Sayfa: [1] 2 3 ... 6   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: ŞEHADET AYI ŞUBAT AYI  (Okunma Sayısı 7700 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
xudayar
σиυя üуєѕι
****


ey gençlik..GÖMLEĞİ ARKADAN YIRTILANLARDANmısın..?

Puan: 6
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1789
Üye ID: 56

Nerden: Fe €yne T€zh€buN ?


« : 02 Şubat 2008, 18:11:49 »


ALLAH yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz,hayır onlar diridirler..Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz..AL-İ İMRAN 169


Ey şehid,ey kanıyla kılıca galabe çalan mücahid..
Ey tarihin derinliklerinden,masumların,ezilmişlerin,yalın ayaklıların bağrından kopup gelen feryad..
Ey bedir ovasını,uhud dağını,kerbela çölünü,beheşti zehrayı ve susayı,susaları mustazaf halklar için,islama susamışlar için birer mesaj yurdu,birer şehadet otağı yapan kahraman..
Ey al kanlara bulanan beden...
Ey insanlığın feryadı...
Ey Muhammedi mesajın havarisi..
Ey hizbullahi yolun parlak kandili..
  Sen bir çağrısın..lavlar gibi fışkıran kıpkızıl kanınla,her günü aşuraya,her yeri kerbelaya çeviren hey hat münezzinle,feryadınla...islam için öleceksem ey kılıçlar alın canımı çığlığınla uyuyanları uyandıran..mazlumları ayaklandıran.hizbullahileri çoşturan bir çağrısın sen...
   Ey şehid..ey ebuzerin öfkesi,zeynebi kübranın feryadı..Ve ey hizbullah ordusunun keskin kılıcı..Ve ey adalet terazisinin,özgürlük kervanının yılmaz bekçisi,ey tarihin öyküsü...Kanın bir volkandır..Zalimlerin,tağutların,kabillerin saltanatlarını yerle bir eden bir volkan...
   Sen bir destansın yenilgleri zaferlere çeviren bir destan..zulüm saraylarını yerle bir eden bir destan...
Ey şehid seninle öğrendik kanın gücünü,ölüme meydan okumayı senden öğrendik..Sen bizim için bir önder ve öğretmensin ve hep öyle kalacaksın sonsuza kadar...

 ........SİZLERİ UNUTMAYACAĞIZ VE YOLUNUZU SÜRDÜRECEĞİZ....





http://www.youtube.com/watch?v=[yt=425,350]tjtnymu4E-c&feature=related[/yt]



http://www.youtube.com/watch?v=[yt=425,350]kmAYp0Ha4J4[/yt]



« Son Düzenleme: 04 Şubat 2008, 11:50:33 Gönderen: xudayar » Logged
xudayar
σиυя üуєѕι
****


ey gençlik..GÖMLEĞİ ARKADAN YIRTILANLARDANmısın..?

Puan: 6
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1789
Üye ID: 56

Nerden: Fe €yne T€zh€buN ?


« Yanıtla #1 : 02 Şubat 2008, 18:12:28 »


METİN YÜKSEL KİMDİR?

17 Temmuz 1958 yılında Bitlis iline bağlı Kolongo yaylasında dünyaya geldi. Babası, İslâm dünyasındaki tanınmış İslâm âlimlerinden Mollâ Sadreddin Yüksel hocaefendi, annesi ise, doğunun meşhur şeyhlerinden Norşinli Şeyh Masum Efendi'nin kerimesidir.

            Ailecek hicret edip İstanbul'a geldiklerinde Metin dokuz yaşındaydı. Fatih semtine yerleşiyorlar ve aynı yıl Metin Yüksel Akşemseddin ilkokuluna kaydoluyordu. Daha sonra Gelenbevi ortaokuluna devam eder. ortaokulu devam ederken ikinci sınıftan sonra bırakmak ister. Babasının bütün ısrarlarına rağmen okulu bırakır ve İslâm ilmi tahsilini başta babası olmak üzere birçok yakınından alır.


METİN YÜKSEL'İN CİHADI

Bundan sonra Metin Yüksel'i hep cihad faaliyetleri içinde görüyoruz. Hemen hemen Türkiye'nin her bölgesine koşar. En baştadır, en öndedir mitinglerde, yürüyüşlerde. İslâm'ı tebliğ için afiş yapıştırmalar.

Mahalle çevresinde İslâm Cemiyeti kurmuştu Metin Yüksel, hatta mühür bile yaptırmış, mahalledeki, çevredeki insanları İslâm Cemiyet' ine kaydediyordu. Üye yapıyor, kitap veriyordu. Evinin bir odasını mescid yapmış, tahtadan vaaz kürsüsü, müezzin mahfeli, minber yapmıştı. Mahalledeki çocukları çağırıyor, namaz kılıyor ve mevlüt okuyorlar, sonunda da şeker dağıtıyorlardı. Metin Yüksel'in faaliyetleri bunlarla bitmiyor. Fatih akıncılar derneğini kuruyor ve başkanı oluyordu. Bir yerde miting olsa bütün gün çalışıp bunun afişlerini hazırlayıp İstanbul'un afişler ile donatılması işini ayarlıyordu.

            Dernekte haftalık seminerler oluyordu. Yazın hava sıcak olduğu için her hafta oluyordu bu seminerler. Bunların yanında bir de "dispanser" açılmıştı. Doktorlar geliyor halka iki gün ücretsiz bakıyorlardı.                                                         

            Metin Yüksel dünyaya açılmıştı. İran'dan haberler alıyordu ve şehid olmasaydı İran'a gidecekti. Hatta " Yaşasın İran Müslümanlarının Zâlim Şah'a karşı Direnişi" gibi birkaç yazı yazmıştı.

            Afişleri kendisi çiziyor, bayrakları kendisi boyuyor ve güzel karikatürler yapıyordu. Yetenekli ve kabiliyetliydi. Karikatürlerini Şevket Eygi "büyük gazetesi" nde neşrederdi.



METİN YÜKSEL'İN ŞEHADETİ

            23 Şubat 1979 tarihinde tüm uyarılara rağmen Metin ve arkadaşları Cuma namazına silahsız gitmişlerdi. Faşistlerden bazıları Metin'i takip etmek için namaz kıldılar. Diğerleri ise sinsice pusularını kurmuştu. Cuma namazının bitmesinden sonra herkes çıkıyordu. Metin namazdan sonra sünnetleri kılar, duasını yapar ve camiden çıkar. Avluya geldiği sırada "Metin" diye bir ses işitir ve sol elini uzatarak gel konuşalım der demez alnına müslüman'ım diye geçinen zalimlerin kurşunu isabet eder, sol ayağı bükülür ve yere düşer. Gözü dönmüş zalimler yere düşen Metin'i kin ve nefret kusarcasına , hunharca bir eda ile kurşunları alnına sayıyorlar ve ağzından getirdiği tekbirle dalga geçerek  kaçıyorlardı.

            Metin Yüksel o anda şehadet şerbetini içmişti. Yaradanının huzuruna varmıştı, hastaneye kaldırmışlardı ama O çoktan şehid olmuştu. Babası Sadreddin Yüksel ağlayarak yanına gelenleri teselli ediyordu

            Zalimler daha kısa bir süre önce Edirne'de Erdoğan Tuna kardeşimizi on altı bıçak darbesi ile şehid etmişlerdi. Şehid kardeşimizin vücudundan çıkarılan kurşunlar dört değişik silaha aitti.


