Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Şehit Rehbere İthafen/Murat Burtaş  (Okunma Sayısı 166 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ewindaren_azadi
üѕтα∂
*****



Puan: 153
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3260
Üye ID: 5112

Nerden:


« : 17 Ocak 2012, 22:22:17 »



 Muhterem Rehber'e İthafen


2012-01-17
12 yıl önce ihanetin leşkerleri ve karanlığın askerleri Kürdistan'ın Müslüman evlatlarını yasa boğdu...
 
Hizbuşşeytan'ın en acımasız yöntemlerleHizbullah'ın üzerine geldiği o günler unutulacak gibi değil...
 
Siyasi şeytanlar, bürokratik Hannaslar, dezenformasyoncu vesvaslar ve Militarist cellatlar özelde Kürdistan'da genel tüm Türkiye'de korkunç bir devlet terörizmine başvurdular...
 
Kemalizm'i muhafaza ve müdafaa korosunda her kesimden insan vardı...
 
Can yakıcı ve yürek sızlatıcı olan kimliğinde İslam yazan Samiri'lerin, Kemalist statüko'nun safında yer alıp saldırı furyasına aktif bir katılımla eşlik etmeleriydi...
 
Hizbullah'ı bırakıp Hizbuşşeytan'la iş tutmuşlardı...
 
Resmi ideolojinin demoklesin kılıcı tehdidi karşısında ''Kutsal Devlet''çi köklerine dönmüşlerdi...
 
Bürokratik Oligarşi'nin Hizbullah'ı topyekün imha etme konseptinin gönüllü savunucusu konumuna ric'at etmişlerdi...
 
Ahlaksız ve acımasız derin sistem eliyle yürütülen Hizbullah'ı bitirme savaşında hiç bir ölçü, kural, kanun, ahlak ve sınır tanımamışlardı...
 
Ama bugün her şey gösterdi ki Hizbullah cemaati yıkılmadı, yok olmadı...
 
Hizbullah'a karşı kirli ve kanlı savaş yürütenler bugün ortalıkta yoklar...
 
O gün Hizbullah'a karşı dilini ve eylemini alçakça bozanların toplumsal ve siyasal meşruiyetleri ve tabanları bugün iflas etmiş durumda...
 
2000 yılında ''Hizbulvahşet'' hamakatini terennüm eden şahsın lideri olduğu siyasi partinin yüzde 1'lere düşmesini nasıl okuyacağız?..
 
O dönem İçişleri bakanlığı yapan zatın kurduğu partinin ise esamesi okunmuyor...
 
Beykoz operasyonuna katılan Terörle mücadele mensupları ise Hizbullah'ın içlerindeki korkusunu ve Devlet tarafından terk edilmişliğin getirdiği yalnızlığı  tahliyeler sonrası verdikleri röportajlarla dile getirmişlerdi...
 
“Hizbullah’ın kafa adamlarının serbest bırakıldığı bize tebliğ bile edilmedi. Örgüt, operasyonlara katılanları asla unutmaz. Ben o operasyona görevim gereği canımı ortaya koyarak seve seve katıldım. Şimdi böyle bir operasyon görevi verilse yine yaparım. Teröristlerin serbest kaldığını ben bağlı bulunduğum teşkilatımdan değil, televizyonlardan öğrendim. Açıkçası uykularım kaçtı. Biz canımızı boş yere mi ortaya koymuşuz?”
 
Devlet'in kendilerini unutması karşısında ne yapacaklarını şaşırmışlar...
 
Kendilerini yalnız ve güvensiz hissediyorlar...
 
Açıkça görülüyor ki 2000'li yıllarda Hizbullah'a savaş açanlar bugün marjinalize olmuşlar...
 
Hizbullah ise meşruiyet, makbuliyet ve memnuniyet sorunu yaşamadan dimdik ayakta ve gittikçe kitleselleşiyor, büyüyor...
 
17 Ocak 2000 yılında İstanbul'un Beykoz ilçesinde yaşanan çatışmada Ergenekoncu derin sistemin emriyle ve eliyle şehit edilen Muhterem ve mübarek rehber Hüseyin Velioğlu'nun bedeninden sıçrayan kan katillerinin çirkin suratlarına yapışıp kirli çehrelerini açığa çıkarıp rüsva ederken, Hizbullah cemaati için berekete dönüştü...
 
O hayatta iken sus pus kesilenler, şehit olduktan sonra kanalizasyon borusu gibi ağızlarını açarak itibarsızlaştırma operasyonuna girişmişlerdi...
 
Son zamanlara kadar kısmen cılız sesler yükseliyordu, ama çırpındıkça batıyor müfteriler...
 
Şimdi onu tanımanın tam vaktidir...
 
O köksüz ve öksüz düşüncelerin girdabında bocalayan topluma İslam'ın ruhunu aşılayarak yeniden diriliş iklimine sevk etti...
 
Sahte ideolojilerin girdabında kıvrananların sahte problemlerle vakit öldürdüğünün ve ideolojik kaypaklığın ürünü olarak sahte çözüm yollarında kendilerini tükettiklerinin idrakindeydi...
 
Beşeri ideolojilerin ve Batıl dinlerin pençesinde ağır yara alanların ''Vahiy''le buluşmalarının zeminini oluşturdu...
 
Nezih nesilleri Makyavelik planlar ve Şeytani puanlarla istikametten uzaklaştırma girişimlerine şiddetle karşı koydu...
 
Sahtekar düzenlerin ve işbirlikçilerinin maskelerini indirmek için alternatif direniş metotları ve modelleri geliştirdi...
 
Sahte Marksist'lerin, sahte Milliyetçi'lerin ve sahte Devrim'cilerin maskesini indirmekten geri durmadı... 
 
''Manipülatif sahtekarlık serumu''nu nesillerin damarlarına enjekte eden Ulusalcı çetelerin nefesini kesti...
 
Öncülüğünü yaptığı İslami yapının, içten ve dıştan gelecek saldırılara karşı otodefans (öz savunma) sistemini başarıyla kurdu ve yönetti...
 
''Söz'ün edebiyatı''nı hiç yapmadı,''söz'ün edebi''ni gündemleştirmek derdindeydi...
 
Onun meselelere getirdiği çözüm tarzı, palyatif tedbir ve pansuman tedavi olmaktan çok uzaktı...
 
''Eşkiya''nın tek derdinin ''eşya'' olduğunun farkındaydı...  
 
Mazinin harikuladelikleriyle ve nostaljik takıntılarla kendinden geçerek ihtirasını kamçılamadı, aksine şımarıklığa düşmeden ayağa kalkarak, üzerine düşeni ifa etme bilinciyle köklü ve derin bir mücadele ruhunu yeniden ihya etti...
 
İslami kimliği hedef alan amansız ve imansızbitirme operasyonlarına karşı dimdik ayakta durdu, teslim-i silah etmedi...
 
Başkaları gibi egemen şer güçlerin elinde basit bir oyuncağa dönüşmedi...
 
Aksine topyekun kuşatmaya karşı direnerek bütün kirli oyunlarını bozdu...
 
Manyak bir Narsisizm züppeliğiyle ve budala bir Egoizm zibidiliğiyle kendine çağıranlara lanet etti...
 
Kendini hiç bir zaman ön plana çıkarmadı, aksine İslami mücadeleyi ve davayı ön planda tuttu...
 
Üstadizm, Rehberizm, Liderizm ve Şeyhizm üretmedi...
 
''Rehber böyle buyurdu'' ve ''üstad şöyle dedi'' (magister dixit) otoriteciliğini oluşturmadı...
 
''Apo'cular'' ve ''Fethullah'çılar'' söyleminin havada uçuştuğu bir memlekette, bir ALLAH'ın kulu O'nun kurduğu yapıya ''Hüseyin'ciler''grubu demedi...
 
Karanlıkların hüküm sürdüğü bir çağa ve topluma Nur'u taşıdı...
 
İdeolojik güç odaklarının kirli şike savaşının oluşturduğu fesad cenderesinde sıkıştırılan mazlum ve muztaz'af halkın direnen vicdanı oldu...
 
Yürekleri kirletme enstrümanına dönüşen beşeri ideolojilerin ve batıl dinlerin nesilleri zehirleme projesine canı pahasına direndi...
 
Tumturaklı söylemler ve cezbedici sloganlar eşliğinde toplumun damarına aşılanmak istenen sahte fikirlere ''eyvallah'' demedi...
 
Vasat birey'in Vasat cemaat, Vasat cemaatin Vasat ümmeti oluşturacağını iyi biliyordu...
 
Bu bilgi ve bilinçle hayatının merkezine''Vasat''ı oturttu…
 
Bir keresinde (ALLAH selamet versin) bir Seyda ile otururken Rehber Hüseyin'le başından geçen bir olayı anlattı...
 
Kendisi İran Devrimine ve Ehli Beyt Şiiliğine müsbet bakan biriydi...
 
1980'li yıllarda Rafsancani'nin Urfa'ya ziyarete geldiği bir zaman diliminde bir çocuğunun olduğunu ve ismini ''Rafsancani'' kuymak istediğini ve görüşünün ne olduğunu Rehbere soruyor...
 
''Ağabey bir çocuğum oldu, adını Rafsancani koydum, sizce uygun mu?" diye soruyor.
 
Yanıt olarak kendisine verilen cevap ''Vasat''a vurgu yapıyor...
 
''Mele M. ismini Rafsancani koymasan olmaz mı, Mezhebi bir çağrışım yapıyor? Başka bir isim bulsan!..
 
Seyda bir iki isim daha veriyor, bunlarda da aynı mezhebi etkiler hâkim olduğu için Rehber uygun bulmuyor...
 
''Sen söyle ağabey, ismini ne bırakayım?diye tekraren soruyor!..
 
''Mele M. çocuğun ismi Ahmet olsun''Cevabını alınca hayranlığı bir kez daha artıyor...
 
Rehber en küçük bir mezhebi etkinin dahi Cemaat'e, yöneticilerine ve mensuplarına bulaşmaması için elinden gelen her türlü önleme müracaat etmiştir...
 
İdeolojik güç cephelerinin ürettiği sahte gündemlerin Müslüman'ların sahih gündemini kirletmesine izin vermedi...
 
''Hayali söylemler''e itibar etmedi... ''Hayati eylemler''le Tarih'e ve Çağ'a damgasını vurdu...
 
Küçük Risale'cikler dışında Kitap yazmadı, ama Tarih yazdı...
 
Kaybolan kitleleri, kahrolan nesilleri, kaynayan toplumları ve kundaklanan beyinleri gördükçe gözüne uyku girmiyordu... 
 
Ümmet'in işlerini hallettiği Bilgisayar'ın önünde, koltuğa yaslanarak 2-3 saat uyumak ona yetiyordu...
 
Ne Statüko'nun ''Kolluk'' güçlerinin korkusu, ne de yaslandığı ''Koltuk''un sevdası; onun tek derdi ''Kulluk''tu...
 
Zulmün ve Şirk'in izalesi, Adalet ve Tevhid'in ikamesi ve idamesi için canını vermeyi göze aldı...
 
Siyasi Şeytanizm'in, Bürokratik Oligarşizm'in, Statüko'cu Cahilizm'in ve Kemalist-Öcalanist Tağutizm'in önünde diz çökmedi, yiğitçe direndi...
 
İstikbar karşısında dilenenlerin cirit attığı bir zaman diliminde, O direnişi seçti...
 
İçe dönük ''baskıcı'' değildi ama ''disiplin''den taviz vermezdi...
 
Farklı saiklerle mücadele hattından uzaklaşanların ve bağları kopa(rıla)nların sıkı takipçisiydi...
 
Karanlık ve kirli güçlerin kol gezdiği bir coğrafyanın insafına terk etmedi...
 
Hakk'ın hatırını Halk'ın hatırından üstün tuttuğunun bir işareti olarak ''kayıp nesiller''i ihmal etmedi...
 
Çünkü O ayak oyunlarıyla veya umursamazlık marazının bir sonucu olarak Cemaat'e mesafelileş(tiril)enleri ihmal etmenin ''Adil Şahitlik Misyonu''na darbe vuracağının farkındaydı...
 
Söylentilerin, dedikoduların ve yalanların İslami mücadeleyi ve müntesiplerini yıpratmasına asla tahammülü yoktu...
 
İftira'nın iftirak'a dönüşmesine her zaman engel oldu...

''Sadece tabana sesini ulaştırmadı, önce tabana kulak kesildi, onları dinledi, sonra tabanın cemaate kulak kesilmesini ve dinlemesini istiyordu...
 
Başkalarını dinlemeden, başkalarının kendisini dinlemesini hiç beklemedi...'' 

Vurdumduymazlığın, kulak arkası yapmanın, görmezlikten gelmenin, halden anlamamanın, umursamazlığın ve kuyuya atmanın O'nun kitabında yeri yoktu...
 
Vefasızlık, katı kalplilik, duyarsızlık ve hürmetsizlik O'nun  yanından asla geçmedi...
 
O konumuna bakmaksızın haklının yanında ve yine konumuna bakmaksızın haksızın karşısındaydı...
 
Küçüklerin mücadele saflarından kopmalarına sebep olan büyüklerin gözlerinin yaşına bakmadı...
 
Nesillerin ''Cevher''ini bırakıp ''Ciğer''iyle uğraşanlardan hemen hesap sorardı...
 
Küçüklerin hakkını büyüklere bırakmazdı...
 
Bir ara hareketin tüm katmanlarında sorumluluk yapanlara gönderdiği bir notta geçen şu cümleler her şeyi açıklamaya yetiyordu...
 
''Sorumlu arkadaşlar Cevheri olan arkadaşların cevherlerini ortaya çıkarsınlar.Bir takım sebeplerden dolayı görmezlikten gelmesinler.''
 
Kendisine gelen haberlerin gerçekliğini ortaya çıkarmak için çoğu zaman gelen bilgiyi geri gönderirdi, araştırılsın diye...
 
Her duyduğuna inanmasının O'nu zalimlerden kılacağının idrakindeydi...
 
Peygamberin (sav) şu sözünü yaşamlaştırdı...
 
''Kişinin her duyduğuna inanması, ona Günah olarak yeter''.
 
Bir defasında Kelim Sıddıki'nin davetlisi olarak Dünya genelinden İslami grupların öncülerinin katıldığı bir sempozyum için Türkiye'den 2–3 kişinin katıldığı bir programa davet edilmişti...
 
İslami Hareket önderlerinin hazır bulunduğu bu sempozyumda yaptığı konuşma defalarca ayakta alkışlanmıştı...
 
Özellikle Suud ailesinin ve hanedanının ismiyle müsemma olan Ceziretul Arab'ın Mekke ve Medine'yi de içine alan kısmının gerçek adının''Hicaz toprakları''olduğunu söyleyerek''Suudi Arabistan'' söylemine şiddetle karşı çıkışı büyük yankı uyandırmıştı...
 
Sadece ''fikir'' veya sadece ''mücadele'' adamı olanların aksine, O hem ''fikir'', hem de''mücadele'' adamıydı...
 
''Fikir'siz bir Mücadele''nin ve ''Mücadele'siz bir Fikrin'' sapmaya götüreceği gerçeğini özümsemişti...
 
Şehadeti'nin 12. yılında onu rahmetle ve minnetle anarken, katillerinin ebediyyen la'nete uğramasını ALLAH'tan diliyorum...
(Hürseda Haber)
Logged

[/img]
can nurani
σиυя üуєѕι
****


**EM XUUNA WE Jİ BİR NAKİİİNN**

Puan: 61
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1741
Üye ID: 2210

Nerden:


WWW
« Yanıtla #1 : 17 Ocak 2012, 23:40:04 »

Siyasi Şeytanizm'in, Bürokratik Oligarşizm'in, Statüko'cu Cahilizm'in ve Kemalist-Öcalanist Tağutizm'in önünde diz çökmedi, yiğitçe direndi...
Logged

Sizler Namazda Eli Acikmi Eli kapalimi kilalim diye tartisirken!Kàfirler ise o elleri Nasil keseceklerini planliyorlar imam humeyni
can nurani
σиυя üуєѕι
****


**EM XUUNA WE Jİ BİR NAKİİİNN**

Puan: 61
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1741
Üye ID: 2210

Nerden:


WWW
« Yanıtla #2 : 17 Ocak 2012, 23:57:33 »

kanlar akkar toprağa rehberım şehid düşer bir tekbir seda sıyla kavuşuyor rahmana beykozun sırttlarında hüseynım şehid düşer ahde sadık olanlar hüseyince direnir ALLAHIN VADİ HAKTIR İSLAM hakım olacak ahde sadık olanlar çıkmıştır bak yollara ALLAHU EKBER MUHAMMED REHBER HÜSEYİN LEŞKER
Logged

Sizler Namazda Eli Acikmi Eli kapalimi kilalim diye tartisirken!Kàfirler ise o elleri Nasil keseceklerini planliyorlar imam humeyni
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: