Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 281
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« : 18 Mayıs 2011, 12:31:24 » |
|
 |
|
 |
 |
PKK–Silivri Kardeşliği
Aşağıda yazısını aktardığımız Kasım Engin, yani gerçek ismiyle İsmail Nazlıkul PKK’nin tetikçisi ve Öcalan’ın sadık adamıdır. Abisi Dr. Hüseyin Nazlıkul ise, Ergenekoncu Tuncay Özkan’ın en yakın arkadaşıdır ve aynı zamanda Ergenekon sanığıdır…

Yaklaşık iki yıl önce "Kasım Engin" imzasıyla çirkin bir yazı kaleme alınmış ve bu yazıda “çizmeyi aşıyorsun” denilerek İsmail Beşikçi hedef yapılmıştı. Aynı "Kasım Engin" yine aynı sitede çok tartışılacak bir yazı yazdı. Yazı, rejimin en önemli dayanağı olan ve Kürdistan’daki tüm katliam ve soykırımlarda başrol oynayan ordu ve askerleri aklama amacı taşıyor.
Aşağıda okuyucularımızla paylaştığımız bu yazı, PKK’nin tamamıyla sistem içi hesaplaşmada bir figüran olduğunu, Kürdlerin sistemle olan sorununun taşıyıcısı olmadığını ve sistemin kendisiyle hiçbir sorununun olmadığını göstermesi açısından ne kadar önemliyse, yazıyı kaleme alan kişinin kimliği ve bağlantıları da o kadar önemlidir…
Kemalistleri hem askeri, hem de siyasi alanda tekrar başat güç haline getirmeyi amaçlayan ve bu amaçla da Kürdlerin Ulusal Potansiyelini kullanan PKK, bu çirkin rolünü artık gizlemiyor. Dahası “muhalif” kürdleri de bu çirkin role ortak etmeye devam ediyor.
CHP’yi Kürdistan’da tekrar diriltmenin önemli adımı, Sezgin Tanrıkulu’nun PKK onayıyla CHP’ye transfer edilmesiydi. Daha sonra dillendirilen "BDP-CHP seçim ittifakı'nın", tepkiler üzerine görünürde gerçekleşmemiş olması, bu ittifakın dolaylı ve illegal bir şekilde devam ettiği gerçeğini ortadan kaldırmaz. Önce Kemalist Türk Solu ile “blok” kuran PKK, bazı Kürd politik şahsiyetlerini ve hareketlerini de bu Kemalist/devletçi bloğa dahil ederek amacına ulaşmaya çalışıyor.
PKK, Öcalan ve BDP kurmaylarının tüm stratejileri, ‘AKP’nin, tek başına Anayasa değişikliği yapacak çoğunluğu engelleme’ üzerine kuruludur. Bu stratejinin gerçek sahiplerinin Militarist/Kemalist güçler olduğu da açıktır…
PKK’nin son zamanlarda yaptığı eylemlere bakıldığında, siyasi alanda hayata geçirilen stratejiye uygun olarak hareket edildiği çok rahat görülür. Siyasi olarak sadece AKP’yi hedef alan BDP; CHP’yi Kürdlere “şirin” göstermek için, en azından faşist/ırkçı kimliğini unutturmak için elinden geleni yapıyor. PKK de; sadece polise yönelerek ve tüm olumsuzlukların nedeni olarak göstererek, orduyu/askeri “sevimli” gösterme, en azından pisliklerini unutturma yoluna gidiyor. Kastamonu ve Silopi eylemleri bu senaryonun en somut göstergeleridir. Özellikle Kastamonu eyleminin devletin illegal çeteleri ile PKK’nin ortak eylemi olduğuna dair ciddi kuşkular var; tıpkı Reşadiye eyleminde olduğu gibi…
PKK ile Kemalistler, hem legal siyasette ortak bir stratejiyi hayata geçiriyorlar hem de pratiklerinde/eylemlerinde. Amaç, Kürd/Kürdistan değil, sadece sistemde değişen dengelerin tekrar Kemalistler/militaristler lehine rayına oturtulmasıdır. Kürdlerin Sorunu, ülkesini işgal altında tutan devletin kendisidir; herhangi bir partisi veya hükümeti tek başına olamaz…
Kürdistan’da Koçgiri, Piran, Zilan, Dersim, Ağrı ve diğer tüm katliamları yapan TC ordusudur. 12 Eylül’den günümüze kadar devam eden süreçte, Kürdlere dışkı yediren, köylerini yakıp yıkan, göçe zorlayan ve binlerce insanı katleden yine ordu ve içindeki (JİTEM gibi) birimlerdir. Mücadelenin kırsalda devam ettiği ve Kürdlerin de büyük bölümünün kırsalda yaşadığı, kırsaldan sorumlu güvenlik birimlerinin de asker-Jandarma olduğu gerçeği gözden kaçırılmak isteniyor…
Kemalist Türk Solu'nun düşünsel arka planı irdelendiğinde, asker her zaman “kurtarıcı” ve “dosttur”. 1960’larda başlayan ve günümüze kadar devam eden öğrenci eylemlerinde, “Ordu göreve” ve Üniversitelerde, "polis dışarı, asker içeri" sloganları, “jandarma biz sosyalistiz, dostuz yalnız biz sana” marşı, Kemalist PKK’nin neden sadece polisi hedef aldığı ve Askeri/Orduyu aklamaya çalıştığını çok iyi açıklıyor.
Devlet/sistem bir bütündür. Polis ve asker onun güvenlik gücüdür. Bunlardan birine yüklenip diğerini aklamaya çalışmak, sadece sistem içi güçlerin işi olabilir; Kürdlerin değil!
Bu çirkin ittifakı gören, mahkum eden herkes, ‘AKP’li olarak suçlanıyor. PKK ve Kemalistlerin bu taktiği, birçok insanı susturuyor ve gerçekliği dillendirmesini engelliyor.
Oysa bu gerçekliği dillendirmek, sistemin diğer bir kanadı olan AKP’yi savunmayı gerektirmiyor. Tam tersine sistemin tüm bileşenlerini içeren bir tavır takınmak, asker, polis, v.s. resmi ve sivil tüm devlet birimlerini/çetelerini hedef almak geriyor. Kürdistani tutum budur…
Aşağıda yazısını aktardığımız Kasım Engin, yani gerçek ismiyle İsmail Nazlıkul PKK’nin tetikçisi ve Öcalan’ın sadık adamıdır. Abisi Dr. Hüseyin Nazlıkul ise, Ergenekoncu Tuncay Özkan’ın en yakın arkadaşıdır ve aynı zamanda Ergenekon sanığıdır…
Yani, siyasi alanda BDP, CHP, Kemalist Sol arasında, pratikte Genelkurmay ile PKK arasında var olan ortaklık, HPG Sitesi ile Silivri arasında da devam ediyor. Her alanda köklü bir ittifak var ve bu inkar edilemeyecek kadar açıktır.
Bu kadar aleni ilişkiye rağmen, HAK-PAR, KADEP, TDŞK ve kendilerine “aydın”, "sanatçı”, “yazar” diyen bazı Kürdlerin BDP’yi destekleme kararı “Kürd birliğine” değil, derinlerdeki Kemalist/militarist devletin birliğine katkı yapabilir demek haksızlık olmasa gerek... Nasname Haber/Yorum
-----------------------------------------------------------------------------------------
AKP'nin Dalga Kıranları, Polisler
Dalgakıran; “Kıyı kuruluşlarını, tekneleri, dalgaların yıpratıcı etkisinden korumak yine gemilerin yük alıp boşaltmasını sağlamak amacıyla liman ve iskele önlerine yapılan uzun set” diye tanımlanıyor.
Bilinen dalgakıran yukarıda tarif edilendir. Birde dalgakıran derken yüklenen anlamları vardır. En bileneni ve yaygınca kullanılan olanı birilerinin önündeki engelleri kaldıran, varsa engelleri aşan ya da birilerine dönük olacak olanları koruyan, engelleyen anlamındadır.
Daha önce polisin devlet yapısı için ne kadar önemli olduğunu, nasıl vazgeçilmez olduğunu, kutsallaştırılmasının kısmen de olsa nedenlerini söylemeye çalıştık. Hatta bir Japon atasözünün “Hırsızlık yapanı bağışlayabilirim, ırza geçeni bağışlayabilirim, adam öldüreni bağışlayabilirim, imparatoruma kılıç çekeni bile bağışlayabilirim, ama polisime el kaldıranı asla!” diye bittiğini de yazmıştık.
Özcesi polis devlet yapılanmasının belki de en büyük koruyucu zırhı olarak her zaman rol oynamıştır. Polise atfedilen; adlî, siyasi, idari ve trafik görevleri kâğıt üzerinde yazılanlardır. Kendilerince belki yukarıda dile getirilenleri de yapıyorlardır. Ancak asli görevlerinin devletin bekçiliğini yapmak olduğu kesindir. Buna da siyasi görevler diyorlar.
Özcesi polis devletinin koruyucu bekçisi olarak görev yürütüyor. Devletin ise daha çok bir zor aygıtı olarak işlev gördüğünü de biz ekleyelim. Devlet belki de insanlık tarihinde en kirli oluşumların başında gelmektedir. Devlet iktidar demektir. Zor demektir. Kan demektir. Baskı ve zulüm demektir. Ve tabii ki sömürü demektir. Tahakküm demektir. İnsanların emeklerini çalmak demektir.
İşte tüm çalıp çırpmaların koruyucu meleği polistir. Polislerdir. Burada iyi ya da kötü polis yoktur. Burada şu polis bu polis yoktur. Polisin üstlendiği bir misyon vardır. O misyon ise halkları baskı altında tutarak ezmektir. Güvenliği sağlama, iç disiplini sağlamaların tümü safsatadan ibarettir. Esas olan görev toplumu sindirmedir. Rapt u zapt altında tutmadır, istedikleri çizgide yürütmedir. Özcesi polis dalgakırandır. Devletin dalgakıranı.
Ve bugün devlet eşittir AKP demek hiçte yanlış olmayacaktır. AKP adım adım devleti ele geçirerek kendi rejimini oluşturmaya devam ediyor. Bugün devletin birçok kurumunu bizatihi AKP yürütüyor. YÖK, TBMM, YARGI, YÜRÜTME, CUMHUR REİS, YSK, YGS, DİYANET, TRT ve daha burada saymadığımız onlarca böyle kurum ve kuruluş artık AKP’nin denetimindedir. Ve bunların dışında en ileri düzeyde ve en erken el atılan kurum ise Polis Teşkilatıdır. Polis teşkilatı AKP’nin ve Fettulahçıların kendilerini en ileri düzeyde içinde örgütledikleri kurumdur.
Eğer AKP’nin politikalarına bakmak istiyorsak, AKP’nin ne yapmak istediğini öğrenmek istiyorsak polise bakmamız yeterlidir. Çünkü polis bizzat AKP’dir. AKP’nin politikalarını ilk pratikleştiren güç polistir. Polis teşkilatıdır. Bir nevi AKP’nin turnusol kâğıdı polislerdir.
Bugün Kürdistan’da ya da Kürt sorununa yaklaşımda polisin yaptıklarına bakarak AKP’nin ne yapmak istediğini anlamak zor değildir. Çünkü polis AKP’nin dalgakıranıdır. AKP’nin ruhudur. AKP’nin kendisidir.
Ve bugün Kürdistan’da saldırıya geçmiş bir polis örgütünü görüyoruz. Bu saldırıya geçmiş bir AKP’dir.
Bugün çoluk çocuklara gaz bombalarıyla, tazikli suyla, coplarla saldırıya geçen bir polis görüyoruz bu halkımıza karşı saldırıya geçen bir AKP demektir.
Bugün polis adeta Kürdistan’ın her yerinde Kürtlerin karşısına dikilen bir güç olarak karşımıza çıkıyor. Bu esasta topyekûn Kürt toplumuna karşı atağa geçen, ezmeyi hedefleyen bir AKP demektir.
Kürt halkına karşı saldırıya geçmiş AKP’nin koruyucu zırhı polisler ise, yani dalgakıranları polisler ise o zaman ilk yapacağımız iş bu dalgakıranları aşmaktır.
Dalgakıranları nasıl aşacağız. Herhalde birinci yöntemi dalgakıranları ortadan kaldırmaktır. Bunu yapabiliriz miyiz? Herhalde yapamayız. Ama dalgakıranları bir Tsunami dalgası gibi aşarak AKP’ye ulaşabilir miyiz? Evet, bunu yapabiliriz.
O zaman yapacağımız ilk iş AKP’nin dalgakıranlarını gördüğümüz her yerde dalgakıran olmaktan çıkarmak için tüm gücümüzle bu dalgakıranlara yönelelim.
Özcesi, AKP’nin dalgakıranlarını dalgakıran olmaktan çıkarmak, her Kürt gencinin ve özgürlük isteyen bireylerin görevi olmalıdır. Kasım Engin |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|