Emrullah CAN
ѕιтє уöиєтι¢ιѕ
…Bismî Hû…
Puan: 220
Çevrimdışı
Üye ID: 4
Nerden:
|
 |
« : 24 Aralık 2010, 18:12:50 » |
|
 |
|
 |
 |
Sabahın ilk ışıklarıyla gözlerini açmıştı. Okula yeni başlayan minikler kadar merak ve heyecanla çarpıyordu yüreği. Çok sevdiği arkadaşlarından ayrı kalışı üç haftayı bulmuştu, özlemişti herkesi. Derslerinde örnek bir öğrenciydi. Aldığı başarı belgeleriyle ailesi için iftihar vesilesi olmuştu. Okuyup doktor olmak istiyordu Büşra. Mahremiyete önem veren hanımlar için özellikle bazı rahatsızlıklarda bayan doktorun ne kadar önemli olduğunu biliyordu. Hiç olmazsa ailesi ve çevresine bu konuda faydası dokunabilirdi.
Ne var ki yirmi gün önce okul idarecilerinin kendisiyle konuşması onu, bir an için, hayallerinden çekip-almıştı. Şimdiye kadar bir sorun yaşanmamıştı hâlbuki. Son günlerdeki ‘’ilköğretimde türban’’ tartışmalarının gündemin ilk sırasına yerleşmesiyle okul yönetimi, Büşra’dan çok sevdiği başörtüsünü çıkarmasını, bunu kabul etmemesi halinde de en azından bir süre okula devam etmemesini istemişlerdi.
Aradan geçen üç hafta bitmek bilmemişti Büşra için. Yedinci sınıfta okuyordu. Ailesinden aldığı güzel ahlak ve terbiye ile yetişmiş, henüz sekiz yaşındayken, ‘sen daha küçüksün’ demelerine rağmen severek taktığı başörtüsünü bir daha çıkarmamıştı. Ne de yakışıyor, simasına ayrı bir güzellik ve şirinlik katıyordu. O kadar seviyordu ki örtünmeyi, o zamandan beri bir kere olsun başörtüsüz çıkmamıştı dışarı.
Annesinin: ‘Hazır mısın Kızım?’’ sesiyle bir an için gittiği uzak düşlerden döndü. Beraber evden çıktılar. Birazdan okula varmışlardı. Henüz erkendi. Annesi Büşra’yı sırasına bıraktı.Törenin bitmesinden sonra ayrılmak üzere bahçe banklarından birine usulca oturdu. Büşra’nın geldiğini gören arkadaşları kendisin hasretle karşılayıp kucakladılar. Herkesin onu çok özlediğini, yokluğunda okuldaki gelişmelerden, sınavlardan söz ederek onsuz derslerin çok sönük geçtiğini ifade ettiler. Çok geçmeden okul bahçesi dolmaya, Büşra’nın etrafı da kalabalıklaşmaya başlamıştı. Ardından çalan zil ile okul idaresi de yerini almıştı. Sınıflardan birinde bir toplaşmanın olduğunu gören müdür yardımcısı oraya doğru yöneldi. Büşra’nın sınıfıydı hareketli olan. Ne olduğunu anlamaya çalışan idareci birden Büşra’yla göz göze geldi. Evet, İşte o örtülü kız tekrar okula gelmişti. Müdür yardımcısının yüzü istemsiz gerildi, kaşlarını çattı. ‘’Ne işin var senin burada’’ diye alçak olmayan bir sesle konuştu. -Okumaya, arkadaşlarımın yanına, sınıfıma geldim sadece, dedi Büşra. ‘’Beni takip et’’sesiyle çıktı sıradan. Bu arada ne olduğunu uzaktan anlamaya çalışan anne de hızlı adımlarla onlara yetişti. Bina içerisinde bir odaya girdiler. Çok geçmeden etraflarına doluşanların sayısı arttı. Olmaz dediler, bu halde seni okula almamız mümkün değil. Ya başörtünü çıkaracaksın ya da geri döneceksiniz.
Olanlar karşısında hayal kırklığına uğramıştı Büşra ve annesi. Böyle bir tepki beklemiyorlardı. Eğitim gördüğü okulun adı ilköğretim olsa da sonuçta buluğ çağına ermiş bir kızdı Büşra. İslami yükümlülükler herkes gibi onun için de geçerliydi. Başörtüsüyle okuma isteğinde en az büyük ablaları kadar haklıydı. ALLAHın emrinin ve herkes için mutlak son olan ölümün yaş ve şartlara bakmayacağını çoktan öğrenmişti.
-Neden? dedi annesi. Herkes istediği gibi geliyor, saçını başını dilediği şekle koyuyor da kızımın ALLAH’ın emri olarak taktığı örtü mü göze batıyor! Kime ne zararı var, kim niçin, kimlerin adına korkuyor bu kadar?Konuşan başka biriydi bu sefer, -‘’Hanfendi olmaz diyoruz, bizim elimizde olan bir şey değil, talimatlara göre hareket ediyoruz. Bütün gazetecileri buraya mı toplamak istiyorsunuz. Lütfen burayı terk edin. Bu halde bir daha okul kapısından da giremeyeceksiniz’’ dedi. Anne-kız olanlara anlam veremiyordu. O ana kadar olanları garip ve şaşkın gözlerle izleyen Büşra birden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı, yerinden kalktı, hızlı adımlarla koşarcasına çıktı odadan. Bir yandan ağlıyor bir yandan koşuyordu. Bir meçhul vardı önünde gittikçe uzayan, gözyaşları yüreğine akıyordu. Bahçeye çıktığında üç, dört arkadaşının kendisini beklediğini gördü. Koştu sarıldı aynı sırayı paylaştığı Zeynep’e. -Neden dedi, neden böyle yapıyorlar? Hz. Ayşe annemizin, Hz Fatma ablamızın gurur ve iftiharla taktığı örtümüze niçin bir paçavra gibi davranıyor, Müslüman bir ülkede yasak getiriyorlar. Nedenler o kadar çoktu ki Büşra’nın kafasında, ne kelimeler anlatmaya kâfi gelirdi ne gözyaşları katılaşmış kalbleri yumuşatabilirdi. -Bu muameleyi hak edecek ne yaptık, dedi Büşra hıçkırıklar boğazında düğümlenirken. Kanun koyucular, emir kulları ve hasetçiler bir kez daha kazanmıştı. Bir kere daha boğulmuşlardı 12 yaşındaki Büşra’nın gözyaşlarında. Bu ne ilk feryattı iffet setresinden arza yükselen; ne de son hıçkırıktı Büşraların boğazına dizilen.
‘’Ya Rab sen şahitsin’’ dedi anne, kızına sarılıp öperken.-Her şeyi görüyorsun muhakkak. Sen bize yardım et! |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 25 Ağustos 2011, 02:02:36 Gönderen: Emrullah CAN »
|
Logged
|
Şimdi bahar çağırıyor seni, kalbini al eve dön.. Şimdi hayat çağırıyor seni, candan geç cânan’a dön.. Şimdi Rabbin çağırıyor seni, kabından çık Kâbe’ne dön...
|
|
|
|
|