>>>>>

YOLUN YOLUMUZ...YOLUNU SÜRDÜRECEĞİZ EY ŞEHİD....
« Son Düzenleme: 04 Şubat 2008, 11:28:03 Gönderen: xudayar » Logged
xudayar
σиυя üуєѕι
****


ey gençlik..GÖMLEĞİ ARKADAN YIRTILANLARDANmısın..?

Puan: 6
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1789
Üye ID: 56

Nerden: Fe €yne T€zh€buN ?


« Yanıtla #2 : 02 Şubat 2008, 18:12:46 »



MALCOM X kimdri?


Asıl adı Malcolm Little olan Malcolm X, 1925 yılında Omaha'da bir papazın altı çocuğundan birisi olarak dünyaya geldi. İlköğretimi, siyahlara ait bir mahallede okudu. Lisenin ardından Üniversiteye gitmek istemesine karşın, siyahların tplumdan dışlanmışlığı ve itilmişliği, Malcolm'u çalışmak ve kendi hayatını kazanmak zorunda bıraktı. Zaten A.B.D.'de yaşayan bütün siyahlar için Devletin arzu ettiği yaşam da tam olarak bundan ibaretti. Eğer siyahsanız, liseden sonra okumamalı, üst düzey görevlere talip  olmamalı ve beyazların sizin için belirlediği çizgilerin dışına çıkmamalısınız. Afrika'dan sizi gemilere dolduran ve yeni kıtaya taşıyanların amaçlarına aykırı bir hayatı seçmemelisiniz. Malcolm, işte etrafında beliren bu çizgileri aşamadığı için kendisini Harlem'de buldu. Harlem, hayatının makas değiştirdiği yer olacaktı Malcolm'un.

[Hapishane yıllarının kendisine kattığı değerleri Malcol şöyle ifade eder: " Düşünmeye ihtiyacı olan bir insanın gidebileceği en iyi yerin Üniversite olduğu düşünülür ancak bana sorarsanız, düşünmek isteyen bir insan için en ideal mekan hapishanedir."

Evet, Malcolm büyük bir dönüşüm yaşıyordu, zalim ile mazlum arasındaki farkı anlayabilecek ve bu fark cennet ile cehennem arasındaki mesafe kadar olduğunu idrak edebilecek bir bilinç düzeyine erişmişti.



Neden "X" ifadesini kullandı?

Hapishanede geçen yedi yılın ardından, pek çok konuda büyük değişimlerin yaşandığı ancak baskının ve ezilmişliğin aynen kaldığı Harlem'e geri döner. Hayatına anlam katan değerleri insanlara anlatmaya, umutsuzluğa düşmeden insanlara köklerini hatırlatmaya adamıştı kendisini. Artık bir hırsız ve sabıkalı olarak girdiği hapishaneden bir özgürlük savaşçıcı olarak çıkan bir isim olarak Harlem'de farklı ses, özgün bir nefes halini almıştı. Adını değiştirmiş, Malcolm Little olan isminden "Little" kısmını çıkarmış ve yerine "Belirsizliği" ifade eden bir "X" harfi koymuştu. Ona göre bu harf kendi köklerinin artık kayıp olduğunun ve köleleştirilmiş siyahların kendi geleneklerinden koparılmışlığının simgesiydi. Elijah Muhammed öncülüğündeki "Siyah Müslümanlar Hareketi" içerisinde etkin bir konumda çalışmaya başlayan Malcolm, dört bir yanı geziyor,siyahların Amerikalı olmadıklarını ve Amerikan kültürünün de bir parçası olmadıklarını hatırlatıyordu. Ancak "Siyah Müslümanlar Hareketi" kendisini söylediklerinin sertliği ve sivriliği sebebi ile defalarca uyarıyor hatta A.B.D. Başkanı Kennedy'nin öldürülmesi üstüne söylediklerinden dolayı yetkileri elinden alıyordu.



« Son Düzenleme: 07 Şubat 2008, 11:45:05 Gönderen: xudayar » Logged
xudayar
σиυя üуєѕι
****


ey gençlik..GÖMLEĞİ ARKADAN YIRTILANLARDANmısın..?

Puan: 6
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1789
Üye ID: 56

Nerden: Fe €yne T€zh€buN ?


« Yanıtla #3 : 02 Şubat 2008, 18:13:02 »

Malcom X'in Hacc esnasında ümmet bilincine varıp Irkçılıkla ve Irkçılarla mücadelesi

      Malcolm Elijah Muhammed'i de iyice tanımış ve Elijah'ın ırkçı fikirlerinin İslam ile ne derece örtüştüğünü araştırmaya koyulmuştu. Zaten özel hayatında da ciddi gariiplikler ve ahlak dışı ilişkiler olan bir adamın, masumiyetin simgesi olan Afrikalıları temsil edemeyeceğini düşünüyordu. Ancak özellikle o dönemin şartlarından dolayı bunu ifade edemiyordu. Yurt dışında yaşayan Müslümanlardan aldığı sürekli davetler alan Malcolm, 1964 yılında Hacc amacıyla çıktığı yolculukta pek çok İslam Ülkesini ziyaret ediyor ve Elijah Muhammed'in beyazların Müslüman olamayacağı yönündeki fikrini İslam ile uzaktan yakından alakası olmadığını anlıyordu. Siyahlarla beyazların omuz omuza saf tuttuğu Mescid-i Haram'ın, Bilal ile Ebuzer arasındaki kardeşliğin hala varlığını koruduğu Medine'nin İslam'ın asli yönünü yaşattığını düşünmeye başlamıştı artık. Bunu şu cümlelerle ifade ediyordu:

"Dünyanın dört bucağından onbinlerce hacı ile birlikteydim. Mavi gözlü sarışınlardan siyah derili Afrikalıya kadar bütün renkler kaynaşmıştı. Fakat hepsi insanların birlikteliğinin, tek bir ruh halinin ibadeti içinde idiler. Bu benim Amerika'da siyah ile beyaz arasında göremediğim, fakat görülmesi kaçınılmaz olan ve olanaklı olan bir manzaraydı. Amerika, İslam'ı tanımalı, anlamalı ve bilmelidir. Çünkü sadece bu din toplumdaki ırk, renk, insanlar arasındaki ayırımı kökten reddetmektedir. İslam ülkelerine yaptığım gezilerde konuştuğum insanlar ve hatta beraber yemek yediğim beyaz Amerikalılar kafalarındaki beyaz ayırımcılığın İslam ile tanıştıktan sonra yok olduğunu söylediler. İnsanların renklerine bakılmaksızın birlikte iç içe oldukları böylesine içtenlikli ve gerçek bir kardeşlik bir manzarasını bundan önce hiç görmemiştim. Kutsal yerlerde geçirdiğim günlerde Müslüman kardeşlerimle Tek ve aynı ALLAH'a ibadet ve dua ederken onlarla birlikte aynı tabaktan yedim, aynı bardaktan içtim, aynı kilimin üstünde uyudum.

Gözleri mavilerin en mavisi, saçları sarıların en sarısı ve derileri beyazların en beyazı idi. Biz gerçekten kardeşlerdik, kardeştik. Çünkü inançlarımız Tek ALLAH'a idi ve aramızda renkler kalmamış ve Beyaz renk, Amerika'da var olan tutum ve davranışlarıyla düşüncelerimizden sökülüp atılmıştı. Bu kutsal topraklarda geçen her saat bana Amerika'daki siyah-beyaz çatışmasına yaklaşımda çok daha güçlü bir iç zenginliği kazandırıyor."


Öğrendiği gerçekleri ve İslam'ın kardeşlik hukukunu, evrensel sömürü düzenine karşı direniş mesajını kitlelere ulaştırmak istiyordu. Bu sebeble gitmek istediği bir çok ülke olmasına rağmen geziyi kısa tutarak Amerika'ya döndü. İlk iş olarak adını Malik El Şahbaz olarak değiştirdi. Hemen ardından Afro-Amerikan Birliğini temiz ve ırkçılıktan uzak, bütün dünya tağutlarını devirmeye adanmış bir hareket haline getirdi. İnsanlara, İslam'ın pak mesajını taşıyan bir mübelliğ olmuş ve Elijah Muhammed'in İslam'ı yanlış tanıyan ve tanıtan bir isim olduğunu ifade etmeye başlamıştı. Ona öre en siyahından en beyazına kadar insanlara "ALLAH'a Kul Olma" potasında toplanmalıydılar.



Ve Şehadeti...

   Her ülkede olduğu gibi Malcolm'un ülkesinde de İslam'ın mesajından rahatsız olan odaklar kendisini hedef olarak seçmişler ve sesini kısmak için planlar yapmaya başlamışlardı. Nitekim Afro-Amerikan merkezinde yapacağı konuşma ile ilgili uyarılar almasına karşın konuşmayı yapmama tekliflerini reddetmiş ve kürsüde vücuduna isabet eden kurşunlarla Rabbine kavuşmuştu. Geride kalanlar ise İslam'ı kendilerine anlatan bu adamın, siyahlarla beyazların birbirine üstünlükleri olmadığını ancak her birisinin kulluktaki dereceleri yönüyle olacağını söyleyen bir önderi kaybetmenin şokuyla salonda donakalmışlardı. Malcolm Little, Malcolm X ya da Malik El Şahbaz... Nasuh bir tevbenin üstüne bir yıl dahi yaşamadan çekip gitmişti bu dünyadan... 25 Şubat 1965, Amerika'daki Müslümanların hayatına bereket katan bir adamın bereketi daha da arttıran bir ölümle, şehid olduğu tarihi olarak dünya hafızasına kaydedilmişti.


YOLUN YOLUMUZ...YOLUNU SÜRDÜRECEĞİZ EY ŞEHİD...
« Son Düzenleme: 07 Şubat 2008, 11:52:17 Gönderen: xudayar » Logged
xudayar
σиυя üуєѕι
****


ey gençlik..GÖMLEĞİ ARKADAN YIRTILANLARDANmısın..?

Puan: 6
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1789
Üye ID: 56

Nerden: Fe €yne T€zh€buN ?


« Yanıtla #4 : 02 Şubat 2008, 18:13:26 »


Hasab El Benna Kimdir?

Hasan El Benna'nın eğitim hayatı da doğduğu evde başladı. Babası tarafından Kur'an üzerine eğitilen Hasan El Benna, henüz küçük yaşlarda iken Kur'an'ı hatmetti. Farz namazlarını çocuk yaşlarda ifa etmeye başlayan Hasan El Benna, sekiz yaşına geldiğinde babası tarafından Mahmudiye'deki bir medreseye kaydettirildi. Medresede Kur'an'ı hıfzetme çalışmalarına başlayan Hasan El Benna, bir taraftan da Sarf-Nahiv gibi Arap Edebiyatı ilimlerini tedris ediyordu. Medreseden mezun olmasının peşi sıra, Demehnur şehrindeki bir Liseye kayıt yaptıran Hasan El Benna, bu okulda okurken Kur'an hıfzını tamamlamış ve bir çok İslami metni de tahlil etmişti. İlim tahsil ederken, bir taraftan da nafilelere devam etmek suretiyle manevi açıdan kendisini geliştiren El Benna, lisede "Haramlarla Mücadele Cemiyeti" adında okulun öğrencilerinde oluşan cemiyet kurmuş, ülkenin büyüklerine Mısır toplumundaki bozulmalara dikkat çeken mektuplar göndermişti..

El Benna, liseden mezun olduğunda Mısır'ın en başarılı beş talebesinden birisiydi. Nitekim bu başarının doğal bir tezahürü olarak,  Kahire'de bulunan Dar'ul Ulum'a kaydoldu.  Üniversite'yi de birincilik derecesi ile bitiren Hasan El Benna, o dönemde İngilizlerin yoğun olarak bulunduğu İsmailiye kentine öğretmen olarak tayin edildi.


İHVAN-I MÜSLİMİN kuruluyor...

İsmailiye'de İngilizlerin yaydığı fesada ve İslam Ümmetin içinde bulunduğu biçare hale çareler üretmeye çalışan El Benna, ilk iş olarak çevresinde şahsiyetlerine ve dindarlıklarına güvendiği altı arkadaşını bir araya toplar. Mısır başta olmak üzere İslam Dünyasını bir yangın gibi hızla saran mahmurluğa çözümler üretebilmek amacıyla toplantılar düzenler. Aynı zamanda İhvan-ı Müslimin hareketinin çekirdek yapısının temellerinin de atıldığı bu dönemi Hasan El Benna şöyle anlatıyor:

"ALLAH bilir nice geceleri Ümmetin dertlerine çareler aramakla geçirdik. Ümmetin hallerini tahlil etmek, dertlerini ortadan kaldırmak için ne kadar düşündük. Bu hallerin tesirinden bazen ağlama durumuna gelirdik."

Yine Fethi Yeken'in kaydettiğine göre bu hazırlık sürecinde harekete bir isim ihtiyacı ortaya çıkınca, Hasan El Benna bir isim düşünmek yerine doğrudan bir öneri getirmişti: " Biz İslam'a hizmet gayesiyle bir araya gelmiş kardeşleriz. Öyleyse adımız 'İhvan- Müslimin' olsun."

Hasan El Benna öncülüğünde çalışmalara başlayan yedi kişi, ilk hedef olarak İsmailiye'de İngiliz Şirketlerinde çalışan Mısırlı gençlerin uğrak yerleri olan kahvehaneleri seçerler. Hasan El Benna sık sık buralara giderek insanlara Kur'an kıssaları anlatır ve Onları mescide davet eder. Bir süre sonra, davet filizlenir ve İsmailiye'deki gençler Üstad Hasan El Benna'nın etrafında halkalanırlar. Çünkü Hasan El Benna Onlara kaybettikleri ruhu geri kazandıran bir bilgiyi, güzel bir üslupla aktarmış ve Onlara ALLAH'ın dinine tabi olmanın dünya ve ahiret hayatına taalluk eden önemini gayet güzel kavratmıştı. ALLAH'ın bereketlendirdiği bu çalışma aradan bir kaç yıl dahi geçmeden İsmailiye hududlarını zorlayacak kadar büyümüştü. Nitekim, bütün Mısır sathında İhvan hareketi yayılınca ve artık bu Cemaat bir merkeze ihtiyaç duyunca Hasan El Benna öğretmenlikten istifa etmek suretiyle Kahire'ye taşınmış ve İhvan'ın genel merkezini Mısır'ın başkentinde kurmuştu. 1932 yılında ise Mısır genelinde üç yüz şubesi olan ve kahır ekseriyetini gençlerin oluşturduğu bir harekete dönüşmüştü İhvan. Sonraları, Cemaatin Mısır toplumu ile bütünleşmesi ve davet çalışmaları daha da genişleten Hasan El Benna, "Anne Okulları" ismiyle Müslüman kadınları bilinçlendirme amacı taşıyan bir yapı oluşturdu. Zeynep Gazali öncülüğündeki bayanların da iştirakiyle sonraları "Müslüman Kadınlar" ismiyle anılacak bu oluşum Mısırlı Müslüman Hanımların İslami hayat tarzına yönelişinde ciddi etkisi olmuştur. Öte taraftan gençlerin eğitimi gayesi ile okullar açtıran Hasan El Benna, hissedarlarının çoğunu İhvan mensuplarının oluşturduğu ticari işletmelerin ve fabrikaların açılmasına da vesile olmuş, böylelikle eğitimden sosyal hayata ve Hanımların gelişimden işçilerin yaşamına kadar pek çok hususta Müslümanca yöntemlerle çözüm üretilmesi için neler yapılabileceğini de gözler önüne sermiştir.
« Son Düzenleme: 17 Şubat 2008, 18:14:45 Gönderen: xudayar » Logged
xudayar
σиυя üуєѕι
****


ey gençlik..GÖMLEĞİ ARKADAN YIRTILANLARDANmısın..?

