|
|
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
Puan: 156
Çevrimdışı
Üye ID: 702
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #41 : 02 Ekim 2008, 11:14:01 » |
|
 |
|
 |
 |
ALLAH SİZLERDEN RAZI OLSUN CAN ABİM VE KARDEŞLERİM...EY ACI KARDEŞİM TEŞEKKÜR EDERİM KATILIMINIZ İÇİN...
MERYEM DUA KARDEŞİM ,TEKRARDAN SİZ KARDEŞİME TEŞEKKÜR EDERİM...GAYBI ALLAH BİLİR.VE BIR KISMINI BİLDİRMEYİ DİLEDİĞİ PEYGAMBERLERE BİLDİRİR...HZ RESULULLA ALEYHİSSELATU VESSELAMIN CÜMLELERİ ORTADADIR...Kİ RESULULLAH ALEYHİSELATU VESSELAM DİYOR Kİ:BENİM GÖRDÜKLERİMİ SİZ DE GÖRSEYDİNİZ.AZ GÜLER ÇOK AĞLARDINIZ...AŞAĞIDAKİ YAZI BİRAZ DAHA GENİŞ AÇILIM VERİYOR...
NEREYE GİDİYORSUNUZ? Kabir Azabı, Hadisler Ve İtikad
Milli Gazete - 13 Mayıs 2007
İstanbul'dan telefonla arayan bir kardeşim, bir internet sitesinde[1] "kabir azabı" meselesi bağlamında hadislerin itikadda delil olmadığının söylendiğini belirterek hadis-itikad ilişkisini sordu. Kendisine telefonda kısa bir açıklama yapmaya çalıştım. Meselenin detayı aşağıdaki gibidir:
Kabir azabı, mezkûr sitede söylendiği gibi "İslam ekolleri arasında temel bir tefrika konusu olmuş" değildir. İmam el-Eş'arî, kabir azabının Mu'tezile ve Havaric tarafından inkâr, İslam fırkalarının çoğunluğu tarafından ise [kabul] edildiğini söylemiştir.[2] Ancak bunun "alelıtlak" alınması doğru değildir. Zira mesela Mu'tezile arasında kabir azabının hak olduğunu kabul edenler bulunduğu, gerek kendi kaynaklarından, gerekse konuyla ilgili diğer eserlerden elde ettiğimiz kesin bir bilgidir. Kadı Abdülcebbâr, Ebu'l-Hüseyin el-Allâf ve Bişr b. el-Mu'temir'in, iman dairesinden çıkan kimselerin, iki nefha arasında azap göreceğini söylediğini kaydeder.[3] Mu'tezile'den Dırâr b. Amr, Bişr el-Merîsî, Yahya b. Kâmil ve benzeri kimseler kabir azabını inkâr etmişlerdir. el-Ka'bî, Ebû Ali el-Cübbâî ve oğlu Ebû Hâşim el-Cübbâî ve sair Mu'tezilîler kabir azabının hak olduğunu söylemişlerdir. Mu'tezile'den bir kısmı da keza kabir azabının hak olduğunu, ancak ölünün bunu kabirde değil, haşirde hissedeceğini söylemişlerdir. Onlara göre nasıl ki sarhoş veya baygın kimse, kendisine vurulduğunda acısını o anda değil de, o halinden uyandığında hissederse, ölü de böyledir. Bazı Mu'tezilîler de ruhun değil, cesedin kabirde azap göreceğini söylemiştir. [4] Bu meyanda ez-Zemahşerî'nin konu hakkındaki net beyanları için 9/et-Tevbe, 101; 17/el-İsrâ, 75 ayetlerinin tefsiri esnasında söylediklerine bakılabilir. Yine o, 40/el-Mü'min, 46 ve 71/Nûh, 25 ayetlerini tefsir ederken kabir azabına delalet edebileceklerini belirtmiş ve fakat herhangi bir itiraz serd etmemiştir. Şu halde Mu'tezile'nin tamamının kabir azabını inkâr ettiğini söylemek doğru değildir. Haricîler'e gelince, özellikle "Hakem olayı"na katılanları, hakemleri, onların hükmüne razı olanları ve onları tekfir etmeyenleri tekfir ettikleri için, onlar kanalıyla gelmiş rivayetleri de reddetmişlerdir. Yani onların kabir azabını reddetmeleri, "kâfirler"(!) kanalıyla gelen rivayetleri kabul etmemeleri sebebiyledir. Kabir azabını inkâr eden başka bir İslam fırkasının varlığını bilmiyoruz. Şu halde 1. Kabir azabının İslam ekolleri arasında temel bir tefrika konusu olduğunun söylenmesi isabetli değildir. 2. İlgili ayetlerin doğrudan kabir azabının varlığına ya da yokluğuna delalet etmediğinin söylenmesi isabetli değildir. 3. Bundan çok daha önemlisi ise, sitede, hadislerin akaide konu olmayacağının söylenmesidir ki, bunu bu şekilde mutlak bir ifadeyle söyleyen bir İslam fırkası bilmiyoruz! Bu, ancak modern zamanlara mahsus "din telakkisi"nin sonucu olsa gerek!
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
 "vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır. filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
|
|
|
|
|
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
Puan: 156
Çevrimdışı
Üye ID: 702
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #43 : 02 Ekim 2008, 12:20:06 » |
|
 |
|
 |
 |
KABİR AZABININ HAK OLDUĞUNU hatta ve de hatta tevatür dercesine vardığını çoğu büyük imamlar zikretmiştir..mutevatir olmadığını , yanlız çok buyuk bir ciddiyeti oluşturan hadisler olduğunu iddia eden alimler de olmuşlardır... İMAM I RABBANİ ,İMAM I AZAM VE DAHA BUYUK MUCEDDİKLER SÖYLEMİŞLERDİR..HATTA İMAM RABBANİ ŞÖYLE DİYOR (İMAM I RABBANİN İMAM I AZAMIN İLMİ DERCELERİN BİLİNMEKTEDİR )
:İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Kabir azabı, ahiret azaplarındandır. Dünya azabına benzemediği gibi, rüyada görülen azaba da benzemez. Böyle sanmak, kabir azabını bilmemekten ileri gelir. Kabir azabına inanmayan bid'at sahibi olur. "Hakkında hadis-i şerif olsa da, olmasa da, kabir azabına inanmam, akıl ve tecrübe bunu kabul etmez" diyen kâfir olur. (Mektubat-ı Rabbani 3/17- 31)
kafi gelir bunlar ki...gelen bütün mücedditler hak olduğunu zikretmiştir.maturidi hak olduğunu kabul eder...said nursi de hak olduğunu işlemiştir...hakikat olduğu bilinir.hatta bazı alimler iman eedilmelidr demişlerdir...iman edilse edilmese hak olduğu gerçektir...red edilemez...red edenler de son dönemlerde yaşamış kimselerdir...ki onların gördüğü noktaları daha önce imam ı rabbani de görüordu..ama hiç biri kabir azabının yok olduğu ile ilgi olduğunu yazmamışlardır..eğer engel olsaydı..onlar da işlerlerdi...ama yapmadılar..malesef şimdi bazı kimselerin aklları herhalde imam rabbaniden imam ı azamdan daha sanki..ilimleri de her halde daha buyuk...esağfirullah...mealcilerin red ettiklerini de söyleyenler var..ama iice araştırmadan bu kardeşlere mal etmek hoş değil...
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 02 Ekim 2008, 12:26:16 Gönderen: Abbas »
|
Logged
|
 "vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır. filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
|
|
|
|
|
|
|
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
Puan: 156
Çevrimdışı
Üye ID: 702
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #46 : 02 Ekim 2008, 15:37:31 » |
|
 |
|
 |
 |
İBN İ TEYMİYE İLE İLGİLİ VURGULADIĞIM O CÜMLEDEN SONRA CENNET VE CEHENNEMİN EBEDİLİĞİNİ KABUL ETTİĞİ VE HAKLARINDA YAZILAR YAZDIĞI BİLİNMEKTEDİR..BAZI KİMSELER ,İBN İ TEYMİYE BU GÖRÜŞTEYDİ SONRA.DEĞİŞTİ BU KONULAR İLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİNİ DEĞİŞTİRDİ DİYORLAR.ama ben bu görüşün sağlam olduğuna inanmıyorum.çünkü dikkat edersek birinci görüşü savunan ibni teymiye onu dile getirmiş ve yazmıştır...ama ikinci görüş ile ilgiliherhangi bir kitap yazmamıştır..ve savunmamıştır.bu iki görüş arasında en sağlam hangisidir dense..biz ibn i teymiyenin birinci görüşü savunup ikinci görüşte olmadığını söyleriz.çünkü birinci görüş hakkında net delil vardır...ikinci görüş hakkında ise yalanlamalar vardır...çünkü :Çağdaş araştırmacılardan Ali el-Harbî, Keşfu'l-Estâr li İbtâli İddi'âi Fenâi'n-Nâr adlı çalışmasında İbn Teymiyye'nin Cehennem hayatının son bulacağı görüşünde olmadığını ve bu görüşü savunan herhangi bir eser yazmadığını, dolayısıyla bu konudaki risaleyi ona nisbet eden İbnu'l-Kayyım ve İbnu'l-Vezîr'in hatalı olduğunu söylerken, Abdülkerîm Sâlih el-Humeyd, el-Kavlu'l-Muhtâr li Beyâni Fenâi'n-Nâr'ında İbnn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ın bu görüşü benimsediğini belirterek, hem onları hem de bu görüşü savunmaya çalışmıştır.
neyse devam edelim ve birinci görüşü savunan ibn i teymiyenin kitabından birinci görüşü yani cennet ve cehennemin ebediliği savunan cümlelerini iki parça halinde vereyim inşALLAH:İbn Teymiye`nin "Vâsìtìyye Akidesi" kitabından alıntı:
Cennet ve Cehennem
Tahavî -ALLAH Ona Rahmet Etsin- diyor ki: "Cennet ve cehennem yaratılmışlardır. Ebediyyen yok olmazlar ve sonları gelmez. Şüphesiz ki yüce ALLAH diğer mahlukattan önce cenneti ve cehennemi yaratmıştır. Onlara gidecek kimseleri de yaratmıştır. Onlardan dilediğini onun bir lutfu olarak cennete yaratmış, dilediği kimseleri de adaletinin bir tecellisi olarak cehennem için yaratmıştır. Herkes de kendisi için olup bitmiş olana amel eder ve ne için yaratılmışsa ona ulaşır. Hayır ve şer kullar hakkında takdir edilmiş şeylerdir." (Bk. Şerhu’l-Akideti’t-Tahaviye, s. 420-432; Mecmuû’l-Fetâvâ, XVIII, 307.)
Açıklama:
Tahavî’nin: "Cennet ve cehennem yaratılmışlardır" ifadeleriyle ilgili olarak belirtelim ki: Ehl-i sünnet cennet ve cehennemin yaratılmış ve şu anda var olduklarını ittifak ile kabul etmişlerdir. Ehl-i sünnet hep bu kanaattedir. Bu hususta Kur’ân nasslarından bazıları yüce ALLAH’ın cennet hakkındaki: "O takvâ sahibleri için hazırlanmıştır." (Âl-i İmran, 3/33); "ALLAH’a ve rasûllerine iman edenler için hazırlanmıştır..." (el-Hadid, 57/21) buyruğu ile cehennem hakkındaki: "Kâfirler için hazırlanmıştır." (Al-i İmran, 3/131); "Şüphesiz ki cehennem bir pusudur. Azgınların dönüp varacakları bir yerdir." (en-Nebe’, 78/21-22) şeklindeki buyruklarıdır. Yine yüce ALLAH şöyle buyurmaktadır:
"Andolsun ki onu diğer bir inişinde de görmüştür. Sidretu’l-Müntehâ yanında. Cennetu’l-Me’vâ da onun yanındadır." (en-Necm, 53/13-15) Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Sidretu’l-Müntehâ’yı ve orada yanında Cennet-i Me’vâ’yı da görmüştür. Nitekim Buharî ile Müslim’de yer alan Enes -radıyallahu anh-’ın naklettiği İsra kıssası ile ilgili hadiste de böyle belirtilmektedir: Bu hadisin sonlarında şu ifadeler yer alır: "Sonra Cebrail beni aldı ta Sidretu’l-Müntehâ’ya kadar geldi. Onu ne olduklarını bilemediğim renkler bürüdü." Devamla dedi ki: "Sonra cennete girdim. Baktım ki oranın tümsekleri inciden, toprağı misktendir." (Sahihtir. Buharî, Salât, keyfe turidati’s-salatu fi’l-isrâ; Müslim, İman, el-İsrau bi Rasûlillahi -s.a- ile’s-semavati ve fardu’s-salavat.)
"Ebediyyen yok olmazlar, sonları gelmez" ifadesine gelince, selef ve halef’ten imamların cumhurunun kabul ettiği görüş budur.
Cennetin ebedi oluşu ve onun sonunun gelmeyip yok olmayacağına gelince, bu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın haber verdiği ve kesin olarak bilinen hususlardandır.
Yüce ALLAH şöyle buyurmaktadır: "O bahtiyar olanlara gelince, onlar da cennettedirler. Gökler ve yer ayakta durduğu müddetçe orada ebediyyen kalıcıdırlar. Rabbinin dilediği kadarı müstesna. Bu arkası kesilmeyen bir bağıştır." (Hud, 11/108)
Burda istisna edilen süre ise kabirde ve hesab için Mevkıf’te bekledikleri süredir.
İbn Cerir et-Taberî şöyle demektedir: Şüphesiz ALLAH vaadinden caymaz. İstisnanın hemen akabinde "bu arkası kesilmeyen bir bağıştır" diye buyurmaktadır. Yani bunun kesintisi olmayacaktır. Durum ne olursa olsun, buradaki istisna müteşabihtir. Ancak yüce ALLAH’ın:
"Bu arkası kesilmeyen bir bağıştır" ifadesi muhkemdir. O bakımdan biz muhkemi esas kabul ederiz, müteşabihi de onu bilene havale ederiz. Yine yüce ALLAH şöyle buyurmaktadır: "Oranın yiyecekleri de, gölgeleri de devamlıdır." (er-Râd, 13/35); "Onlar oradan çıkarılacak da değillerdir." (el-Hicr, 15/48) Yüce ALLAH cennetliklerin orada ebedi olarak kalacaklarını Kur’ân-ı Kerîm’in birçok yerinde vurgulamış ve onların: "Onlar orada ilk ölümden başka ölümü tatmazlar." (ed-Duhan, 44/56) buyruğu ile bir daha ölümü tatmayacaklarını haber vermektedir. Buradaki istisna munkatı’ bir istisnadır. Bunu yüce ALLAH’ın:
"Rabbinin dilediği müstesnâ" istisnâsı ile birlikte ele alıcak olursak, her iki âyetteki istisnadan kastın onların cennette bulunmadıkları sürenin ebedilikten istisnâ edilmesi olduğu açıkça ortaya çıkar. Tıpkı ilk ölümün genel olarak ölümden istisna edildiği gibi, işte burada onların ebedi hayatlarından önce gerçekleşmiş bir ölüm söz konusu edilmektedir. O dönem ise cennette ebedi kalışlarından önce söz konusu olan cennetten ayrı kaldıkları bir süredir. Cennetin ebedi ve devamlı oluşuna dair sünnetten deliller ise pek çoktur. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın şu buyruğu gibi: "Kim cennete girerse, artık o nimetlere gark olur ve asla sıkıntı çekmez. Orada ebedi kalır ve ölmez." (Sahihtir. Ahmed, Müsned, XV, 190, no: 8030, Ahmed Muhammed Şakir yayını; Müslim, Cennet, fi devami naîmi ehli’l-cenne’de: “Kim cennete girerse, nimete nail olur. Asla sıkıntı çekmez, elbiseleri eskimez, gençliği son bulmaz” lafzı ile)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın şu buyruğu da böyledir: "Bir münadi şöyle seslenir: Ey cennetlikler! Sizin için burada ebediyyen sağlık vardır ve asla hastalanmayacaksınız. Devamlı genç kalacaksınız ve ebediyyen yaşlanmayacaksınız. Hayatta kalacaksınız ve ebediyyen ölmeyeceksiniz." (Sahihtir. Müslim, Cennet, fi devami naimi ehli’l-cenne -buna yakın ifadelerle-; Ahmed, Müsned, XVI, 113, no: 8241, Ahmed Muhammed Şakir neşri.)
Ölümün cennet ile cehennem arasında boğazlanması hadisinde de şöyle buyurulmaktadır: "Ey cennet ehli! Sizin için ebedilik vardır, ölüm olmayacaktır ve ey cehennem ehli! Sizin için ebedilik vardır, ölüm olmayacaktır, denilir." (Sahihtir. Buharî, Rikak, ve enzirhum yevme’l-hasreti; Müslim, Cennet, en-naru yedhuluha’l-cebbarune ve’l-cennetu yedhuluha’d-duafau)
Cehennemin ebedilik ve devamlılığına gelince, şanı yüce ALLAH sünnette varid olduğu üzere dilediği kimseyi oradan çıkartır ve kâfirleri ise sonu gelmeyecek şekilde orada ebediyyen bırakır. Cehennemin ebedi oluşu ve sonunun gelmeyişinin delillerinden bazıları yüce ALLAH’ın şu buyruklarıdır: "Onlar için sürekli kalıcı bir azab vardır." (el-Mâide, 5/37); "Onlara hafifletilmez, onlar o azab içinde ümitsiz kalacaklardır." (ez-Zuhruf, 43/75); "Hiç şüphesiz onlar için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyyen kalacaklardır." (el-Cin, 72/23); "Onlar oradan çıkarılacak da değillerdir." (el-Hicr, 15/48); "Ve onlar ateşten çıkacak da değillerdir." (el-Bakara, 2/167);
"Onlar hakkında hüküm verilmez ki ölsünler, onların üzerinden (cehennem) azabından bir şey de hafifletilmez." (Fâtır, 35/36)
Sünnette varid olmuş pek çok delil de la ilahe illallah diyen kimselerin cehennemden çıkacağını göstermektedir. Şefaate dair hadisler de muvahhid günahkârların cehennemden çıkacakları hususunda ve bu hükmün onlara has bir hüküm olduğunda açık ifadeler taşımaktadır. Şâyet kâfirler oradan çıkacak olurlarsa, onlar da muvahhidlerin konumuna gelirler ve cehennemden çıkmak, iman ehline ait bir özellik olmaktan çıkar.
Cennet ile cehennemin bekaları kendi varlıklarından kaynaklanan bir şey değildir. Aksine yüce ALLAH’ın onları baki kılması iledir. "Ve onlara gidecekler yaratmıştır" ifadesine gelince, yüce ALLAH şöyle buyurmaktadır: "Andolsun ki biz cehennem için cin ve insanlardan çok kimseler yaratmışızdır." (el-A’râf, 7/179) Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- da şöyle buyurmaktadır: "Muhakkak ALLAH cennete girecek kimseler yaratmıştır. Onlar daha babalarının sulblerinde iken onları orası için yaratmıştır. Cehenneme gidecek kimseleri de yaratmıştır. Onlar henüz babalarının sulblerinde iken onları orası için yaratmıştır." (Sahihtir. Müslim, Kader, Mâ nâ kulli mevludin yûledu ale’l-fıtra; Ahmed, Müsned, VI, 41.)
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
 "vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır. filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
|
|
|
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
Puan: 156
Çevrimdışı
Üye ID: 702
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #47 : 02 Ekim 2008, 15:38:07 » |
|
 |
|
 |
 |
Bu hadisi Müslim, Ebu Davud ve Nesaî rivayet etmiştir. "Onlardan dilediği kimseleri O’nun bir lutfu olarak cennete, onlardan dilediği kimseleri de adaletinin bir tecellisi olarak cehenneme... koyar." ifadelerine gelince, bilinmesi gereken hususlardan birisi de şudur: Yüce ALLAH sevab ve mükâfatı onu haketmeye sebeb teşkil eden hususu engellemedikçe engellemez. Buna sebeb ise salih ameldir, çünkü; "Kim mü’min olduğu halde salih amel işlerse, o zulme uğratılmaktan da korkmaz (mükâfatının) eksiltilmesinden de." (Tâ-hâ, 20/112) Aynı şekilde cezalandırılmaya sebeb olan husus olmadıkça da kimseyi cezalandırmaz. Çünkü yüce ALLAH şöyle buyurmaktadır: "Size isabet eden herbir musibet ellerinizle kazandıklarınız sebebi iledir. Çoğunu da affeder." (eş-Şûrâ, 42/30)
Veren ve engelleyen şanı yüce ALLAH’tır. O’nun vereceğini kimse engelleyemez, O’nun engellediğini kimse veremez. Ama yüce ALLAH bir insana iman ve salih ameli lutfedecek olursa, bunu gerektiren hususu da ondan alıkoymaz. Aksine ona böyle mükâfat ve yakın kılıcı özellikler verir ki, bunları ne bir göz görmüş, ne bir kulak işitmiş, ne bir insanın hatırından geçmiştir. Bunları ondan engelleyecek olursa, bunlara sebeb teşkil eden salih amelin olmayışından dolayıdır.
Şüphesiz ki O dilediği kimseye hidayet verir, dilediği kimseyi saptırır. Fakat bu O’nun bir hikmeti gereğidir ve O’nun adaletidir. Salih amellerden ibaret olan mükâfat sebebini alıkoyması O’nun hikmet ve adaletindendir. Sonuçların sebeblerinin var olmasından sonra ortaya çıkmasına gelince, hiçbir şekilde bunları engellemez. Elverir ki bu sebebler ya ameldeki bir fesat yahut amelin gereği ve sonucu ile çatışan bir neden dolayısıyla salih olmayan sebebler olmasınlar. O vakit mükâfatı gerektiren sebebin olmadığından yahut ta engelin varlığından ötürü sonuçlar da ortaya çıkmaz.
Şanı yüce ALLAH’ın (mükâfatı) engellemesi ve cezalandırması iman ve amel-i salih’in olmaması dolayısıyla olduğuna göre -ki O bunu sınamak ve ta baştan beri kendiliğinden değil de ancak O’nun bir hikmet ve adaletinin bir gereği olarak verir- her iki halde de O’na hamdetmek gerekir. Her hale rağmen O kendisine hamdedilendir. O’nun herbir bağışı, O’nun bir lutfudur, O’nun herbir cezası, O’nun bir adaletidir. Şüphesiz yüce ALLAH hikmeti sonsuz olandır. Herbir şeyi kendisine uygun gelen yerine koyar.
Nitekim yüce ALLAH şöyle buyurmaktadır: "Onlara bir âyet gelse: ALLAH’ın peygamberlerine verilen gibi bize de verilmedikçe asla iman etmeyeceğiz, derler. ALLAH peygamberliğini kime vereceğini çok iyi bilendir." (el-En’âm, 6/124) Yine yüce ALLAH şöyle buyurmaktadır:
"Biz böylece onların bir kısmını, diğer bir kısmı ile denedik ki: ALLAH aramızdan bunlara mı lutfetti, desinler diye. ALLAH şükredenleri en iyi bilen değil midir?" (el-En’am, 6/53) ve buna benzer daha başka buyruklar... __________________ Ben şüphesiz müslümanlardanım. deyip dürrüstlükle çalışarak ALLAH'a davet eden kimseden daha güzel sözlü de kim olabilir? FUSSİLET(41) suresi 33. ayet |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 02 Ekim 2008, 15:52:22 Gönderen: Abbas »
|
Logged
|
 "vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır. filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
|
|
|
|
|
|
|
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
Puan: 156
Çevrimdışı
Üye ID: 702
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #50 : 03 Ekim 2008, 11:38:33 » |
|
 |
|
 |
 |
unutmadan eklemek istiyorumdeğerli abim...
bakın bazı kimseler de der ki ibn i teymiye ,sonradan görüş değiştirmiş.cennetin değil de cehennemin fani olduğunu savunmuştur...bu tamamen ibn i teymiye iftiradaır onu karalamadır...bu konuda ileri surulen iddialar kulaktan duyulan şeylerdir..yani felan kişi diyor ki ibn i teymiye şöyle demiş,şeklinde...söylentilerir...ibn i teymiyeye ayit olduğu söylenen ve bu konunun içinde bulunduğu risale daha önce eklediğim yazıda vurgulandığı gibi:Çağdaş araştırmacılardan Ali el-Harbî, Keşfu'l-Estâr li İbtâli İddi'âi Fenâi'n-Nâr adlı çalışmasında İbn Teymiyye'nin Cehennem hayatının son bulacağı görüşünde olmadığını ve bu görüşü savunan herhangi bir eser yazmadığını, dolayısıyla bu konudaki risaleyi ona nisbet eden İbnu'l-Kayyım ve İbnu'l-Vezîr'in hatalı olduğunu söylerken, Abdülkerîm Sâlih el-Humeyd, el-Kavlu'l-Muhtâr li Beyâni Fenâi'n-Nâr'ında İbnn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ın bu görüşü benimsediğini belirterek, hem onları hem de bu görüşü savunmaya çalışmıştır.
yani bu konuda net bir şey yoktur.ama ibni teymiyenin bırınc görüşü savunduğunu belirten çok net deliller vardır... k eğer ibn i teymie görüş değiştirmiş diyen kimseler ,ibn i teymiyenin son görüşü ortay atarken ilk düşüncelerini red ettiğine dair bir yazı yoktur...yani ben şimdi bir yazı yazsam ..sonra daha farklıdüşüncede bir yazı yazsam e görüşümü değiştirsem öyle bir yazı yazarım.ki bunu fikir değiştiren herkes yapar..aynen şöyle düşünürdüm:evet ben daha önce ş görüşleri savunmuştum..ama şu şu felan sebebpten deişiklik oldu.yada o düşüncelerim yanlıştır.o zaman şunları ve şunları dikkate amamıştım demesi gerekir....ama yok denmemiş birinci görüşünü yani cehennemin ebediğini savunduu düşünceye herhangi bir eleşiri yapmamıştır ibn i teymiye..bu ise o cümlelerin yani fena ı nar görüşünün ona ayit olmadığını ve tam ters onun ilk düşüncelerinde sabit olduğu ortaya çıkar ki.öyledir de..çünkü birinci yanı yukarda eklediğim yazsısında tamamen net çizgilerle cehennem ebedidir demiş...hiç bir diğer ihtimali göz önüne getirmemiştir...zaten vahhabiler bu konuda ikiye ayrılırlar..ve bir kısmı ibn i teymiyeye cehennemin fani olduğunu savunmadığını dle getirmektedir...
selamun aleykum |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
 "vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır. filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 281
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #55 : 23 Aralık 2011, 15:46:13 » |
|
 |
|
 |
 |
GÜNCELLEMENİZ İYİ OLDU,BİZDE BU VESİLEYLE BUGÜN TEKRAR BİR OKUYALIM,BAKALIM NE OLDU,SONUÇ NERELERE VARDI.. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|
|
|
|
|
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 281
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #58 : 13 Ocak 2012, 09:04:53 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|
|