Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: O görkemli ‘İnqılab’dan böyle bir hayıflanma kalmalı mıydı? Ve, İranSuriye Hattı  (Okunma Sayısı 142 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2331
Üye ID: 5033

Nerden:


« : 04 Şubat 2012, 22:33:11 »


33 yıl öncesinin bugünlerini heyecan ve teferruatıyla hatırlayanlar, bugün yaşları artık  45-50’e dayanan nesiller durumunda..

Gerçi, 40 yaşında olanlar bile bir şeyleri hatırlayabilirler..

Çünkü, hemen bütün dünya, İran’dan yükselen ‘ALLAH’u Ekber!’ feryadlarıyla, yüzbinlerin mazlûmiyet feryadlarıyla sarsılıyordu.. Ve televizyon ekranlarından yansıyan görüntüler ve yükselen sesler ‘ALLAH’u Ekber, Khomeynî rehber..’ sözünü hemen bütün dünya insanlığına ezberletmişti.. Ve bu çetin mücadele, bir seneyi aşkın bir süredir devam ediyordu..

O günlerde İstanbul’da, ilkokula yeni başlayan kızım ve arkadaşları bile kendi aralarında, okul koridorlarında veya evlerin balkonlarından diğer balkonlara birbirlerine, mânâsını bile tam bilmedikleri, ‘ALLAH’u Ekber, Khomeynî rehber!’  şeklindeki bir cümleye bir de, ‘N’aaaber?’ kelimesini ekleyerek sesleniyorlar ve âdeta birbirlerine nanik yapıyorlardı.. Ve, Şah’ın İran’dan kaçtığı günün akşamı, kızım okuldan geldiğinde, hanım öğretmeniyle ilgili olarak, ‘Babaa, bizim öğretmen galiba Şah’çı.. Bugün herhalde Şah kaçtı diye gizli gizli ağlıyordu..’  demişti..

(Kimbilir hangi yüzden ağladı idiyse..) Bu anekdotu, o büyük inqılabın, ilkokula yeni başlayan çocukları bile nasıl kendi ilgi alanına cezbettiğini, nasıl derinden etkilediğini göstermesi bakımından aktarıyorum..

*

Ve dünyanın herbir yanındaki insanlar da, taraflarını ortaya koymak mecburiyetini ister istemez hissediyorlardı..

Bir tarafta, kendi iktidarını, saltanatını, rejimini korumak için, onbinleri, yüzbinleri öldürmekten geri durmayacağının işaretini veren bir Şah vardı; karşı tarafta ise, ellerinde pankartlar ve resimler dışında başka bir şey bulunmayan ve hele silahı hiç olmayan ve de kurşunları yediklerinde toprağa, ‘ALLAH’u Ekber!’ diyerek düşen yüzlerce- binlerce insanın cesedleri...

Hele de, (İran’da çaadur olarak isimlendirildiğini o günlerde yeni öğrendiğimiz) ‘çarşaf’lar içindeki anaların, bacıların, hanımların yükselttiği feryadlar tahammül edilmez boyutlardaydı..

Ve dönemin T.C. de iç siyasî buhran ve anarşi sarmalı içindeydi.. Hergün, ‘sağ-sol’ veya ‘ülkücü-komünist’  kutublaşması olarak ortaya çıkan bir düşmanlık çizgisiyle, sokaklarda genç insanlardan ortalama 20-25’i birbirlerini öldürüyorlardı.. Maraş Katliâmı gibi büyük facialar ise, yüzlerce insanın birbirini gerçek veya farazî düşmanlıklarla boğazlıyordu.. Ülkenin birçok büyük şehirlerinde ve hassas denilen bölgelerde Sıkıyönetim uygulaması vardı..

*

İşte o günlerde Genelkurmay Başkanlığı’nın, TRT Genel Müdürlüğü’ne bir yazı yazarak, ‘İran’daki durumla ilgili haberler verilirken, dinî içerikli sloganların ve çarşaflı kadın görüntülerinin verilmemesi’ için direktif verdiğini (ve de özel radyo ve televizyon kanallarının olmadığını, sadece devlet radyo- televizyonu olan TRT’nin var olduğunu) hatırlayalım..