Puan: 6
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1789
Üye ID: 56

Nerden: Fe €yne T€zh€buN ?


« Yanıtla #5 : 02 Şubat 2008, 18:14:28 »


Yahudi işgali altında ki Filistinli Müslümanlara İhvandan destek..

İkinci Dünya Savaşı sırasında işbirlikçi Hükümetin İngilizlere açıktan destek vermesi İhvan'ı rahatsız etmişti. Bu rahatsızlık 1947 yılında Yahudilerin Filistin'de giriştikleri katliama karşı Ezher'de düzenlenen büyük mitingler organize edilmişti.  Filistin'de Müslümanlarla Yahudiler arasında savaş başladığında ise, Yahudilere İngiliz desteği giderken İhvan mensupları da Müslümanlara destek oluyorlar bazı İhvan mensupları da bizzat Hasan El Benna'nın emri ile Filistin'deki cihada iştirak ediyorlardı. Bu durumu Fethi Yeken şöyle anlatıyor:

“Derken 1947 senesinde bazı mücahitlerini Filistin'e gönderiyordu. Filistin dağları ve köyleri daha önce görmedikleri ender mücahitler görmeye başlamışlardı. Evet, Filistin Yahudi’ye kuvvetli bir ders vermek ve onlara zilleti tattırmak için ölümü hayata tercih eden insanlara şahit olmuştu.”

Filistin'de aktif olarak yer alan İhvan Mücahidleri, büyük başarılara imza atarak, Siyonistlere ağır yenilgiler tattırmışlardı..


Ve Şehadeti....

Mısır’da İhvan ciddi bir takip altındaydı. A.B.D. ve İngiltere gibi ülkelerin gizli servisleri sanki İşbirlikçi Mısır Hükümetine bağlı İstihbaratçılar yetmezmiş gibi İmam Hasan El Benna'yı yakın takibe almışlardı. Nereye gitse peşinde muhbirler oluyor attığı her adım İstihbarat Merkezlerine rapor ediliyordu. Nihayet, takibatın sonlanması ile birlikte İngiliz Uşağı Kral Faruk İhvan-ı Müslimin hareketini yasa dışı ilan etmiş ve binlerce üyesini tutuklayarak cezaevlerine attırmıştı.  Ancak Hasan El Benna'nın en yakınları dahi tutuklandığı halde kendisi tutuklanmıyordu. Çünkü Kral Faruk El Benna Mısır Halkı üzerindeki etkisinin böyle bir tutuklama sonucunda öfkeye dönüşerek tahtını sallayabileceğini hesap ediyordu.

Ve 12 Şubat 1949... Şehadetinden bir kaç güç önce müjdeli bir rüya gören İmam Hasan El Benna, Müslüman Kardeşler Teşkilatının Kahire'deki merkezinden henüz çıkmıştı ki, tamirat bahanesi ile kapatılan karanlık yola giren bir araçtan üzerine ateş açıldı. Çevredeki İhvan mensuplarınca hemen yakındaki bir hastaneye kaldırılan Hasan El Benna, hastanade tedavi edilmeyerek kan kaybından şehid oldu. Şehid gibi yaşayan İmam, nihayet ömrü boyunca arzuladığı şehadete erişmişti. Ancak ömrü boyunca uğradığı zulmü yeterli görmeyen tağutlar şehadetinden sonra da İmam'a zulmetmeye devam ettiler. Cenazesinden evvel kendisine yakınlığı bulunan bütün erkekler gözaltına alınmış ve cenazesi Fethi Yeken'in kaydettiğine göre dört kadının ve Yaşlı babasının omuzlarında taşınıyordu. Tabutu omuzlamak isteyenlere ise babası şöyle haykırıyordu: "Oğlumu öldüren sizlersiniz. Şimdi de bütün insanların gözleri önünde onun tabutunu taşıyıp da ne yapacaksınız ey zalimler?"

« Son Düzenleme: 17 Şubat 2008, 18:21:09 Gönderen: xudayar » Logged
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 281
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 12949
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #6 : 02 Şubat 2008, 18:32:52 »

ALLAHcc razı olsun değerli kardeşim Rabbim bu hayrlı çalışmanızı mükafatlandırsın inş.......
Rabbim genelde tüm şahidlere..özelde bu mübarek şehadet ayında şehid olan tüm kardeşlerimizin şehadetlerini kabul etsin bizide onların şefaaatından mahrum etmesin inş....

bizde inş şubat ayı içerisinde şehid olan kardeşlerimizi buraya aktarıp güzel bir bilgi paylaşımına çabalarız  inş...hem şehidleri yakından tanıyıp bilgi sahibide oluruz ....
Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
erbaiin
üѕтα∂
*****


Kaleme Kelam Ettirene Hamd Olsun....

Puan: 5
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2140
Üye ID: 1419

Nerden: ....baktığınız yerden


« Yanıtla #7 : 02 Şubat 2008, 18:34:59 »

ALLAHcc razı olsun değerli kardeşim Rabbim bu hayrlı çalışmanızı mükafatlandırsın inş.......
Rabbim genelde tüm şahidlere..özelde bu mübarek şehadet ayında şehid olan tüm kardeşlerimizin şehadetlerini kabul etsin bizide onların şefaaatından mahrum etmesin inş....

« Son Düzenleme: 03 Şubat 2008, 11:13:06 Gönderen: erbaiin » Logged

Selimm
мιя üує
****

HAYDİ NAMAZA...

Puan: 7
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1340
Üye ID: 1825

Nerden:


WWW
« Yanıtla #8 : 02 Şubat 2008, 19:07:12 »

RABB(CC)im razı olsun değerli kardeşim.
Logged

WwW.İslamiyetDini.Com  ---  WwW.Dinimizİslam.Com --- WwW.İhh.Org.Tr


Selimm
мιя üує
****

HAYDİ NAMAZA...

Puan: 7
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1340
Üye ID: 1825

Nerden:


WWW
« Yanıtla #9 : 02 Şubat 2008, 19:39:01 »

XUDUYAR KARDEŞİM ÜSTTE VERDİĞİN NİSA-69 AYET DEĞİLDİR.
NİSA-69: Kim ALLAH'a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, ALLAH'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, iyilerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaştır!

AL-İ İMRAN 169: ALLAH yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rab'leri katında rızıklanmaktadırlar.    SELAMETLE...
Logged

WwW.İslamiyetDini.Com  ---  WwW.Dinimizİslam.Com --- WwW.İhh.Org.Tr


~~EHAD~~
тє¢яüвєℓι üує
**


YA RAB davasız müslümanlardan usandım:(

Puan: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 336
Üye ID: 1545

Nerden: engellerle dolu bir yoldan-bu yol çileli yol, çekeceksen gel


« Yanıtla #10 : 02 Şubat 2008, 19:56:44 »

ŞUBAT AYI ŞEHADET AYIDIR



Şubat ayi sehadet ayidir. Çünkü bu mübarek ayda yüzlerce alim ve dava lideri sehid olmustur. Subat ayi san ve seref ayidir. Çünkü bu ayda zulüm, baski ve dayatmalara boyun egmeyerek Müslümanlarin izzet ve sereflerini korumaya çalisan gerçek Müslümanlar zalimlerin gaddar ve hain mermilerine hedef olmuslardir. Subat ayi ayni zamanda bereket ayidir. Su halde bu mübarek ayi güzel bir sekilde degerlendirelim. Bu mübarek ayda çok önemli ve degerli sahsiyetler sehid edilmislerdir. Yüzlerce örnekten iste size birkaç örnek:

1. Suriye Baas rejimi, Hama katliaminda kadin-erkek, çocuk-yasli demeden yaklasik 40 bin Müslümani sehid etti.

2. Sapka kanunu çikarilmadan önce yazdigi bir kitapta Müslümanlarin sapka giymelerinin caiz olmadigini belirtmesi suç olarak gösterilmis, daha önce Giresun mahkemesinin verdigi karar dikkate alinmadan 1926'da büyük alim Iskilipli Atif Hoca Istiklal Mahkemesinin verdigi kararla idam edilmistir. Idam edilmeden önce Atif hocanin son sözü su olmustur: "Zalim ve kafirlerle elbette mahser günü hesaplasacagiz."

3. 1931'de Erbilli M. Esad Efendi zehirli igne ile sehid edildi.

4. Büyük dava adami ve dava alaninda asrin müceddidi Imam Hasan el-Benna 12 Subat 1949'da gün ortasinda Kahire'nin en islek caddesinde hain kursunlarla vurularak sehid edildi.

5. Islam için bas kaldiran Seyh Said efendi bu hareketinden dolayi elliye yakin seyh ve alim arkadasiyla Diyarbakir'da asilarak idam edildi. Seyh Said'in hareketi 13 Subat 1925'te baslamistir.

6. Malcolm X Amerika'da sehid edildi.

7. 25 Subat 1994'de Filistin'in el-Halil kentindeki Halil Ibrahim Camii'nde sabah namazi kilan Müslümanlarin üzerine yahudi Barush Goldstein adindaki adam tarafindan yaylim atesi açilarak 67 Müslüman sehid edildi.

8. Intifadanin ilk nüvelerini atan Seyh Izzeddin el-Kassam (r.a.) 1935'de sehid edildi.

ALLAH (c.c.) hiçbirimizi dogru yoldan ayirmasin.

(Amin...)
Logged

Müslüman mısınız?
Elhamdulillah Müslümanım!
PEKİ CİDDİ MİSİNİZ!?

           HER MÜSLÜMAN BİR KOVA SU DÖKSE İSRAİL'İ SEL GÖTÜRÜR!!!
MİZGİNA_İSLAM_
тє¢яüвєℓι üує
**



Puan: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 262
Üye ID: 1252

Nerden:


« Yanıtla #11 : 03 Şubat 2008, 00:44:04 »

ALLAH yolunda öldürülenleri sakın "öleler" saymayın. Hayır, onlar Rableri  katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.
Âl-i İmrân  169

SİZLERİ UNUTMAYACAĞIZ VE YOLUNUZU SÜRDÜRECEĞİZ....


Logged

YENİ__DÜNYANIN__MODERN__KATİLLERİNİ__

____DURDURUN___

FİLİSTİNE___DUA___İSRAİLE___TAAŞŞŞ___
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 281
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 12949
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #12 : 03 Şubat 2008, 11:55:31 »

bir şubat katliamı........



HAMA Kıyamı-Katliamı 25. Yıldönümü


Ham, Suriye'de  İslami hareketin en güçlü olduğu şehirlerden biridir. Bu özelliği dolayısıyla Hama şehri 1982 yılında büyük bir katliama şahit oldu. Hafız el- Esed'in kardeşi ve zamanın Genelkurmay Başkanı Rıf'at el-Esed, Şubat 1982'de bir gece vakti Hama'ya havadan ve karadan saldırı düzenledi. Saldırıya katılmak istemeyen askerlerin çoğu anında idam edildiler. Bazıları da Müslümanlar tarafına geçtiler. Birkaç gün devam eden Hama katliamında yaklaşık kırk bin Müslüman şehid oldu. Şehir adeta bir harabeye döndü.. İşte bu şanlı halk kıyamının ve kıyam karşısında toplu kıyımdan başka yol bulamayarak(!) 40 bine yakın müslümanın vahşice katledilişinin 25. yıldönümündeyiz.


Yüreklerdeki Yara: Hama

Aşık karalı mısın, candan yaralı mısın?
Nedir sendeki bu hal, yoksa Hama'lı mısın?

Hama, Halep'le Humus arasında Asi nehri vadisinde, nehrin iki yakasına yerleşmiş bir şehirdir. Kelime olarak "sıcak" anlamına gelir. Hem iklim olarak hem de taşıdığı manevi hava itibariyle sıcak bir şehir olduğu için böyle adlandırılmıştır. Manevi sıcaklığı ise tarih boyunca tevhid mücadelesenin önemli merkezlerinden biri olmasından ileri gelmektedir. M. Ö. 2150 yılında kurulduğu tarihlerde kayıtlıdır. Bu şehir, Hz. Ömer (r.a.)'in hilafeti döneminde gönderilen Ebu Ubeyde ibnu Cerrah komutasındaki ordular tarafından fethedilmiştir. İşte bu, sıcak kalpli ve sevimli insanların yaşadığı sıcak şehir 1982'de Hafız Esed rejiminin yürekleri parçalayan vahşi bir katliamına sahne oldu.

Katliamla ilgili bilgileri aktarmadan önce bu konuda Türkiye'de oldukça yaygın olan bir yanlışı düzeltmek istiyoruz. Bu katliamın, Müslüman Kardeşler cemaatinin başlattığı bir isyan üzerine gerçekleştirildiği sanılıyor. Oysa gerçek böyle değildir. Suriye'deki Müslüman Kardeşler, cemaat olarak Hama'da herhangi bir isyan organize etmemiş ve başlatmamıştır. Bu cemaatin o şehirde çok sayıda mensubu ve destekçisi vardı. Dolayısıyla etkili faaliyetleri de vardı. Ancak 1982 katliamına gerekçe gösterilen gelişmeler cemaat adına organize edilen bir "isyan hareketi" değil bir halk isyanıydı. Ancak baskıcı Esed rejimi zaten Hama'ya ve Müslüman Kardeşler cemaatine uzun süreden beridir diş biliyordu. Bu cemaati kendi sultasına karşı duran en tehlikeli akım olarak görüyor ve üzerine gitmek için fırsat kolluyordu. Bu yüzden Hama'daki katliama gerekçe gösterilen gelişmeler bu cemaatin organize ettiği sistemli bir isyan hareketi olarak gösterildi. Olayların gelişme sürecini bazı ayrıntılarıyla aktardığımızda bu husus daha net bir şekilde anlaşılacaktır.

Baskıcı Esed rejimi Hama'ya zaten epeyden beridir bir komplo hazırlıyordu. Bu hazırlıklar katliama gerekçe gösterilen gelişmelerden çok önce başlamıştı. Bu açıdan suları ısıtan aslında Hama ahalisi değil Hafız Esed rejiminin bizzat kendisiydi.

Rejimin Hama'ya bir komplo hazırladığı katliamdan iki yıl öncesinden itibaren izlediği tutumla ve başvurduğu uygulamalarla belli oluyordu. Daha iki yıl önceden diktatör Esed adamlarını ve cellatlarını fitne tohumları ekmeleri, insanları tahrik etmeleri için şehre göndermişti. Bu kişiler insanların inançlarına saldırmak, erkeklerin onur ve haysiyetlerini kadınların namuslarını kirletmek için gönderilmişlerdi. Amaç ise toplumu tahrik ederek bir katliamın zeminini, alt yapısını hazırlamaktı. Gönderilen bu tahrikçi vahşiler kendilerinden istenenden fazlasını bile yaptılar. Öyle ki büyüklere değil küçük yaştaki çocuklara bile saldırdı, küçük kız çocuklarının namuslarını kirletmeye bile kalkıştılar.

Bu arada Suriye Ceza Kanunu'nda bazı değişiklikler yapılarak halkın kendi kendini savunması zorlaştırıldı, halk savunmasız ve zor durumda bırakıldı.

Esed yönetimi Hama'da bu tahrikleri yaparken bir yandan da askeri tedbirleri artırmayı, bölge ahalisini güvenlik yönünden sıkı bir denetime almayı da ihmal etmedi. Şehir tamamen Örfi İdare (Sıkıyönetim) kontrolüne alındı. Askeri ve sivil istihbarat için karargahlar kuruldu. Kısacası bir yandan halk devlete isyan etmesi için her yönden tahrik edildi, diğer yandan da isyan edenlerin anında ortadan kaldırılması için her türlü tedbir alındı. Hafız Esed'in kardeşi ve suç ortağı Rıfat Esed olaylardan iki ay önce Örfi İdare komutanlığına getirildi. Çünkü o vahşette sınır tanımayacak bir ruha sahipti. O aynı zamanda ağabeyinin halefi olmak, ondan sonra yerine geçmek istiyordu. Bu yüzden de kendisinden isteneni tereddütsüz yapabileceği, ağabeyinin bir dediğini iki etmeyeceği biliniyordu.

Rıfat Esed, Örfi İdare komutanlığına getirildikten sonra kendisine bazı talimatlar ve bu arada önemli birtakım yetkiler de verildi. İşte bu önemli yetkilerden biri:

"Kimsenin onayını almadan beş bin kişiyi bile öldürebilirsin!"

Üstelik bu yetki el altından değil resmi olarak veriliyordu.

İnsanlar Örfi İdare altında her geçen gün daha da kıskaca alınıyorlardı. Durum öyle bir noktaya gelmişti ki Hamalılar: "Biz her gün ölüyoruz veya şehrin büyük bir kısmı ölüyor. Bu iş nereye kadar sürecek?" diye sormaya başladılar.

İslami kimlik taşıyanların hepsinin evleri aranıyordu. Bir tek ev bazen on defadan fazla aranıyordu. Adeta Hulagu'nun askerleri kabirlerinden çıkmış gibiydiler. Belki Esed'in cellatları onları da geçmişti. Halkı en çok rahatsız eden ise insanların inançlarının rencide edilmesi, şerefleriyle ve namuslarıyla oynanmasıydı. İlimlerinden dolayı hürmet gören insanlar Esed'in cellatlarının taarruzuna uğruyor, haysiyetleri kirletiliyordu. Evlerde kadınlara saldırılıyordu. Çocuklar anne - babalarının gözleri önünde öldürülüyorlardı.

Bir ispiyoncu: "Bir adamın şu binaya girdiğini gördüm, hala çıkmadı" diyecek olsa Esed'in cellatları hemen içeriye dalıyor, içeride yakaladıklarına tekme tokat saldırıyor, kimseyi bulamazlarsa binayı içindekilerin üstüne yıkıyorlardı.

İşte bu vahşi saldırılarda gerek Müslüman Kardeşler cemaatinden ve gerekse rejime muhalif farklı kesimlerden pek çok insan vahşice katledildi.

Halin böyle olmasına rağmen cumhurbaşkanı Hafız Esed dünya kamuoyuna yönelttiği mesajlarında Suriye'de her şeyin yolunda gittiğini, sükunetin hakim olduğunu iddia ediyordu. Bu tür mesajlar vermesinin amacı ise kendisinin gerçekleştireceği katliamın sebeplerinin rejim tarafından değil "isyancılar" tarafından hazırlandığı iddiasını haklı göstermek için yanıltma yapmaktı.

İşte bütün bu zulümler artık iyice dayanılmaz hale gelince halk tepkisini ortaya koymaktan, her gün ölmektense bir kere ölmeyi tercih etmekten başka bir yol olmadığını düşündü. Vahşet rejimi ise katliam gerçekleştirmek için bir kıvılcım bekliyordu.

Hama'da rejimin insanlık dışı uygulamalarına karşı gösterilen tepki bir örgütsel isyan değil bir halk isyanıydı. Eğer ki bu bir örgütsel hareket yani Müslüman Kardeşler'in yönetimi ele geçirme amacına yönelik olarak başlattığı bir isyan olsaydı hıristiyanlar böyle bir eyleme katılırlar mıydı? Oysa civardaki hıristiyanlar da rejimin o vahşi saldırılarına karşı bölge ahalisinin onur ve haysiyetinin korunması için verilen mücadeleye, ortaya konulan onurlu direnişe katılmışlardır.

Ama vahşi Esed rejimi Hama ahalisini ekin biçer gibi biçmek için bütün hazırlıklarını yapmıştı. Havadan ve karadan füzeler, bombalar, top mermileri yağdırdı insanların üzerine!

Katliama katılmak istemeyen askerler anında oracıkta öldürülüyorlardı. Bu yüzden asker tarafından öldürülenlerin de birçoğu bizzat rejimin cellatlarının katlettiği kişilerdi.

Sonuçta geride otuz bine yakın masum insanın cesedi, yerle bir edilmiş koskoca bir şehir kaldı! O şehir ki tarih boyunca tevhid mücadelesini temsil etmiş, büyük alimler ve mücahitler yetiştirmişti!

Hafız Esed kendini haklı gösterebilmek için olayların Müslüman Kardeşler cemaatinin bir isyan başlatması üzerine patlak verdiğini ileri sürdü ve bu cemaati bir "terör örgütü" olarak ilan etti. Bu iddiasının amacı ise söz konusu cemaatin ülke genelindeki tüm faaliyetlerini yasaklamak, bütün cemaat mensuplarını veya taraftarlarını suçlu ilan etmek için gerekçe hazırlamaktı. Nitekim bu olaylar dolayısıyla oluşturduğu zemini kullanarak Müslüman Kardeşler'in bütün faaliyetlerini yasakladı. Bu cemaate mensup olmayı idamla cezalandırmayı gerektirecek bir suç kabul eden kanun çıkarttırdı.

Ne yazık ki Suriye diktatörünün dünya kamuoyunu yanıltmak için ortaya attığı iddiaların bugün birçok medya organı tarafından dile getirildiğini ve Hama katliamının Müslüman Kardeşler'in örgütsel isyanı sebebiyle gerçekleştirildiği iddiasının tekrar edilip durulduğunu görüyoruz. Oysa Hama isyanı bir halk isyanıydı. Rejimin yaptığı da bir isyanın bastırılması değil bir halkın topluca imhasıydı. Öyle ki bu toplu imhadan bölgedeki hıristiyanlar da paylarını almışlardı.






Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 281
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 12949
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #13 : 03 Şubat 2008, 12:04:42 »

İskilipli Atıf Hoca ve Şehadeti (Video)

İskilipli Atıf Hoca'nın soyunun, Osmanlı Devleti'nin Doğu komşusu olan ve Otlukbeli Savaşında Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmet karşısında aldığı mağlubiyetten sonra kendisini toparlayamayarak, kısa sayılabilecek bir sürede yıkılan Akkoyunlu Aşiretine dayandığı rivayet edilir. İmamoğulları olarak bilinen köklü bir aileye mensup Mehmet Ali Ağanın ve soyu Ben-i Hattab aşiretine dayanan Nazlı Hanım'ın oğludur. Hicri 1292 yılında, Çorum'a bağlı İskilip kazasının Tophane mezrasında dünyaya gelmiştir. Henüz bebekken öksüz kalan İskilipli Atıf Hoca, dedesinin himayesinde yetişmiştir.

Henüz çocuk yaşlarda iken doğduğu kaza olan İskilip'te ilim tedris etmeye başlayan Atıf Hoca. ailesinin rızasına mugayir olmasına karşın, o dönemde İslami ilimlerin merkezi olan İstanbul'a giderek, orada ilmini ilerletmeye karar verdi ve 1893 yılından itibaren ilim tahsilini İstanbul'da dönemin meşhur müderrislerinin gözetiminde devam ettirdi. 1902 yılında medrese eğitimi üstün derece ile bitiren Atıf Hoca, Ruus sınavını da kazanarak , bir sonraki yıldan itibaren Fatih Camiinde talebe okutmaya başladı. İcazet ile ilim hayatının sona ermemesi gerektiğini düşünen Atıf Hoca, aynı süreçte bir taraftan da İstanbul Dar'ul Fünun'unda öğrenim görmeye devam etti. 1905 senesinde buradan da üstün derece ile mezun olarak bugün Kabataş Erkek Lisesi olarak bilinen okula Arapça öğretmenliğine başladı.

İstabulda bulunduğu dönemde, özellikle Meşihat-i İslamiye olarak bilinen dönemin Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki çalışanların haklarını savunduğu için Şeyhulislam tarafından Bodrum kazasına sürüldü. Osmanlı Hafiyelerinin yoğun baskılarından kurtulabilmek amacı ile sahte bir pasaport kullanarak Kırım'a gitti. Kırım'da bir süre kalan Atıf Hoca, Polonya'nın başkenti Varşova'ya kadar gitmek zorunda kaldı. İkinci Meşrutiyet ilan edilmeden kısa bir süre önce de İstanbul'a dönüş yaptı.

İstanbul'a dönüşünden itibaren dönemin İslami matbuatları olan Sebilürreşad, Beyan-ül Hak gibi gazetelerde yazılar yayınladı ve İstanbul'da tanınan simalardan birisi haline geldi. Meclis-i Mebusan seçimlerinde Çorum'dan milletvekili adayı olan İskilip Atıf Hoca, İttihatçılarının çekememezliği sebebi ile uzun süre sürgün hayatı yaşadı ve Mahmud Şevket Paşa'nın öldürülmesi ile 31 Vak'alarından ötürü de bir dönem tutuklu kaldı.  Sürgünlüğünün ardından memuriyete tekrar atanan Atıf Hoca, medreselerde ders okutmaya tekrar başladı.

1919'da dönemin tanınmış İslami Şahsiyetleri ile birlikte Cemiyet-ül Müderrisun isimli cemiyetin teşekkülünde görev aldı. Müderrisler arası alakayı tesis etmek amacı ile kurulan cemiyet daha sonra ismini "Teali İslam Cemiyeti" olarak değiştirdi. Sonraları devrin diktatörlerince milli bütünlüğe düşman cemiyetler arasında sayılacak olan Teali İslam Cemiyeti, işgal sürecinde işgale sessiz kalmamış ve İstanbul'un İngilizlerce işgali karşısında halkın uyanışı için gayret göstermiş, İzmir'in işgal edilmesine de sert bir beyanname ile karşı çıkmıştı. Kuvva-i Milliye hareketinin Anadolu'da ortaya çıkmasına karşı Teali İslam Cemiyeti adına yazılan ve halkı Kuvva-i Milliye hareketine destek vermemeye davet eden bir fetva ile adı anılsa da zamanın Vakit gazetesinde fetvayı tekzib eden bir yazı yayınlamıştır. Ancak bu yalanlamanın yeterli olmadığı sonraları Cumhuriyetin etkin gücü olanların kendisine güttüğü kin ile anlaşılmıştır.

Cumhuriyet Dönemi evvelinde kaleme aldığı ve  Tesettür-i Şer'i, Din-i İslam'da Men-i Müskirat gibi eserleri yoğun ilgi uyandırmış aynı serinin 1924 senesinde yayınlanan üçüncü kitabı "Frenk Mukallitliği ve Şapka" da  halkın teveccühünü kazanmıştır. Söz konusu eserde, Batılı tasavvuru ve hayat anlayışını yerden yere vuran İskilipli Atıf Hocaefendi,  İslam'ın şahsiyeti inşa eden bir din olduğunu ifade ederek, gayr-ı Müslimlerin hayat tarzını taklit etmenin aslında Kur'an'a ve Sünnet-i Resulullah'a zıt düşmek anlamına geldiğini belirtiyordu. Batı eksenli bir politika güden ve Türkiye'nin Batı'ya endeksleme gayretinde olan mevcut yönetime ağır bir tokat niteliği taşıyan eser "Şapka İnkilabı" ismiyle müsemma "Kılık Kıyafet Yasasının" yürürlüğe girmesinin ardından gündeme oturdu. Zira Müslüman Anadolu Halklarının yasanın öngördüğü giyinme şekillerine ve kisvelerine yönelik protestosunda bu eserin etkili olduğuna inanılıyordu. Çıkardığı yasaları ne pahasına olursa olsun uygulamayı kararlaştıran Ankara Hükümeti, Anadolu'nun bir çok ilinde kararına muhalefet edenleri idam ediyor ve kurduğu gayrı meşru mahkemelerde kendi halkına akla gelmeyen suçlamalarda bulunuyor, görülmemiş cezalara imza atıyordu. Suça kani olunmadığı hallerde yıllarca hapis cezası veriliyor, suçun en ufak bir delilin olması halinde ise mutlak idam kararı çıkarılıyor ve karar en kısa sürede adeta halka gözdağı vermek istercesine icra ediliyordu. İşte bu dönemde, İslam'ın yılmaz müdafii İskilipli Atıf Hoca'nın "Frenk Mukallitliği ve Şapka" isimli eseri yasaklanıyor, mevcut nüshalar toplatılıyor, kitap eğer bir evde bulunursa ev halkı suçlu sayılıyordu.  İskilipli Atıf Hoca hakkında ilgili resmi kuruluşlar soruşturma başlatmışlardı. Oysa Hoca'nın ilgili yasa ile suçlanması oldukça saçma idi. Çünkü söz konusu kanun, İskilipli Atıf Hoca'nın kitabının yazılmasından sonra çıkartılmıştı. Dolayısıyla kanun kendinden önce işlenen fiiller için de geçerli olması hukukun genel geçer ilkelerine zıttı. Ancak, mahkemelerin hukuku değil gücü, yönetimin de insanı değil kurumu esas aldığı bir karanlık dönemde bu gerçeklerin gündeme dahi getirilmesi mümkün olmamıştı. Hulasa, zalim ve despotların eli başlatılan soruşturma Ankara'dan gelen emirle neticelendirilmiş ve İskilipli Atıf Hoca 7 Aralık 1925'te tutuklanarak Giresun'a sevkedildi. Bölge mahkemesi İskilipli Atıf Hoca hakkında beraat kararı verdi ancak Kolluk Kuvvetleri kendisini salıvermeyerek gelen emir üstüne İstanbul'a götürdüler. İstanbul'a götürülmelerine mütekaip haklarında yapılan tahkikatın ardından Atıf Hoca ve diğer tutuklular Ankara İstiklal Mahkemesi tarafından yargılanmak üzere Ankara' ya sevkedildiler.

İstiklal Mahkemelerine ait tutanak ve belgeler halen tam olarak incelemeye açılmadığı için Mahkeme celselerindeki iddialar ve yapılan savunmalar detaylı bilgi sahibi değiliz. Ancak şahidlerin naklettikleri vakıalar ve yayınlanan sınırlı bir kaç hatıra denemesinden bilgi edinebiliyoruz. Bununla birlikte, celselerden bize anlatılan en ilginç hatıra şudur:

Kel Ali namıyla bilinen Ali Çetinkaya İskilipli Atıf Hoca'ya dönerek sert bir şekilde konuşur...

-Sen bilmiyor musun ki şapkada bez parçasıdır, fes de, sarık da...

Bu ifadeye karşılık İskilipli Atıf Hoca şöyle konuşur:

- Evet, biliyorum... Ancak Hakim Heyetinin arkasında asılı duran bayrak da bezdendir, İngiliz bayrağı da. Onu kaldırıp İngiliz bayrağı asarsanız ne olur?


ŞEHADETİ

Mahkemenin neticesinde, Savcı 10 yıl ağır şartlarda sürgün cezası istemesine karşın  İstiklal Mahkemesi Hakimi Kel Ali(Ali Çetinkaya) teamüllere aykırı bir şekilde İskilipli Atıf Hoca hakkında idam kararı verir.  Nihayet 4 Şubat 1926 sabahı hakkında verilen idam kararının infazı için Eski Meclis binasının hemen önündeki meydanlık alanda kurulan darağaçlarının olduğu yere getirilir. Elleri bağlı ve başında uğruna ipe gittiği İslami kisvesi, sarığı... Üzerinde kefeni de olacak beyaz idam elbisesi... Tağutların hükümlerini reddedip yalnız ALLAH'ın hükümlerini tanıdığı için eğilmeden, bükülmeden ve uğruna ölüme yürüdüğü Dinden geri adım atmadan, onurlu bir şekilde darağacına çıkıyor... Olaya şahid olanların anlattığına göre, İslam'a ve Müslümanlara karşı kindar ve son derece müstebit olan Kılıç Ali, idam anında dahi İskilipli başındaki sarığa rıza göstermemiş ve çıkartılmasını emretmiştir. Son sözü Kelime-i Şehadet olan İskilipli Atıf Hoca, 4 Şubat 1926 sabahı zalimlerin eliyle ipi çekilmek suretiyle idam edilmiş ve şehid olmuştur.  Ne var ki İskilipli varlığına binlerce canı kurban eden sistemin ne ilk ne de son kurbanıdır.!

O'nun darağacına giderken dahi geri adım atmayı kabul etmeyen ve zalimler karşısında boyun bükmeyi ar sayan mizacı bütün Mü'minler için güzel bir örnektir!





Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
Selimm
мιя üує
****

HAYDİ NAMAZA...

Puan: 7
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1340
Üye ID: 1825

Nerden:


WWW
« Yanıtla #14 : 03 Şubat 2008, 16:01:51 »

Şehid HAMA isimli kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. harika bir kitap. İSLAMOĞLU yayınevinden çıkma
Logged

WwW.İslamiyetDini.Com  ---  WwW.Dinimizİslam.Com --- WwW.İhh.Org.Tr


-ŞEHİDEM-
υѕтα üує
***


Sevdası Büyük Olmayanın Eylemide Büyük Olmaz...

Puan: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 881
Üye ID: 1814

Nerden:


« Yanıtla #15 : 03 Şubat 2008, 16:06:42 »

Şehid HAMA isimli kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. harika bir kitap. İSLAMOĞLU yayınevinden çıkma
  evet  gerçekten okumaya  değer  bir kitap....   Kiss    Kiss 



Yirminci asrın son çeyreğinde yalnızca ALLAH'a inandıkları için kadın, erkek, çocuk demeden Şehit edilen binlerce insan...

Gözleri yaşartan

Yürekleri ürperten

Canavarca katliamlar..

Atom çağında modern dünya..

Ajanslar, gazeteler, televizyonlar, radyolar..

Bir milyar Müslüman ve sessizce yok edilen mazlum şehir, Şehit Hama...
« Son Düzenleme: 03 Şubat 2008, 16:12:20 Gönderen: -şehidem- » Logged

Zalimler için karar verildi , infaz kaldı.
Ufka bir bak yiğidim ; İnkılâb'a az kaldı !..

Selimm
мιя üує
****

HAYDİ NAMAZA...

Puan: 7
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1340
Üye ID: 1825

Nerden:


WWW
« Yanıtla #16 : 03 Şubat 2008, 16:59:47 »

maşaAllah SubhanAllah Şehidem kardeşim...  Smiley
Logged

WwW.İslamiyetDini.Com  ---  WwW.Dinimizİslam.Com --- WwW.İhh.Org.Tr


Selimm
мιя üує
****

HAYDİ NAMAZA...

Puan: 7
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1340
Üye ID: 1825

Nerden:


WWW
« Yanıtla #17 : 03 Şubat 2008, 17:03:21 »

Üniversite de okuduğum kitab ve hala yüreğimde ayrı bir hançerdir HAMA OLAYI. İnşaAllah her birimiz HÜMAM bilincinde oluruz. Et çok etkisinde kaldığım Hümamın Şehadetinde Yüzünün gökyüzüne bakıp ALLAH(CC)a şikayet etmesiydi zalimlerii... Acaba İnşaALLAH cennette komşusu olabilir miyiz?  Huh?
Logged

WwW.İslamiyetDini.Com  ---  WwW.Dinimizİslam.Com --- WwW.İhh.Org.Tr


Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 281
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 12949
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #18 : 04 Şubat 2008, 10:55:01 »

komşuluk kuralları yerine getirildikten sonra neden komşu olunmasınki....inş..komşu olursun kardeşim...
Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
xudayar
σиυя üуєѕι
****


ey gençlik..GÖMLEĞİ ARKADAN YIRTILANLARDANmısın..?

Puan: 6
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1789
Üye ID: 56

Nerden: Fe €yne T€zh€buN ?


« Yanıtla #19 : 04 Şubat 2008, 11:36:06 »

      Metin Yüksel ve dava arkadaşlarının bu bölge de yapmış olduğu çalışmalarla Fatih semti artık kurtarılmış bir bölgeydi. Bu da komünistlerin, faşistlerin vb. idolojilere ait grupların hoşuna gitmiyordu. Çünkü Fatih semti tamamıyla bunlardan temizlenmişti. Sürekli tehdit ediyorlar ve geceleri silahlar sıkıp kaçıyorlardı...ve netice islam nurunu metinlerle söndürebileceği zanneden kitleler...bir Metini ortadan kaldırmakla bu işi halledebileceklerini zannedip,Metini elleriye sonsuzluğa uğurladılar...Ama bilmiyorlardı ki..bu davada Metinler tükenmez..hatta bir Metin öldürülürse..bu diğer Metinlere diriliş olur yerine on Metin gelir...

Rahman şehadetini kabul etsin...Kanını ümmete diriliş sebebi kılsın inşaAllah...
Logged
Sayfa: [1] 2 3 ... 6   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: