EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« : 03 Şubat 2012, 14:20:59 » |
|
 |
|
 |
 |
 Kasım ayı içerisinde mavi Marmara katliamına benzer bir şekilde NATO Afganistan’da 21 Türkiyeli Müslümanı şehit etmiştir. Biz ise bu haberi, Türk medyasından “Afganistan’a giderek Taliban’a katılan 21 Türk terörist NATO güçleri tarafından katledildi” olarak öğrendik maalesef. Düşük yoğunluklu kimyasal silah saldırısı ile 21 Türkiyeli mücahidin Afganistan’da şehit edilmesi üzerine, mücahit birliklerin enformasyondan sorumlu birimleri şehitlerin kimliğini de içeren bir bildiri yayınladı. Biz de bu bildiriyi, hem medyada kendine fazla yer bulamadığından Ümmeti doğru bilgilendirmek adına hem de meşum olayın gerçekleşmesine neden olan faktörün anlaşılmasına yardımcı olacağını düşündüğümüzden olduğu gibi buraya almayı uygun gördük. “ALLAH’a hamd, O’nun Rasulü’ne Salat ve tüm inananlara selam olsun.
İslam Hilafeti’nin dağılmasından sonra bir tesbihin taneleri gibi paramparça olmuş coğrafî ve ulusal sınırlara bölünen İslam Ümmeti tarihî olaylara tanıklık etmektedir. Bir yandan işgal edilen topraklar her türlü fedakârlık gösterip milliyetçilik kirlerinden temizlenen değerli bir Cihat nesli tarafından savunulurken, diğer yandan zalim diktatörlerin bir-bir devrildiğine şahit oluyoruz. Dünyayı, ekini ve nesli ifsat edecek şekilde dizayn edip batıl sistemlerini İnsanlığa dayatmak isteyen Batı devletleri bu Yeni Dünya Düzeni projelerinin önündeki en büyük engel olan İslam Dünya’sına karşı 10 yılı aşkın bir süredir tarihin şahit olduğu en sistematik ve acımasız işgal kampanyasına devam etmektedir. Bütün askerî, ekonomik ve politik güçlerini devreye sokan modern Haçlı Koalisyonu, imparatorluklar mezarlığı olan Afganistan’ı tam 44 Hıristiyan ülkenin yüzbinlerce askerini seferber ederek işgal ettiler. Ancak ALLAH, bu şerli ittifaka, Müslümanlara karşı şefkatli, kâfirlere karşı ise pek şiddetli olan Mücahitler eliyle büyük mağlubiyet ve acılar tattırmaktadır. Emperyalist güçlerin bütün projeleri Afganistan, Somali, Yemen, Irak ve sabır diyarı Kafkasya’da akamete uğradı. Cihat cephelerinde aldıkları büyük askerî, politik ve ekonomik kayıplar nedeniyle İslam Âlemindeki siyasal etkinlikleri de oldukça azalan Batı devletleri İslam Âleminde devam eden halk devrimleri karşısında tam anlamıyla şaşkına döndü. Mücahitlerin kararlı mücadeleleri karşısında ordular seferber edip iç güvenlik ve askerî projelere trilyon dolarlar harcayan ABD ve Batı ülkeleri bugün cihadın bereketi olarak büyük bir ekonomik kriz yaşamaktadır. Aslında bu kriz Batı medeniyetinin ve Kapitalizmin ahlaki krizidir. Düşmanın savaş ahlakı tanımayan, sivil-asker ayırımı yapmayan ve adaletsiz bir medya kampanyası kullanarak yürüttüğü bu ahlaki ve hukuki dayanaklardan yoksun işgaline rağmen Afganistan’daki mücahit kardeşleriniz İslam’ın savaş ahlakına riayet ederek destansı mücadelelerine devam ediyorlar. Mücahitlere karşı düşük yoğunluklu uranyum ve Napalm gibi uluslararası yasak olan silahları çekinmeden kullanan ABD ve NATO, direniş güçleri karşısında aldığı her yeni hezimet sonrası daha da saldırganlaşıyor. Afganistan-Pakistan sınırında geçtiğimiz aylarda düzenledikleri büyük operasyonlarda yüzlerce işgal askerini öldüren mücahit birliklerden biri geçtiğimiz hafta ABD insansız uçaklarının saldırısına hedef oldu. Türü belirlenemeyen bir kimyevi silahla gerçekleştirilen saldırıda aralarında bir çok Türkiyeli kardeşimizin de bulunduğu 21 mücahit şehit oldu. Kurtuluş savaşında ülkemizdeki Fatih’in ve Selahattin Eyyübi’nin torunları olan dedelerimize büyük fedakarlıklarda bulunarak yardım eden Afgan halkına vefa borçlarını ödemek için 1. yüzyıl cihad karargahı Afganistan’a gelen bu değerli kardeşlerimizin şehadeti mübarek olsun. Türkiyeli Müslümanlara zaferin ufukta apaçık görüldüğünü, düşmanın mücahid birlikleri karşısında aldığı büyük hezimetlere ekonomik, askerî ve siyasal açıdan daha fazla dayanamayacağı müjdesini vermek istiyoruz. Yarın bekleyenler için pek yakındır ve zafer mutlaka inananların olacaktır. Küresel Haçlılar’ın Afganistan’daki hezimeti aynı zamanda Kudüs’ün de kurtuluşu olacaktır. Bizler Afganistan’da savaşıyoruz fakat gözlerimiz Mescid-i Aksa’ya bakıyor. 17.11.2011 (VahdetHaber.Com)
Bu olay medyada fazla konuşulmazken aralık ayı içerisinde çok sayıda İslami kuruluşun da katıldığı ve “Türkiyeli Müslümanlar” imzasıyla bir protesto eylemi yapıldı. Cuma namazı sonrası Fatih Camii’nde şehitler için gıyabî cenaze namazı kılınarak başlayan etkinlik, ABD ve NATO’yu lanetleyen sloganlarla devam etti. Eylemde Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya ve Ahmet Turgut Uluocak da birer konuşma yaptı. Eylem Necmettin Irmak’ın yaptığı duadan sonra İngiltere ve ABD bayraklarının ateşe verilmesiyle sona erdi. Ancak bu meşum olay hakkında Mavi Marmara hadisesinde yaygara koparan ve aslan(!) kesilen AKP Hükümeti’nden ve taraflı medyadan hiçbir eleştiri dahi duyamadık. Bırakın eleştiriyi salt olarak mevzu bahis dahi edilmemiştir. Nasıl oluyordu da Gazze’ye insanî yardım taşıyan mavi Marmara gemisinde işgalci “İsrail”e karşı Müslümanlar mücahit olurken başka bir işgalci NATO’ya karşı Afganistan’daki mazlum halkı savunmak için oraya gidenler terörist oluyordu? Nasıl olur da mavi Marmara da öldürülenler için faillerinden özür ve tazminat talep edilirken Afganistan’da öldürülen kardeşlerimiz için bir basın açıklaması dahi yapılmaz?
Hem Afganistan hem de Gazze’nin işgal altında olmasına rağmen Gazze’de işgal altındaki kardeşlerimize gıda yardımı götüren Müslümanlarla Afganistan’da işgal altındaki kardeşlerimize işgale karşı direnme desteği veren bu 21 şehidimiz arsında ne fark vardı acaba? İşte bu çifte standart karşısında bu soruları sorma gereksinimi oluşmuş ve konunun izah edilmesi kaçınılmaz olmuştur. Konunun ilerleyen kısmında izah etmeye çalışacağım cevap çok ilginçtir maalesef. Bu çifte standart, Mavi Marmara Gemisindeki Müslümanlarla Afganistan’da şehit edilen Müslümanlar arasında bir fark olduğundan değil bilakis Filistin’deki ve Afganistan’daki işgalcilerin farklı olmasından kaynaklanıyor. Zira Afganistan’daki işgalci bizzat Türkiye’nin de üyesi olduğu NATO dur ve Türkiye her ne kadar muharip asker göndermese de muharip askerlerin eğitimini üstlenerek bu cürüme ortak olmuştur. Dolayısıyla ortağı olduğu bir katliama TC devletinin kınama vb bir açıklama yapması zaten abes olurdu. Gerçi Recep Erdoğan’ın devleti temsil edip etmediğini de kimse anlamış değil…
Konunun daha iyi anlaşılması, NATO’nun neye ve kime hizmet ettiğini açığa çıkarmayı gerektirir ki böyle bir mücrim kuruluşa ortak olanların maskeleri düşsün... Öncelikle NATO; “North Atlantic Treaty Organization(İng.)/Organisation du Traitê de l’Atlantigue(Fr.)” (Türkçe resmi olarak “Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü”)nün kısaltması olarak kullanılır. Resmî olarak açıklanmasa da İngiliz Lord Ismay’ın deyişiyle “Rusları dışarıda, Almanya’yı alaşağı edilmiş halde ve ABD’yi içeride tutmak” amacıyla, resmî olarak soğuk savaş döneminde Komünizm tehlikesine karşı kurulmuş uluslararası askerî bir örgüttür. Zaten soğuk savaş döneminde de “Batı İttifakı” olarak bilinirdi. ABD, Komünist Rusya’ya karşı Avrupa’yı -güya- himaye ederek yine ABD öncülüğünde 4 Nisan 1949’da Washington Anlaşması ile kurulmuştur. ABD, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra zaten birinci devlet olması hasebiyle NATO’nun kuruluşuna da öncülük etmesi ve devamında SSCB’ye karşı verilen mücadelede barizleşmesinden dolayı NATO gayri resmi olarak O’nun bir kolu niteliğini kazanmıştır. Halen dahi büyük ölçüde ABD’nin kontrolünde faaliyet göstermektedir.
Başlangıçta 12 devletin iştirakiyle kurulan NATO’ya 17 Ekim 1951’de Londra’da imzalanan bir protokol ile Türkiye ve Yunanistan’ın da katılmaları onaylanmış ve Türkiye Adnan Menderes döneminde, 18 Şubat 1952’de resmen NATO üyesi olmuştur. İleriki yıllarda başka devletlerin de katılmalarıyla şu an NATO’nun 27 üyesi vardır. Fakat bu salt bilgilerin yanında önemli olan; Komünizme karşı kurulmuş olması ve 1991 de, O’na karşı kurulan Varşova Paktı’nın kendini lağvetmesiyle varlığı tartışma konusu haline gelen NATO’nun varlığını devam ettirmesi ve kendine yeni düşmanlar seçmesidir. Zira komünizm tehlikesi 1991 de fiilen ve resmen ortadan kalkmasına rağmen NATO varlığını halen devam ettirmektedir. Bunun sebebi ise hiç şüphesiz dünya arenasında fiilen varlık göstermese de mutlaka varlık sahasına girmesine inanılan İslam’dan başkası değildir. Kendisini 90lı yılların ortasında feshetmesi gereken NATO, ABD’nin kendisine İslam’ı düşman seçmesi ve Kapitalizmin liderliğini yapması sebebiyle varlığını devam ettirmiş ve çeşitli İslami beldeleri bu sebeple işgal etmiştir ki Afganistan’da bunlardan bir tanesidir. Hatta kendisine karşı kurulan NATO’ya son yıllarda Rusya’nın dahi katılması konuşulmuş fakat Rusya’nın üye olmayıp müttefik olarak hareket etmesi kararlaştırılmıştır. Zira Rusya da Kapitalizme dönmüş ve dolayısıyla ortak düşman tüm kapitalist devletler karşısında İslam olmuştur.
Velhasıl NATO, dirilmesi beklenen Ümmet’in başında bekleyen celladı, kurulması beklenen İslam Hilafet Devleti’nin geciktirilmesini isteyen ve bu yönde çalışan ve ABD’nin askerî gücü niteliğinde olan bir şer ittifakıdır. Kapitalizmin hamisi ve bekçisi olmayı Komünizm yıkıldıktan sonra terörle mücadele adıyla varlığına meşruiyet kazandırmaya çalışan fakat İslam’a ve Müslümanların uyanışına karşı mücadele eden bir Haçlı Ordusu’dur. Böylesine şerli bir amaç için var olan NATO’nun tek Müslüman ülkesi olan Türkiye’nin işlenen yüzlerce katliama bu durumda ses çıkarması katledilenler kendi vatandaşları olsa bile abesle iştigaldir.
NATO’da bulunan tek Müslüman ülke olan Türkiye’nin İslami açıdan biran bile bu kuruluşta bulunması haramdır. Zira İslam böyle bir askerî anlaşmayı kabul etmez, hele ki NATO gibi İslam’ın haçlı düşmanı olan böyle bir oluşumda değil bulunmayı onunla yok edilinceye kadar savaşmayı gerektirir. Fakat TC devleti laik bir devlet olduğundan bu hükümlerin O’nun için hiçbir önemi yoktur. Bu yüzden konunun İslami olarak incelenmesini bırakıp Türkiye’nin NATO’ya katılma gerekçesi ve bu gerekçenin de ortadan kalktığı üzerinde durmak istiyorum. Sovyetler birliği ile Lenin zamanında imzalanan Brest Litovsk Anlaşması, Moskova Anlaşması ve Kars Anlaşması’na rağmen ikinci dünya savaşı sırasında Stalin’in önce 1939 da Molotov kanalıyla Ribbentrop ve Hitler’den daha sonra da 1945 te Truman ve Churchill’den Türkiye sınırları ile ilgili talepleri dolayısıyla, Türkiye NATO’ya üye olma girişimlerinde bulunmaya başlamıştır. Hatta bu isteği uluslararası arenada hissettirmek için Adnan Menderes hükümeti döneminde TBMM kararıyla BM komutası altında Kore Savaşı’na ABD ve Güney Kore yanında çarpışmak üzere asker gönderilmiştir. Görünürde NATO’nun kuruluş gerekçesi ile Türkiye’nin üyelik gerekçesi aynıdır. Fakat bu, bir kılıf olarak mı kullanıldı yoksa bu konuda samimiler mi, bunu da Rusya’nın Türkiye’den artık herhangi bir talebinin olmamasına rağmen bu örgüte üyeliğin devam ettirilmesinden anlaya biliriz. Hatta Türkiye şu anda NATO için çok önemli bir karargâh niteliğindedir. 1966’da, NATO’nun Türkiye’deki haber alma tesislerinin sayısı 112’ydi. 35 kilometrekare alan, NATO’nun denetiminde olup buralara bakanların dahi O’ndan izinsiz o bölgelere girmesi yasaktı. Halen Türkiye’nin onlarca üssü dahi NATO üssü olarak kullanılmakta ve bunların çoğunun komutası NATO elinde bulunmaktadır.
Anlaşılan o ki Türkiye NATO’ya Komünizm tehlikesiyle katılmamış, bilakis dizginleri ABD’nin elinde olan uşaklar İslam’a karşı mücadelede ABD’ye arka çıkmak için Türkiye’yi NATO’ya sokmuşlardır. Aynı amaçla üyelik devam ettirilmiş ve bu kapsamda NATO’nun Afganistan işgaline destek olunmuştur. Sorsanız, “Biz Müslümana kurşun sıkmayız” diyenler, muharip asker göndermeyip muharip askerlerin eğitimini sağlayan birlikler göndererek kendilerini aklamaya çalışmışlardır. Hâlbuki levazımıyla, muhaberesiyle, ulaştırmasıyla ve muharebesiyle ordular bir bütündür ve elde edilen zafer de hezimet de bu ordunundur. Hiçbir kimse diyebilir mi ki, “Kurtuluş(!) Savaşı’ndaki zafer sadece muharip askerlerin zaferidir” ve bu zaferde muharip askerlere temel askerî eğitimi veren birliklerin katkısı yoktur? Dolayısıyla Afganistan’daki NATO işgaline Türkiye de ortaktır. Bu sebeple Afganistan’da şehit edilen 21 Türk vatandaşı için hiçbir tepki verememiştir. İslam Hilafet Devleti’nin kuruluşuna kâfirlerden daha çok cehaletinden ya da ihanetinden dolayı ne yazık ki Müslümanlar engel olmaktadır. Fakat ALLAH nurunu mutlaka tamamlayacaktır. Bizler bu mücadele uğrunda Afganistan’da şehit düşen kardeşlimize ALLAH’tan rahmet ve ailelerine sabr-ı cemil diliyoruz.
Selam ve dua ile…
Murat Savaş
|
|
 |
|
 |
|