14 yıldır Necef’de sürgün hayatı yaşayan ve oradan verdiği mesajlarla İran’daki milyonları harekete geçiren ‘İmam Rûhullah Khomeynî’, Şah’ın Saddam’a baskısıyla Irak’tan çıkarılıp, Kuveyt Havaalanı’na bırakılıyor ve müslüman coğrafyalarındaki hiçbir ülke onu kabul edeceğini açıklayamadığından; o da, Fransa’ya gitmekte olan bir uçağa biniyor ve inqılab öncesindeki son 4 ay kadarlık bir  süreyi geçireceği Paris’e gidiyordu.. İmam Khomeynî, Paris banliyösündeki Neuphle le Chatoux’da ikamet ederken, İran’daki milyonlar onun desturlarıyla hareket ediyor; Şah M. Rızâ Pehlevî ve babası Rızâ Khan’ın bütün ülke çapındaki heykelleri bile yıkılıyor ve Pehlevî Khanedânı’nın 57 yıllık sultasını, zorba yönetimini yansıtan hemen her şeye ediliyor ve hattâ, kağıt paralardaki Şah resimlerinin gözleri bile sigara ile yakılıyor ve o paralar tedavülde öyle geçerli olabiliyordu..

Olup bitenleri kavramakta niceleri zorlanıyordu, Anadolu’da.. Müslüman halklar ve coğrafyalarının -bilgisizlik ve ilgisizlik ve tarihî taassub yüzünden- en zayıf halkası olarak görülen İran’dan güçlü bir İslamî hareket neşv’u nemâ buluyor, yeşeriyordu..

Ama, bu durumu anlamakta zorlananlardan birisi de, dönemin T.C. Başbakanı olan Süleyman Demirel idi ve ‘Bir yaşlı adam oturmuş Paris’te.. Oradan bir işaret veriyor, milyonlar ayağa kalkıyor; bir işaret veriyor, milyonlar oturuyor.. Bunun arkasında mutlaka bir super-güç vardır, bunun böyle olmadığına beni kimse inandıramaz..’ diyordu..

Bunun üzerine, o zamanlar, haftalık olarak yayımladığımız Tevhîd dergisinde, ‘Evet, Süleyman Bey, bu işin arkasında bir super güç  vardır, ama, bu sizin bildiğinizi super güçlerden değil..’ başlığıyla bir makale yazmış ve bir müslüman nazarında super-gücün, en büyük gücün, ALLAH olduğuna olan inancımızı dile getirmiştim..

*

Ve sonra.. Milyonların hançerelerinden bir gulgûle halinde yükselen ‘ALLAH’u Ekber..’ sadâları arasında İmam Khomeynî’nin 1 Şubat 1979 günü, İran’a dönüşü..

İmam’ın 10 günlük bir bekleyişi ve sonra.. ‘Şah’ın kalıntısı olan rejimin bütün devlet ve kamu karum / kuruluşlarının halka teslim edilmemesi halinde, cihad ederim..’ tehdidiyle gelinen yeni süreçte, 11 Şubat günü, eski sistemin bütünüyle çöküşü ve İran radyosundan dünyaya yükselen ‘Bismillahirrahmanirrahîym.. İncaaaa.. Sadâ’y-ı Cumhûri-i İslamî İran...’ cümlesinin ilk kez işitildiği anlar..

Ve daha sonra, toplumda ‘müslüman’  kimlikleriyle bilinen kimselerin, bu büyük İslamî halk hareketine, ‘Bunlar, göreceksiniz komünistlerin oyuncağı olacaklar..’ diyerek karşı çıkan ve her şeyin şeytanî güçlerin isteğine göre şekilleneceğine dair kanaatlerini bir türlü terkedemiyenlerin ‘ikaz’ları..

Bu, etkili olamayınca, İran halkının şiî olduğunun hatırlanışı ve bunun üzerine bir kuşku ve düşmanlık oluşturma gayretleri..

Bizim dergimizin günlerin havasında müslüman gençlik üzerindeki etkisini kıramıyan bazı çevreleri, ‘Yahu, bu kardeşler tecrübesiz, heyecanlı kimseler.. Şiîlere âlet olacaklar..’  şeklinde zehirli bir propagandadan meded ummaları giderek artınca, bir yazının sonuna, ‘İran’da bugün olan durum bir şiî-sunnî çatışması değil ki, şiî tarafında yer almış olalım. Biz Şah gibi bir zâlime karşı qıyâm eden müslümanların, mazlumların yanında yer alıyoruz.. Eğer, gelecekte, iddia edildiği gibi, bir şiî-sünnî gibi mezhebî bir boğuşmaya girilirse, nasıl bir tavır takınacağımız ancak o zaman sorgulanabilir.. Yoksa, bugünden geleceğe dair kehanetlerle suçlanmanın mantığı yoktur..’  kabilinden bir nok yazmıştım da, İstanbul ve Anadolu’nun müslüman mahfillerinde etkili olan o zehirli propaganda kırılabilmişti..

*

‘Stratejik gerekçe’ler adına, cinayetlere kol-kanat germek mi?

O zamanlar, ‘dünyadan habersiz, tecrübesiz, gençlik heyecanıyla hareket ederek’ çıkardıkları dergiyle İranlı müslümanların yanında yer alan bir avuç insana karşı, nicelerinin ileri sürdükleri görüşler tamamen yersiz değildi..

Üstelik de kapitalizm/ komünizm dünyaları arasındaki Soğuk Savaş’ın bütün entrikaları, hamleleri karşılıklı olarak  en en ince yöntemlerle tezgahlanırken ve de bizim ülkemiz de kapitalist kutubdaki yerini muhkem şekilde ve NATO’nun jandarması olarak almışken..

Dünya sahnesine İslam’ın bir güç odağı olarak yeniden  çıkmakta olduğunu çoğu kimse göremiyordu..

Ve kapitalist/ komünist emperyalizm sistemleri, bu yeni gücü yok etmek için, tabiatiyle  ortaklaşa her türlü entrikayı sergileyeceklerdi..

İran içinden ve dışından..

İçerde, Mojahedeen-e Khalq (Halkın Mucahidleri) isimli ve Amerikan destekli, yarı marksist ve de İslamî terimleri kullanmakta da becerikli bir grubun körpe İslam İnqılabı nizamına karşı içerde başlattığı silahlı mücadeleler, sonu gelmez bombalamalar, suikasdler ortalığı kana bularken.. Saddam da 1980 yılının 22 Eylûlü’nde, gün ortasında, başkent Tahran’ın uluslararası havaalanı Mehrâbâd ile Abadan’daki dünyaca ünlü petrol rafinerileri başta olmak üzere, pek çok askerî ve sınaî merkezlere ve yerleşim birimlerine yaptığı saldırıyla başlayan ve 8 yıl sürecek olan savaş..

O günlerde, İslam İnqılabı Hareketi’nin başlangıç noktası olarak, hangi tarih esas alınacağı konuusu tartışılıyordu..

En güçlü akım, Muhammed Musaddıq’ın 1953 yılında İran petrollerini millileştirmesi ve ingilizlerin kovmasının İslam İnqılabı’nın kalkış noktası olarak teklif edilmesiydi.. Ve bu tarih, İran’ın müslüman kitleleri açısından da kabul edilemiyecek bir tarih değildi.. Çünkü, petrol, İran’ın en büyük, en önemli stratejik zenginliğiydi..

İmam Khomeynî, bu konuya kesinlikle karşı çıkıyor ve İslam İnqılabının temel stratejisinin, Hz. Huseyn’in hareketinden, Kerbelâ Qıyâmı’ndan başladığını bildiriyor ve o gibi maddî zengilnliklerin stratejik bir kalkış noktası olarak kabul edilemiyeceğini, zulme karşı mücadelenin esas alınması gerektiğini belirtiyordu..

*

Ve bugün, gelinen nokta..

Saddam’la savaş yıllarında kâfir bir rejim ve ideoloji olarak nitelenen Baas ideolojisinin Şam versiyonu altında 50 yıldır inleyen Suriye halkının çektiklerini görmezlikten gelip, Suriye’de hele de son bir yıla zamandır işlenen onca cinayetlere rağmen, stratejik müttefiklik adına, Esed rejiminin korkunç katliâm ve cinayetlerine seyirci kalınmasını hangi inqılabçı mantıkla, kim nasıl izah edecektir? Şu acı duruma bakınız ki, hemen heryerdeki müslüman halkların verdiği mücadeleler, inqılabçı halkların mücadelesi olarak selâmlanırken ve onlara psikolojik destek verirken; Suriye halkının mücadelesini ise, sadece Amerikan emperyalizmi ve siyonist odaklarca kandırılan kitlelerin hareketi olarak nitelenip geçilmesi..

Bu kanlı tablo karşısında, doğrudur ki, bir kısım devletler Amerikan emperyalizmiyle birlikte hareket ediyor duruma düşmüş olabilir.. Ama, onunla birlikte olmak tek başına suçlama vesilesi olacaksa, başkaları da Rusya emperyalizmiyle birlikte hareket ediyor duruma düşmüş olmayacak mıdır?

Dahası, son olarak, 3 Şubat Cuma günü, sadece Humus’da yüzlerce insan daha, -tıpkı Şah’ın 33 sene öncelerde yaptığı gibi-,  ALLAH’u Ekber  feryadlarıyla tankların, top ateşleri altında can verirken, 4 Şubat tarihli İran medyasında ve internet sitelerinde Suriye’de işlenen bu korkunç cinayetler hakkında yazık ki, genelde, tek bir kelimeye bile yer verilmediği görülüyordu, stratejik müttefikliğin zayıflatılmaması adına.. Ve, bunları izah etmekte zorlanmayanlar hâlâ var ise, İslam İnqılabı’nın temel stratejisi olarak Hz. Huseyn’in zulme karşı qıyâmını gösteren anlayışı nereye koyacaklardır?

*

Ve, İmam Khomeynî’nin İran’a geliş yıldönümünde, uçaktan kocaman bir İmam Khomeynî karton resminin indirilip ona selam durulması ise, bütün bunların üzerine tüy dikti.. (Ki, İmam Khomeynî, kendi resminin paralara konulduğunu görünce, derhal buruşturup atmış ve onların tedavülee çıkarılmasını bile yasaklamışken..)

Geçmişte, Şah’ların veya başka yerlerdeki siyasî kişilerin resimlerine, heykellerine bu şekilde bir rağbeti putperestlik olarak niteleyenlerimizden nicelerinin, şimdi bu durumu anlayışla karşılayıp sessizlikle geçiştirmeleri veya bazı askerî birliklerin resimler önünde selâm durarak geçmeleri karşısındaki izahları ne ve nasıl olacaktır?

Gelinen noktalardan hayıflanmaksızın, izah yapabilecek ve hakaret ifadelerine yer vermeden, İslamî akıl ve ahlâk ölçüleri içinde bu durumlara izah getirebilecek olanlar varsa, buyursunlar..

Selahaddin E. Çakırgil haksöz haber.net
Logged
MERYEMDUAA
σиυя üуєѕι
****


insan bir katre kan ve bin endişedir.

Puan: 34
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1727
Üye ID: 1850

Nerden:


« Yanıtla #1 : 04 Şubat 2012, 23:29:14 »

iranın son zamanlardaki siyasi hareketlerine anlam getirmek yorumda bulunmak bir hayli güç.
suriyedeki  ayaklanmaları  amerikanın kışkırtması olarak nitelendirmesi  bu amaçla esedin gidişini istememesi kabul edilebilir bir şeydir yalnız eğer suriyede  bir kişi bile haksız yere öldürülüyorsa insanlık siyasete kurban ediliyor demektir.
iran çok politik davranıyor aynı politize olmuşluğu arap sonbaharında da gösterdi.
neden arap direnişini islami uyanış olarak adlandırıyor da aynı şeyi suriye için kullanmıyor.
eğer suriyedeki olayların arkasında abd varsa tunusun da libyanın da mısırında arkasındaki güç abd dir o zaman.suriyedeki kıvılcım arap sonbaharından sonra alevlendi ve diğer devrimlerle arasında organik bir bağ vardır bu bağı kimse inkar edemez.
suriyedeki olaylar asla ve asla kabul edilemezdir.ve iranın tavrı da ciddi manada islami kimliğine zarar vermektedir.
şii bir yönetim veya siyasi hareketler bağlamında ele alınmış bir suriye stratejisi iranın bizim takdir ettiğimiz inkılapçı yanına halel getirmektedir.
 
devrim yıldönümüne az kaldı gönül isterdi ki iranı ,la şerqıye la garbıye sevre sevre islamiyye sloganlarıyla analım ama ne yazık ki bu gün ümmetin ezilmişliğine ve insanların ölümüne seyirci bir iranla karşı karşıyayız.
hiçbir plan ,strateji,derin düşünce,ideoloji,ileriye dönük hazırlık ,ülke misyon ve vizyonu SURİYEDEKİ tek bir bebeğin ölümünü haklı gösteremez.

yazı haklı bir yazı iç karartıcı düşündürücü ve hatta zaman zaman insanı öfkelendirici bir yazı.
üzüntü olarak bu da bize yeter sanırım
selametle.
Logged

İman ,ALLAH'la olan sözleşmedir. islam teslimiyettir. kalu bela Karakter andıdır.ve amel sözleşmenin gereğidir.
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2331
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #2 : 05 Şubat 2012, 13:40:53 »

 Allah razı olsun
evet gerçekten  büyük bir çelişki bahreyne gösterdiği hassasiyeti heryer için gösterebilseydi ozaman hiç ağzından düşürmediği ümmetin vahdeti söyleminin samimiyetine inanabilirdim şahsım adına.

iran yanlısı dernekler yayın kuruluşları kitleler partiler cemaatler ne yazıkki filistin sözkonusu olunca basın açıklamalarıyla medyayla konferanslarla mitinglerle  doğru  tavrı alıyorlar. ama irana olan taassubi yaklaşım gözleri kör etmiş başkaldıranla abd güdümlü teröristler. 
bu bir gerçekki mazlumlar  konusunda ayrımcılık var  ve aynı zamanda zlimler konusundada ayrımcılık var. benim mazlumun benim zalimim yaklaşımı mevcut malesef.

yakın zamanda afganistanda şehid edilen 21 kişi için de aynı şey geçerli özgürder dışında  bir kınama geldiğini görmedim şahsen.
 mavi marmara için okadar ktile birleşebildi  meydanları doldurdu. neden suriye için yapamıyorlar.   malesef suriyeye ihanet bu.
iran yanlısı  yayın kuruluşları esadı anti emperyalist  gösteriyorlar oysa gerçek bunun tam aksi

kamu oyu yanlış yönlendiriliyor.
 
 
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2331
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #3 : 05 Şubat 2012, 13:47:22 »

İslami Cemaat Ve Stkların Suriye Sınavı
Suriye’nin bölgesel ve stratejik açıdan taşıdığı önem ve henüz Suriye de hazır oluşturulmuş bir muhalefetin yokluğu devrim hırsızı ABD, Arap birliği ve bölgedeki işbirlikçi iktidarların sürece yaklaşımında farklı siyasetler gütmelerine sebep teşkil etti. Yürütülen bu siyaset, Beşşar Esada ayaklanmayı kırması için daha fazla Müslüman kanı dökmesine izin vererek zaman kazandırmak ve bu zaman zarfında Başşar’ın yerine gelecek “güvenilir”! bir muhalefet hazırlamaktı. Bu 10 aylık zaman zarfında ne Beşşar direnişi kırabildi, nede ABD Türkiye üzerinden güvenebileceği bir muhalefet hazırlayabildi. Arab birliğinin gönderdiği gözlemciler konusunun ise yine direnişi kırmak için bu süreci uzatarak Baas’a zaman tanımaktan başka hiçbir gerekçesi bulunmamaktaydı. Oluk oluk akan kanın sanki hiçbir değeri yokmuşçasına, son dönemde Suriye de iç savaş ve mezhep çatışması yaygarasını kopartan ABD ve Türkiyeli yöneticilerin aynı dili konuşmaları ise gizli planların ve İhanetin perdelerini aralıyordu.


Suriye konusuna yönelik genel ulusal ve bölgesel siyaset böyle işlerken Türkiye deki İslami kamuoyunda üç farklı yaklaşım kendini gösterdi.

1) Birinci yaklaşım İrancı yaklaşım olarak ta adlandırılabilecek olan Baas rejimine destek veren yaklaşımdı. Bu yaklaşım Suriye deki ayaklanmaların arkasında ABD ve İsrail’in olduğunu söyleyerek Filistin direnişine güya desten veren ve İsrail’e karşı bir cephe oluşturan Suriye rejiminin ayakta kalmasını düşünen ve bu sebeple Müslümanların temiz ayaklanmalarına leke süren çirkin ve bir o kadar gayri insani bir yaklaşımdır. Esasen İran’ın bölgesel çıkarlarını ayakta tutmayı amaçlayan bir siyasete bina edilen bu yaklaşımım sahipleri meseleye İslami değil de mezhepsel ve real politik bir yaklaşımla baktıkları için Türkiye kamuoyundan büyük tepki topladılar. Aslında İran’ın Suriye konusunda ortaya koyduğu bu tavrın Suriyeli Müslüman kardeşlerimiz için zararı çok büyük olmakla beraber İslam ümmeti için bir faydası olmuş oldu ki o da şudur: 1979 devriminden bugüne İslam dünyasında Müslümanlara kendini İslam devleti olarak tanıtan ve Müslümanların yıllardır siyasal İslam düşüncelerine “Önayak”! Olduğunu ve örneklik teşkil ettiğini söyleyen İran ve İrancı yaklaşım bu süreçte Müslümanlara değil de Baas hükümetine destek vererek, tüm İslam âlemi nazarında kendisinin ve düşüncesinin İflasını ilan etmiştir. Bu da Rabbimizin bir rahmeti ve hayrı olarak değerlendirilebilir.





2) İkinci yaklaşım ise İrancı yaklaşıma karşı durarak ayaklanmaların arkasında ABD ve İsrail’in olduğuna inanmayan ve ayaklanmalara destek veren yaklaşımdır. Bu yaklaşım Türkiye de ki genel kamuoyu ve özellikle İslami kamuoyunun yaklaşımı olarak duruyor. ABD ve İsrail’in bu ayaklanmaları tetikleyen güçler olduğuna inanmayarak İslami bir tavır takınan bu yaklaşım Suriye de Beşşar dan sonra nasıl bir yönetimin olması gerektiği konusunda herhangi bir düşünce ortaya koymuyor. Bu konuda Tunus, Mısır ve Libya da ki “tecrübenin”! Suriye dede oluşmasından ve bu ülkelerde Müslümanlar nasıl demokratik sürece fiili olarak dâhil olmaya çalıştırıldılarsa Suriye dede aynı sürecin işlemesinden yana. Özetle meseleye bu şekli ile bakan bu İslami kamuoyu Türkiye deki demokrasi rüzgârından etkilenerek İktidarın kanatları altında siyaset gütmeye çalışıyor. Suriye konusunda ABD’nin bölgesel planlarını göremeyen, 10 aydır akan kanın nereye ve niçin akıtıldığının siyasi arka planını tespit edemeyen ve Türkiye’nin Ortadoğu ayaklanmaları sürecinde üstlendiği arka planı ihanetlerle dolu rolü görmezlikten gelen basiretten mahrum bu yaklaşım, insani bir yaklaşım olmakla beraber İslami bir yaklaşım değildir.





3) Üçüncü yaklaşım ise bu ayaklanmaların tamamının ve özellikle Suriye deki direnişin 100 yıllık İslamsız geçen zillet, esaret ve sömürge hayatı yaşayan Müslümanların bu hayata dur demek için başlattıkları İslami temelli ayaklanmalar olduğunu dillendiren yaklaşımdır. Bu yaklaşım meseleye İslami ideolojik çerçeveden bakarak genelde tüm İslami beldelerde bu ayaklanmalara destek vererek sürecin İslami bir devlet yönetim modeli olan Hilafet Devletine geçişi ile tamamlanmasının vurgusunu yapıyor. ABD ve Batının Türkiye üzerinden İslam beldelerine pazarlamaya çalıştığı Demokratik İslam projesinin tehlikesini ve şer-i hükmünü (haramlığını) İslami kamuoyuna hatırlatan bu yaklaşım Suriye de ABD ve işbirliği içinde olan diğer Arap beldeleri ve Türkiye’nin büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaklarını dile getiriyor.





Bu süreçte Türkiye de İslami kamuoyu nu etkilemeye çalışan STK lar, siyasi parti temsilcileri ve cemaatler, sorumluluğu ağır bir sınav vermekteler. Özellikle son 10 yılda iktidarın estirdiği rüzgârdan etkilenen ve vakıanın seyrinde hareket eden cemaat ve STK lar maalesef devrimlerin başladığı 2011 in başından bu güne İslami bir duruş ortaya koyamadılar. İktidar ve arkasındaki uluslararası güçlerin etkisi altında kalarak onların söylemlerini terennüm ettiler ve ağırlıklı olarak yukarıda sıraladığımız yaklaşımlardan 2. sine teslim oldular.


Sanki İslam’ın şer-i kaynakları olan Kur’an ve Sünnet yokmuşçasına ve İslam ümmetinin devasa 1300 yıllık tarihi geçmişi hiç yaşanmamışçasına kendilerine ait özgün dillerinin yerine batıya ait dilleri kullanmaya koyuldular. Demokratik İslam, Devlet’ül Medeniyye (Sivil Devlet), Sivil Anayasa gibi kavramlar ile Müslümanların zihinlerini bulandırdılar.


Tunus da Nahda hareketi ve Mısırda İhvan ile bu söylemlerini kuvvetlendiren bu zihniyet Suriye de bu yaklaşımını devrime yamamaya çalışıyor.

15-20 bin şehidin, 80 bin kayıp insanın(Aslında şehit edilmiş), toplamda 100 bin insanın katledildiği bir beldeye “yetmez ama” Demokratik bir rejim gelsin diyerek kamuoyu çalışmaları yapan bu zihniyete sahip kafalar ütopik bir gaye peşinde koştuklarının farkında değiller maalesef.


26 Milyon nüfuslu bir ülkede nerede ise her aileden bir veya iki yiğidin şehit verildiği beldenin halkı nasıl olacakta demokratik bir İslam rejimine teslim olacak.


Sorsanız bu zihniyetin sahiplerine: insan hakları, özgürlükler ve demokrasi için sizden hanginiz göğsünü mermilere siper edebilir?

Hanginiz Türkiye’yi batı kültürlü bir model olarak Tunus’a model alan Gannuşi’nin bu ideali için kendisini yakabilir. Unutmayın ki Muhammed Bu Azizi bu ideal için kendini yakmadı. Ayaklar altına alınmış onur ve şerefi için kendini yaktı. Şimdi Tunus da onur ve şeref ümmete iade mi edildi?


Hanginiz 4-5 yaşlarında ki çocuğunu veya yaşı dolmamış körpe bebesini Suriye ye yerleştirilmesi için çalışılan ulus devlet ideali için Beşşar’ın zebanilerine teslim edebilir.

Sizlere sesleniyorum! Meydanlarda ulusal bayraktarı dalgalandıran, modası geçmiş sloganları atan ve attıran,

Türkiye’nin cesur ve yiğit İslami gençliğini fikir ve düşünceden yoksun heyecanlarla oyalayan abiler…

Âlimler…

Yazarlar…

Entelektüeller…


Suriye den yükselen sese ne zaman kulak vereceksiniz. Onlar sizin yardım beklediğiniz kimselerden değil, yalnız ALLAH tan yardım bekliyorlar. Onlar demokrasi ve özgürlükler için değil İslam için canlarını veriyorlar. Onlar sizin yöneticilerde görmek istemediğiniz (görmezlikten geldiğiniz) ihanetin resmini ifşa ettiler. Onlar kendilerine yardım edecek Halifeler istemekteler. Sizler ise onlara meydanlarda vatancı ve ulusçu demokratik modelleri öneriyorsunuz.




Siz İslam ümmetinin 80 küsur yıl önce gaflet ile kaybettiği Hilafet’in ikamesini Suriye halkının tekrar İslam ümmetinin zihninde canlandırmasından niçin memnuniyetsizlik duyuyorsunuz?




Sizler İslam ümmetinin sahip olduğu iman ve takva gücünün, Batının ve ABD’nin askeri ve teknolojik gücüne galip geleceğine inanmıyor musunuz? İslam ümmetinin bu gücüne inanmanız ve güvenmeniz için yıllardır baskı altında yaşayan Şam diyarının evlatlarının bu asil kıyamı yetmiyor mu?




Yıllarca Müslümanların cemaatlere ve fırkalara bölünmüş olmasını, mezhepsel ve cemaatsel farklılıklarını eleştiren, bu bölünmüşlüğü Müslümanların vahdeti için büyük bir sorun haline getiren ve birlikten söz eden sizler, mezhepsel ve cemaatsel farklılıkların rahmet yönünü ve ümmetin birliğini sağlayan İslam Akidesinin gücün niçin görmüyorsunuz?

 


Ümmetin vahdetini isteyen nidalara niçin sessiz kalıyorsunuz.

Sizler yalnız ALLAH’ın inayetine güvenerek bu cesur beldenin halkının kıyamının Hilafet Devleti’nin ikamesi ile neticelenmesi için çalışmalısınız. Yöneticileri ve tüm kamuoyunu bu düşünce ile meşgul etmelisiniz. Bu görev Müslümanlar olarak sizlerin ve kuruluşlarınızın öncelikli en hayırlı görevidir.




Ey çağımız Firavunları ve tiranlarına karşı hak sözü haykıran, mermilerine karşı bedenlerini kalkan yapan Biladü’ş Şam’ın yiğit evlatları!




Sizler, mübarek Şam topraklarının tarihî refleksini ortaya çıkardınız.




Sizler, mübarek Şam topraklarının, kene gibi bu mazlum Ümmet’in sırtına yapışmış küçük bir zümrenin toprakları olmadığını ispat ettiniz.




Sizler, mübarek Şam topraklarının Ümmet’in servetleri üzerine kan emici yarasalar gibi üşüşmüş olan Esad ailesinin malı olmadığını kanıtladınız.




Sizler, tıpkı selefi Firavunlar gibi uzunca bir zamandan beri yeryüzünde azgınlaştıkça azgınlaşan ve mübarek Şam topraklarını fesada boğan Esad’a hak sözü söyleme asaletini gösterdiniz.




Sizler, sömürgeci kâfirlerin Türkiye önderliğinde bölge için düşündükleri planlarını bozdunuz ve Türkiye’nin ikiyüzlü politikalarını deşifre ettiniz.




Sizler sizden başka diğer İslami beldelerdeki direnişçi Müslümanların söyleyemedikleri sözü Tüm Dünyaya söylediniz: “Ne Obama nede Erdoğan dan bir yardım beklemiyoruz. Yardım ancak ALLAH tandır.”




Evet, sizler böylece, tıpkı mübarek Şam topraklarını bereketlendirmiş olan selefleriniz Selahaddin Eyyubî gibi yiğitlerin cesaretini Ümmet içinde tekrar dirilttiniz.

Sizler böylece, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in mübarek Şam toprakları hakkında Ümmet’in makûs talihini değiştirecek “hayırlı topluluk” olma müjdesine talip olduğunuzu gösterdiniz.




Ve ALLAH’ın izni ile sizler direnişine halel getirecek tüm gayri İslami yöntem ve planları deşifre ederek özellikle Türkiye deki ve tüm İslam dünyasındaki demokrat Müslümanları utandıracak biz zaferle müjdeleniyorsunuz.

Nitekim Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem mübarek Şam topraklarına işaret ettiği bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:
Kıyamet günü imanları şaşkınlık uyandıracak derecede olan bir takım kavimler gelecek. Önlerinden ve sağ taraflarından nur (parıltı) onları takip eder. Ve onlara, “Bugün sizlere müjdeler olsun, selam olsun sizlere, (işte bu cenneti hak edecek) tertemiz bir hayat yaşadınız. İşte şimdi sonsuza dek kalmak üzere oraya giriniz” denecek. ALLAH Teâlâ’nın onlara olan muhabbetinden dolayı melekler ve nebiler onlara gıpta edecekler.” Ashab, “Onlar kimler Ya Rasulullah?” diye sordu. Bunun üzerine Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, “Onlar ne bizden ne de sizden değildir. Sizler benim Ashabımsınız onlar ise kardeşlerimdir; onlar sizden sonra gelecek ve insanların Kitab’ı (Kur’an’ı) geçersiz kıldıkları, Sünnet’i öldürdükleri (değersizleştirdikleri) bir zamana tanık olacaklar ve (tekrar) Kitab’a ve Sünnet’e yönelecekler, onu tekrar diriltecek, okuyacak ve onu insanlara öğretecekler. Onun uğrunda sizin karşı karşıya kaldığınız eziyetlerden daha şiddetli ve daha ağır eziyetlerle (işkencelerle) karşılaşacaklar. Onlardan birinin imanı sizden kırk kişinin imanına, onlardan birinin şehadeti sizden kırk kişinin şehadetine denktir. (Zira) Sizler hakikat (din konusunda) yardımcılar bulurken onlar din konusunda onu da bulamayacaklar, zalimler onları her taraftan çepeçevre kuşatmış olacak. (İşte) Onlar Mescid-i Aksa’nın omuzlarında (Biladu’ş-Şam’da) bulunacaklar. Tam da böyle bir halde iken ALLAH’ın yardımı onlara gelecek ve İslam’ın izzeti onların eliyle (çabalarıyla) gerçekleşecek.” dedi ve sonra şöyle dua etti: “ALLAH’ım! Onlara yardım et ve havuzun başında onları dostlarım kıl.”
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2331
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #4 : 05 Şubat 2012, 13:48:45 »

Araştırmacı Yazar Mahmut KAR
köklüdeğişim dergisi
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: