞİNİ DE YIKAR...

bak kardeş bu cumlelerde her iki tarafta karşılıklı bır tartışma olduğunu goruyoruz peki kardeş asrınmuceddidi sapık kımslerle bırleşin der mı?demek şialar da hataları olmasına rağmen sapık değildir..kuçuyk bırt kı8smı hariç...ve ustad der kı onlarla birleşin...

yanlış hatırlamıyorsam onun sozu  der ki:cevizin özune ınmeyen ,cevizin özünü de kabuğu zanneder..

değerli kardeş başlattığın bu konuya ekledıklerın kesinlikle yanlış şeyler uzere vbına edilmiş ve bazen zulumkarca bır genelleme yapılmış ve bazen de bu kadar buyutulmeyecek hatalarıo olduğunu yazmışsın.çiçek.

ben ce iyivce bir araştır..sapık olanlarla hak olanları aynı kefeye koymayın...

bu tartışmayı bıtırmek gerek vahdet yapılmalıdır tabı kı temız guzel olan kardeşlerle..ustad said nursi vahdet diyor o konuda diyor kı şialarla sunnıler vahgdet kurmalılar dıyor...

yoksa kardeş senın dediğin gibi bunlarla vahdet kurulmaz demek yanlış olur kı dayandığın kaynaklarının çok çok buyuk bır kısmı yanlış tır...sapık mezhepler vardır ama bunu7 şialarda kendi içlerinde boyle kımseler olduğunu zaten değinmekteler...

murtaza mutahharı der ki:asıl şia tamamen kurana bağlanan sunnete bağlanan ALLAH reswulune bağlanan ve imam alinin hareketlerini yapan kı8mslerdir..kardeş işte bunu soyleyen bır şiadır ve

imam humeynı de :sunnılerle vahdet kurmak ve bu boş ihtilafı kaldırmak için çok çalışmışlar...

ve sunnılerdenn buyuk alımlerde :hakıkı şiaları ovmektedirler kı ıranda bunlar mevcuttur..sapık olan kışıler de olabılır..

BENCE BU KONUYU BOŞUNAN EHEMMIYETSIZ OLAN BU KONUYU EHEMMIYETSİZCE UZXATMANIN ANLAMI YOKTUR..DEDİĞİM GİBİ BEN YUZEYSEL OLARAK YAZDIĞIN ŞEYLERİN ÇOĞU YERLERİNİN YANLIŞ OLDUĞUNU YAZDIM...YAZMASINA AMA BIR SURU DE YANLIŞ HAYLA VARDIR...FIKIHTA DA KURANA DAYANIRLAR ,BAZI ŞEYLER KURANDA YOKTUR ,BU YUZDEN ONEM DERECESINE GÖRE KAYNAKLARDAN YARARLKANIRLAR..

VESSELAM
« Son Düzenleme: 03 Mayıs 2008, 16:34:46 Gönderen: Abbas » Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
DÜNYA İSLAM
σиυя üуєѕι
****



Puan: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1436
Üye ID: 1138

Nerden:


« Yanıtla #35 : 03 Mayıs 2008, 16:30:50 »

Alıntı
...ikincisi yahya abbas kardeşim neden sen alimlerin şiia hakında ki kafir hükümlerinden ikisini önüme sunup kendi bildiğin anlamda yorum getiriyorsun ki? ki imam Malik,imam Şafii,imam Ahmed bin hambel, imama Gazali v.s. gibi alimlerin hükümlerini cvp olarak yazmadın... Ehli sünnet vel cemate göre  Şii/Rafiziler kafirlikle itham edilmiştir ki bunları onların kendi sapık düşüncelerinde de açıkca görüyoruz...

EL CAVAP;

Şeyh Gazali, Mezkur kitabın 144-145. sayfalarında da şöyle demekte:
"Gerçekten her iki fırka ALLAH’ın kitabına ve Resulü 'nün sünnetine inanarak İslam dahilinde birleşmekteler. Bu dinin temel esaslarında hiç bir farkları yoktur. Ama fıkhı meselelerde değişik görüşlere sahip olsalar da bütün İslami mezhepler bu konuda aynı görüştedirler; müçtehid doğru veya hatalı olursa ecrini alır."
özellikle imamı azam ve imam malik hz.ali torunlarının tek tek şehid olduklarını görünce onlarda kılınç yerine ilimleriyle kılınçtan daha keskin mucadele ederek,imamı azam ırakta,imam malik medinede ehli beyt safında yer aldı,mevcut yönetime karşı geldiler.sonunda ise işkence ve kırbaç cezasına çarptırıldılar.
yine imamı şafide ehlibeyt tarftarı olduğu için bir takım cezalara maruz kaldı.
bu bilgiler bu mubarek zatların hayatını anlatan kitaplarda vardır.


BİR ÖRNEK DAHA;
Alıntı
Ehli Sünnet'e Göre:
ALLAH'ın bir olduğuna, ortağı, benzeri olmadığına ,kul ile ALLAH arasında vasıta bulunmadığına iman ederler. Sıfat hususundaki ayetlere tevil, inkar ve teşbih yapmaksızın inanırlar. ALLAH dini tebliğ için peygamberler göndermiştir. Onlar da dini tebliğ etmişler hiçbir şeyi gizlememişlerdir. Gaybı sadece ALLAH'ın bildiğine inanırlar. Şefaatin ALLAH'ın izni şartına bağlı olduğuna, duanın, adağın ve kurbanın sadece ALLAH için olacağına, ALLAH'-dan başkasına caiz olmadığına inanırlar. Hayır ve şerrin ALLAH'ın mülkünde olduğuna, ALLAH'tan başkasının diri olsun ölü olsun kainatta tasarruf ve yetkisinin olmadığına, her
kesin ALLAH'ın fadl ve rahmetine muhtaç olduğuna inanırlar. ALLAH'ı bilmek ise akıldan önce Şeriat ve ALLAH'ın ayetleriyle olacağına inanırlar. Her zaman hakkı bulması mümkün olmayan aklıyla insan imanını kuvvetlendirir.

Şiiler'e Göre:
ALLAH'ın birliğine iman ederler fakat bu inancı bazı şirke götüren tutumlarıyla bulandırırlar ALLAH'tan başkalarına, kullara dua eder onlardan isterler ve "Ya Ali, Ya Hüseyin, Ya Zeyneb" derler. ALLAH'tan başkasına kurban keserler ve adak adarlar Ölülerden ihtiyaçlarının giderilmesini isterler Kendilerince malum duaları vardır. Bu dualarla ibadet ederler imamlarının masum olduğuna ve gaybı bildiklerine inanırlar, imamlarının kainatı idare ettiklerine inanırlar. Bu batıl inançlarını bina etmek için de kendilerine göre bir tasavvuf yolu icad ederler. Evliyanın, kutupların ve Ehli beytin (ALLAH'ın kudretinin dışında) hususi güç ve kuvvetlerinin olduğuna inanırlar. Dinde imtiyazlı bir tabaka olduğunu yayarlar ve bu imtiyazın veraset yoluyla oğullarına geçtiğini öğretirler. ALLAH'ı bilmenin akıl ile olduğuna Kur'an ayetlerinin aklın te'kidi mahiyetinde olduğuna. Kur'an'ın yeni şey getirmediğine inanırlar. Onlara göre Kur'an aklın eriştiği marifeti kuvvetlendirir.


EHLİ SÜNNETTE EVLİYALAR VE ONLARIN KERAMETİ HAKTIR.BU MUBAREK İNSANLARIN BULUNDUĞU KONUM İTİBARİYLE DUALARDA İSİMLERİ ZİKREDİLİRKİ EHLİ SÜNNET ALİMLERİ BUNDA BİR SAKINCA GÖRMEZ.BU MESELE ŞİADAN ÇOK EHLİ SÜNNETİNDE İÇİNDE  BİR İHTİLAFİ BİR MESELEDİR.
MASUMLUK MESELESİ İSE İMAM RABBANİNİN 347. MEKTUBUNU OKUYUNUZ.
BÜYÜK GÜNAH İŞLEMEME KONUSUNU KAST EDERLER.HATTA EHLİ SÜNNETİN ALİMLERİNDEN VE İMAM RABBANİNİN TALEBELERİNDEN OLAN BİR ALİME HALK İMAM MASUM ADINI VERMİŞTİR.ÇÜNKÜ BU KİŞİNİN HİÇ BİR YANLIŞINA RASTLANMAMIŞTIR.
DEVRİMCİ SÜFİ LİDER İMAMI RABBANİ KİTABINA MURACCAT EDİNİZ BURDA İMAM RABBANİYİ VE MUCADELESİNİ VE TALEBELERİNİ ÇOK GÜZEL ANLATIR.
DİĞER SÖYLEDİKLERİNİZ İSE EHLİ SÜNNETTE VE TASAVVUFDA VAR KABUL EDİLEN MESELELERDİR.
KABUL EDİP ETMEMEK KİŞİYE KALMIŞ BİR MESELE OLUP,İMANI BİR İNANÇ DEĞİLDİR.
AMA EVLİYANIN KEREMETİ HAKTIR.ALLAHIN SEVGİLİ VE VELİ DOSTLARI VARDIR.ALLAH ONLARA BAZI RUTBELER İHSAN ETMİŞTİR.

KONUYU UZATMAK HER KELİMEYİ MERCEK ALTINA ALIP YAZMAK ÖZELLİKLE BURDA GEREK YOK.
SONRA EHLİ SÜNNETTE EHLİ KIBLE TEKFİR EDİLMEZ.İMAMI AZAMIN EL İHTİYAR VE DİĞER ESERLERİNDE BU KONU YAZILIR. VS VS VS
« Son Düzenleme: 03 Mayıs 2008, 16:49:51 Gönderen: DÜNYA İSLAM » Logged

Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 209
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 6158
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #36 : 03 Mayıs 2008, 16:52:43 »

bak kardeşim bu yazım şianın en buyuk kaynaklarından alınmıştır..allame tabatabaiye ayit olsa gerek..
yukarda yazdığım cumlelerle aynı içerikte guzel şeyler var bak kardeş...

2.1. Gulat Fırkası

İmam Ali (as) veya evlatlarını haşa ilah sayan kimselere gulat denir.Bazı yazarlar gulat’ı, şia fırkalarından saymış ve bu grub hakkındaki eleştirilerini bütün Şiilere yöneltmiştir. Bu grup haşa ALLAH’ın Hz.Ali (as) cisminde hulul ettiğine Hz.Ali’nin (as) ALLAH’ın yeryüzündeki görüntüsü olduğuna inanmışlardır.Bunları Caferiyye (yani şia) ile aynı saymak, bir görmek, bunların inançlarını Caferiyyeye/şiaya mâletmek büyük bir zulümdür. Şia ve şianın mübarek İmamları (as) bu fırkalardan teberri etmişler/uzaklaşmışlar, onları kafir olarak kabul etmişlerdir.Caferiyye tenasuhun/reenkarnasyonun, hululun ve ALLAH’ı cisim bilmenin şiddetle karşısındadır.Hikmet ve kelama ait Caferiyye kitapları binleri aşmaktadır.Her kitapta ALLAH’ın noksan sıfatlardan münezzeh oluşu delilleriyle yazılıdır.Kendilerini şiadan sayan, fakat Caferiyye tarafından mülhid ve kafir oldukları bildirilen fırkalarla Caferiyye aynı fırkaymış gibi değerlendirilmemelidir.

Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 209
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 6158
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #37 : 03 Mayıs 2008, 17:01:59 »

DEĞERLİ KARDEŞ YUKARDA YAZDIKLARININ BUYUK BIR KISMINA CEVAPTIR BU KISIM ALLAME TABATABAİDEN ALİNTIDIR...HIM NAMAZ KONUSUNDA KI FARKLILIK YIN ESUNNI KAYNAKLARDA BULUNAN BIR HADİSE DAYANIR YANLIŞ ANLAMAYIN,İBN İ ABBASTAN RIVAYET EDİLİR O HADIS ..HIM BAK YUKARDA DENEN ŞEYLERİN ÇOĞUNU YALANLIYOR İNŞAALLAH...ORUÇ CİNSELLIK VE SAYRE...



4.1. Namaz

Namaz, İslam’ın en önemli farzlarındandır.Farz namazlar şunlardır:Her gün farz olan beş vakit namaz ( sabah iki, öğle,ikindi ve yatsı dört,akşam üç rekattır) ,Cuma namazı,fıtır ve kurban bayram namazı, ayet namazı (halkı korkutan bir doğa olayı olduğunda kılınır),tavaf namazı,nezir veya yemin namazları,cenaze namazı.

Bundan başka nafileler vardır. Sabah iki, öğle sekiz ve ikindi sekiz,akşam dört ve yatsının iki rekat nafilesi vardır. Bundan başka sekiz rekat gece namazı,iki rekat şef’ namazı bir rekatta vitr namazı vardır.

Şianın namaz konusunda Ehl-i Sünnetten bazı farkları şunlardır.Bazı Ehl-i Sünnet mezheblerine göre namazlar belli şartlar altında cem’ edilir/birleştirilir.Caferiyye de ise hiçbir şart olmaksızın öğle ve ikindi namazları ve akşam ve yatsı namazları birleştirilerek kılınabilir.Namazda elleri bağlamak namazı bozar. Secde taş,toprak,yenmeyen ve giyilmeyen bitki,tahta,kağıt üzerine yapılabilir.

4.2.Oruç

Ramazan ayında bir ay boyunca oruç tutmak farzdır.Fıtır bayramın ilk günü ve kurban bayramın bir,iki ve üçüncü günleri oruç tutmak haramdır.Bir şey yeyip,içmek,cinsel münasebet,ALLAH’a,herhangi bir peygambere veya imamlardan birine yalan isnat etmek,kafayı suya daldırmak,istimna orucu bozan şeylerdir.

4.3. Zekat

Şiada da bütün mezheblerde olduğu gibi dokuz şeyden zekat verilir. Deve,öküz,koyun,buğday,arpa,üzüm,hurma,altın ve gümüş.Zekat verilmesi gereken malların her birinin şartları fıkıh kitaplarında mevcuttur.

4.4.Fıtır Zekatı

Fıtır zekatı Ramazan ayının son gününün akşamı,bayram gecesi, güneş batınca verebilecek her müslümana farzdır.Ramazan Bayramının ilk günü bu zekat verilmelidir.
Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
DÜNYA İSLAM
σиυя üуєѕι
****



Puan: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1436
Üye ID: 1138

Nerden:


« Yanıtla #38 : 03 Mayıs 2008, 17:05:56 »

Alıntı
ikincisi yahya abbas kardeşim neden sen alimlerin şiia hakında ki kafir hükümlerinden ikisini önüme sunup kendi bildiğin anlamda yorum getiriyorsun ki? ki imam Malik,imam Şafii,imam Ahmed bin hambel, imama Gazali v.s. gibi alimlerin hükümlerini cvp olarak yazmadın... Ehli sünnet vel cemate göre  Şii/Rafiziler kafirlikle itham edilmiştir ki bunları onların kendi sapık düşüncelerinde de açıkca görüyoruz...


YAHYA ABBAS KARDEŞİMİZ HİÇ BİR FİKİR BEYAN ETMEMİŞ AMA ADI GEÇİYOR.
ÇOK İLGİNÇ,YOKSA MESAJ GÖNDERİP SİLDİMİ ACABA,BİLGİLENDİRİRSE MENNUN OLURUZ.
Logged

Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 209
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 6158
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #39 : 03 Mayıs 2008, 17:07:09 »

4.6.Hac

İnsan akıllı olur,ergenlik çağına ulaşır,yol azığına,bineğe kudreti olur,sağlıklı olur,yolda emin olursa ömründe bir kere hac etmek farz olur.

4.7.Cihad

Cihad İslam binasının temelidir.Cihad düşmana karşı koymak,yeryüzünde zulüm ve fesada karşı hakk için canla başla mücadele etmektir.Cihad-ı Ekber nefse karşı mücahedeye girişmektir.

4.8.İyiliği Emretmek ve Kötülükten Sakındırmak

Bu da İslamın en önemli farzlarındandır.Hakka davettir.Sapıklığa karşı koymaktır.İyiliği emretmeyi ve kötülüğü nehyetmeyi terk eden bir toplumda iyilik kötü olur,kötülük iyi olur.ALLAH’ta o topluma lanet eder.

4.9.Tevelli ve Teberi

Tevelli ALLAH dostlarıyla birlikte olmayı,onları savunup korumayı ifade eder. Teberi ise ALLAH düşmanlarına karşı durmayı,onlardan uzaklaşmayı ifade eder.
Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 7   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: