Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 281
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« : 26 Aralık 2011, 09:21:24 » |
|
 |
|
 |
 |
Kürdçülük ve Kürdlerin Irkçılığı
Necat Özdemir / Bangaheq
 Ne zaman Kürdler'den ve Kürdler'in haklarından bahsedilse hemencecik, jet hızıyla yanına “Irkçılık” iliştirilir. Türkiye, Türk, Arab, Fars, İngiliz, Fransız ya da bir başkası için sözkonusu olmayan bir uygulama, her ne hikmetse “yüzyılı aşkın bir süredir her türlü insanlıkdışı inkâr ve imhaya maruz bırakılan Kürdler ve Kürd yurdu olan Kürdistan için” sözkonusu.
Teşbihte hata olmasın maldan/paradan bahsedilen yerde sürekli yanına “Hırsızlık”ı iliştirmek gibi bir şey… Elbette içkinin, zinanın, aldatmanın kötülüklerinden bahsedecek ve her türlü ahlaksızlık ve günaha karşı uyanık olacağız. Velakin her içecekten bahsedilen yerde içkiden, kadından bahsedilen yerde zinadan, ticaretten bahsedilen yerde de aldatmadan bahsetmenin anlamı olmadığı açıktır.
“Kürdçülük” diye söylenen hastalık nedir dersiniz? Küdler'in ah u figanı, varlığının kabulünü talep hakkı, onurlu bir yaşam ve eşit koşullar…
Şayet “damarlarımızda asil kan var, necip milletiz, İslam âlemi ve insanlık öncülüğümüzü kabullenmeli, her yere ne mutlu Kürdüm diyene yazıları yazılmalı, her sabah çocuklarımız ve de bilumum diğer halkların çocukları “Kürdüm doğruyum…” demeli, “Kürdistan'da yaşayan herkes Kürd'tür” yargısı yasaya dönüştürülmeli, başka dillerde eğitim-öğretim yasaklanarak Kürdçe tek eğitim – öğretim dili yapılmalı…” diyenler varsa hiç şüphesiz onlar Kürdçü'dürler. Velakin bugüne kadar bunları söyleyen kaç kişi oldu?
Yapılan ne… Kan ağlayan yüreklerin feryadına, yardım isteyen biçarelerin imdadına, hakkını ve onurunu isteyen insanların sadasına “Irkçılık-Kürdçülük” deniyor… El insaf…
Bu durum bile başlı başına mağduriyet, mazlumiyet değil de nedir…
Şayet “tamamen ilahi ilkeler muvacehesinde yayın yapan Kürdçe Kelhaamed Dergisi” 2011 yılında Konya'da bir üniversite hastanesinde doktorluk yapan bir okuruna giderken, hastane personelince bu derginin gelmemesi isteniyor ve okur bundan dolayı derginin başka adrese gönderilmesini talep ediyorsa, bu mazlumiyet değil de nedir ALLAH aşkına…
Şayet her millet gibi Kürd bir birey, çekinmeden ve üşenmeden gönül huzuruyla “Kürdüm, Kürdistanlı'yım” diyemiyorsa bu “Zulüm” değil de nedir…
Yine şayet Kürd bir birey, “çocuklarının anadilleriyle büyümesini ve anadiliyle eğitim görmesini isteyemiyor ve dillendiremiyorsa, asimile olmalarına engel olamıyorsa” bu zulüm değil de nedir?
Bu örnekleri onlarca zikretmek mümkün…
Kürd halkı zulüm, inkâr ve asimilasyonla karşı karşıya bulunduğu ve de kendisine kem gözle yönelen bakışlar sona ermediği müddetçe; Türkiye/Suriye/Irak/İran adı verilen ülkelerde ve de bulunduğu her yerde inleyecek, feryad u figan edecek, haykıracaktır. Elbette bu inlemeler birilerinin rahatını bozacak, hesaplarını alt üst edecektir.
Nebevi fermandır: “Küfür devam eder, zulüm devam etmez…”
Soru ise şu: Dünyayı “sebepler üzerine” bina eden ve de “İnsana çalıştığından başkası yoktur” hükmünü inzal eden İlahî irade bu zulmü kimin eliyle bitirecek ve de Nisa Suresi'nin 75. Ayetinde işaret edilen mustazaf (zayıf bırakılan) erkekler, kadınlar ve çocukların velisi (koruyucu sahibi) kim olacak?
İslam davetçisi isevi ruhbanları misali sadece ibadet, helal ve haramlarla meşgul olan kimse değildir. Aynı zamanda ALLAH tarafından hilafetle yükümlü kılınmış ve insanlığa ümid olmakla vazifelendirilmiştir.
Şayet Kürdistan'daki bir İslam davetçisi vazifesini “hakkıyla” yaptığını iddiya ediyorsa, Bediüzzaman Hazretlerinin bir sözüne şerh olarak yazılmış alttaki cevabı tane tane okumasını tavsiye ederim.
“İslam (müslümanlar) Gaflet
Edip Küstü”
"İslâm gaflet edip küstü. Hıristiyanlık dini fen ve medeniyeti kendine mal edip, iki silâhla galebe çaldı. Şimdi şarkta müthiş bir silâh imal ediliyor. Bunun hak kısmına sahip olmalı..."
“Müslümanlar; Hristiyan âlemindeki sefahat, rezalet ve mimsiz medeniyetin insanlığa verdiği çirkinlikleri ve mahzurları müşahede ettiklerinden, onlarla ilgili müspet veya menfi, faydalı veya zararlı her şeye karşı istinkâf etmişler, mesafeli durmuşlar, hatta bazen kapıları tamamen kapatmışlardır.
Hâlbuki Avrupa ikidir. Biri medeniyetin sefahat ve rezaletini yayan ve empoze eden Avrupa; Diğeri ise; fenne, bilime, teknolojiye ve doğru medeniyete kuvvet veren Avrupa. Bir kâfirin ve sefihin bütün sıfatları ve özellikleri kâfir ve sefih olması icap etmez.
Daire-i itikadı daire-i muamelata karıştırmamalıyız… Müslümanlar ise; bu iki silahtan istifade edemeyip soğuk davrandıklarından, maddeten ve dünyevi noktadan maalesef mağlup olmuşlar ve zayıf kalmışlardır.
Muazzez Üstadımız bu zayıf kalan noktamızı kuvvetlendirmek ve telafi etmek niyeti ile şunu ifade etmektedir: "Şarkta müthiş bir silah imal ediliyor. Fenne ve medeniyete soğuk davrandığınız gibi, bu müthiş silaha da lakayt kalmayınız. Bu mühim silahın hak olan ve bize faydalı olan kısmına sahip çıkınız, onu İslamiyet lehinde kullanınız. Aksi halde bu silahı, Hıristiyanlar alet ederek diğer iki silahla beraber kullanırlarsa buna karşı durmak ve dayanmak mümkün olamaz."( Bediüzzaman, Rumuz)
Şarktaki müthiş silah ise; sosyalizmdir. Sosyalizm insanların kahir ekseriyetinin bir nevi sığınma yeri ve kurtarma simidi olarak kullanılmıştır.
Mazlumların, zayıfların, fakir, fukaranın ve cahillerin, bilim adamlarının ve felsefecilerin; kısaca bütün ezilmişlerin ve ezilenlerin taassüngahı olarak sosyalizm, sistem olarak kurulmuştur. Ancak sosyalizmi bolşeviklikten ayrı düşünmeliyiz. İslamiyet fakir fukaranın, mazlumların ve ezilmişlerin hakiki taassüngahıdır. Böyle bir İslamiyet, mazlum halkı ve ezilmiş insanları korumakta sosyalizmden daha sağlam ve daha muhkem ve hak bir kaledir.
Muazzez Üstadımız insanların çoğunluğu, idare edilenler, hakları elinden alınanlar ve ezilenler olduğundan, bunları kurtarma projesi olan sosyalizmi İslam'a daha yakın gördüğünden, bu silahın İslamiyet'le ilgili haklı ve faydalı olan kısmına sahiplenerek, o sistemden istifade etmeyi ve o silahı İslamiyet'in muhafazası ve dik durması açısından kullanmayı ve o silaha sahiplenmeyi tavsiye etmektedir. Zira sosyalizmin söylemlerine ve prensiplerine İslamiyet, din olarak Hristiyanlıktan daha yakındır ve daha muhittir. Bizim bu sistemin haklı olan kısmını kabullenmemiz gücümüzü artırır ve varlığımızı pekiştirir.
Çünkü mazlum ve ezilmiş çoğunluk her zaman, sefih ve zalim azınlığa galip olmuştur. Zira ALLAH zulmü devam ettirmez. Bu sebeple İslamiyet ve Müslümanlar; sosyalizmden medet uman mazlum avam olan çoğunluğun cereyanına yaklaşmayı ve onu İslamiyet lehine kullanmayı iyi düşünmelidirler.
Üstadımız da bu mesele ile ciddi manada alakadar olmuş, Müslümanları ve mazlum çoğunluğun imdadına koşmaya çağırıyor.” (Sorularla Risale)
***
Şu hususu da özellikle not düşmek lazım: Sosyalizm adı altında mazlum halkları istismar edenler ve istismarcılara kanan halklar iflah olmadığı gibi (Rusya, Kore, Küba ortada), Sosyalizm adı altında dillendirilen hakları ve talepleri ihmal eden İslamî hareketler de halklaşamamış, zayıf kalmıştır… Asıl şudur: İslam'ın Kur'an'ı, Peygamberinin sünneti ve 1400 yıllık tarihi ortadadır. İslam bir faraziye değildir. Asr-ı Saadeti ve raşid halifeler devri geleceğinin teminatıdır.
Halklar ve de özelde mazlum Kürd halkının onurlu çocukları, hakiki İslam davetçilerinin “Evlatlarının Cahilliği Ve Âlimlerinin Acziyeti Karşısında İslam” diye tabir ettiği İslam'ı, yer yer karşılaştığı cahil evlatlar ve aciz âlimlerle değerlendirerek yegâne kurtuluş reçetesinden mahrum olmamalı, aksine inancına sımsıkı sarılmalı ve örnek tatbikatı ortaya koymalıdır.
***
Sefih ve inanç yoksunu birilerinin bir hakkı sahiplenmesi, ona düşmanlığımıza gerekçe olamaz ve olmamalıdır. Evet, “Arı su içer bal akıtır, yılan su içer zehir akıtır.” Arı iddiasındaki bir İslam davetçisi, yılanın içtiği su neticesinde akıttığı zehre bakarak su gibi aziz kılan hakkı/hukuku zehir olarak telakki eder ve ondan ictinab ederse, dünyada mağlub olması kaçınılmazdır…
Anlamak ve aşmak lazım… Kürdler'in hukuku ve müdafiliği başka, Kürdçülük bambaşkadır… |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|