Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: - Kitap Kritik - Terör Örgütlerinin Sonu – İlker Başbuğ  (Okunma Sayısı 152 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2331
Üye ID: 5033

Nerden:


« : 20 Ekim 2011, 14:00:37 »

17 Ağustos 2011 günü Hakkâri Çukurca’da aynı noktada birbiri ardına yaşanan patlamalarda 9 asker, 1 korucu hayatını kaybetti, 13 asker, 1 korucu da yaralandı. Daha sonra TSK Kandil’e yönelik yoğun hava bombardımanıyla önceden belirlenmiş hedefleri vurdu. Bu olay siyasîlerden gazetecilere, sokağa bütün bir kamuoyunda yankı uyandırdı. Terör gerçeği ve terör örgütü PKK bir kez daha ülke gündeminde birinci sıraya oturdu.
Bu ve benzeri olaylarla birlikte dozu artmakla beraber yaklaşık 30 yıldır Türkiye’de Terör-Kürt meselesi-Terör örgütü üçgeninde tartışmalar devam ediyor. Uzunca bir zamandır zihnimizi meşgul eden ve daha da meşgul edecek gibi görünen bu meseleler üzerinde şimdiye kadar onlarca kitap-makale-yazı kaleme alındı. Mayıs 2011’de Remzi Kitapevi’nden çıkan Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un yazdığı ve kısa sürede 2. baskısını gerçekleştiren “Terör Örgütlerinin Sonu” isimli kitap da bunlardan birisi. Biz de yazımızda bu konuyla ilgili Türkiye’de çatışan iki güçten birinin önemli ölçüde kuvveti addettiğimiz ordunun kaptan köşkünden bir kaleme ait olması hasebiyle bu kitabı inceleyip, kritiğe tâbi tutmayı gerekli gördük.
İlker Başbuğ 1962’de Harp Okulu, 63’de Piyade Okulundan mezun olduktan sonra TSK bünyesinde önemli görevlerde bulunmuş bir isim. Aynı zamanda İngiltere Harp Akademisi ve NATO Savunma Koleji’nden de mezun. 1989’da Tuğgeneral oldu ve 1997’de Korgeneralliğe terfi etti. 2. Kolordu Komutanlığı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreter Başyardımcılığı yaptıktan sonra 2002’de Orgenerallik rütbesi aldı. Daha sonra Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı, Genelkurmay II. Başkanlığı, 1. Ordu Komutanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı yaptı. Ve son olarak Genelkurmay Başkanı olarak görev yaptıktan sonra 30 Ağustos 2010 YAŞ ile beraber emekliye ayrıldı.
Terörle mücadelede ordunun ne derece ehemmiyet ve önem sahibi olduğu herkesin malumudur. Zira terörle mücadelede baştan beri etkin güç ordudur. İşte ordu bünyesinde yıllarca etkili görevlerde bulunmuş birisinin terörle mücadele hakkındaki görüşleri elbette ki önemli ve incelemeye değerdir.
Başbuğ, kitabının sunuş bölümünde kitabı yazmasındaki esasî etkenin yirmi yılını terörle mücadelede geçirmiş olması hasebiyle dostlarının mevcut tecrübelerini paylaşması konusundaki ısrarları olduğunu söylüyor. Bu dostlar arasında kendi ifadesiyle terörle mücadele konusunda en deneyimli komutanlardan biri; ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) görevini yürütmekte olan Deniz Piyade Orgeneral James N. Mattis. İşte Mattis’in gönderdiği mektuplar, Başbuğ’u bu kitabı yazmaya sürükleyen sebeplerden biri olmuş. Yine ABD’den Ulusal Harp Akademisi’nde öğretim üyesi Audrey Kurth Cronin’in yazdığı “Terör Nasıl Sona Erer” isimli kitap. Bu kitap Başbuğ’u en çok etkileyen ve kendi kitabında da -hatta ismine kadar- bolca alıntı yaptığı bir kitap; kendi ifadesiyle sabit...
Kitabın eksenini oluşturan düşünceye göre terörle mücadele; terörü oluşturan nedenler üzerinde durarak değil, terör örgütünün nasıl sonlandırılacağı konusu üzerinde yoğunlaşarak yapılmalıdır. “… terörün nedenleri üzerinde değil, terör örgütünün nasıl sonlandırılacağı üzerinde odaklanılmasının daha uygun olacağını ileri sürmektedir. Bu düşünceye aynen katılıyorum.” (sf. 10) Yani terörü yeşerten iktisadî, içtimaî, siyasî ortam önemsizdir. Yegâne yapılması gereken şey terörün silahlı kadrolarının imha edilmesi, askerî kanadının çökertilmesidir. Bu bakış açısı elbette Türkiye özelinde düşündüğümüzde terörle mücadelede en etkin unsur olan ordunun güçlü, hâkim, söz söyleyici olmasını gerektirir. Daha sunuş bölümünde ortaya konulan ve yukarıda mezkûr zattan alıntı yapılmış bu esas, kitabın ilerleyen bölümlerinde değişik formatlarla tekrarlanıyor. Hâlbuki terörle mücadelede esasî olan terörü var eden hususlardır. Yani terörün yeşerdiği yerdeki iktisadî durum, sosyal düzen, terörün kullandığı toplumsal tabanın siyasî durumu ve konumudur. Çünkü bu hususlar terör örgütüne istismara açık alanlar oluşturmakta ve bunun yanına sömürgeci kâfir devletlerin desteğiyle gerçekleştirilen kesif propaganda eklendiğinde terör, bir sonuç olarak önümüze çıkmaktadır. Yani Başbuğ’un çözüm olarak ön plana çıkardığı terörün silahlı kanadının elimine edilmesi meselesi aslında bir çözüm değil ordunun hâkim konumunu koruma gayretiyle ön plana çıkarılan bir düşüncedir. Son dönemde Hükümet tarafından hayata indirilmeye çalışılan terörle mücadelede polisin aktif rol alması projesi, bu tezi güçlendirmektedir. Türkiye’nin 1984’te PKK’nın ilk silahlı eylemini gerçekleştirdiği yıldan bu yana terörle mücadelede elde ettiği sayısal verilere baktığımızda terör örgütünün dört-beş defa imha edildiğini görüyoruz. Buna rağmen Türkiye’de terör sorunu devam etmektedir. Son yaşadığımız acı olay buna kanıt olarak yeterlidir. Dolayısıyla bu esas, baştan hatalı, yanlış ve saptırıcıdır.
Türkiye’de Kürt meselesini ve terörü var eden şey Türkiye Cumhuriyeti’nin ta kendisidir. Zira ulus devlet anlayışı, tek tip vatandaş oluşturma gayreti ve tehdit ihtiyacı -ki TC’nin tehdit addettiği iki unsur Müslümanlar ve Kürtlerdir-, Ümmet’ten millet yaratma gayreti, Kürt meselesini var etmiştir. Sömürgeci küfür fikirlerinden olan milliyetçilik ve bunun ulus devlet eliyle dayatılması, sorunun esasî sebebidir. Hâlbuki Müslümanların son siyasî temsilcisi Osmanlı Hilafet Devleti’nde ve İslam tarihi boyunca İslam Devletlerinde onlarca farklı ırktan, etnik kökenden insanlar bir arada İslam’ın emrettiği kardeşler olarak yaşamışlar ve bu nevî sorunlarla karşılaşmamışlardır. Çünkü İslam’ın Müslümanlara kazandırdığı bakış açısı toplumda etnik köken üzerinden ihtilafı imkânsız kılmaktadır. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ
“Müminler ancak kardeştir.” Ve Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem bir hadisinde
“Arabın aceme, acemin de araba üstünlüğü yoktur. Üstünlük takvada; o da ALLAH katındadır.” buyurmaktadır. Bugün dahi onca propagandaya rağmen terör örgütünün Müslüman Kürtler arasında marjinal kalması, istediği desteği bulamamasındaki en önemli faktör İslam’dır. Müslüman Kürtler ve Türkleri bir arada tutan en önemli ortak payda, etkisi devletten, hayattan ve toplumdan bir asra yakındır silinmeye çalışılan İslam'dır. Müslümanları tek bir ümmet yapan aziz İslam’ın ortaya koyduğu bu kardeşlik şuurunu parçalayan, onları etnik kökenlerine döndüren ve bu etnik kökenler arasında ayrımcılık yapan Türkiye Cumhuriyeti sorunun esas sahibi ve nedenidir.
Fakat ne yazık ki Başbuğ sorunun esasî sebebini oluşturan bu hususu şöyle tanımlıyor : “Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu ve gelişimi bir devrimdir. Devrimin asıl hedefi, bir ulusun Türk ulusunun yaratılmasıdır. Kısacası bu devrim ümmet toplumundan ulus devlete geçiştir.” (sf. 39) İşte ulaşılmaya çalışılan bu hedef, bu coğrafyada onlarca sorunun yanı sıra terör problemine de zemin hazırlamıştır. Asırlar boyu İslam’ın sancağı altında tek bir ümmet halinde yaşayan İslam Ümmeti parçalanmış ve bakiyesi topraklar üzerinde ulus devletler inşa edilmiştir. Bu uluslaşma sürecini Başbuğ; “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk ve arkadaşlarının cumhuriyeti ilelebet ayakta tutacak bir çözümün bir ulusun yaratılmasında gördükleri açıktır.” (sf. 41) şeklinde ifade ediyor. Hâlbuki bu sürecin ürettiği ulus devlet yapısı kuşatıcı olamamış, coğrafyadaki halkları parçalama yoluna gitmiş ve son olarak istikrardan yoksun bu yapıdan güvenliği tehdit eden terör sorunu ortaya çıkmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti milliyetçi esasa göre kurulmuş bir ulus devlettir. Fakat kurulduğu coğrafya üzerinde farklı etnik kökenlerin de var olması ve bunun neticesi olarak yaşanan mevcut problemler, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu zihniyetini “ulus” tanımında tevillere başvurmalarına yol açmıştır. Bunu Başbuğ’un “Ulus Devlete Doğru” başlığı altında yazdıklarında görebiliyoruz. “Denilebilir ki, “Türk milleti” tanımındaki “Türk” kelimesi Türkiye topraklarında yaşayan değişik ırk ve din açısından unsurların hepsine verilen ortak bir isimdir.” (sf. 45) Ve yine, “Bugün ulusalcılık, maksatlı olarak yanlış anlatılmaya çalışılmaktadır. Cumhuriyet’in hiçbir döneminde devlet ve devleti yönetenler tarafından etnik ulusalcılık uygulaması düşünülmemiştir.” (sf. 47) Fakat Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu süreçte topluma yerleştirilmeye çalışılan ırkçı anlayış ziyadesiyle barizdir. Öyle ki Cumhuriyet’in kurucuları “Güneş Dil Teorisi” gibi akla ziyan tezlerle aslında bütün dillerin Türkçe’den neşet ettiğini ileri sürmüşler, Türk Tarih Kurumu eliyle İslamiyet öncesi Türklerin faziletlerini anlatan eserler neşretmişler, hatta “Hz. Muhammed Türk müydü?” ismiyle kitaplar neşredecek kadar ileri gitmişlerdir. Bütün uygulamalarda İslam’ın toplumdaki etkisini kırmak ana hedefini taşıyan ırkçı renk bu denli barizken Başbuğ’un yukarıda alıntıladığımız ifadeleri bu hakikatleri değiştirme değil, vicdan rahatlatma gayretidir.
Bütün bu uygulamaların toplumda oluşturduğu travmalar ve bu travmaların meydana getirdiği kıyamlar Cumhuriyet’in kuruluş döneminde sık yaşanan olaylar… Cumhuriyet dönemi yaşanan ayaklanmalar denince akla gelen ilk isimlerden birisi Şeyh Said Rahimehullah ve O’nun şanlı kıyamıdır. Dergimizin Temmuz sayısında detaylı biçimde incelenen Şeyh Said meselesi hepimizin malumudur. Başbuğ da “Cumhuriyet Döneminde Ayaklanmalar” başlığı altında Şeyh Said kıyamına değiniyor. “Cumhuriyet’in ilanı bütün ulus tarafından neşe içinde ve çok parlak gösterilerle karşılanırken İstanbul’da bazı gazeteler ve bazı kimseler Cumhuriyet’in ilanına ön ayak olanları eleştiriye başlamıştı. Atatürk ve arkadaşları 1 Mart 1924’te çıkardıkları kanunlarla Hilafet’i ayrıca Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’ni kaldırdılar. Bütün okulları da Millî Eğitim Bakanlığı’na bağladılar. Özellikle Hilafet’in kaldırılması içerde ve dışarıda büyük yankı ve tepki yarattı.” (sf. 59) Alıntıladığımız bu metin büyük bir çelişkiyi içeriğinde barındırıyor. Madem Cumhuriyet bütün ulus tarafından coşkuyla karşılanmış ve benimsenmiş idi o halde Hilafet’in kaldırılmasına oluşan tepki nedir? Hâlbuki gerçek bambaşkadır. Şeyh Said kıyamından iki hafta evvel Erzurum Mebusu Ziyaeddin Efendi şöyle demektedir:
“Cumhuriyet’in reformları, içki âleminden danstan ve plaj partilerinden başka bir şey getirmedi. Fahişelik aldı yürüdü. Müslüman kadınlar erdemlerini yitirmek üzere. Ayyaşlık korunmakta, hatta teşvik edilmektedir. Hepsinden önemlisi, halkın dinî duyguları incitilmektedir. Yeni yönetim yalnızca ahlaksızlığı getirmiştir.” Toplumun hissiyatının ve fikriyatının hilafına gerçekleştirilen reformların yarattığı tepkilere Hilafet’in ilgası cürümü eklenince 13 Şubat 1925’te Şeyh Said Rahimehullah’ın mezkûr kıyamı gerçekleşti. Başbuğ kıyamı, Kürtçü bir kıyam olmadığını itiraf etmektedir. “Her ne kadar ayaklanma sonrası yapılan mahkemede ayaklamanın hedefinin Bağımsız Kürdistan’a yönelik olduğu söylense de Kürt milliyetçiliğinin izine pek fazla rastlanamadı.” (sf. 63) Fakat arkasında dış desteğin bulunduğunu iddia etmektedir: “Bu konuda söylenebilecekler şöyledir: Şeyh Said ayaklanmasının Musul olayıyla doğrudan ilgili olduğu ve ayaklanmanın arkasında dış desteğin olduğu ayaklanmanın başarısı için ise dinin alet edildiğidir.” Hâlbuki Şeyh Said Rahimehullah’ın mahkemede verdiği ifadelerden de anlaşılabileceği üzere ayaklanmada esasî sebep Hilafet’in ilgası ve şer’î ahkâmın kaldırılmış olmasıdır. Ayrıca Başbuğ, Lozan’da İsmet İnönü’nün beceriksizliği yüzünden bir sonuca bağlanamayan, daha sonra ikili görüşmeler ve Cemiyet-i Akvam’a intikal edip kaybedilen Musul’u da Şeyh Said’e yüklemekte ve temsilciliğini yaptığı siyasî geleneği bu cürümden de temizleme gayreti gütmektedir:
“Şeyh Said ayaklanması gerçekleşmeseydi acaba Türkiye yine Musul’u kaybeder miydi?” (sf. 64)
Yorumlama ve kritiğe tâbi tutmak istediğimiz birçok nokta olmakla beraber bu gördüklerimizle iktifa ediyoruz. Umuyoruz ki Kitap’ta kamuoyu edilen mugalatalı bakışlara karşı Müslümanları bir nebze olsun aydınlatabilmişizdir.
 
M. Ekrem Mese köklüdeğişim dergisi eylül sayısı alıntı
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: