Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 281
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« : 03 Ağustos 2011, 21:51:12 » |
|
 |
|
 |
 |
Küresel Cihad'ın Mimarı
 Dünya Tarihini gerçekçi bir bakış açısıyla inceleyenler bu tarihi belirleyen asıl unsurun barış değil savaş olacağını göreceklerdir. Savaş her ne kadar tüm inanç ve dinlerde insan doğasına aykırı bulunsa ve her ne kadar barış hep tercih edilen durum olsa da İnsanlık tarihi bir savaş arenasından ibarettir. İslamcılara göre bu savaş hak ile batılın savaşıdır. Hakkın taraftarları yeryüzünde İlahi kanun ve öğretilerin egemenliğini talep ederler. Yaşamı, ölümü, barışı, savaşı, politikayı ve dünya siyasetini yönlendirmesi gereken asıl gücün İslami değerler olması gerektiğini savunurlar. Budistler hayatın iyi ile kötünün mücadelesinden ibaret olduğunu dünyada iyilik yapan insanların ruhlarının iyi bir rolde başka bedenlere hulul edeceğini savunurlar. Sosyalistler hayatın proletarya ile elit kesim arasındaki güç ve serveti bölüşme mücadelesi olduğunu savunurlar. Herkes iyiliğin kendinde olduğu düşüncesindedir. Dünya her zaman iyi dinler ile kötü dinler arasındaki mücadelede bir savaş alanıdır. Herkes kendi dünya görüşünün en iyi olduğuna inanır ve bunu geçerli kılmak için de kıyasıya bir mücadeleye girer. Dünya tarihini gelecekte okuyanlar işte bu savaşlardan birinin de 20. Yüzyılın ortalarında şekillendiğini, 1980’lerde Afgan-Rus savaşıyla birlikte olgunlaşıp Sovyetlerin yıkılmasıyla birlikte birinci evresini tamamladığını göreceklerdir. Amerika öncülüğündeki Batı koalisyonunu ile Hilafeti yeniden kurma düşüncesi taşıyan Küresel Cihad yanlıları arasında son 15 yıldır devam eden Küresel Terörle Savaş (Diğer tarafın deyimiyle Haçlılarla Mücadele) savaşı ise bu tarihi mücadelenin ikinci raundudur. Henüz kazananı belli olmayan bu savaşın bir tarafında Neo-Conlar, İslam karşıtı batılılar, Vatikan, 44 Avrupa ülkesi, NATO, BM, Afrika Birliği hemen hemen bütün İslam ülkeleri liderlikleri ve neredeyse dünyadaki bütün askeri ve siyasi otoriteler vardır. Dünyanın ABD, İngiltere Çin gibi en güçlü ülkelerinden Mali, Tacikistan gibi en zayıf ülkelerine varıncaya kadar her siyasi otorite bu savaşta bir tarafı temsil etmektedir. Savaşın diğer cephesinde ise El Kaide, Taliban ve bunlara destek veren bazı İslamcı hareketler vardır. Batı dünyası çeşitli ılımlı İslam hareketleri ve Suud Selefiliği aracılığıyla Küresel Cihad yanlılarını meşrutiyet açısından hedef almaktadır. Son 10 yılın analizini yapan Uluslararası İlişkiler Uzmanları, Sosyologlar, Siyasi analistler, Askeri Stratejistler, ve dünya sistemini anlamaya çalışan bireyler Küresel Cihad Yanlıları ile Neo-Conların başını çektiği Batı ittifakı arasında devam eden bu savaşı görmezden gelerek yaptıkları her türlü okumada hatalı sonuçlara ulaşacaklardır. Herhangi bir gün dünyadaki ana medya organları ya da haber kaynaklarını inceleyenler her gün haber kaynaklarında Küresel Cihad yanlıları ile alakalı birçok haberin olduğunu görürler. 10 yıldır dünya gündeminin belirlenmesinde bu hareket oldukça etkili olmuştur. Bu hareketi anlamadan, hedeflerini, kökenini, tarihini yöntem ve taleplerini sağlıklı ve tarafsız bir bakış açısıyla analiz etmeden yapılan her türlü yorum başarısız ve eksik tezlerin oluşmasına kitlelerin yanlış yönlenmesine neden olur ve özellikle de Ortadoğu’yu anlama çabalarının eksik kalmasına neden olur. Herhangi bir devletin, strateji kurumunun, bölgesel aktörün, yada siyaset analizcisini Küresel Cihad hareketini ve dünyaya son 10 yılda yaptığı etkiyi görmezden gelme lüksü bulunmamaktadır. Bu hareketle savaşında Batı cephesi 1 milyondan fazla asker, on binlerce istihbarat görevlisi seferber etmiş, medya organları, ekonomik ve siyasi kurumlar, stratejik düşünce kurumları Küresel Cihad isimli bu tehlikeli hareketin dünyada evrensel bir hilafet kurma çabasına karşı seferber edilmiştir. Batı dünyasının 2 dünya savaşından sonra organize ettiği en üst düzey ve geniş askeri ve siyasi harekat Küresel Terörle Mücadele adı altında Küresel Cihad Yanlılarına yönelik yapılmıştır ve bu savaş hala şiddetlenerek devam etmektedir. Dünyayı son 10 yıldır kasıp kavuran çatışmalar, siyasi çalkantılar, Küresel Ekonomik kriz, Arap baharları ve siyasi adımlar tamamen bu savaşla alakalıdır ve El Kaide’nin başını çektiği Küresel Cihad hareketi bu savaşın iki aktöründen biridir.
Küresel Cihad düşüncesinin oluşmasında oldukça kritik bir rol oynayan stratejistlerden biri de Ebu Mus’ab El Suri’dir. Asıl adı Mustafa bin Abdulkadir Sit Meryem Nasardır. Halep’te doğan Suri Halep Üniversitesi Mekanik Mühendislik bölümü mezunudur. 1980 yılında İhvanı Müslimin hareketine katılmış, 1982 Hama isyanında rol almıştır. Hama katliamı esnasında kurtulmayı başaran Suri İspanya’ya iltica etmiş burada İspanyol bir bayanla evlenmiştir. 1987 yılında Afgan Rus harbine katılan Suri 2001 yılında da El Kaide saflarında ABD’ye karşı savaşmıştır.Suri’nin 11 Eylül saldırılarında etkin rol aldığı düşünülmektedir. 1997 yılında bir çok Avrupa ülkesini gezen Suri bir dönem İslami Çatışmalar Araştırmaları Birimi isimli bir kurum açıp yönetmiştir.
 Hakkında Avrupa ve Amerika’da onlarca yüksek lisans ve doktora tezi yazılan, binlerce makale ve onlarca kitaba konu olan bu kişi Küresel Cihad’ın Mimarı olarak tanımlanmaktadır. 20 yıllık siyasi ve askeri tecrübelerini 1700 sayfalık El Mukaveme (Küresel Cihad Cepheleri Direnişi) isimli kitabında yayınlayan Ebu Mus’ab El Suri ABD ve Rusya’ya karşı yıllarca savaşmış ve hareket üzerinde ciddi etki bırakmıştır. Ebu Mus’ab El Suri’nin kitabı El Mukavame Amerikan askeri kolejlerinde okutulan baş yapıtlardan biridir. Yayınlandıktan kısa süre sonra bizzat CIA tarafından kısa sürede İngilizceye çevrilen eser Batı ittifakı tarafından Küresel Cihad Düşüncesini ve Dünya görüşlerini anlamada en önemli kaynak olarak kullanılmaktadır.
Ebu Mus’ab El Suri 2005 yılında Ravalpindi’de Pakistan askerleri tarafından tutuklanmış bazı kaynaklara göre burada bir süre kaldıktan sonra Suriye’ye teslim edilmiştir. Suriye İsyanı sırasında hapisten kurtulan bazı mahkûmlar El Suri’nin şu an Suriye’de hapiste bulunduğunu bildirmişlerdir. Son on yıldır bütün dünyayı az ya da çok bir şekilde etkileyen ve son 10 yıldır bütün dünyada gündemin ilk sıralarında yer alan Küresel Cihad Hareketinin oluşumunda bu derece etkili olan Ebu Mus’ab El Suri’ye ait kitabın bazı makalelerini Pressmedya.com okuyucularıyla paylaşıyoruz.


Ebu Mus’ab El Suri
Global Cihad Stratejisi
Bu Makale Ebu Mus’ab El Suri’nin uzun yıllar edindiği tecrübelerle yazdığı 1700 bin sayfalık Ek Mukaveme (Direniş) isimli strateji kitabından alınmıştır.
Metodumuzla uyumlu olarak, askeri teorimiz, cihattan bizzat edindiğimiz tecrübelerle doğmuştur. Bu, teoriler yaşanmış tecrübelerin ürünüdür. Bu tip teoriler, sadece aktif şekilde bu işin içerisine giren, -başarı ALLAH’tandır- kişiler tarafından formüle edilebilir. Bunlar savaş alanlarında yazılmıştır. Fikirlerin içindeki detaylar, mücahitlerin dinlenme zamanlarında savaş alanlarında toparlanmıştır. ALLAH’tan onlardan biri olmayı dileriz.
Şimdi dikkatlerinizi başka bir yöne çekmek istiyorum. Burada dile getirmek istediğim şeylerin çoğu, kendi tecrübelerime, çalışmalarıma, karşılaştırmalarıma ve tecrübeli mücahit liderlerle ve kadrolarla yaptığım konuşmalara dayanan, özel düşüncelerdir. Bu konuların çoğu, neyin helal neyin haram olduğu ile ilgili değildir. Bunun yerine, bunlar tecrübelerden elde edilmiş, savaş ve savaş hileleri ile ilgili kişisel hükümlerdir. Savaşın da fizik kuralları gibi evrensel gerçekleri ve değişmeyen yöntemleri vardır.
1991 yazında, bu fikrin ilk tohumlarını attım. O zaman, Irak’a düzenlenen Çöl Fırtınası Operasyonunun rüzgarı Afganistan’da bizi de etkilemişti. Daha sonra bu fikri Cezayir cihadının fırtınalı günlerinde geliştirdim. Sonra, Afganistan İslam Emirliği(Taliban Demokrasiyi reddettiği ve İlam’a alternatif olarak görmediği için bu ismi tercih etmiştir) askeri kamplarında bu fikir olgunlaştı, şekillendi ve son halini aldı. Taliban’ın desteği ile bu fikirleri uygulamaya çalıştım. Ve 11 Eylül geldi, acımasız işkenceler bizi ev hapsine ve zindana zorladıktan sonra, kendimi tamamıyla bu fikri son şekliyle formüle etmeye adayabildim. Bu hapsin avantajlı yanı, olayları takip etmemi, düşünmemi ve yazmamı sağlamasıydı. Afganistan’ın düşmesinin üzerinden üç yıl geçti ve medeniyetin yüzünü ve tarihi akışını değiştiren bazı tarihsel değişiklikler oldu. Yeni taktikleriyle ve her yere tam donanımlı saldırılarıyla, Amerikan seferleri başladı. Bu saldırılar bana fikirlerimin doğruluğunu böylece öğretmiş oldu – ALLAH her şeyi bilendir- ve bu fikirlerden emin oldum ve onları daha da geliştirdim, böylelikle karşılaştığımız yeni gerçeğe daha da uyumlu oldular. Düşmanlarımız ve bizim aramızdaki maddi dengesizlik ortadan kayboldu. Maddi güç onların lehineydi ama sonra aleyhlerine döndü.
Onlarla bizim aramızda askeri denge yoktur. Karşılaştırılamaz bile. Eğer onlara karşı koymaya karar verdiysek ve bunu bir dini görev olarak adlandırırsak- ki doğru olan budur-, ALLAH’ın izniyle bu bölümdeki detaylı olarak anlatacağım fikirler, dikkatle göz önünde bulundurulması ve kullanılması gereken tek yöntemdir. ALLAH’tan zafer isteriz, kolaylaştırma ve doğru olan için ilham isteriz, rahmetini umarız, rehberliğini ve birbirimize bağlılığı isteriz. O dualarımızı kabul ederek lütfunu gösterecektir. O gerçekten her şeyi duyan ve cevap verendir.
Cihadi süreç boyunca kullanılan metod ve yöntemler (1963-2001):
Birinci bölümün, altıncı ve yedinci kısımlarında söz ettiğim gibi, cihat tecrübeleri 1960’ların başında başlamıştır ve 11 Eylül 2001’e, yeni bir dünya düzeninin tam anlamıyla başladığı zamana kadar, devam etmiştir. Bu süreci gözleyen kişi üç cihat metodolojisini, karşılaştırma yöntemine dayanarak, kategorize edebilir. Bu dönemde yapılan her Cihadi çatışma bu kategorilerden birine dâhil edilmiştir. Ortaya çıkan sonuçlar şöyledir:
Gizli askeri organizasyonlar ekolü: (bölgesel-gizli- hiyerarşik)
Not: Burada bahsedilen bazı İslam’i hareketlerin gizlice silahlanması ve devrim yapma amacıyla hükümet güçlerine karşı savaşması meselesidir. Suriye İhvanı, Cezayir Cihad Hareketi vb.
Bu, daha önce bahsettiğim cihat tecrübeleri ve organizasyonlarıdır. Cihat ideolojisini benimsemişler ve bölgesel bazda, gizli bir sistem ve hiyerarşik iletişim ağı yoluyla örgütsel çalışmayı yönetmişlerdir. Ana amaç, var olan hükümetleri ve sistemleri çökertmektir ve cihat yoluyla İslami sistemi kurmaktır.
Sonucun özeti:
Askeri başarısızlık: savaş alanında yenilgi Güvenlik başarısızlığı: gizli örgütlenmenin dağıltıması Dava başarısızlığı: İslam ümmetini harekete geçirme, motive etme ve desteğini alma yetersizliği Eğitimsel başarısızlık: gizlilik yüzünden(gizlilik kaygısı kitlelere ulaşmayı engellemiştir) Politik başarısızlık: Hedefe ulaşılmamıştır. Bu hareketlerin hiç biri İslam devrimi gerçekleştirememiştir.
Sonuç: Bütün aşamalarda tam bir başarısızlıktır.
Açık cephe ve hat çatışması
Bu ekol düşmanla düzenli birlikler şeklinde cephelerde karşılaşmayı esas alır. Afganistan, Bosna, Çeçenya gibi direniş bölgelerinde bu yöntem sıkça kullanılmıştır. Bu çatışmalarda kullanılan metod düşmanla kalıcı askeri kamplarda karşılaşmak ya da yarı düzenli yarı gerilla tarzı savaş yürütmektir.
Sonucun özeti:
Ezici askeri başarı. Güvenlik başarısı Dava başarısı: Bu çatışmalarda elde edilen başarı İslam ümmetini bu davalar etrafında harekete geçirmiştir. Kamplarda ve cephelerde kısmi eğitim başarısı. İslam Devleti kurulan Afganistan dışında, politik başarısızlık.
Sonuç: Genellikle başarı ve Afganistan’da ise tam başarıdır.
Bireysel cihat ve küçük hücre savaşı ekolü:
Bu, küçük gruplar veya bireyler tarafından uygulanan operasyonlardır. Bazı operasyonlar şunlardır:
-Seyyid Nasir El Meşri’ nin Siyonist Kahane’yi öldürmesi
-Remzi Yusuf El Balaçi’ nin, New York kulelerini ilk defa imha etme girişimi
- Ürdün’ lü El Dakamsa’nın, sınırda Siyonist kadını öldürmesi
- Süleyman Hatir El Meşri’ nin İsrail sınırında nöbetçileri öldürmesi
- Ve Körfez Savaşı boyunca yapılan bireysel operasyonlar… Liste uzundur.
Özet:
Askeri başarı: Düşmanı tedirgin eder. Güvenlik başarısı: Çünkü bu operasyonlar yeni hücreler kurulmasına ilham kaynağı olurlar. Dava başarısı: İslam ümmetinin dikkatini çeker ve sempatisini artırır. Eğitimsel başarısızlık: bir programın olmaması sebebiyle Politik başarısızlık: Bunu bir olguya çevirebilecek bir programın olmaması sebebiyle
Sonuç: Düşmanı şaşırtıp telaşlandırmada ve İslam ümmetini harekete geçirmede başarıdır.
Böylece, araştırmamızda, bugünkü direniş için en iyi metot olan yolu saptamak için bu üç ekolü tartışmaya başlayabiliriz. Şu sonuca vardık: Yukarıdaki tabloda bahsettiğim gibi, hükumetlere gizli örgütlerle şehirlerde savaş açma ekolü Cihadi grupları tamamen başarısızlığa götürmüştür. Bu sözleri dışardan yorum yapan biri gibi söylemiyorum. Aksine, ben onların liderlerinden ve örgütsel kuramcılarından biriydim. ALLAH, bağışlayıcıdır, O’nun rızasını ve affını dilerim.. Ancak ben metotlara, araç gözüyle bakıyorum bir saplantı gözüyle değil. Biz, ispatlanmış yarar sağlayan bu metotları kullanmalıyız ve zamanla eskiyen metotları ise unutmalıyız. Yoksa biz de zamanla unutuluruz ve eskiriz.
Doğrusu, daha önce bahsettiğim gibi, 11 Eylül olayları, cihadın gizli örgüt kalıntılarına – özellikle Araplara ait Cihadi yapılara - son vermiştir. Bu olayların yansımaları, gizli örgütlerden geri kalanları da tahrip etmiş, üyelerin çoğu ya öldürülmüş ya da tutuklanmıştır. Ancak 11 Eylül, bu ekolün son bulmasının tek sebebi değildir. Pratikte bu ekol, 10 yıl önce, 1990 yılında Yeni Dünya Düzeni’nin başlaması ile sona ermiştir.
20. yüzyılın son on yılı boyunca, terörizmle mücadele programları, örgütleri dağıtabilmiş, askeri açıdan yenebilmiş, kitlelerden izole etmiş, birbirinden ayırabilmiş, itibarlarını zedeleyebilmiş, finansal kaynaklarını çökertebilmiş, elemanları evsiz bırakabilmiş, onları sürekli açlık ve korku durumuna sokabilmiş ve insan ve destek ihtiyacını karşılayamaz hale getirmiştir. Bu benim de benim gibi eski cihatçıların çoğunun da bildiği gibi açık bir gerçektir.
Süreç içinde bu gibi gizli örgütler ortadan kayboldu ve dağıldı. Geri kalan küçük gruplar (cihatçılar) Doğu’da ve Batı’da mülteci konumuna geldiler, aileleriyle, çocuklarıyla ve grubun diğer fertleriyle birlikte acı çektiler. Mülteciler orada küçümsendiler ve hiçbir şey üretemediler.
Ölü firavun kral 2. Hasan’ın rejimi Moro Genç Organizasyonu’nun 60’ların başında kurmaya çalıştığı Cihadi yapılanmayı daha başlamadan dağıttı.
Bu aynı zamanda, yetmişlerin ortalarında, Cezayir’de Çadli Benjedid rejiminin yaptığı şeyin aynısıdır. Bu rejim, zorlanmadan, İslami Devlet Hareketini yıkmıştır. Suriye’deki Nusayri Baas rejimi, 11 Eylül olaylarından yirmi sene önce, Yeni Dünya Düzeni oluşumundan on sene önce, on sene kadar mücadele eden Said Havva, Şeyh Edip gibi Müslüman Kardeşler hareketi liderlerinin yönettiği askeri isyanı tamamen ortadan kaldırmıştır.
Mısır’daki, Hüsnü Mübarek – ALLAH onu veya onun gibi insanları asla mübarek etmesin - yönetimindeki cani Firavun rejimi, Mısırdaki bütün cihat örgütlerine sırayla son verebildi. Bu örgütlerin en sonuncuları El Cihad ve Cemaatı İslami’dir. Bunlar da 1990’ların ortalarında ortadan kaldırıldı. Mısır istihbaratı, bu örgütlerin, 11 Eylül olaylarından önce, hücrelerini dağıttı, mensuplarını ve destekçilerini tutukladı.
Libya’da da aynı şey oldu. Kaddafi rejimi, 1980’lerin ve 1990’ların ortasında iki önemli cihadi girişimi sona erdirmiştir.
Bu, her Arap ve İslam ülkesinde (!) hatta en zayıf istihbarat ve güvenlik sistemine sahip olan rejimde bile Cihadi hareketler başarısız oldu. Bu konuda detaylı açıklamalar ve analizler kitabın birinci bölümde, 6 ve 7.kısımlarda, anlatılmıştı bu nedenle burada özetle geçiyorum.
Bütün koşulların uygun olmasına rağmen, Cezayir’de 1991 ve 1997 arasında, Arap güvenlik rejiminin büyük temizleme operasyonu ve ezici başarısıyla, aynı netice gerçekleşmiştir. Yemen’deki ve Lübnan’daki Cihat hareketleri, 20.yy’ın sonlarında kaybolup gitmiştir.
Arap rejimleri ve yerel istihbaratların işbirliği ile ülkelerimizdeki güvenlik rejimleri Cihadi girişimlere son vermiştir. Bu rejimler uluslar arası sistemle de yakın işbirliği yapmışlardır. Bölgesel Cihadi hareketlerin analizi şöyle özetlenebilir:
<!--[if !supportLists]-->· Bütün karşılaşmalarda, gizli örgütlerimiz, askeri açıdan yenildi. Evet, genel savaş içersinde birçok çatışmada başarılı olduk, ancak savaşın tümüne gelince başarısız olduk. İnatçılarla münakaşa ile zaman kaybetmek istemiyorum, gerçekler en büyük şahittir.
· Gizli örgütlerimiz güvenlik açısından yenilmiştir, hücreleri ortaya çıkarılmış ve dağıtılmıştır. Yeniden inşa gayretleri de durdurulmuştur. Düşmanın güvenlik sistemi, hücre kurma çalışması olan yerleri bile, daha kurulmadan veya kurulma aşamasında tespit edebilecek seviyeye ulaşmıştır.
.Bu tecrübelerde, cihat heyecanı oluşturma noktasında, feci şekilde başarısız olduk. Cihat hareketleri, doğru yolda olmalarına ve hakkı temsil etmelerine rağmen, kitlelere hitap edemedi, popüler olamadı. Milyonlarca nüfuslu ülkelerde, destekçilerin sayısı, yüzleri veya belki de onları geçmedi.
.Cihat hareketleri aynı zamanda, elemanlarını, ideoloji, ilke, program, metodoloji gibi konularda uzmanlaştırma güvenlik konularında, eğitim, savaşa hazırlama ve alıştırma yaptırma bakımından ve politik ve askeri tecrübe edindirme noktasında da başarısız oldu. Bunlar, düşmanla karşılaşmalar başladıktan sonra daha da derinleşti, Çünkü bu gizli örgütlerin hiçbirisi hazırlık programlarını ve “savaş yoluyla eğitim” sloganlı inşa ve eğitim programlarını tamamlayamadı. Bu yolla, çekirdek kadro ve uzun süreli eğitimden geçen destekçiler bitirilmiştir (öldürülmüş ya da tutuklanmış) ve yerine geçen ikinci nesil çekirdek kadronun eğitim seviyesi düşmüştür. Bu olaylar, birçok tecrübelerde yaşanmıştır.
Sonuçta, detaylardaki başarısızlık sebebiyle, genel projenin hedeflerini gerçekleştirme ve pratiğe aktarma konusunda tam bir başarısızlık yaşandı
Şimdi kısaca Yeni Dünya Düzeni kurulduktan sonraki mevcut gerçekler ışığında ve özellikle 11 Eylül olaylarından sonra gelen terörizm ile mücadele kampanyalarından sonra, bu metotların sonuçlarına dikkatimizi çevirelim. Eğer “hiyerarşik, bölgesel ve gizli örgütler” metotları son on yılda, yerel güvenlik rejimlerine karşı koymada tamamen başarısız olduysa, Yeni Dünya Düzeni güvenlik aletlerine karşı koymada ne kadar fazla başarısız olacağımızı bir hayal edin. Ayrıca dünya çapında, bütün güvenlik konusunda işbirliği yapan, askeri, ideolojik, politik ve ekonomik açıdan donanımlı terörizmle mücadele kampanyasıyla nasıl baş edeceğimizi….?! Bu yöntemlerle dünyaya kafa tutmak mümkün değil. Şu anki şartlar altında eğer biz bu metotları kullanmaya ısrar edersek, bence, bu intihara kalkışmak ve başarısızlıkta ısrar etmektir. Bu, kendini cihada adamış samimi gençleri kandırmak ve boş ümitlere sevk etmek anlamına da gelir.
Eski moda yöntemlerle ümmetin zaferi adına mücadele etmek ayrıca bir çok mücahidi başarısızlığa mahkûm bir yola yöneltme sorumluluğunu da beraberinde getirir. Bizler cihad hareketleri olarak edindiğimiz her tecrübeye çok değerli kanlar feda ettik.
Hata, ne gizli örgütlerin metotlarında ne de genel olarak örgütlerdeydi. Bu başarısızlığın asıl nedeni zamanın değişmesi ve bu metotları geçersiz kılması hatta bu metotların zararlı olmasına sebep olan 1990’dan sonra ki yeni gerçeklerdi. Afganistan’daki dersler sırasında, bu konuyu açıklamak için bir örnek vermiştim. Diyelim ki, güçlü ve harika bir elektrikli makineniz var ve makine sadece eski elektrik sistemi ile 110 voltla, çalışıyor. Ülkemizde olduğu gibi, elektrik 220 volta çevrildi. Bunu kullanmada ısrar ederseniz ne olur? Makine yanar ve elektrik sisteminizi çökertir. Belki de sizi elektrik çarpar. Şurası kesindir ki güçsüzlük makinede değil, çünkü iyi çalışan bir makineydi, yeni sistem o makineyi tarihi eser yaptı ve müzeye gönderdi. Sizin onu sevmeniz, hatıralarınız, onun ailenizin mirası olması bu gerçeği değiştirmez. Makine artık çalışmaya elverişli değil. Zaman değişti ve makine emekliye ayrıldı. İşte, Yeni Dünya düzeni, bizim örgütsel makinelerimize, bölgesel gizli hiyerarşik modelimize, bütün ihtişamına rağmen, bunun aynısını yaptı. Sonuç olarak, önemli, olgular oluştu, bunları burada özetlersek:
1- 1960-70-80’li yılların tümü hükümetlerin cihat örgütlerini yıkabilmesine kadar, hükümetler ile cihat örgütleri arasındaki savaşlara sahne oldu Bu süreç hükümetlerle yapılan şiddetli savaşlar ve hükümetlerin büyük kayıplar vermesine neden oldu. Suriye’deki cihat (1973-1983) on yıllık karşı koymadan sonra bitti ve Mısır’da da aynı durum yaşandı. Fakat Cezayir’e bakarsak, burada cihat için gereken harika koşullar var olmasına rağmen, mücadele dört yılda (1992-1995) dağıldı. Ve 21.yy’ın başında hükümetlere karşı yapılan silahlı mücadelelerin birçoğu birkaç günde durduruldu ve yok edildi. Mesela Lübnan’da Ebu Ayşenin (ALLAH rahmet eylesin) yıllar süren bir çalışma sonucu oluşturduğu organizasyonu beş günlük çetin bir savaş sonucu ağır bir yara aldı. Yemende Ebul Hasan El Mihtarın -ALLAH rahmet eylesin- çalışması üç beş günde başarısızlığa uğratıldı. İşte bu başarısızlıklar bizlere eski makinenin artık çalışmadığını, sadece bu klasik yöntemleri hala uygulamaya çalışan Müslümanlara yıkım ve zarar getirdiğini göstermektedir.<!--[endif]-->
2- Yerel ve uluslararası standartlar ve ölçüler bölgesel ve uluslararası gizli organizasyonların çalışma yapmasına müsait değildir. Hatta İslami olmayan örgütler dahi 1990’larda başlayan ve özellikle de 11 Eylül sonrası hızlanan Yeni Dünya Düzeni sürecinde pek müsait ortam bulamamaktadırlar. Bir zamanlar dünya 2 kutupluydu. Doğu ve Batı cephesi vardı. Batı cephesinde eksenler vardı, devletlerin çıkarları ve çatışmalar vardı. Bu bazı düşman ülkelerdeki direnişçilerin bir kutuptan diğer kutup ülkesine kaçmasına ve oralarda düşman ülkeye yönelik operasyonel aktivite yapmasına olanak sağlıyordu. Bu ülkeler arası düşmanlık sayesinde direniş hareketleri faaliyet alanı buluyordu. Kendilerine güvenli kamplar inşa ediyorlar ve yeniden güç kazanıp zenginleşiyorlardı. Bu açıdan bakıldığında Doğu eksenine bağlı Mısır’daki direnişçiler, Batı eksenine bağlı Suudi Arabistan’da faaliyet imkânı bulunuyorlardı. Mesela Saddam’ın muhalifleri ona Suriye’den saldırı imkânı bulurken, Müslüman Kardeşler Hareketi ve Savaşın Süvarileri Hareketi, Suriye rejimine karşı Irak ve Ürdün üzerinden saldırı gerçekleştiriyordu. Cihatçılar İslamcılar ve politik muhalifler, dünyanın her yerini gezebiliyor, birçok ülkede konaklayabiliyor, siyasal sığınma alabiliyorlar ve sınırlar arasında gizlice operasyonlar yürütüyorlardı.<!--[endif]-->
Bununla beraber Rusya’nın çöküşüyle ve ABD’nin liderliğindeki tek kutuplu dünyada dünyanın birçok ülkesi özellikle de küçük olanlar sadece bir politikanın empoze edilmesinde araç konumuna düştüler. Yani, kukla ülkeler arasındaki çatışmalar ve eksenler artık yok. Ülkeler politik partiler ve küçük güçler aralarındaki çıkar uyuşmazlığını ortadan kaldırdılar ve dünyadaki hâkim gücün, politik emirlerini uygulamak üzere birleştiler. Bir ülke, gizli organizasyon ya da cephe ne kadar zayıf olursa, bu Yeni Dünya Düzeni’nin ona vereceği zarar da o kadar fazla olacaktır. Bu büyük dönüm noktasında en büyük zararı gören organizasyonlardan biri de gizli direniş örgütleri ve muhalefet partileridir. Yeni Dünya Düzeninin uygulayıcıları bu örgütler ve muhalifleri aktivitelerini durdurmaları, kendilerini feshetmeleri teslim olmaları ve hükümetlerle anlaşmalara gitmeleri yönünde baskıya maruz bıraktılar. Aksi halde tasfiye edileceklerdi. Bu açıdan tezimizin en acı örneklerinden biri de Kürdistan İşçi Partisi PKK ve lideri Abdullah Öcalan’ın durumudur. Bu örgüt dünyadaki en güçlü muhalif askeri organizasyonlardan biridir. Türkiye’de Suriye’de Kuzey Irak’ta ve Lübnan’da binlerce savaşçısı ve birçok kampı vardır. Kuzeybatı İran’da da PEJAK isimli paralel bir örgütü ve destekleyicileri vardır. Avrupa’da, özellikle de Almanya’da yüz binlerce Kürt PKK’ya aylık olarak ciddi bir gelir sağlıyor. PKK’ya gönderilen yardım ve aidatlar yüz milyonlarca doları bulmaktadır. Örgütün birkaç tane uydu kanalı da vardır vb. Cihadi organizasyonlarla kıyaslanınca PKK organizasyonal bir imparatorluk gibidir (Yazar kitabı kaleme aldığında PKK gücünü hala koruyordu, süreç içerisinde El-Kaide birçok ülkede güç kazanırken PKK güç kaybetmiştir.)
Yenidünya Düzeni ortaya çıktığında Suriye de korkudan ve hırstan ötürü ABD eksenine kaydı. Bu nedenle Suriye ülkedeki ve Lübnan’daki PKK kamplarını kapattı. (Suriye ilk başlarda ABD nin eksenine yaklaşırken 11 Eylül süreciyle birlikte şer üçgeni sınıfına dâhil edilmiş ve İran’la yakınlaşmıştır.) PKK lideri birkaç ülkeye iltica etmek zorunda bırakıldı ve daha sonra da CIA Mossad ve Türk istihbaratının ortak çalışmasıyla yakalandı. Türkiye’nin tarihi düşmanı olan Yunanistan bile, Öcalan’ın Türkiye’ye iade edilme sürecine destek oldu. PKK bir tasfiye kampanyasına maruz kaldı ve birçok kampı imha edildi. Irak’taki kampları da ABD tarafından kısıtlandı. Sonuçta örgütün geri kalanları askeri seçeneği birinci öncelik görmediklerini ve demokratik standartlara ve Yeni Dünya Düzenine uygun politik bir muhalefet partisiyle (DTP, şu anda BDP) devam edeceklerini açıkladılar.
İrlanda Cumhuriyet Ordusu (İRA) : Bu organizasyonun tarihi yüz yıl geriye dayanmaktadır. Dünyadaki en büyük organizasyonlardan biridir. İrlanda toplulukları lobileri ve ABD’deki İrlandalılar arasında ciddi desteğe sahiptir ve milyonlarca dolar destek almaktadır. ABD’de ve birçok batı ülkesinde kampları vardır ve Cezayir ve Libya gibi birkaç ülke ve birkaç solcu Arap organizasyondan destek almaktadır. Yeni Dünya Düzeni ortaya çıktığında ve İngiltere, ABD öncülüğündeki yeni eksenin lider ülkelerinden biri olunca İrlanda Cumhuriyet ordusu barışçıl bir seçeneği kabul etmeye mecbur bırakıldı. Silahlarını teslim etti, silahları imha edildi, örgüt tasfiye edildi ve hikâye bitti.
Bunlar bizden önce gerçekleşen bazı ibretli olaylardır. Eğer biz bu derslerden yeterince ders alamadıysak ve 11 Eylül akabindeki iki yılda Afganistan’daki askeri güçlerimizin % 80’i imha edildiyse bundan dolayı sadece kendimizi suçlamalıyız. Artık Torabora anlayışının son bulması gerekir. Zaman değişiyor ve bizler de çağın şartlarına uygun bir mücadele metodu sergilemeliyiz. Tekrar ediyorum asıl zayıflığın sebebi gizli organizasyonlar ya da onların iç zayıflıkları değildir. Tabi bunlar da etkendir ancak asıl sebep zamanın devrimsel nitelikte değişmesi ve köklü değişimler getirmesidir. Bu değişimler tarih algımızı, zamanımıza ve geleceğe bakışımızı değiştirmektedir.
Cihadi tecrübelerin gelecek bölümünde Ebu Musab El Suri 11 Eylül öncesindeki dünyada açık cephelerin (siper savaşları) eğitimlerine yönelik detaylı bir analiz sunuyor. Burada uygun arazi şartlarında gerçekleştirilecek gerilla savaşlarının bölgesel hiyerarşik ve gizli örgütlerden nispeten daha başarılı sonuçlar verdiğini inceliyor. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 281
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #1 : 25 Ağustos 2011, 20:16:50 » |
|
 |
|
 |
 |

Küresel Cihad Cepheleri 2 Ebu Mus'ab El Suri'nin El Mukaveme(Direniş) İsimli kitabından 2. makaleyi yayınlıyoruz.
CIA tarafından gelmiş geçmiş en donanımlı ve tehlikeli cihad stratejisti sayılan Ebu Mus'ab El Suri'nin analizlerinden 2. makaleyi yayınlıyoruz. İKİNCİ BÖLÜM
11 Eylül Öncesi Dünyada Açık Cephele Ekolü:
Açık cephe: küçük mobil gruplar halinde hareket eden birçok askeri timin belli kalıcı askeri üslere ve güvenli karargâhlara bağlı kalarak savaşması, büyük üslere saldırılar yapılacağı zaman onlarca grubun kısa süreliğine bir araya gelmesi ve düşmanla savaşmasıdır.
Bunlar, düşmanlarla bazen siperlerde, bazen de korunaklı arazi şartlarında gerilla savaşıyla mücadele ederler. Bu tecrübeyi sizlere 1. Afgan Cihadı, Bosna, Çeçenistan, Taliban dönemi 2.Afgan cihadı süreçlerinden örnekler vererek açıklayacağım. Daha önce dediğim gibi, önceden denenmiş ve başarısız olmuş metotların aksine bu metot başarısı ispatlanmış bir metottur. Bazı önemli noktalar:
Ezici askeri başarı:
Bu başarı, mücahitler ile düşmanın arasındaki, teçhizat açısından, silah, teknoloji vb. açılardan büyük farklılık olmasına rağmen söz konusudur. İlk deneyimde, Afgan mücahitler, Arap ve Müslüman mücahitler, eksikliklerine rağmen, büyük bir devleti Sovyetler Birliğini yendiler ve bayrağını sonsuza dek indirdiler ALLAH’ın izniyle.
Bosna’da, Sırp savaşında, bir avuç Arap, Türk ve Müslüman mücahit güç dengesini değiştirebildiler, mucizeler sergilediler. Bosna ve Sırbistan kıyıları dışında, 60 bin Amerikan askerinin beklediğini belirtmek yeterli olacaktır. Amerika Bosna’ya girmek için Dayton anlaşmasında bu 600 mücahidin ülkeden çıkmasını şart koşmuştu. Yani her bir Mücahid tam 100 Amerikan askerinin kalbine korku salmıştı ve mücahitler Bosna’yı terk etmeden ülkeye müdahale etmekten korkuyorlardı.
Çeçenya için de aynı şey söz konusudur: Sovyet ordusuna direnen ve böylece dünyayı şaşırtan, bir avuç adamın askeri başarısı inkâr edilemez. Bir milyondan daha az nüfusu olan ve 50 bin km2’den büyük olmayan bir ülkenin Çeçenistan’ın kahraman insanları…
İmanlı Mücahitler bir çok cephede açık cephe savaşlarında olağanüstü savaşçılar ve kahramanlar olduklarını gösterdiler. Düşmanla kendileri arasındaki güç dengesizliği zafer için bir engel teşkil etmiyordu.
Yapısal güvenlik başarısı:
Bu gerilla savaşlarında askeri güçler şehirlerden uzakta olduğu için düşmanlar bu cihadi güçlere yönelik istihbarat faaliyetlerinde de başarılı olamıyorlardı. Ayrıca mücahidlerle direk çatışmalara girmek bir çok subay ve istihbaratçının kimliğinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu nedenle ya savaşacak ya da kaçacaklardı.
3. Ümmeti harekete geçirme başarısı:
Bu, üçüncü önemli meseledir. Çünkü cephe savaşlarında elde edilen başarılar İslam ümmetini, yüz milyonları, hareketlendirmiştir. Bu gizli örgütlerin tecrübelerine zıttır. Eski cihat örgütleri, rejimlere karşı geldikleri yerlerde çok az insanı hareketlendiriyorlardı. Çoğu İslam ülkelerinde insanların bırakın cihadi ayaklanmayı desteklemeyi olaydan haberi bile olmuyordu. Hâlbuki Açık Cephe meselesinde, yüz milyonlarca insan mücahidleri destekledi ve savundu. Alimler ve halk mücahitlerin zaferi için dua etti, zengin, fakir Müslümanlar cihat için infak etti.
Cephelerin, cihat için insanları hareketlendirme olayı ümmete ciddi dinamizm kazandıran büyük bir olaydı.
4. Eğitimsel başarı
İslami eğitim teorisi, bilgiyi doğrudan elde etme esasına ve iyi davranış örneklerini model almaya dayanır. Bu peygamberden (sav) sahabeye, sahabeden tâbiine, tabiinden taba tabiine aktarılan bir durumdur. Daha sonra, İslam’ın muhterem büyüklerinden, öğrencilerine ve takipçilerine, bu yolla da tarihe…
Yukarda bahsedilen eğitim uygulaması gizli yapılanmalar yoluyla asla başarılamaz. Gizli hareketler güvenlik kaygılarından dolayı mesajlarını kitlelere ulaştırma imkânı bulamazlar.
Ayrıca gizlilik ve güvenlik kaygısı İslami hareketin liderlerinin rol model olmasını da engeller. Ancak cephe savaşlarında ümmete örnek model olabilecek bir çok lider yetişmiştir. (Hattab, Şamil Basayev, Molla Ömer, Usame Bin Laden vb)
Ne yazık ki ümmet cephe savaşları zamanlarında İslam’ın özünden beslenen, iyi ahlaklı, donanımlı beyin adamlar yetiştirme noktasında ve bu konuya ağırlık verme noktasında başarısız olmuştur. Mesela Taliban döneminde ahlaki ve İslami eğitim imkânımız varken çok buna çok az çaba harcandı ve ağırlığın çoğu askeri eğitime verildi.
5. Politik başarı
Politik başarı hedeflerin ve sloganların gerçekleştirilmesidir. Her cihadi hareketin amacı düşmanı yenmek ve İslami kanunları ikame etmektir. İlk Afgan deneyiminde, tam bir başarı elde edildi. ALLAH’ın mücahidleri imtihan ettiği kargaşa ve fitneler bitince İslam emirliği kuruldu rüya gerçek oldu.(Taliban hareketi demokratik cumhuriyet modelini İslami modele alternatif olarak görmediğinden ve İslam’ın kendine has özgün devlet yapısı olduğuna inandığından dolayı İslam emirliği ismini kullanmıştır
Belli zaman sonra her ne kadar emirlik dağıldıysa da, inşALLAH tekrar kurulacaktır. Bosna örneğinde, hedef Müslümanları soykırımdan kurtarmaktı ve bu gerçekleşti. Ancak, Avrupa’nın kalbinde ve Yeni Dünya Düzeni ışığında İslami bir Devlet’in kurulması maalesef mümkün olmadı. O şartlarda gerçekleşenler büyük bir başarıydı. Çeçenya örneğinde, askeri başarıya rağmen politik proje gerçekleştirilemedi. Çünkü bir ülke olarak Çeçenya’nın coğrafik ve stratejik yapısında ve nüfus sayısında bunun gerçekleşmesi yarı olanaksızdı. Çeçen mücahidlerin ısrar ve azimleri tarihi bir başarıydı ve savaş hala sürüyor.
Genel olarak, politik başarı, bazı faktörlere bağlıdır. Bu faktörler ise bu bölümde ele almadığım bazı askeri faktörlerdir.
Böylece, Cephelerdeki tecrübe, düşmanla karşılaşma için, bölgesel hiyerarşik gizli örgütlerin metoduna (bu metot, mücahitlerin adanmışlığına rağmen ve kazanılan kısmi başarılara rağmen sonuçta başarısız olmuştur) kıyasla daha başarılı bir yöntemdir diyebiliriz. Yarı gerilla tarzı Çeçenistan, Bosna, Afganistan tecrübeleri şehirlerde laik yönetimlere karşı gizli örgütlenmelere gitmekten daha başarılı bir yöntemdir. Diğer gizli yapılarımızın başarısızlığındaki nedenleri göz önüne alıp dersler çıkardıktan sonra şunu belirtmeliyiz.
… Ve ALLAH’ın emri, biçilmiş bir kaderdir.(El Ahzab 38)
Ancak, Cephelerde direniş teorisi, 11 Eylül 2001 sonrası dünyada, kötüleşmeye başladı. Amerika teknolojiyle donandı ve hava saldırılarında çok ciddi teknolojik ürünler kullandı. Uzay teknolojileri, İnsansız uçaklar, güdümlü füzeler ve elektronik anlamda büyük bir teknoloji. Bunu ALLAH’ın izniyle sonra konuşacağız.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM:
Kişisel Cihat ve Küçük Hücreler Ekolü:
Bu cihat ekolü çok eskidir. Belki de Peygamberin büyük sahabesi Ebu Basir’in durumuna dayanır. O İslam’ın ilk gerilla grubunu kurmuş ve büyük sahabe Ebu Cendal sonradan ona katılmıştır. Bu metoda delil olarak ALLAH’ın Elçisinin (sav) hayatının sonlarındaki olay gösterilir:
El Esved El Ensi Yemen’de dinden çıktığı, gücü eline geçirdiği ve orada Müslümanları aşağıladığı zaman allah2ın resulünün soyundan bir adam kişisel bir operasyonla bu zalimi öldürmüş, kişisel bir operasyon gerçekleştirmiştir. Suikast sonrası Yemen’de güç tekrar el değiştirmiş, Müslümanlar ülkede tekrar toparlanmıştır. Cebrail, ALLAH’ın elçisine bu müjdeli haberi, girişken bir avuç Müslüman’ın kazandığı bu zaferi müjdelemiştir.
İslam tarihi boyunca, bireysel girişimler sürekli tekrar etmiştir. Haçlı Savaşları boyunca, Emirlerin bozulduğu zamanlarda, İslam Devletlerinin parçalandığı zamanlarda, Zengid Devleti ve sonra Eyyubi Devletinin kurulmasından önce, küçük mücahit gruplar felaketlere göğüs germiştir. Birçok bağımsız grup ve birimler cihat farizasını yerine getirmiştir. Yakın Arap tarihinde, bilindik bir hikâye karşımıza çıkıyor. Tek başına bir mücahit güç dengesini değiştirdi ve sömürge kampanyasının gidişatını etkiledi. Bu olay mücahit Süleyman El Halebi’nin Suriye’nin güney batısındaki Halep’ten –benim memleketim- Kudüs’e kaçmasıyla oldu. Kudüs’te, bir âlimden, Mısır’daki Fransız sömürüsünün komutanı ve Napolyon Bonapart’ın varisi olan Kleber’i öldürme fetvası istedi. Daha sonra gitti ve onu öldürdü. Bu Fransa’nın Mısır’dan ayrılış sebeplerinden biriydi. Bu zaferin bedeli, Süleyman El Halabi ve ona fetva veren âlimin idam edilmesiydi. ALLAH onlara rahmet etsin.
1990’da 2. Körfez Savaşından ve Yeni Dünya Düzeni’nin oluşmasından bu yana, bu öğreti canlanmıştır. O günden bu yana, Arap dünyasında, İslam dünyasında ve birçok bölgede onlarca kişisel operasyon gerçekleşmiştir ve gerçekleşmeye devam etmektedir. Seyyid Nusayr, fanatik Siyonist Meir Kahane’yi ABD’de öldürmüştür. Bu adam Filistin’deki Müslümanlar’ın en azılı düşmanlarından biriydi. Filistin’den bütün Müslümanları çıkarma üzerine bir programı vardı. Sonuç olarak, Kahane suikastıyla, grubu dağıldı ve tarihe karıştı. 1993’te, Afgan Araplar’dan Remzi Yusuf ve bir grup mücahit, New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’ni havaya uçurmayı denedi.
Ürdün’de, Sınır güvenliğindeki Ürdünlü bir asker, Müslüman ibadetleriyle dalga geçen birkaç Yahudi kız öğrenciye ateş açtı ve bir kaçını öldürdü. Mısır’da, kahraman Süleyman Hatir, birkaç Yahudi’ye, Mısır- İsrail sınırında kendi kararıyla ateş açtı. Ürdün İsrail sınırında, genç mücahitler tarafından birçok çapraz operasyon düzenlendi. Bu mücahitlerden bazısında mutfak bıçağından başkası yoktu. Beyrut’ta, Çeçenistan-Rusya savaşı sırasında, mücahitler bir binanın çatısına tırmanıp, Rus Elçiliği’ne RPG roketleri ateşlediler. Filistin’de, halk tarafından, işgalcilere karşı birçok kişisel operasyon düzenlendi.
Pakistan’da, mücahitler bir grup Amerikalı ve Yahudi’yi öldürdü. Mısır’da, bir vatandaş, Hüsnü Mübarek’e bir mektup getirdi ve onu bıçakladı. Vatandaş, güvenlik görevlilerince öldürüldü. Ürdün’de bir grup, Amman’daki Masonlara karşı suikast planladı ve gerçekleştirebildi. Bu gruptan bazısı şehit oldu, bazısı tutuklandı.
Amerika’nın, Müslüman ülkelere saldırılarıyla, Filistin üzerinde planlanan Siyonist projelerle ve uydularla iletişim ağlarıyla yayılan haberlerle birlikte yaygınlaşan bu doğal metot için aşağıdaki gözlemleri yapabiliriz.
1. Askeri Başarı:
Bu yalnız kurt saldırıları düşmanı tedirgin etmiş, ve dikkatini dağıtmıştır. 1994’teki bazı operasyonlar 34’ten fazla devlet başkanının terörizmle mücadele için toplantı yapmasına neden olacak kadar etkiliydi. Bill Clinton’ın Şarm El Şeyh Konferansına çağrılması gibi.
2. Güvenlik Başarısı:
Dünyanın her yerinde bireyler veya hücreler tarafından uygulanan bu doğal metot, bazı örgüt üyelerini tutuklamanın, bu örgütlerden bağımsız diğer hücrelerin yaptığı operasyonları engellemediği anlaşılınca, yerel ve uluslar arası güçlerin endişelerini artırdı. Bu konuda oldukça özel gözlemler yaptım ve bunları global İslami Cihad Çağrısı isimli stratejimi hazırlarken dikkate aldım.
3. Heyecan uyandırma başarısı:
Kişisel cihat kavramı, büyük bir heyecan başarısıydı. Cihat ve direniş ruhunu, İslam camiasında uyandırmada çok etkili olmuştur. Tanınmayan kişileri, El Dikamsa gibi, Süleyman Hatır gibi, Seyyid Nusayr ve Remzi Yusuf gibi kişileri ümmetin sembolleri haline getirmiştir. İnsanlar onların ismiyle neşelenir,intikam alma duyguları yatışır ve yeni nesil direniş için onları örnek alır.
4. Politik açıdan bakıldığında:
Gözlenmiştir ki, bu olaylar bazı ülkelerde bir savunma ve duygu reaksiyonu olarak kalmıştır ama asla fenomen haline gelmemiştir. ALLAH’ın izniyle bunun nedenlerini daha sonra açıklayacağız.
5. Eğitim açısından:
Bu direnişçilerin ortak bir programının olmaması bu cihadi taktik için eğitime ihtiyaç olduğu gerçeğini ortaya çıkardı. ALLAH’ın izniyle, disiplinli bir analiz sonucunda kişisel operasyonları nasıl daha başarılı yapabileceğimiz konusunda oldukça mesafe kat edebiliriz. Yine gözlemledik ki bu metod özellikle de düşmanın üzerinde oluşturduğu etki ve güvenlik güçlerinin direnişi kırma planlarını zora sokması dolayısıyla belli bir oranda başarı sağlamıştır, analizini kısaca yaptığımız cihadi yöntemlerden edindiğimiz sonuçlardan bazıları şöyledir.
Özellikle 11 Eylül ve ABD’nin saldırılarından ve gizli örgütlerin dağılmasından sonra, “gizli bölgesel hiyerarşik” örgütler gibi eski metotlarla yola devam etmek mümkün değildir. Açık cephe metotları araştırmasına girmeliyiz. Kişisel cihat operasyonlarına ve toptan direnişe yoğunlaşmalıyız. Bu iki yöntemi bir arada devam ettirip yarı gerilla savaşlarıyla düşmanı yıpratmalıyız. Önümüzdeki dönem için, uygun olan, bu askeri ve örgütsel teoridir. Açık cephelerde düşmanla karşılaşmalar, kişisel olan ve düşmana korku salan, güvenlik zafiyeti oluşturan ve ekonomiyi hedef alan saldırılar ve küçük hücrelerle gizli direniş. Bu iki metodu konuşmadan önce, dikkatlerimizi önemli bir konuya çekmemiz faydalı olacaktır. Bu konulardan en önemlisi küreselleşen dünyada her alanda küresel cihat fikrini aşılama gerekliliğidir. Düşman’ın neredeyse dünyadaki tüm ülkeleri Cihadi harekete karşı bir cephede(Haçlı Cephesi, NATO, BM vb) toplaması bizi de mücadelemizi global ölçeğe taşımaya ve her cephenin (Mesela Yemen, Somali gibi) diğer cephelerle yakın işbirliği yapmasını gerekli kılmıştır. Evrensel prensiplerimiz ile uyumlu olarak, koşullar bize bu yönde hareket etmemiz için yardım ediyor. Küresel cihad fikri aynı zamanda bizim ümmet olma gerçeğimizden ve temel İslami öğretilerimizden de kaynaklanmaktadır ve bunların pratize edilmesidir. Küresel İslam Direniş Çağrısında, cihat operasyonları için yeni metodumuz küresel bir metot ve çağrıdır. Aynı şekilde şu anki askeri teori de küresel anlayışta hareket etmeye bağlıdır. Bu askeri hareketin temel bir faktör olmasının yanında stratejik, politik ve dini ilkeler de temel bir faktördür.
Bütün İslam Milletlerini kapsayan fikir ve bu fikrin Cihat için gerekliliği:
Bu fikir, dini inanç düzeyinde oluşmalı, kişisel aidiyetlere kazınmalıdır. Ümmet olma bilinci. Şimdi gidip herhangi bir Müslüman’a nerelisin diye sorsak, ülkesini cevap olarak verir, Mısır, Suriye, Arabistan, Tunus… İlk önce şehrini söylemez. Şam, Beyrut, Kahire veya Taşkent demez. Çünkü onun aklı sömürgeciler tarafından Sykes-Picot antlaşmasındaki sınırlara zorlanmıştır.
Mücahitlerin akıllarında kurmamız gereken şey, doğru olan aidiyet bilinci ve vatan algısıdır. Rahman’ın sözlerindeki: “Şüphesiz bu (İslâm), tek ümmet (din) olarak sizin ümmetiniz (dininiz)dir. Ben de Rabbinizim. Onun için sadece bana kulluk edin” (Enbiya suresi,92) anlayışı.
Elhamdülillah, düşmanın askeri saldırısı bizleri aynı haritanın sınırlarına koydu. Bu haritanın adı, “Operasyonların merkez bölgesidir.” pratikte bu harita birçok Arap ve İslam dünyasından devletlerini kapsıyor. Politik arenada, ideolojik ekonomik ve askerialanlarda hep aynı bölgedeyiz. Bush hepimizi ismi “Büyük Orta Doğu” olan bir haritaya koydu ve hedef tahtasına oturttu.
Bu yüzden, düşman bize saldırarak problemimizi küreselleştirdi elhamdülillah. Bu durum, bu inanç ve anlayışı desteklemeyenlerin, evrensel düşünceye yönelmesine neden oldu. Bizleri İslam’ın temel öğretileri etrafında bizi, tümümüzü eksiksiz düşman kabul eden haçlılara karşı birleştirdi.
Bu evrensel kamplaşma süreci,(Global Cihad Hareketi ve destekleyen Müslüman halklar ile Küresel Haçlı Cephesi ve destekçisi ülkeler) Küresel İslami Direniş Çağrısını anlamamıza yardım edecek önemli bir askeri boyuta da sahiptir. Stratejik olarak konuşursak, bu teori, geniş İslam toprağının her parçasının evrensel boyutundan oluşmuştur ve bu evrensel boyutu atarsak, başarıya ulaşamayız.
Eğer, Açık Cephelerde bir cihada girişirsek ve ABD’ye Açık Cephe’de karşı koymaya karar verirsek, göreceğiz ki herhangi bir cephede cihadın başarısı için, bazı stratejik koşullara ihtiyaç duyacağız. Bu koşullar, sadece sınırlı sayıda İslam dünyasında mevcuttur. Bu cephelerden herhangi biri farklı askeri,politik,ilmi ve daha farklı alanlarda uzman bir tabur mücahide ihtiyaç duyduğu zaman, bizler bu ülkedeki cihadi harekete bu eksikliklerini tamamlayacak tecrübeli uzman mücahidler ve donanımlı organizatörler gönderebileceğiz.
Kişisel gizli cihatta, operasyonel aktivite de evrensel arenada yer alıyor. Ülke ve sınır tanımaksızın hey yere açıktır bu aktivitede. Düşman Irak’taysa biz de ordayız. Filistin’de de aynı durum geçerlidir. Tunus, Fas veya Endonezya’daki mücahitlerin Irak’a kardeşlerinin yardımına koşmaları bir görevdir ancak pek azı bunu yapabilir ve zamanla bu daha da zor olacaktır. Çünkü kukla yönetimler mücahitlere karşı Amerika’yla işbirliğindedir. Ama cihada ve direnişe katılmak isteyen herhangi bir Müslüman, ülkesinde veya herhangi bir yerde Amerika’ya karşı durarak bu cihada katılabilir. Bu karşı durma, açık arazide yapabileceği karşı koymadan belki de yüzlerce defa daha etkilidir. Yani sınır tanımayan cihad ve düşmanı en uygun zeminde yakaladığımız en uygun fırsatta nerede olursa olsun vurma mantığı.
Coğrafik, politik ve askeri boyutlarda, her alanda, İslam Dünyasına bağlantı hissi kesinlikle gereklidir. Kim bu kurulan sınırlara ve ülkelerin haritalarını çizerken ki girintilere çıkıntılara bakarsa, sömürgeci kâfirlerin kalemlerini görür. İlginçtir ki, bu sınırlar İslam Milletinin evlatlarının beyinlerine, kalplerine kazınmış. Hayret edilir ki bu felaket birkaç on yıldan fazla değil. 1924’te, İslam Milletinin sınırlarının politik olarak düşmesinden, son sembolik Halife’nin düşmesinden sonra bu gerçekleşti,. İslam gençlerinin akıllarını, kalplerini açmalıyız, böylece bir bütün olarak İslam ümmetine bir bağlılık hissedebilsinler. Bu dinde ve imanda temel bir esastır, ayrıca politikada ve stratejik askeri konseptte de olmazsa olmaz bir gerekliliktir.. Şimdi, askeri teorimize tekrar dönelim…
Yazar diğer sayıda askeri teorisini, “Bireysel veya hücre cihadını” Kentsel ve kırsal gerilla savaş metotlarıyla birleştirerek anlatacak. Bu metodun ALLAH’ın izniyle, düşmanın kökünün kuruması ve ekonomisinin çökmesi ve yıpranması için temel bir esas olduğuna değinecek. Açık Cephe Cihadı, ALLAH’ın yardımıyla, kontrolü ele geçirmek açısından ve İslami kanunları ikame edebilme açısından temel esastır. Küçük hücreler tarafından yönetilen Kişisel Cihadi faaliyetler, gerilla savaşı ve diğer tür (Açık Cephe Cihadı) metotlar yazarın önerdiği mücadele metodolojisinin temellerini oluşturmaktadır Açık alanda düşmanla karşılaşmadan ve bazı stratejik bölgeleri ele geçirmeden devlet kuramayız.(not:Tıpkı Afganistan’da Taliban’ın ülkenin büyük bölümünü elinde bulundurması, Pakistan Taliban’ı ve El Kaide’nin Veziristan’da hâkim olması, Somali’de Şebab hareketinin ülkenin yüzde 85’ini elinde bulundurması, Yemen Kaide’sinin bazı kasabaları elinde bulundurması ve Cezayir Kaide’sinin Sahra çölü ve bazı ormanlık bölgeleri kapsayan Cezayir, Moritanya ve Mali üçgenini elinde bulundurup bu güvenli sığınaklardan düşmanla savaşı yürütmesi gibi) Bu Direniş projesinin stratejik hedefidir.
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 281
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #2 : 06 Ocak 2012, 15:45:20 » |
|
 |
|
 |
 |
Küresel Cihad'ın mimarı 3 (Yeni) CIA tarafından dünyanın en donanımlı ve tehlikeli teröristi olarak tanımlanan El Kaide stratejisti Ebu Mus'ab El Suri'nin 3 makalesini ilginize sunuyoruz.
Dünya Tarihini gerçekçi bir bakış açısıyla inceleyenler bu tarihi belirleyen asıl unsurun barış değil savaş olacağını göreceklerdir. Savaş her ne kadar tüm inanç ve dinlerde insan doğasına aykırı bulunsa ve her ne kadar barış hep tercih edilen durum olsa da İnsanlık tarihi bir savaş arenasından ibarettir.
İslamcılara göre bu savaş hak ile batılın savaşıdır. Hakkın taraftarları yeryüzünde İlahi kanun ve öğretilerin egemenliğini talep ederler. Yaşamı, ölümü, barışı, savaşı, politikayı ve dünya siyasetini yönlendirmesi gereken asıl gücün İslami değerler olması gerektiğini savunurlar. Budistler hayatın iyi ile kötünün mücadelesinden ibaret olduğunu dünyada iyilik yapan insanların ruhlarının iyi bir rolde başka bedenlere hulul edeceğini savunurlar.
Sosyalistler hayatın proletarya ile elit kesim arasındaki güç ve serveti bölüşme mücadelesi olduğunu savunurlar. Herkes iyiliğin kendinde olduğu düşüncesindedir. Dünya her zaman iyi dinler ile kötü dinler arasındaki mücadelede bir savaş alanıdır. Herkes kendi dünya görüşünün en iyi olduğuna inanır ve bunu geçerli kılmak için de kıyasıya bir mücadeleye girer.
Dünya tarihini gelecekte okuyanlar işte bu savaşlardan birinin de 20. Yüzyılın ortalarında şekillendiğini, 1980'lerde Afgan-Rus savaşıyla birlikte olgunlaşıp Sovyetlerin yıkılmasıyla birlikte birinci evresini tamamladığını göreceklerdir. Amerika öncülüğündeki Batı koalisyonunu ile Hilafeti yeniden kurma düşüncesi taşıyan Küresel Cihad yanlıları arasında son 15 yıldır devam eden Küresel Terörle Savaş (Diğer tarafın deyimiyle Haçlılarla Mücadele) savaşı ise bu tarihi mücadelenin ikinci raundudur.
Henüz kazananı belli olmayan bu savaşın bir tarafında Neo-Conlar, İslam karşıtı batılılar, Vatikan, 44 Avrupa ülkesi, NATO, BM, Afrika Birliği hemen hemen bütün İslam ülkeleri liderlikleri ve neredeyse dünyadaki bütün askeri ve siyasi otoriteler vardır. Dünyanın ABD, İngiltere Çin gibi en güçlü ülkelerinden Mali, Tacikistan gibi en zayıf ülkelerine varıncaya kadar her siyasi otorite bu savaşta bir tarafı temsil etmektedir.
Savaşın diğer cephesinde ise El Kaide, Taliban ve bunlara destek veren bazı İslamcı hareketler vardır. Batı dünyası çeşitli ılımlı İslam hareketleri ve Suud Selefiliği aracılığıyla Küresel Cihad yanlılarını meşrutiyet açısından hedef almaktadır. Son 10 yılın analizini yapan Uluslararası İlişkiler Uzmanları, Sosyologlar, Siyasi analistler, Askeri Stratejistler, ve dünya sistemini anlamaya çalışan bireyler Küresel Cihad Yanlıları ile Neo-Conların başını çektiği Batı ittifakı arasında devam eden bu savaşı görmezden gelerek yaptıkları her türlü okumada hatalı sonuçlara ulaşacaklardır. Herhangi bir gün dünyadaki ana medya organları ya da haber kaynaklarını inceleyenler her gün haber kaynaklarında Küresel Cihad yanlıları ile alakalı birçok haberin olduğunu görürler.
10 yıldır dünya gündeminin belirlenmesinde bu hareket oldukça etkili olmuştur. Bu hareketi anlamadan, hedeflerini, kökenini, tarihini yöntem ve taleplerini sağlıklı ve tarafsız bir bakış açısıyla analiz etmeden yapılan her türlü yorum başarısız ve eksik tezlerin oluşmasına kitlelerin yanlış yönlenmesine neden olur ve özellikle de Ortadoğu'yu anlama çabalarının eksik kalmasına neden olur. Herhangi bir devletin, strateji kurumunun, bölgesel aktörün, yada siyaset analizcisini Küresel Cihad hareketini ve dünyaya son 10 yılda yaptığı etkiyi görmezden gelme lüksü bulunmamaktadır.
Bu hareketle savaşında Batı cephesi 1 milyondan fazla asker, on binlerce istihbarat görevlisi seferber etmiş, medya organları, ekonomik ve siyasi kurumlar, stratejik düşünce kurumları Küresel Cihad isimli bu tehlikeli hareketin dünyada evrensel bir hilafet kurma çabasına karşı seferber edilmiştir. Batı dünyasının 2 dünya savaşından sonra organize ettiği en üst düzey ve geniş askeri ve siyasi harekat Küresel Terörle Mücadele adı altında Küresel Cihad Yanlılarına yönelik yapılmıştır ve bu savaş hala şiddetlenerek devam etmektedir. Dünyayı son 10 yıldır kasıp kavuran çatışmalar, siyasi çalkantılar, Küresel Ekonomik kriz, Arap baharları ve siyasi adımlar tamamen bu savaşla alakalıdır ve El Kaide'nin başını çektiği Küresel Cihad hareketi bu savaşın iki aktöründen biridir.
Küresel Cihad düşüncesinin oluşmasında oldukça kritik bir rol oynayan stratejistlerden biri de Ebu Mus'ab El Suri'dir. Asıl adı Mustafa bin Abdulkadir Sit Meryem Nasardır. Halep'te doğan Suri Halep Üniversitesi Mekanik Mühendislik bölümü mezunudur.
1980 yılında İhvanı Müslimin hareketine katılmış, 1982 Hama isyanında rol almıştır. Hama katliamı esnasında kurtulmayı başaran Suri İspanya'ya iltica etmiş burada İspanyol bir bayanla evlenmiştir. 1987 yılında Afgan Rus harbine katılan Suri 2001 yılında da El Kaide saflarında ABD'ye karşı savaşmıştır.
Ebu Mus'ab El Suri'nin 11 Eylül saldırılarında etkin rol aldığı düşünülmektedir. 1997 yılında bir çok Avrupa ülkesini gezen Suri bir dönem İslami Çatışmalar Araştırmaları Birimi isimli bir kurum açıp yönetmiştir.
Hakkında Avrupa ve Amerika'da onlarca yüksek lisans ve doktora tezi yazılan, binlerce makale ve onlarca kitaba konu olan bu kişi Küresel Cihad'ın Mimarı olarak tanımlanmaktadır. 20 yıllık siyasi ve askeri tecrübelerini 1700 sayfalık El Mukaveme (Küresel Cihad Cepheleri Direnişi) isimli kitabında yayınlayan Ebu Mus'ab El Suri ABD ve Rusya'ya karşı yıllarca savaşmış ve hareket üzerinde ciddi etki bırakmıştır. Ebu Mus'ab El Suri'nin kitabı El Mukavame Amerikan askeri kolejlerinde okutulan baş yapıtlardan biridir. Yayınlandıktan kısa süre sonra bizzat CIA tarafından kısa sürede İngilizceye çevrilen eser Batı ittifakı tarafından Küresel Cihad Düşüncesini ve Dünya görüşlerini anlamada en önemli kaynak olarak kullanılmaktadır.
Ebu Mus'ab El Suri 2005 yılında Ravalpindi'de Pakistan askerleri tarafından tutuklanmış bazı kaynaklara göre burada bir süre kaldıktan sonra Suriye'ye teslim edilmiştir. Suriye İsyanı sırasında hapisten kurtulan bazı mahkûmlar El Suri'nin şu an Suriye'de hapiste bulunduğunu bildirmişlerdir. Son on yıldır bütün dünyayı az ya da çok bir şekilde etkileyen ve son 10 yıldır bütün dünyada gündemin ilk sıralarında yer alan Küresel Cihad Hareketinin oluşumunda bu derece etkili olan Ebu Mus'ab El Suri'ye ait kitabın 3. makaleyi Pressmedya.com okuyucularıyla paylaşıyoruz.
Ebu Mus'ab El Suri
İslam Ümmetinin Siyasal Problemleri
Hamd, yalnızca ALLAH'a mahsustur. Hamdın ve övgünün sahibi odur. Hamd, yeryüzünün ve semanın rabbi olan ALLAH'a mahsustur. ALLAH'ım! Hamdın ve mülkün hepsi senindir. Ey Salihlerin dostu ve iyilerin rabbi olan ve bütün işlerin kendisinin hükmüne bağlı olan Rabbim! Ey mahlûkatın ve içerisindeki güç ve otoritenin tek sahibi olan ALLAH'ım! Hamd, sadece sana mahsustur...
Kafirler istemeseler de vaadini yerine getiren, kullarına yardım eden, ordusunu üstün kılan ve bütün batıl birlikleri ve müttefik kuvvetleri hezimete uğratan ALLAH'a hamd olsun... Dini yalnızca O'na has kılarak, kendisinden önce ve sonra hiçbir şeyin olmadığı ALLAH'a hamdolsun...
Efendimiz, sevgilimiz, gözümüzün nuru, liderimiz ve Rabbimizin katında şefaatçimiz olan peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'e, onun âline ve ashabına salât ve selam olsun. ALLAH'ım onu hayırlar ile kuşat, huzurundan ayırma ve onu en hayırlı nimetler ile bereketlendir. Ki O, (sav) emaneti eda etmiş, ALLAH'ın kullarına gönderdiği vahyi hakkıyla tebliğ etmiş, ümmete nasihat etmiştir. Ve ta ki ölüm kendisine gelinceye kadar ALLAH yolunda hakkıyla cihad etmiştir.
Ey merhametlilerin en merhametlisi olan ALLAH'ım! Sen, Hz. Muhammed (sav)'e, onun ehline ve tertemiz eşlerine, ashabına ve kıyamete kadar ona iyilikte tabi olanlara salât eyle... Ve bizi rahmetinle, kereminle ve affınla kuşat ve bizi yolunda şehadetle rızıklandır...
Arap ve İslam âlemine karşı Amerika önderliğindeki çağdaş Yahudi-Haçlı saldırıları, hedeflerini tüm açıklığı ile ilan etmiştir. Bu hedefler, Müslümanların medeni, dini, siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel varoluş değerlerinin hepsini kapsamaktadır. Bush yönetimi, gelecek on yılı kapsayan hedeflerini açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Bunlar;
1. Ortadoğu ve İslam âleminde siyasi haritanın değiştirilmesi. Yani; sistemlerin değiştirilmesi ve yeniden oluşturulması veya yönetimlerin tekrar biçimlendirilmesi...
2. Gruplaşmaların ve dini, ırki veya siyasi ihtilafların ve tartışmaların çokça yaşandığı bazı bölgelerde coğrafi haritaların değiştirilmesi...
3. Bölge halklarını, dini, fikri ve ahlaki esaslardan uzaklaştırmak suretiyle sosyal yapıyı ve kültürel kimliği oluşturan değerlerin değiştirilmesi ve özellikle de Amerikan ve Siyonist fikir yapıları olmak üzere Batı fikir esaslarına göre yeniden biçimlendirilmesi...
4. Bölgenin kalbine saplanmış olan Siyonist varlığın ve okyanusların ötesinden gelen işgalcilerin atar damarlarına akıtılmak üzere başta petrol, gaz ve madeni servetler olmak üzere tarımsal ve hayvansal kaynaklar gibi bölgede bulunan zenginlik kaynaklarının elde edilmesi ve bölgenin Ortadoğu'da serbest ticaret ve ortaklık anlaşmaları diye isimlendirilen anlaşmalar kanalıyla sömürülen ürünlerin dışarıya akıtıldığı bir pazara dönüştürülmesi...
Evet... Çeşitli basın ve yayın kuruluşları, Amerika ve müttefiki İngiltere ve İsrail'in aynı zamanda isteyerek veya istemeyerek kendisinin yörüngesinde dönen Avrupa ve NATO devletlerinin bu amacı gerçekleştirmek için bütün istihbarat, basın, iktisadi ve askeri araçları kullanmayı mubah gördüğünü ortaya çıkarmıştır.
Özetle... Bugün dünya, Amerika'nın idaresindeki radikal Siyonist-Haçlılardan oluşan, küçük grupların eline geçmiş olan batı medeniyetinin eliyle tarihindeki en vahşi ve en şiddetli barbar sömürge saldırılarılarına şahitlik ediyor.
Bu yaşanılan saldırıların birincisi miladi 11. ve 12. yüzyıllarda, ikincisi ise 17.yüzyıldan 20.yüzyılın ortalarına kadar devam etmiş olan ilk iki Haçlı saldırısının düzenli bir devamı olan üçüncü Haçlı saldırıların olduğunu söylemek mümkündür.
Bugün biz, en gelişmiş ve teknolojik askeri araçlara sahip olan ve öldürücü istihbarat, güvenlik ve polisiye planlarla donatılmış askeri bir düşmanla karşı karşıyayız. Öyle ki onların tankları bizlere, Arapların ve Müslümanların etnik oluşumlarını dağıtacak ve İslam dininin kavramlarını tahrif edecek metotları da kapsayan dini sosyal ve kültürel değişim planları taşıyor. Bu tanklar bizlere toplumları, fikri ve kültürel oluşumları, eğitim ve öğretim metotlarını ve basın-yayın organlarını tekrar biçimlendirecek planları taşıyor. Bu plan ve projeler Mekke'deki Mescid-i Haram, Medine'deki Mescid-i Nebevi ve Kahire'deki Ezher Camisi gibi en büyük dini ve fikri merkezlerde ve Müslümanların her belde köy ve şehrinde bu etkide olan mescitlerdeki minberlerde okunan Cuma hutbelerini bile yeniden şekillendirmeyi hedefliyor.
Özetle... Delik büyük fakat yama küçük... Ve biz boş, sathi duyguların tesirinden uzak bir şekilde, bu denli bir saldırıya karşı mücadele metotlarında şöyle bir düşünmekle sorumluyuz.
Eğer farkındaysak bu musibet, Müslümanların belki de sömürülmüş ve savaşa maruz kalmış olan bütün halkların tarihinde ilk defa bu denli trajik bir felaketin zirvesine ulaşmış durumda...
Saldırgan, emperyalist bu felaketle bütün gücüyle muhtelif İslam ve Arap toplumlarının içerisine saçılmış olan ürkütücü beşinci tabura dayanmaktadır.
Her ne kadar bu hakikat acı verici olsa da bugün Amerikan hücumu Arap ve Müslüman beldelerindeki tüm resmi yönetimler olmasa da ezici bir çoğunluk tarafından tam bir yardımlaşmaya dayanmaktır. Bu kukla yönetimler, firavun tahtlarını ve maslahatlarını korumayı ve bekalarının sebeplerini, emperyalist Amerika ve yardımcılarının plan ve projeleriyle karşılamaktadırlar. Ve kelimenin tüm manasıyla halkların dinlerine, varlık değerlerine ve tüm maslahatlarına karşı açık bir şekilde savaşan ve kendi düşüncelerini uygulayan orduların liderliği altında toplanmış bulunmaktadırlar.
Bu sebeple, bu kukla sistemler, gösteri, barışçıl itaatsizlik ve değişime engel olmaktan başlayıp direniş şekillerinden herhangi birisine, özellikle de silahlı direniş ve meşru cihat yöntemine meyleden herkesi ölüm ve hapis ile cezalandırmaya varıncaya kadar bu saldırıya direnen bütün tohumları ezmek, parçalamak ve yok etmek için bütün güvenlik, medya ve yönetim mekanizmalarını seferber etmiştir.
İslam ümmetinin içerisine düşmüş olduğu bu musibet, Müslümanların âlimlerinin çoğunu meşruiyet görüntüsünü vermek ve ona karşı direnişten alıkoymak suretiyle saldırgan ve emperyalistin (Amerika ve yardımcılarının) maslahatı için o iğrenç yolunu oynamak üzere hükümdarlar tarafından altın veya kılıç ile satın alındığını görünce felaketin zirvesine ulaşıyor...
İşte bu âlimler onların ordularını ve askerlerini muahet ve müstemen (anlaşmalı ve koruma altına alınmış) hükmünde kılarak onların canlarının, mallarının ve cephanelerinin korunmuş olduğunu ve onlara karşı cihad eden ve düşmanlık gösterenlerin ise yeryüzünde fesad çıkaran bozguncular olduklarını ve cezalarının öldürülmeleri veya asılmaları veya elleri ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi veya zindanlara atılmaları olduğu hükmünü beyan ederek kendilerine biçilen rolü oynuyorlar.
Keşke bu musibet hâkim sistemlerin ve onların dini, medya ve güvenlik mekanizmalarının saldırgan düşmanla olan ittifakı ile bitseydi; ama maalesef felaket çok daha büyük durumda. Çünkü, hiç de küçümsenmeyecek kadar küçük parçalara ayrılmış olan İslam toplumlarının işgalcilerin çukurlarına düşmesi için gereken fikri, kültürel ve siyasi tahrifat tamamlanmış bulunmaktadır. Ta ki, toplumun kolonlarından bazıları bu mürted yönetimlere muhalif kesimlerinde olsalar da bu muhalifler kendilerine saldırgan emperyalistlere hizmet etmek için daha hazırlıklı olarak takdim etmektedirler. Hatta onlardan çoğu bu hükümetleri düşürmek için düşmanla ittifaklar yapmaktadır. Onlar bu sistemleri düşürmeyi sömürgecileri uşağı olduğu ve halklarına ihanet ettikleri için değil fakat on yılladır Amerika'ya kulluk etmiş halklarını da Amerika'ya kendilerine ve şeytana kulluk ettirmiş olan firavunlardan daha ihlâslı ve hizmetkâr olacaklarını ortaya koyarak aynı emperyalistlere yapacakları hizmetler ve kabiliyetlerini sergilemek için istiyorlar. Zira Afgan ve Irak modelleri kukla muhalefetler için örnek olabilecek başarılı misaller olmuşlardır.
İşte böyle vatanımızın kökünde bizim isimlerimizle isimlenen, bizim elbiselerimizi giyen ve bizim dilimizi konuşan kendi hemşerilerimizin oluşturdukları işbirlikçi alternatifler ve seçenekler Amerika'nın önünde saf tutulmuş durumdalar.
Ve ümmete suikast düzenlemek, dinini hezimete uğratmak, evlatlarını katletmek ve medeniyeti izale etmek suretiyle emperyalistlere hizmetlerini arz etmektedirler...
Bu işbirlikçi gruplar sadece fikri bir akım veya ırkı veya belli bir dini grupla sınırlı kalmamaktadır. Bilakis bu pis safın içerisinde isterse Arap veya diğer İslami halklardan olsun ama bizim memleketlerimizden başlayıp, laik ve siyasi fırkaların bütün renkleriyle devam eden birçok sancaklar kaldıran kimseler bulunmaktadır...
Felaket öyle bir zirveye ulaşmıştır ki, İslam âlimlerinden, davetçilerden, liderlerden ve cemaatlerden birçoğu basın ve medya saldırısı altında ezilip, yok olmuşlar ve direnişin imkânsız olduğu ve yere serilmek gerektiği söylentilerini yaymaya başlamışlardır. Sabah ve akşam bizi bombalarıyla ve akıllı füzeleriyle harap eden, ordularıyla ve kendilerine kul köle edindikleri yerli ahmaklarla bizi kırıp geçiren sömürgecilere uyum sağlama, diyalog, kültürel değişim ve barış içinde bir hayat talebi gibi, bizzat düşmanın çizdiği yollara sürüklenmektedirler...
Bütün bunlar bazen vasat olmak, bazen itidal, bazen hikmet ve bazen de faydasız macera ve boş yere intihardan kaçınmak gerektiği bahaneleriyle söylenmektedirler...
İşte bu şekilde, ALLAH'ın dini ve o dinin emretmiş olduğu, bu saldırılara karşı cihadın, ALLAH'ın düşmanlarıyla, elde olan bütün imkânlarla savaşmanın ve onlara karşı güç yetirebildiğiniz bütün hazırlıkları yapmanın ve son nefese kadar onlara karşı direnişin vucubiyeti gibi emirler terk edilmektedir...
Keza Arap ve İslam toplumlarının çeşitli kollarındaki şerefli insanlardan kaynayan samimi haykırışlar ve çığlıklar da kaybolmaktadır.
Evet, Müslümanlardan yükselen itiraz ve isyan haykırışları da, güvenlik güçleri diye isimlendirilen, korku güçlerinin göz yaşartıcı bombaları ve serkeş darbeleriyle bastırılmakta ve başta sultan âlimlerinin çirkin fetvaları, oturma fakihlerinin ve rezalet ve utanç davetçilerinin pis görüşleriyle donatılmış medya araçlarının baskısı altında yatıştırılmaktadır...
Meydanda ise, orada burada emperyalist sömürgecilere karşı mücadele eden temiz kalpler, mücahit gönüller ve azimli müminlerden başka kimse kalmadı. Bu zayıf düşürülmüş küçük gruplar çoğu zaman imkânların yokluğundan dolayı boş yere ve telafisi mümkün olmayan kayıplar ve şehitler vermektedirler...
ALLAH'ım! Sen bizleri, yeryüzünde çürümüş ve kokmuş tağutların ve zulmün ve kahrın karanlıklarından, ebedi cennetlere ve âlemlerin rabbinin rızasına taşıyacak bir kurtuluş ve zaferle rızıklandır...
Şüphesiz biz, hal bu şekilde kalırsa tehdit altındayız...
Zeval alma, unutulma ve yok olma tehdidi ve tehlikesi demiyorum. Çünkü ALLAH(c.c) ve Resul(s.a.v)'u bu ümmeti zafer, yardım ve beka ile müjdelemiştir...
Fakat biz (ALLAH korusun) daha fazla kahır, işkence ve zorlukla daha fazla açlık, korku, ölüm, ahlaksızlık ve utançla karşı karşıyayız...
Bugün İslam ümmeti içerisindeki şerefli, ihlâslı, kültürlü ve seçkin kimselerin ve mücahit grubun İslam ümmetini ayağa kaldırmak ve ALLAH'ın düşmanlarına karşı mücadeleyi hızlandırmak ve ümmetin dinini, medeniyetini ve varoluş değerlerini korumak için, direniş ve mücadeleyi canlandırma yolunda yeni bir metot ve düşünce ortaya koyması gerekmektedir... |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 281
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #3 : 06 Ocak 2012, 15:46:26 » |
|
 |
|
 |
 |
Küresel Cihadın Mimarı (Yeni) CIA tarafından dünyanın en donanımlı ve tehlikeli teröristi olarak tanımlanan El Kaide stratejisti Ebu Mus'ab El Suri'nin 4 makalesini ilginize sunuyoruz
Dünya Tarihini gerçekçi bir bakış açısıyla inceleyenler bu tarihi belirleyen asıl unsurun barış değil savaş olacağını göreceklerdir. Savaş her ne kadar tüm inanç ve dinlerde insan doğasına aykırı bulunsa ve her ne kadar barış hep tercih edilen durum olsa da İnsanlık tarihi bir savaş arenasından ibarettir.
İslamcılara göre bu savaş hak ile batılın savaşıdır. Hakkın taraftarları yeryüzünde İlahi kanun ve öğretilerin egemenliğini talep ederler. Yaşamı, ölümü, barışı, savaşı, politikayı ve dünya siyasetini yönlendirmesi gereken asıl gücün İslami değerler olması gerektiğini savunurlar. Budistler hayatın iyi ile kötünün mücadelesinden ibaret olduğunu dünyada iyilik yapan insanların ruhlarının iyi bir rolde başka bedenlere hulul edeceğini savunurlar.
Sosyalistler hayatın proletarya ile elit kesim arasındaki güç ve serveti bölüşme mücadelesi olduğunu savunurlar. Herkes iyiliğin kendinde olduğu düşüncesindedir. Dünya her zaman iyi dinler ile kötü dinler arasındaki mücadelede bir savaş alanıdır. Herkes kendi dünya görüşünün en iyi olduğuna inanır ve bunu geçerli kılmak için de kıyasıya bir mücadeleye girer.
Dünya tarihini gelecekte okuyanlar işte bu savaşlardan birinin de 20. Yüzyılın ortalarında şekillendiğini, 1980'lerde Afgan-Rus savaşıyla birlikte olgunlaşıp Sovyetlerin yıkılmasıyla birlikte birinci evresini tamamladığını göreceklerdir. Amerika öncülüğündeki Batı koalisyonunu ile Hilafeti yeniden kurma düşüncesi taşıyan Küresel Cihad yanlıları arasında son 15 yıldır devam eden Küresel Terörle Savaş (Diğer tarafın deyimiyle Haçlılarla Mücadele) savaşı ise bu tarihi mücadelenin ikinci raundudur.
Henüz kazananı belli olmayan bu savaşın bir tarafında Neo-Conlar, İslam karşıtı batılılar, Vatikan, 44 Avrupa ülkesi, NATO, BM, Afrika Birliği hemen hemen bütün İslam ülkeleri liderlikleri ve neredeyse dünyadaki bütün askeri ve siyasi otoriteler vardır. Dünyanın ABD, İngiltere Çin gibi en güçlü ülkelerinden Mali, Tacikistan gibi en zayıf ülkelerine varıncaya kadar her siyasi otorite bu savaşta bir tarafı temsil etmektedir.
Savaşın diğer cephesinde ise El Kaide, Taliban ve bunlara destek veren bazı İslamcı hareketler vardır. Batı dünyası çeşitli ılımlı İslam hareketleri ve Suud Selefiliği aracılığıyla Küresel Cihad yanlılarını meşrutiyet açısından hedef almaktadır. Son 10 yılın analizini yapan Uluslararası İlişkiler Uzmanları, Sosyologlar, Siyasi analistler, Askeri Stratejistler, ve dünya sistemini anlamaya çalışan bireyler Küresel Cihad Yanlıları ile Neo-Conların başını çektiği Batı ittifakı arasında devam eden bu savaşı görmezden gelerek yaptıkları her türlü okumada hatalı sonuçlara ulaşacaklardır. Herhangi bir gün dünyadaki ana medya organları ya da haber kaynaklarını inceleyenler her gün haber kaynaklarında Küresel Cihad yanlıları ile alakalı birçok haberin olduğunu görürler.
10 yıldır dünya gündeminin belirlenmesinde bu hareket oldukça etkili olmuştur. Bu hareketi anlamadan, hedeflerini, kökenini, tarihini yöntem ve taleplerini sağlıklı ve tarafsız bir bakış açısıyla analiz etmeden yapılan her türlü yorum başarısız ve eksik tezlerin oluşmasına kitlelerin yanlış yönlenmesine neden olur ve özellikle de Ortadoğu'yu anlama çabalarının eksik kalmasına neden olur. Herhangi bir devletin, strateji kurumunun, bölgesel aktörün, yada siyaset analizcisini Küresel Cihad hareketini ve dünyaya son 10 yılda yaptığı etkiyi görmezden gelme lüksü bulunmamaktadır.
Bu hareketle savaşında Batı cephesi 1 milyondan fazla asker, on binlerce istihbarat görevlisi seferber etmiş, medya organları, ekonomik ve siyasi kurumlar, stratejik düşünce kurumları Küresel Cihad isimli bu tehlikeli hareketin dünyada evrensel bir hilafet kurma çabasına karşı seferber edilmiştir. Batı dünyasının 2 dünya savaşından sonra organize ettiği en üst düzey ve geniş askeri ve siyasi harekat Küresel Terörle Mücadele adı altında Küresel Cihad Yanlılarına yönelik yapılmıştır ve bu savaş hala şiddetlenerek devam etmektedir. Dünyayı son 10 yıldır kasıp kavuran çatışmalar, siyasi çalkantılar, Küresel Ekonomik kriz, Arap baharları ve siyasi adımlar tamamen bu savaşla alakalıdır ve El Kaide'nin başını çektiği Küresel Cihad hareketi bu savaşın iki aktöründen biridir.
Küresel Cihad düşüncesinin oluşmasında oldukça kritik bir rol oynayan stratejistlerden biri de Ebu Mus'ab El Suri'dir. Asıl adı Mustafa bin Abdulkadir Sit Meryem Nasardır. Halep'te doğan Suri Halep Üniversitesi Mekanik Mühendislik bölümü mezunudur.
1980 yılında İhvanı Müslimin hareketine katılmış, 1982 Hama isyanında rol almıştır. Hama katliamı esnasında kurtulmayı başaran Suri İspanya'ya iltica etmiş burada İspanyol bir bayanla evlenmiştir. 1987 yılında Afgan Rus harbine katılan Suri 2001 yılında da El Kaide saflarında ABD'ye karşı savaşmıştır.
Ebu Mus'ab El Suri'nin 11 Eylül saldırılarında etkin rol aldığı düşünülmektedir. 1997 yılında bir çok Avrupa ülkesini gezen Suri bir dönem İslami Çatışmalar Araştırmaları Birimi isimli bir kurum açıp yönetmiştir.
Hakkında Avrupa ve Amerika'da onlarca yüksek lisans ve doktora tezi yazılan, binlerce makale ve onlarca kitaba konu olan bu kişi Küresel Cihad'ın Mimarı olarak tanımlanmaktadır. 20 yıllık siyasi ve askeri tecrübelerini 1700 sayfalık El Mukaveme (Küresel Cihad Cepheleri Direnişi) isimli kitabında yayınlayan Ebu Mus'ab El Suri ABD ve Rusya'ya karşı yıllarca savaşmış ve hareket üzerinde ciddi etki bırakmıştır. Ebu Mus'ab El Suri'nin kitabı El Mukavame Amerikan askeri kolejlerinde okutulan baş yapıtlardan biridir. Yayınlandıktan kısa süre sonra bizzat CIA tarafından kısa sürede İngilizceye çevrilen eser Batı ittifakı tarafından Küresel Cihad Düşüncesini ve Dünya görüşlerini anlamada en önemli kaynak olarak kullanılmaktadır.
Ebu Mus'ab El Suri 2005 yılında Ravalpindi'de Pakistan askerleri tarafından tutuklanmış bazı kaynaklara göre burada bir süre kaldıktan sonra Suriye'ye teslim edilmiştir. Suriye İsyanı sırasında hapisten kurtulan bazı mahkûmlar El Suri'nin şu an Suriye'de hapiste bulunduğunu bildirmişlerdir. Son on yıldır bütün dünyayı az ya da çok bir şekilde etkileyen ve son 10 yıldır bütün dünyada gündemin ilk sıralarında yer alan Küresel Cihad Hareketinin oluşumunda bu derece etkili olan Ebu Mus'ab El Suri'ye ait kitabın 3. makaleyi Pressmedya.com okuyucularıyla paylaşıyoruz.
Direniş Ekolleri Ve Eğitim Şekilleri
Bu analiz, İslami/cihadi uyanış süreci boyunca bizim ve başkalarının edindiği tecrübelerin, doğru olan ya da doğru olduğunu düşündüğümüz ve bunun için hata ve kusurlarımızı düzelterek oluşturmaya çalıştığımız yöntemin hikayesidir. Bir Müslüman mücahidin eğitim göreceği alanları beş madde ile özetleyebiliriz.
1) Davranış, ahlak, ibadetler ve kalp amellerinde eğitim.
2) Akide, farklı dini ilimler ve özellikle de cihat fıkhı konularında şer’i ilimler.
3) Siyasi anlayış, siyasi ve sosyal gelişmelerin anlaşılıp analiz edilmesi.
4) Savaş ilimleri, mücadele ekoller ve sanatı konularında eğitim ve cihada hazırlık.
5) İşgallere karşı fiilen cihad eylemine iştirak edilmesi.
Cihad ekolleri dahil olmak üzere uyanıştaki farklı islami çalışma ekollerinin bu alanlardaki katılımlarını gözlemleyecek olursak, eğitim konusundaki durumları hakkında aşağıdaki değerlendirmeleri yapmamız mümkündür ?
Şunu belirtmeliyiz ki, bizler burada genel duruma işaret etmekteyiz, istisnai hallere değil. Zira bazen İslami Uyanış Ekollerinden birinin; bazı fertlerinin diğer ekollerde bulunan olumlu sıfatlarla bezendiğini görebiliriz.
Islah Ve Terbiyeyle İlgilenen Ekoller:
Tebliğ ve davet cemaatleri veya sufi cemaatler gibi. Bunların ibadet, ahlak, sulük, kalp amelleri ve edeple ilgili konularda kendilerini geliştirdiklerini görmekteyiz. Bununla birlikte genellikle şeri ilimler, akaid, fıkıh ve dinin farklı konularında uzmanlaşanlarının sayıca çok sınırlı olduğunu, tabanın ise ilmi açıdan oldukça zayıf olduğunu görürüz. Aynı şekilde siyasi anlayış ve vakıanın değerlendirilmesinde de neredeyse ender durumlar hariç çok az birikime sahip olduklarını görürüz. Cihada hazırlık ve bu hazırlığın pratiğe dökülmesi alanlarında ise, genellikle hiçbir paylarının olmadıklarını gözlemlemekteyiz.
Şeri İlimler Işığında Eğitilen Selefi Ekoller:
Bunlar, selefi akımdan ve şer’i ilim talebelerinden oluşan kesimlerdir. Öncelikle bunların ahlak, ibadet ve kalp amelleriyle ilgili alanlarda zayıf olduklarını gözlemlemekteyiz. Genellikle davranışlarında katılık, sertlik ve ruhi terbiyede eksikliğin hakim olduğu görülmektedir. Akidevi ilimler, Hadis usulü ve ilimleri, fıkıh ve farklı ilim dallarında kendilerini çok geliştirmişlerdir. Bu hareketlerin liderleri ilmi açıdan ciddi anlamda ilerledikleri gibi tabandaki fertler de genel olarak ilmi yeterlilik sahibidir. Öncekiler gibi bunların da siyasi anlayış ve vakıayı değerlendirebilme konularında paylarının az olduğunu görmekteyiz. Hazırlık ve cihad sahasında ise,bu kesim ne kervandadırlar, ne de yoldadırlar. Genel olarak cihad sahasındaki tek payları bazı ferdi çıkışlardan ibarettir.
Siyasi Çalışma, Davet, Siyaset Ve Parti Örgütleri Ekolleri:
İhvan, Hizbut-Tahrir ve bunların benzeri siyasi cemaatler bu grupta değerlendirilir. Genel olarak bunların, ibadet, kalp amelleri, ruhi terbiye ve ahlak konularında zayıf olduklarını gözlemlemekteyiz. Aynı şekilde şer’i ilimler konusunda da böyledirler. Vakıanın değerlendirilmesi, siyaset, idari ilimler ve genel kültür alanlarında ise çok gelişmişlerdir. Önde gelenleri bu konularda yüksek bir seviyede olduğu gibi tabanları da gayet yüksek siyasi bilince sahiptir.
Hazırlık ve cihad alanlarında ise, genel durumda olduğu gibi bir payları yoktur. Ancak bazı özel ferdi çıkışlar bundan istisna edilebilir.
Cihad Cemaatleri, Cihadi Akım Ekolleri:
Cihadi akımların da yukarda özet olarak incelediğimiz değişik ekoller gibi eksikliklerinin olduğunu kabul etmeliyiz. Bir yöne ağırlık vermişler ve diğer alanları ihmal etmişlerdir. Kendilerini ve zamanlarının birçoğunu askeri hazırlık ve eğitimle geçirmişler ve birçoğu da cihad ve kitala fiilen iştirak etmiştir.
Terbiye, ibadet, ahlak ve kalp amelleri gibi alanlarda ise, genelinin durumunun ya orta derecede ya da düşük olduğunu görmekteyiz. Özellikle sonradan gelenlerin durumu böyledir. Şer’i ilim ve talebelik alanlarında ise orta derecededirler. Vakıanın anlaşılması ve siyasi konularda ise, genelinin gerçekten çok zayıf olduğu gözlenmektedir. Ancak İslami cemaatlerde ve ilim halkalarında iyi bir şekilde yetişen birinci nesil cihadçılar bundan istisna edilmelidir.
Böylece islami uyanış ve eylem ekollerinin genel olarak hazırlık ve eğitim alanlarının bir veya iki boyutuna önem verdiklerini, diğer boyutları ise ihmal ettikleri gözlemlenmektedir.
Cihad ekolünde olan bizler, genel olarak daha iyi bir durumda olsak bile, bizim ekolümüz, terbiye ve hazırlıkta bölünmüşlük ve kopuklukla belirginleşmiştir. Bu durum, eğitimin dörtte birini alıp dörtte üçünün terk edilmesinden ötürü böyledir. Cihadi akımlara katılma ve uzun bir süre meydanlarda bulunma neticesinde sonradan gelen cihatçıların; eğitime birinci derecede öncelik veren birinci kuşağın, özellikle de diğer uyanış hareketlerine katılıp terbiye yöntemleriyle eğitilenlerin aksine; sonradan gelenlerin, askeri hazırlıkları ve yaptıkları cihadlarıyla yetindiklerini gözlemledim. Bu durum, kendilerini İslam’ın en zirvesinde olduklarını görmelerinden kaynaklanmaktadır. Bu inançlarında Nebi’den (s.a.s) rivayet olunan şu hadisin bir kısmına ve hadisten edindikleri yanlış anlayışa itimat etmişlerdir: “Cihad, İslam’ın zirvesidir.” Bunu, İslam’ın tüm esaslarını ve tüm hayır yönlerini kapsayan bir hadisten bölerek almışlardır. Hadisin tamamı ise şöyledir:
Muaz’dan (radıyallahu anh) rivayet olunduğuna göre şöyle demiştir: “Bir gün ‘Ey ALLAH’ın Resulü! bana, beni cennete sokacak ve cehennemden uzaklaştıracak bir amel göster dedim. O da şöyle buyurdu: ‘Kuşkusuz sen büyük bir şeyden sordun. Ve kuşkusuz o ALLAH’ın kolaylaştırdıklarına kolaydır. ALLAH’a ibadet edip Ona hiçbir şeyi ortak koşma. Namaz kıl, zekat ver, ramazan orucunu tut ve eğer güç yetirirsen haccet. Sonra şöyle dedi: ‘Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç kalkandır. Sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi hataları söndürür. Ve kişinin gece yarısı namaz kılması. Sonra “Onların yanları (gece namazına kalkmak için) yataklarından uzaklaşır. Rablerine korku ve umutla dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.” Ayetini okudu. Sonra şöyle dedi: ‘Sana işin başını, temelini ve zirvesini haber vereyim mi? ‘ Bende: ‘Evet ey ALLAH’ın Resülü dedim. Şöyle buyurdu: ‘İşin başı İslamdır, temeli namazdır, zirvesi ise cihaddır.’ Sonra şöyle dedi: ‘Sana tüm bunların sahibini haber vereyim mi?’ ‘Evet ey ALLAH’ın Resulü’ dedim. Bunun üzerine dilini göstererek ‘bunu koru’ dedi. Ben de şöyle dedim: ‘Ey ALLAH’ın Resulü, bizler konuştuklarımızdan sorulacak mıyız?’ O da şöyle buyurdu: ‘Annen seni kaybetsin, insanları yüzleri üzerine cehenneme sürükleyen dillerinin ürününden başka nedir ki? (Tirmizi rivayet etmiştir ve Hasen hadis olduğunu söylemiştir).
Peygamberimizin (s.a.s) sahabelerden birinci nesli eğitme yöntemine, sonra onların, tabiini eğitme yöntemine ve sonra onların, onlara güzel bir şekilde tabi olanları terbiye yöntemlerine baktığımızda ve yine selefin, alimlerin ve salihlerin yöntemlerine müracaat ettiğimizde; hepsinin eğitim metodunun Resulullah’ın (s.a.s) kapsamlı yöntemi üzerine kurulu olduğunu görürüz. Peygamberimizin (s.a.s) bizzat kendisi örnekti. Aişe’nin (radıyallahu anha) de rivayet ettiği üzere, Onun ahlakı Kuran’dı. Onun sireti ise, ALLAH ile sürekli bağlantılı olan köklü bir akide yolculuğuydu.
O, şer’i ilimlerin kaynağı ve denizidir. Ahlakına gelince, bu konuda ALLAH’nın Onu şu sözleriyle nitelemesi yeterlidir:
”Kuşkusuz sen güzel bir ahlak üzeresin.”
Hazırlığı ve cihadı ise, işaret edilmeyecek kadar meşhurdur.
Peygamberimizin hazırlık ve terbiyedeki yöntemine gelince; bu, sahabeleriyle birlikte yaşadığı ve tecrübe ettiği günlük sürekli medrese eğitimi idi. Ahlak, ibadet, ilim, amel, anlayış, hazırlık, cihad ve şehadet…
Köklü akidesi, fıkhı, ahlakı ve cihadıyla Resulullah onların önündeki tek güzel örnekti. Onun yöntemi, ilk neslin, Mekke’de aldıkları akidenin kökleşmesine dayanıyordu. Akideyi ekti, ağacını gözetti ve nihayetinde akidenin kökleri nefislerinde yerleşti. Sonra ruhlarında gelişti ve davranışlarında meyvesini verdi.
Peygamberimizin onları ibadete, takvaya, ALLAH,a yönelmeye teşviki ve bu konularda öncü olması hususunda sünnetin nasları ve siyer haberleri sayılmayacak kadar çoktur. Doğruluk, emanet, cömertlik, cesaret, misafire ikram, sevgi, acıma, müminlere karşı zillet, dayanışma ve başkalarını kendine tercih etme gibi güzel ahlakın zirvesi olan konularda da onların eğiticisi ve gözetleyicisi bizzat O olmuştur.
Kendi vakıalarında yaşamaları, durumlarını anlamları ve ona göre uygulamada bulunmalarına gelince, onların yaşantılarında, bunun sayılamayacak kadar örnekleri bulunmaktadır. İster kendi toplumlarıyla ilişkilerinde olsun isterse yerel ve çevresel güçlerle ilişkilerde olsun hiçbir zaman realiteden uzak kalmamışlardır. Askeri hazırlıklarına gelince: Peygamberimiz (s.a.s), onları askeri eğitime, kuvvet hazırlamaya ve at binmeye teşvik etmiş, onlarla birlikte meydanlara katılmış ve bu konularda onlarla yarışmıştır.
Cihadı uygulama şekline gelince, Onun yolu, en güzel olan yoldur. Bizzat kendisi birçok savaşa katılmış, öncü ve tehlikeyle yüzleşen konumda olmaları için, en sevdiklerinin komutanlığında seriyye ve ordular göndermiştir. O, soylu peygamberin bizzat kendisi komutandı. Hatta Ali (radıyallahu anh) Onun, aralarında en cesaretlileri ve düşmanla en yakından savaşan kişi olduğunu söylemiştir.
Yerinde oturan davetçilerin iddia ettikleri gibi bir adam Müslüman olduğunda, hazırlık yapması ve İslam’la terbiyelenmesi için onu bekletmezdi! Bilakis Onun şiarı, Müslüman olmadığı halde savaşa katılmak isteyen bir kişiye söylediği gibiydi: “Müslüman ol, sonra savaş!”
Peygamberimizin (s.a.s) eğitimdeki yolunun özeti, tüm yönleri kapsamasıydı. Genel olarak bunları sıralayacak olursak:
a) Akide ve ilim.
b) Ahlak ve ibadet.
c) Realitenin ve gelişmelerin anlaşılması ve pratiğe aktarılması.
d) Askeri hazırlık ve kuvvet.
e) Zamanı geldiğinde bir farz olarak cihada iştirak.
Buraya kadar anlatılanlardan, selefin yaşantılarında, öğrencilerini hazırlamada, ümmeti irşadda ve sunmuş oldukları güzel örneklerde bu yönlerin tümüne odaklandıkları anlaşılmaktadır. Siyer ve sahabe hayatıyla ilgili kitapları, onların ve güzellikle onlara tabi olanların harika kıssalarıyla ilgili nakilleri burada uzunca zikretme gereği duymuyorum. Zira en harika kitaplar bu konularda telif edilmiştir. Evrensel İslami direnişe davette eğitim yönteminin üzerine bina edilmesi gereken esas alanlar şunlar olmalıdır:
1) Akide ve şer’i ilimler.
2) Edep,ibadet,ahlak ve kalp amelleri
3) Siyasi anlayış ve vakıa fıkhı
4) Askeri hazırlık.
5) Cihada katılım ve işgale karşı direniş.
Eğitim yöntemimizin üzerine bina edildiği beş asıl bunlardır. Buna binaen, alimlerin, davetçilerin ve bu alanlardaki kalem sahiplerinin, çağdaş İslam kütüphanesini, yeni nesil direnişçi mücahidlerin bu esaslar üzerine eğitilmeleri için yardımcı olacak eserlerle desteklemeleri gerekir.
Bununla birlikte direniş liderlerinin ve kurucu kadrolarının kendilerini ve beraberlerindeki yoldaşlarını hazırlamada da bu yönteme itimat etmeleri gerekir. İlerleyen bölümlerde mücahidlere ve direnişçilere özellikle de evrensel islami direnişe bağlı olanların kendilerini ve beraberindekileri hazırlamalarına ve bununla birlikte ümmetin yeni ufuklara açlmalarına yardımcı olacak bazı kısa açıklamar ve programlar zikredilecektir. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|
|