Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Şehid Hasan Şahin  (Okunma Sayısı 114 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 281
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 12949
Üye ID: 30

Nerden:


« : 02 Ocak 2012, 13:40:38 »

Şehid Hasan Şahin - 1


Şehid Hasan, 1956 yılında Gercüş`ün Nurlu (Derkvan) köyünde doğup ilköğrenimini bu köyde tamamlar. Feyzullah Zerey / Latif Şahin

Şehid Hasan, 1956 yılında Gercüş’ün Nurlu (Derkvan) köyünde doğup ilköğrenimini bu köyde tamamlar. Eski köy kavgalarından dolayı ailece köyü terk etmek zorunda kalırlar. 1970 yıllarında Hasankeyfin Saklı( Lepena) köyüne yerleşirler.
Şehid Hasan, 20 yaşlarındayken evlenir. Köyde geçimlerini hayvancılık ve ziraatle temin ederdi. Bazen de gurbete çıkıp inşaatlarda çalışırdı. Genellikle Antalya’ya giderdi. 1985 yılında evini Antalya’ya götürür. Antalya’da inşaatlarda sıva işleriyle uğraşırdı. 1990’lı yılların başında bir arkadaşıyla birlikte küçük bir market açar. Şehit oluncaya kadar maddi geçimini bu şekilde sağladı. Şehid Hasan, 90’lı yıllar öncesinde cahili bir yaşamın içerisindeydi. Namaz, oruç bilmez, kahve köşelerinde gençliğin verdiği hevesle dünyalık zevkler içerisinde yaşardı. Bunu yanı sıra yiğitti, delikanlı, cömert ve cesaretli bir genç idi. Sarışın, kırmızımsı, güneşe benzer bir siması vardı.
 
1991 yılında İslamla tanışarak hayatını Kur’an ve sünnet çerçevesinde düzenlemeye başladı. Giyinişine, yürüyüşüne, yiyip içmesine dikkatli bir şekilde sünnete uydurmaya çalıştı. Sakal bıraktı. İslam ve hizmet ehliyle tanıştıktan sonra öyle bir mücadelenin içine girdi ki gıpta edilecek bir şahsiyet konumuna Vaktini okumaya ve tebliğ çalışmalarına verdi. İşe öncelikle akrabalarından, yakın arkadaşlarından başladı. Zaman zaman bazı akrabalarından hakaretler işitti. Akrabaları mürted örgütün zulmünden ve baskılarından korkuyordular. Öz abesi dahi ziyaret için evine gelen Hasanı kovmuştur. Bütün bunlara rağmen azmi kırılmadı, sabır ve metanetle ziyaretlerini kesmedi. Abisinin evine gider çocuklarına başörtüsü hediye ederdi. Onun vesilesiyle 100’e yakın akrabası İslami mücadele safına katıldı.
 
Cemaatsel çalışmaya çok önem verir, mücadeleyi çok severdi ve bu konuda çok hassasiyet gösterirdi. Antalya’dan Batman’a gidip döndüğünde sanki damarlarına taze kan pompalanmış gibi azmi ve çalışkanlığı kat kat artardı. “Keşke burada yani Antalya’da da böyle hizmet etseydik” derdi.
 
Bazen yolda başörtülü çocuk görünce hal hatırlarını sorar, arabasına bindirip evlerine bırakırdı.
 
Şehid Hasan’dan kimse incinmez, yüzünden tebessüm eksik olmazdı. Güzel ahlakı ve yumuşak huyu sayesinde insanlarla diyogunu geliştirir ve arkadaşlık kurardı. Seveni çoktu. Seveni arttıkça düşmanları da artmaya başladı.
 
Mürted örgüt, saldırı, tehtid ve politikasını Antalya’da da sürdürmeye başladı. Şehit Hasan’a “Kürtlere İslam’ı anlatmayacaksın, sen nasihat ettikçe onlar bizden uzaklaşıyorlar ve çoğu da bize düşman oluyorlar” dediler. Buna karşılık Şehid Hasan; “Ben bir Kürdüm, akrabalarım Kürd, dostlarım Kürd, ayrıca benim için Türk Kürt fark etmiyor, ben kulluk görevimi yapıyor, tebliğ çalışmalarımdan hiç kimse beni ayıramaz” cevabını verdi. Bu kararlılıkla hizmetlerine devam etti. Her gece bir tanıdığının, bir arkadaşının veya dostunun evindeydi. Doğru dürüst akşamları evde kalmıyordu. İslam’ı anlatmak ve insanları gaflet uykusundan uyandırmak için çalışıyordu.
 
Mürted örgüt, sindirme politikasına devam etti, akrabalarını ona karşı kışkırtmaya ve ona düşman etmeye çalıştı. Sırf karışıklık çıksın diye bazen de kendisinden para istiyordular. Şehid Hasan; “Başım da gitse bile size bir kuruş dahi vermem, çünkü sizler insan ve İslam düşmanlarısınız, namaz kılmıyorsunuz, gayri İslami bir yaşantı içindesiniz, para vermem, ben ancak İslama hizmet edenlere para veririm” cevabını verdi.
 
Şehit Hasan’ı öldürmek için defalarca tehdit ettiler. Bir gece geç saatlerde uzun namlulu silahlarla evini taradılar. ALLAH, onu ve çocuklarını korudu.
 
Mürted örgüt, Şehit Hasan’ın kod ismini “Soro” olarak koymuştular. Şehit ettiklerinde raporlarında Soro temizlendi diye yazmıştılar.
 
Şehid Hasan, tehdit edildiğini bazı arkadaşlarıyla paylaştı. Artık işe yeğeniyle birlikte gidip gelmeye başladı.

06.10.1992 Salı günü yeğeniyle birlikte evden çıktı. Yaklaşık 70-80 metre uzaklaştı ki uzun namlulu silahlarla önü kesildi ve üzerine ateş edildi. O kadar kin kusuyorlardı ki cansız yatan bedenine onlarca kurşun sıktılar. Yaklaşık 44 mermiyle şehid oldu.
 
Onu şehid ettikten sonra Antalya’nın değişik mahallelerinde sevinçten havaya ateş açtılar. Cenazesi Türk-Kürt demeden büyük bir kalabalıkla tekbirler eşliğinde Murat Paşa camisinden alınarak Şehir Mezarlığına defnedildi.

Şehadeti büyük bir uyanışa vesile oldu. Akrabalarının çoğu hidayete erdi. Mürtedlerin kalbine de büyük bir korku düştü.
Şehid Hasan, 36 yaşında idi ve 5 kızı ve 2 oğlu vardı. ALLAH şehadetini kabul etsin…
 
KIZI SERVET İNSEL
Ben, babamın şehadetinde 10 yaşlarında idim. O günün manevi havasının şehadet kokusunu teneffüs ederken ne derece değerli ve kıymetli bir an olduğunun bilincinde değildim. Ama babamın bize temelden vermiş olduğu o tertemiz eğitim ileriki yaşlarımda bana her şeyi anlatıyordu. Babam beni 7 yaşında örtüye alıştırmıştı. Okula örtülü giremez isem de okulun bahçesine kadar örtülü gitmemi sağlamıştı. Babamın en hassas olduğu konu çocukların ve gençlerin İslami eğitimi alıp yaşayabilmeleriydi. Mücadelesini genelde bu doğrultuda yoğunlaştırmıştı. Her ne kadar zalimler tarafından tehditlere maruz kaldıysa da mücadelesinden ve dava aşkından hiç bir taviz vermedi. Hatta bir keresinde misafirliğe gittiği bir evi silahlarla tarayıp gözdağı vermişlerdi. Onlar akıllarınca kokutmak istiyorlardı.
 
Babamın şehadetinden uzun bir süre sonra hukuksuz bir şekilde sadece çarşaf giymemi bahane edilerek Hizbullah davası kapsamında yargılanıp 3 yıl cezaevinde kaldım. Daima şunu söyledim ve söyleyeceğim “Bu benim için bir gözdağı, bir ceza değil tam tersine bir ödül ve mükâfattır. Çünkü biliyorum ki ben hak yoldayım. Bu yolda şehadet nasip olmasa da şehit babamın şefaati nasip olacaktır inşaallah…"

Hasan Şahin, hayatta olmasa da onun geride bıraktığı evlatları var. Onlar da kanının son damlasına kadar şehidin gittiği bu yolu sürdüreceklerdir. Zira canı pahasına ve Kur’an susmasın diye şehadete koşan bir babanın evlatları olarak aynı endişe ile hareket etmek bizim boynumuzun borcudur.
 
Bazen insanlar bizlere doğal olarak merhamet edip acıyorlar. Ancak şunu belirtmek isterim ki bir şehid evladı olmak öylesine lezzetli ve maneviyatı yüksek bir değerdir ki onu kelimelerle ifade etmek çok zordur. Adeta ALLAH katında rızıklanırken manevi rızkından lokma lokma bize de yedirmekte.

Yüce ALLAH, kanlarını İslam davası uğruna akıtan şehidlerle ilgili ayeti kerimelerin tefsirini yakinen öğretiyor. ALLAH’ın bir ayetini yakinen anlayabilmekten daha büyük ne olabilir ki?
 
Şehidlerin ölmeyip yaşadıklarına dair bir anımı paylaşmak istiyorum. Cezaevinde olduğum dönemler çok sıkıntılı günlerdi. Kaldığım cezaevi maneviyatı bitmiş insanlarla doldurulmuştu. Her ne kadar maneviyatlarına yardımcı olmaya çalışsam da insanlar günahlarında ısrar ediyorlardı. Üzerime kara bulutların çöktüğü bir esnada şehitlerin daima ALLAH’ın izni ile ailelerini gözetlediğine, onlarla beraber olduğuna bizzat şahit oldum. Cezaevi duvarlarının üstüme geldiği bir an babamın sureti karşımda canlanıverdi, kafamı kaldırdım ve gözyaşlarımı sildim, evet babam ve henüz 14 yaşında trafik kazasında kaybettiğim kardeşim İbrahim karşımda bana ellerini uzatmış gülümsüyorlardı. Şehit babam beni ALLAH’ın izniyle cezaevinde yalnız bırakmamıştı. Gerek orda gerekse şuan onun varlığını hep yanımda hissettim.
 
ŞEHİD YAKINLARINA TAVSİYEM
Şunu hep hatırımda tutmaya çalışıyor ve şehit yakınlarına âcizane şunu söylemek istiyorum: Babamın bizleri gördüğünün bilincinde olarak babam şehit kardeşleri ile bir araya geldiğinde işte benim evlatlarım diyebilmelidir. Bizler ile gurur duymalı. Ben bir şehit evladıyım dediğimizde bunun değerini bilmeli ve yaşamalıyız. Onların bıraktığı ve kanlarıyla suladıkları İslam davasına sahip çıkıp yeni Hasan’lar, Ali’ler, MaşALLAH’lar yetiştirmeliyiz. Bunu tıpkı Rasulullah’tan sonra Hz Fatıma anamız ve İmam Hüseyn (as)’den sonra Hz Zeynep (as) ve İmam Zeynelabidin (as)’ler gibi izzet sahibi cedlerinin davalarına sahip çıkması şeklinde algılamalıyız. Belki o zaman şehit yakını olarak şefaat talebinde bulunabiliriz.
Ama maalesef görüyorum ki bizler şehit ailesi olarak yeterince sorumluluk yüklenmiyor bu hususta gevşek davranarak gerilerden yürüyoruz. Tekrar şehit yakınlarına seslenerek şunu söylemek istiyorum; Evimizde oturup farz ibadetlerimizi yerine getirmekle sorumluluğumuz bitmiyor “Ey örtüsüne bürünen kalk ve uyar” ayetini hatırlamalı ve sorumluluğumuzu bilerek bunu faaliyete geçirmeliyiz. (Şehid Hasan Şahin’in kızı Servet)
 
ESSEYYİD MOLLA SABRİ TUNÇ
Yeğenim Hasan mazlum olarak şehid edildi. Şehit Hasan sadıktı ve gayretliydi. Şahsiyetli bir insandı. En büyük derdi İslam’ın hâkimiyetiydi. Hatta mahalledeki çocuklarda onun şahadetine ağlıyorlardı, ben şahid olurum.

Merhum Şehid Hasan, tehditlere rağmen tavrını değiştirmedi. Tehditlere kulak asmadı. Zalimler hariç, tanıyan herkes onu çok severdi. Şehid Hasan ilme meraklıydı. Öyle inanmış ki “ilimsiz İslam olmaz” derdi. Şehid Hasan, ümmiydi fakat davaya haberdar olduğu zaman bir muallim öğretmen gibi oldu. Kitaplara âşık idi, bu musibet olmasaydı iyi bir ilim sahibi olacaktı.

Her hafta çocukları toplayıp onlara ders verirdi. Davasına çok bağlıydı ve sadıktı. Sanki kendi başıyla bir ümmettir. İslamın halâvetini (tatlılığı) tatmıştı ve tatmaya devam ediyordu, ne mutlu ona ve İslam şehitlerine. Şehid Hasan, verdiği sözü zamanında yerine getirirdi.
 
DAYIZADESİ İHSAN TUNÇ
Rahmetli Hasan, ailemizin yeğeni olurdu. İslami dava ile tanıştıktan sonra çok mütevazı bir yaşantısı oldu. Hemen hemen bütün zamanını davaya hizmet ve İslam tebliğle geçirrirdi. İster iş yerinde ister dost ve akrabaların için nereye giderse gitsin tek derdi insanların dini yaşantısının olmasaydı. Zaten bu yüzden mürted örgüt yandaşları ondan rahatsız oldu, şehid ettiler. Rahmetli Hasan, şehadetinden bir müddet önce annesinden helallik alırken annesinden şehid olması için dua istedi, annesinin elinden öptü ve bir daha görüşmediler. Rabbim, şehadetini kabul etsin.

 
Devam edecek…
Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 281
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 12949
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #1 : 10 Ocak 2012, 11:34:12 »

Şehid Hasan Şahin - 2


Şehid Hasan, Antalya`da İslami davanın temelini atan, gece gündüz demeden mücadele eden, tehditler aldığı halde dava hizmetinden bir an dahi geri durmayan, akrabalarının hidayeti için çok çalışıp çabalayan, numune yaşantısıyla, insanlara güzel bir örnek olan ve hep şehadeti arzulayan ve nihayet arzusuna kavuşan bir dava adamıdır

 
Feyzullah Zerey / Latif Şahin

Hasan Şahin, 1956 yılında Gercüş’ün Nurlu (Deyrkufan) köyünde doğdu. Evlendikten sonra 1985 yılında ailesi ile birlikte Antalya’ya göç etti. Önceleri sıvacılık işiyle meşgul olan Şehid Hasan, daha sonra bir bakkaliye dükkanı açmıştır. Hareketli bir gençlik geçiren Şehid Hasan, İslami davayla tanışmadan önce de haksızlıklara boyun eğmemiştir. Yumuşak huylu ve mütevazi kişiliğine rağmen her türlü haksızlığa karşı dik durmuştur. Akrabalarının İslami mücadeleye katılmaları için çok çaba harcamıştır.

Antalya’da İslami davanın temelini atan Şehid Hasan, mahalle ve iş arkadaşlarına davayı bir bir anlatarak onlardan birçok kişinin hidayetine vesile olmuştur. Ferdi çalışmadan ziyade cemaatle çalışmayı prensip haline getiren Şehid Hasan, İslami davaya kin güdenlerin düşmanlığını kazanmıştır. Özellikle mürted örgüt mensupları Şehid Hasan’nin bu hizmet ve çalışmalarını sindirememiştir. Sürekli kendisini tehditlerle korkutmaya ve sindirmeye çalışarak Antalya’yı terk etmesini söylemişlerdir. Şehid Hasan, bir gece arkadaşının evindeyken otomatik silahlarla taranmış ancak yara almadan kurtulmuştur.

Önceleri korkutmak için bu şekilde davranan mürted örgüt mensupları Şehid Hasan’ın vakarlı duruşu ve korkusuzca çalışmalarına devam etmesi üzerine mürted örgüt ölüm emrini vermiştir. Buna rağmen Şehid Hasan, hizmetlerini ve mücadelesini bırakmamış bilakis artırmıştır. kendisine iftira ve karalama kampanyasının devam ettiği bir zamanda kurulan bir pusuda aldığı 44 kurşunla Rabbine kavuşmuştur.

YEĞENİ LATİF ŞAHİN’İN ANLATTIKLARI
Şehit Hasan’ın İslami mücadele aşkı sanki anlında parlıyordu. Onun vesilesiyle ben ve bazı kardeşlerim hidayet yolunu bulduk. Bazen köyümüz olan Saklı Köyü’ne (Lepena) gelir bizlere dini kitaplar verirdi. Kız kardeşlerime başörtüsü hediye ederdi. Bize yalnız amca değil; baba, kardeş ve arkadaş gibiydi. Antalya’ya göçtükten sonra haftada bir iki defa bizlere telefon açardı. Günlük yaşantımız hakkında bilgi alırdı, özelikle namaz kılmamız ve kitap okumamız için çok tembihte bulunurdu. Ayrıca bir kere kendisinin doldurduğu bir kaseti bize göndermişti. Kasette diyordu ki; “Babam için, sen benim abem yani kardeşimsin ama Latif, iki yönden kardeşimdir; o hem yeğenim hem de Müslüman kardeşimdir.”

1991 yılında amcam Şehit Hasan beni Antalya’ya çağırdı ve dedi ki; “Cemaatsiz bir çalışmada hayat ve bereket yoktur” Ben Antalya’ya gittikten sonra babama telefon açıp; “Bundan sonra Latif, benim çocuğumdur, benim yanımda kalsın evlenmesine de karışma, gerekirse kendi kızımla evlendiririm.”

Antalya’da yanında kalmaya devam ettim. Cahili adetlerden daha tam olarak uzaklaşmamıştım. Kahvehanelerde bir iki sefer oyun oynarken beni yakalamıştı. Beni güzellikle uyardı. İkinci seferde de cebinden çıkardığı anahtarlığını üzerime doğru fırlatmıştı. Başka bir seferdeyse beni o şekilde yakaladığında; “Benim için değil yeğenim, ALLAH rızası için bir daha oynama” dedi ve ben bu sözden çok etkilenerek bir daha kahvehanede oyun oynamadım.

Amcam Şehit Hasan’ın sabah namazından sonra yattığını hiç görmedim. Eşini, çocuklarını ve orda olduğumda beni de uyandırırdı. Evden çıkıncaya kadar Kur’an-ı Kerim ve kitap okuyarak zamanı geçirdiği gibi bizim de öyle yapmamızı isterdi. Ben, bazen sabah namazından sonra uyumak için başka akrabalarımın evine gider, orda yatardım.

Şehit amcam, dikkatli davranan, tedbir alan, dostunu düşmanını birbirinden ayırabilen bir örnek şahsiyet idi.

Sevdiği insanı ALLAH için sever, sevmediğini de ALLAH için sevmezdi. Gecelerinin bir bölümünü ibadetle geçirirdi.

Bir sabah uyandıktan sonra bana dedi ki; “Yeğenim bu gece bir rüya gördüm, rüyamda mürted örgüt militanları evimin etrafını sarmıştılar. ALLAH’ın izniyle hepsinin üstesinden geldim. İnşALLAH onları rezil ederiz.” Şehit Hasan, özellikle aile ve çocuk terbiyesine çok dikkat eder, aile fertlerinin üzerlerine titrerdi. Kız çocuklarının ve eşinin tesettürüne çok hassasiyet gösterirdi. Kız çocukları 7-8 yaşlarına geldiklerinde başlarını örtmeye başladı. Erkek çocuğunun başına takke takardı. Çocuklarıyla birlikte cemaatle namaz kılardı. Peygamber Efendimiz (sav)’in hayatını onlara anlatır, sahabe hayatından misaller verirdi. Şehid Hasan’ın 20 sene önce ailesine verdiği terbiyenin etkisi halen devam etmektedir. Şehit babalarının etkisi çocuklarının üzerlerinde halen devam ediyor.

ŞEHADET ÖNCESİ VE ŞEHADET ANI
Amcam Şehit Hasan, şehadetinden bir kaç gün önce bana dedi ki; “Yeğenim! Bugünlerde anladığım kadarıyla mürted örgüt ellerinden gelse beni vuracaklar. Beni önce tehdit ettiler sonra tarayıp gözdağı vermeye çalıştılar. Tedbir amaçlı akşamları dükkâna gel, beni bekle ve eve beraber gidelim, sabahleyin beraber evden çıkalım." 2-3 gün bu şekilde beraber gidip geldik.

ŞEHADET GECESİ
Şehadet gecesi yatıncaya kadar bize vaazlarda bulundu. O gece banyo yaptıktan sonra yattı. Sabah namazına kalkıp eşini, çocuklarını ve beni uyandırdı. Cemaatle namaz kıldık. Sabah namazından sonra Kur’an-ı Kerim okuyup bizim de dinlememizi istedi. Ardından okuduğu Kur’an meâilini bizlere okudu. İki rekat Duha namazını kılıp abdestini de tazeledikten sonra evden çıktık. Kelam-ı Zülcelal’ı okuyarak, tevbesini tazeleyerek, hanımının ve çocuklarının gönlünü alarak Rabbine kavuşmaya hazırlanıyordu.

Sabah saatlerinde evden çıktık. Yavaş yavaş yürüyorduk. Bana çokça tefekkür etmemi tavsiye ediyordu: “Bir saatlik tefekkür bir yıllık nafile ibadetten daha hayırlıdır” diyordu. Yürüdüğümüz sokakta önümüzde durmuş halde bir kamyon vardı. Aniden biri kamyonun arkasından elinde kalaşnikof silahla durmaksızın üzerimize ateş etmeye başladı. Amcam düştüğü yerden kalkamadı. Ben bahçenin arka duvarından atlayarak duvarın arkasına gizlendim. Mürtedler ise amcamın cansız bedeninin üzerine gelip defalarca ateş ettiler. Yaklaşık olarak bedenine 44 mermi isabet etmişti. Meğer hem önden hem de arkadan etrafımızı sarmışlardı. Bu şekilde şehadet şerbetini içti. Tarihler 6 Ekim 1992’yi gösteriyordu. Kürt, Türk demeden yüzlerce insan cenazesine katıldı. Rabbim şehadetini kabul etsin, bizlere şefaatçi kılsın ve bizleri onların yolundan ayırmasın.

YEĞENİ SABRİYE AKBEL
Amcamı çok seviyordum, amcam da bizi çok seviyordu. Ara sıra evimize gelip benimle dertleşiyordu. Yine bir gün ziyarete geldi, bana; “Yeğenim! Şu ellerime bak, ellerimin her tarafı sıva ve kireçten çatlamış, oysa bana diyorlar ki sen devletten maaş alıyorsun. Eğer maaş alsaydım bu ellerim ve gözlerim niye bu halde olurdu” dedi. Amcam bana her zaman diyordu ki; “Sürekli bol elbise giyin, çocuklarına dikkat et, kötü alışkanlıklara bulaşmasınlar, onları hep İslam’a yönlendir.”

Ailece onu çok seviyorduk, canımızdan daha çok seviyorduk. Bana diyordu ki; “Yeğenim! Benim için dua et, sürekli bu arabaların, bu motorların üstünde yollardayım. Dua et ki ben bir kazayla vefat etmeyeyim, ALLAH yolunda şehid olayım.” Amcam, çocuklarımın başını çok okşuyordu. Aradan yıllar geçti ve şimdi büyük oğlum amcama o kadar çok benziyor ki ne zaman ona baksam amcam aklıma geliyor.

Amcam, kısıtlı ve zor imkanlar altında İslamiyeti o kadar derinden ve gerçek yaşıyordu ki ve çevresine de aynı şekilde yansıtıp onlara da vesile oluyordu. Her şeye rağmen hiç zalimlerden korkmadı ve pes etmedi ki sonunda istediği şehadete kavuştu. Keşke amcam sağolsaydı da bugünleri görebilseydi. Fakat inanıyoruz ki şehitler ölü değil, diridirler. İnşALLAH bizleri ve halimizi görüyordur.

YEĞENLERİ SEYHA GÜNDÜZ VE ZEYNEP TEMİZ
Onun vesilesiyle huzurlu günler yaşıyoruz. Bizlere örtünmenin gereğini ve önemini anlatırdı. Çoğunluğu akrabalarımızdan oluşan bir kalabalığa nasihatler ettiğini hatırlıyorum. Amcam aralarında nur yüzlü güler yüzüyle seçiliyordu. Çok takvalı, yumuşak huylu, kimseyi üzmeyen bir insandı. Bizi gördüğünde hemen İslam’ı anlatmaya çalışırdı. Şehadetinden bir gün önce annem kendisinin şehid olduğunu görmüştü. Şehadet haberini aldığımızda dünyamız yıkıldı, evimizin tavanı çöktü, üzerimizi karanlık bürüdü. O an en sevdiğimiz, en saygı duyduğumuz, elimizden tutan insan yoktu artık…

O sırada babam evde değildi. Eve gelmesi için haber gönderdik. Babam yaklaşık yüz metre kala arabadan indi. Şehadet haberini o da duymuştu. Biz babamızın yanımıza gelmesini bekliyorduk ama babam gelemiyordu, sanki dizlerinden derman alınmış, ilikleri boşalmıştı. Yeni yürümeye başlayan bir çocuk gibi her bir iki adımda yere yığılıp kalkıyordu. Babam, koca çınarını yitirmişti. Baktık bize doğru gelemiyor, biz babamıza koşup sarıldık.

Babam ile annem aynı gün biletlerini kesip Antalya’ya gittiler. Biz sahipsiz kalmışız, kendimizi mazlum ve yetim hissediyorduk. ALLAH, kimseye bu acıyı yaşatmasın. Burada kendimizi zorlayarak lanet değil de katillerine ALLAH hidayet versin, diyoruz. Amcamın acısı halen taptaze yüreğimizdedir. Onun üzerine yazılan marşları, ilahileri her gün okuyoruz. ALLAH’tan geldik, ALLAH’a döneceğiz. Şehitlerin yolunda canımız pahasına da olsa bu ilahi davadan ayrılmayacağız, örtümüzden taviz vermeyeceğiz.

ARKADAŞI SABRİ DURMAZ
Şehid Hasan, insanları kurtuluşa çağıran ve onlar için çaba sarf ederdi. Bir çoğumuz düşmanlık besleyen akrabalarımızı terk ederken, o gece gündüz onları ziyaret eder, İslami anlatırdı ve onlara çok acıyorum diyordu. Perşembe ve Pazartesi günlerini oruçla geçirir ve bizlere de tavsiye ederdi. Sünnetlere sımsıkı sarılırdı.

O, zamanını hiç boşa harcamazdı. Her zaman hayırlı bir iş içinde idi. İş hayatında çok çalışkan ve yetenekli idi. Bir çoğumuzun cesaret edip yapamadığı işe o hemen girişir ve başarırdı. Yadım ve bağışlarda da çok cömert ve örnek bir insan idi
 
Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: