Sayfa: [1] 2  Hepsi   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İslamda ''TEDRİCİLİK'' Varmı?  (Okunma Sayısı 3623 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Muwahhid Seyfulislam
υѕтα üує
***


İslam'la Değişmek ve Değiştirmek için{KHİLAFAH}..!

Puan: 44
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 889
Üye ID: 2367

Nerden: Dar'ul Ummah..!


WWW
« : 12 Eylül 2010, 22:07:48 »

Kardeşlerim bu Konu hakkında Sizlerin yorumlarını bekliyorum..!

Davet yolcusu, Davet için gereken Fikri kültürü ile donanımlı olması gerek..!
Logged


Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 369
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 17790
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #1 : 13 Eylül 2010, 10:06:03 »

islamda tedricilik vardır kardeşim,aşama aşama merhale merhale şekilleniyor davet....siyer bu konuda en güzel örnekleri bize sunuyor...mekke dönemi ve şekillenen süreç bize bu konuda yol gösteriyor,kuranı kerim bile aşama aşama inmiştir,mekkede inen ayetlerin ele aldığı konular,medinede inen ayetlrin ele aldığı konular bile bir terbiye metoduna ve tedriciliğe örnektir,içki ayetinin inişi bile buna en güzel örnektir....aslında konu uzun ama başlangıç olarak buna büyle kısa bir giriş yaptım,devamı niteliğinde katılım sağlar ve faydalanmaya çalışırız inşaALLAH.....

SELAM VE DUA İLE..
Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
muhammedus
уєиι üує
*


- لا اله الا الله محمد رسول الله -

Puan: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 51
Üye ID: 1795

Nerden: *** DİYAR-I HUSEYN ***


« Yanıtla #2 : 13 Eylül 2010, 12:05:47 »

 İSLAMDA TEDRİCİLİK(AŞAMACILIK) VARDIR KARDEŞ.ZATEN DÜNYADA HERŞEY GÖZÜNÜN GÖRDÜĞÜ HERŞEY AŞAMA AŞAMA GERÇEKLEŞİR.ÖRNEĞİN BİR BİTKİNİN YETİŞME AŞAMASINI GÖZ ÖNÜNE ALDIĞIMIZDA ÖNCE TOHUMU TOPRAĞA YERLEŞTİRİRİZ SONRA TOPRAĞI KAPATIP SULAR VE GÜBRELERİZ.BU ZAMANLA SULANA SULANA BÜYÜR BÜYÜR VE MEYVESİNİ VERİR.VE BİZDE BUNDAN FAYDALANIRIZ.İŞTE İSLAMDA BÖYLEDİR.AŞAMA AŞAMA GERÇEKLEŞMİŞTİR.RESULULLAH BUNU ÇOK GÜZEL BİR ŞEKİLDE GERÇEKLEŞTİRMİŞTİR.YAHYA ABBAS ABİNİN VERDİĞİ ÖRNEKTEKİ GİBİ EĞER RESULULLAH(A.S) İÇKİYİ DİREKMEN YASAKLASAYDI  KİMSE DİNLEMZDİ.AMA AŞAMA AŞAMA ONLARA ZARARLARINDAN BAŞLAYARAK ANLATMIŞ TABİ GELEN AYETLERLE...VE SONUNDADA    İÇKİYİ TAMAMEN YASAKLAMIŞ ALLAHIN AYETLERİYLE.BU ÖRNEK BİZE İSLAMDA TEDRİCİLİĞİN OLD. GÖSTERİYOR.
                                                 VESSELAM
Logged

...En büyük felaketler içinde bile ümidini kaybetme, unutma ki ilik, sert kemiğin içinden çıkar...

    Zalimler için yaşasın cehennem.
Muwahhid Seyfulislam
υѕтα üує
***


İslam'la Değişmek ve Değiştirmek için{KHİLAFAH}..!

Puan: 44
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 889
Üye ID: 2367

Nerden: Dar'ul Ummah..!


WWW
« Yanıtla #3 : 13 Eylül 2010, 20:57:17 »

ALLAH Razı olsun Kardeşlerim,Tedricilik konusunda kısada olsa görüşünüzü yansıtmışsınız,
Bu gün toplumda ve islami kesimlerde sıkça rastladığımız bu sözler Tedricilik noktasında değerlendirdiğimiz zaman ortaya nasıl bir tablo çıkıyor acaba?
 
"İslâm elastiki ve gelişmiş dindir", "Al ve iste" (ya hep ya hiç deme, sana verileni al sonra iste) "Şeriata uygun olanı veya Şeriata muhalif olmayanı kabul et", "Zararlı olan iki şeyden daha az zararlı olanını ve şer sayılan iki şeyden daha ehven olanını yap", "Tümü elde edilmeyen şeyin bir kısmı terk edilmez" "İslâm hükümleri aşama aşama uygulanır", "Demokrasi İslâm'dandır", "Zamanın ve mekanın değişmesiyle İslâm'ın değişmesi inkâr edilmez", "Maslahat nerede bulunursa ALLAH'ın şeriatı oradadır" Bu fikirler ve benzerleri, onların ifadeleri ile "çağdaş İslâm kalkınmasının temel fikirlerini ve hareket noktasını" teşkil etmektedir.

Acaba biz Tedricilik derken ALLAH'ın Rasulü sav. min mekkeden ve medineye kadar yani ''ilk ikra ayeti ile maide 3 ayeti kerime dinin kemale ermesine kadar'' mı anlıyoruz,Delil olarakta Ahzab-21 ayeti.Eyer bu ise gerçektende bu günkü söylenenler bunun neresinde?

Yukarıda anladığım kadarı ile siz kardeşlerimin görüşü Birden değilde mekki vakıası ise günümüz mekki hükümleri aşama aşama uygulamamız gerek demişsiniz,Yanlış anlamamışım inşaAllah..
Diğer kardeşlerimizde görüşlerini ifade ederlerse memnun olurum..
Ves-selamu alaikum
Logged


Muwahhid Seyfulislam
υѕтα üує
***


İslam'la Değişmek ve Değiştirmek için{KHİLAFAH}..!

Puan: 44
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 889
Üye ID: 2367

Nerden: Dar'ul Ummah..!


WWW
« Yanıtla #4 : 27 Ekim 2010, 16:35:53 »

Siz İslamda TEDRİCİLİK derken bunumu anlıyorsunuz?
Logged


suat
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 10 Nisan 2011, 15:20:47 »

evet  abiler  cevap layında bizde faydalanalım
Logged
suat
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 31 Temmuz 2011, 22:59:11 »

TEDRİCİLİK
 
Burada ele alacağımız, bozukluğunu göstereceğimiz ve tedavi edeceğimiz konu İslâm'ı anlamada ve uygulamada başvurulan tedricilik düşüncesidir. Bu düşünceye istinaden müslümanlar, mevcut yönetimlere katılmanın caiz olduğu sonucuna vardılar. İslâm’ı akla uydurmak düşüncesinden hareketle demokrasinin İslâm’dan olduğunu söylediler. İşte bu düşünceler toplumu değiştirmede bazı cemaatların baş vurdukları düşüncelerdendir.

Öyleyse tedricilik nedir? Bunu kabul edenlere göre neyi kapsar? Onun hakkındaki şer’i hüküm nedir?

Müslümanlar ruhî (ALLAH'a bağlılık), maddî, fikrî ve siyasî alanlarda en düşük ve en geri seviyeye düşünce, bulundukları kötü ortama ayak uydurmaya kalktılar. Artık fikirlerini bu kötü vakıa ve ortamdan almaya başladılar. İslâm'a bağlı olanlar dahi İslâm'ın hakikatına ve onun hayata bakışına aykırı fikirler edindiler. Daha doğrusu edindikleri fikirler, İslâm’ı kötü anladıklarını ve İslâm'ın hayat hakkındaki mefhumlarını kavramadıklarını göstermektedir. Müslümanların işlerini elinde tutan sömürgeci kâfirler, bu işleri istedikleri şekilde çevirdiler. Kendi ölçüleri ve mefhumlarını müslümanlara rahatça kabul ettirdiler. Kâfirler bunda o kadar başarılı oldular ki ektikleri fikirler, düşmanlarının ağızında lezzetli bir yiyecek ve müslümanların dillerinde de bir tatlı haline getirdiler. Böylece sömürgeci kâfirler müslümanlara karşı raundu kazandılar. Bunun sebebi, İslâm değil, müslümanların net ve doğru anlayıştan yoksun olmaları ve İslâm'a bağlılıkta netliği ve doğruluğu kaybetmeleridir. Kâfirlere karşı direnmeye çalıştılar. Fakat bu direniş vakıadan etkilendi ve maslahatçılığa boyun eğdi. Ayrıca hep eğri yollara girdiler ve yanlış adımlar attılar. Bu nedenle müthiş başarısızlığa uğradılar ve korkunç teslimiyet gösterdiler. Bunun neticesinde, kâfirler İslâm memleketlerinde rahatça oturup kalkar hale geldiler. Hiç bir kimse onlara bir şey diyemedi ve engelleyemedi. Peki bu sömürgeci kâfirler İslâm'a nasıl saldırdılar ve müslümanlar onlara nasıl cevap verdiler?

Kâfirler, İslâm'ın çağa ayak uyduramadığı, ortaya çıkan yeni sorunlara çözüm getiremediği ithamlarıyla saldırdılar. Müslümanlar ise, kapitalist sisteme göre İslâmî çözümler çıkartarak kâfirlerin saldırılarına cevap vermeye çalıştılar. Kapitalist sistemin temeli, taban tabana İslâm temeliyle çeliştiği halde müslümanlar çelişen bu iki ideolojiyi birbirine uyum işini başlattılar. Bu nedenle yanlış ve çarpık tevil yapmaya yöneldiler. İftiraya ve yalana dayalı şeriata ters gelen ve çarpık mefhumlar ve ölçüler tespit ettiler. İslâm’ın gelişmelere ayak uydurabildiğini göstermek gayesi ile bu iki ideoloji arasında uyum sağlamaya çalıştılar. Bunun neticesi bu mefhumlar ve ölçüler İslâmî mefhum ve ölçü olarak görülmeye ve İslâm bu çerçevede anlaşılmaya başlandı. Halbuki bunları almak İslâm'ı terk etmek ve kapitalist sisteme uymak anlamına gelmektedir. Zira İslâm’ı, kapitalist sistemle bağdaştırmaya yönelik her davet ve bu davetten etkilenecek her çağrı, küfür düşüncelerini almak ve İslâm'ı terk etmek demektir. Diğer bir ifade ile müslümanlara küfür fikirlerini taşımak, küfür fikirlerini almaya davet etmek ve hak olan İslâm’ı bıraktırmak demektir.

devam edecek inşALLAH
Logged
suat
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : 02 Ağustos 2011, 17:39:33 »

Bundan dolayı müslümanlar, geri kalma çağlarında buna benzer fikirlerle ümmeti kalkındırmaya çalıştılar. Ancak ümmeti kalkındırmak bir yana daha da gerilediler.

Hatta maksatlı veya maksatsız olarak İslâm şeriatına dillerin uzatıldığını gördük. Hatta, "Rasulullah (s.a.v.)'in gönderilişinden 14 asır geçtikten sonra halen daha aynı düşünce yapısını sürdürmemiz akıl dışıdır iddiaları ileri sürüldü. Bu düşünceye göre İslâm, yeni şartlara uyumlu hale getirilerek eskiden olduğu gibi yine binci sıraya oturtulmalıydı. Kalplerin yeniden İslâm’a ısındırılması, hatta İslâm’ın kapalılıktan ve İslâm dışında olanların ithamlarından kurtarılması için çağdaş düşüncelerle donatılarak İslâm, çağdaşlık elbisesine büründürülmeliydi. Zira eski elbisesi ile İslâm artık kabul görmemekteydi.

Bu düşünce yapısından hareketle birtakım müslümanlar, kendileri için bazı fikri kaideler ve ilkeler benimsediler. Çalışma çizgileri ve hatta yeni yönelişler tayin ettiler. Kokuşmuş Batı dünyasının kalkınma dönemlerinde ortaya atılan ve İslâm beldelerinde geçerli olması için uğraşılan düşünceleri ilerleme çağı fikirleri olarak isimlendirmede ittifak ettiler. Zira bu müslümanlar, İslâm’ın çağı yakalayabilmesi için zamana ve şartlara uymanın, kalkınmış olan Batı fikirlerinden istifade etmenin, İslâm’ın emri olduğunu zannettiler.
Bu nedenle bu yönelişe hizmet eden ve Batıdan etkilenen bir çok fikir ortaya atılmıştır."İslâm elastikî ve gelişmiş dindir", "Al ve iste" (ya hep ya hiç deme, sana verileni al sonra iste) "Şeriata uygun olanı veya Şeriata muhalif olmayanı kabul et", "Zararlı olan iki şeyden daha az zararlı olanını ve şer sayılan iki şeyden daha ehven olanını yap", "Tümü elde edilmeyen şeyin bir kısmı terk edilmez" "İslâm hükümleri aşama aşama uygulanır", "Demokrasi İslâm'dandır", "Zamanın ve mekanın değişmesiyle İslâm'ın değişmesi inkâr edilmez", "Maslahat nerede bulunursa ALLAH'ın şeriatı oradadır" gibi sözler bu türden sözlerdendir. Bu fikirler ve benzerleri, onların ifadeleri ile "çağdaş İslâm kalkınmasının temel fikirlerini ve hareket noktasını" teşkil etmektedir. Bu düşünce sahiplerinin en önemlisi Mason Cemaleddin Afgani ve onun talebesi olan Mason Muhammed Abduh'dur. Sonra adama Şeyhu'l İslâm ünvanını verdiler.


 
Logged
suat
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 02 Ağustos 2011, 17:40:00 »

devam edecek inşALLAH
Logged
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 369
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 17790
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #9 : 02 Ağustos 2011, 18:17:36 »

evet  abiler  cevap layında bizde faydalanalım

soruyu yeni farkettim kardeşim,cevablamaya çalışacağım,ama şimdimi dersen biraz zor,bu ayda kendimde o enerjiyi göremiyorum... Smiley



Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
suat
Ziyaretçi
« Yanıtla #10 : 06 Ağustos 2011, 14:23:48 »

soruyu yeni farkettim kardeşim,cevablamaya çalışacağım,ama şimdimi dersen biraz zor,bu ayda kendimde o enerjiyi göremiyorum... Smiley
 sal.



Logged
suat
Ziyaretçi
« Yanıtla #11 : 06 Ağustos 2011, 14:27:24 »

Bu sözler, müslümanları güçlü kılan nedenlerden müslümanların ayrı kalmaları, zaafiyete uğramaları ve ALLAH’ın emrini ikinci defa ikame etmek için çalışmayıp oturmaları için kötü niyetle ve sinsîce söylenmiş sözlerdir.

Bazı kimseler ise, müslümanları bugün çektikleri ızdıraptan, zor durumlardan ve gerileme halinden kurtaracağını zannederek hüsnü niyetle ve iyi maksatla böyle sözleri söylediler.

Bu sözler ister iyi niyetle ister kötü niyetle söylensin, neticesi ve müslümanlara etkisi birdir. Biz ise, kâfirlerin bu din aleyhine kurdukları komplo ve tuzaklara karşı müslümanları her zaman uyarıyoruz. Vakıada kısırlığı ve bozukluğu ispatlanan, hayrı getirmeyen şerri de uzaklaştırmayan bu tür fikirleri söküp atmalarını nasihat ediyoruz. ALLAH bizi en zengin ümmet haline getirdi. Diğerlerinden fikir almaya muhtaç değiliz. Bizim fikrimiz kâfidir, onunla zenginiz. İslâm'ın tabiatı, metodunun yalnızca kendisinden alınmasını gerektirir. İslâm Dini, hayat meselelerini tedavi etmek için ALLAH indinden indirilmiş bir dindir. ALLAH'ın hükmünü öğrenmek için Müslümanlara düşen görev; şeriat dışına çıkmak değil, indirilmiş şer’i nasslarda ictihad yapmaktır. Kendi hayatı için gerekli olan fikrî kaideler ve ilkeler, şer’i delillere binaen çıkartılmış olmalıdır. Bunlar ise birer şer’i hükümlerdir. İçtihat metodu sabit ve tektir. Herhangi bir durumda onu değiştirmek caiz değildir. Geçmişte olduğu gibi kalkınmamızı gerçekleştirmek için hareket noktamız budur.

Yönelişlerini ve eğilimlerini bir disipline sokmaları ve bu doğrultuda hareket etmeleri için, Müslümanların zihinlerine egemen olması gereken disipline edilmiş olan bazı şer’i fikir ve ilkeleri kendilerine hatırlatmak istiyoruz. Bunlardan bir kısmı şöyledir :

  "Şeriat neredeyse maslahat oradadır." (Bunun tersi doğru değildir) "Fiillerde asıl olan şer’i hükme bağlanmaktır." "Haram kılan bir delil geçmedikçe eşyalarda asıl olan mübahlıktır" "Güzel olan, şeriatın güzel gördüğüdür, kötü olan da şeriatın kötü gördüğüdür." "Hayır, ALLAH'ı razı eden, şer olan da ALLAH'ı kızdıran husustur." "Şeriat olmadan hüküm yoktur." "ALLAH'ın zikrinden yüz çeviren kimse için sıkıntılı hayat vardır." "İslâm ümmeti diğer insanlar dışında tek ümmettir." "İslâm, ne vatancılık ne milliyetçilik ne sosyalizm ve ne de demokrasiyi kabul eder." "İslâm’ın diğer yaşam tarzlarından tamamen farklı muayyen bir yaşam tarzı vardır."

 
Logged
suat
Ziyaretçi
« Yanıtla #12 : 09 Ağustos 2011, 23:24:42 »

Bazı şer’i nassların belirlediği çizgiyi aşmamak, selefi salihin yaptıkları gibi şer’i nasslara sıkı sıkıya bağlanmanın ve şer’i nassların dışına çıkmayıp bidata düşülmediğinin göstergesidir. Zira dinin dışında olan her bidat zemmedilmiştir.

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

"Size öyle şeyler bıraktım ki onlara bağlandığınız müddetçe ebediyyen şaşmazsınız. Bunlar ALLAH'ın Kitabı ve peygamberinin Sünneti'dir. Bunlar apaçıktır." Buradaki "ebediyyen" kelimesi, bizi kapsar.

Yine (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Size öyle şeyler bıraktım ki onlara bağlandığınız müddetçe ebediyyen şaşmazsınız. Bunlar ALLAH'ın Kitabı ve peygamberinin Sünneti'dir. Bunlar apaçıktır." Buradaki "ebediyyen" kelimesi, bizi kapsar.

Yine (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Benim ümmetim yetmiş üç fırkaya bölünecektir. Bir tanesi dışında hepsi cehennemliktir. Dediler ki; Ey Rasulullah, bu fırka kimdir? Rasulullah (s.a.v.) dedi ki: Benim ve bugün ashabımın üzerinde bulundukları hal üzerinde bulunan fırkadır."

"Sizi bembeyaz hüccet üzerine bıraktım. Benden sonra bundan uzaklaşan ancak sapık olandır."

"İnsanların en hayırlısı benim yüzyılımdır. Onlardan sonra ise onları izleyen (yüzyıl)dır. Ondan sonra onları izleyen (yüzyıl)dır."

“Sizden kimin ömrü uzarsa çok ihtilaflar görecektir. Dinde sonradan ortaya çıkartılanlardan sakının. Sonradan dine sokulan her şey bid'attır. Her bidat cehennemliktir. Benim sünnetime ve hidayetli Raşid halifelerin    sünnetlerine uyun. Dişlerinizle sımsıkı şekilde bunlara bağlanın."

"Bizim emrimizin bulunduğu hal üzerine mevcut    olmayan her şey reddedilir."

Bu hadislerde; güzel olana uymaya bir davet ve her bid'attan sakınmak için de uyarı vardır. "İnsanların en hayırlısı..." hadisi şerifi Rasulullah (s.a.v.)in zamanından uzaklaşıldıkça şeriata bağlılığın zayıflayacağını gösteriyor. Fakat bizden, şeriata daha kuvvetli şekilde bağlanmamızı istiyor. Doğruyu ve hakkı aramada daha titiz olmamız isteniyor. Daha samimi ve insaflı olmamızı talep ediyor. Madem ki Rasulullah (s.a.v.)'in Sünnetine ve hidayetli Raşid halifelerin sünnetlerine sımsıkı şekilde bağlanmamız, Rasulullah (s.a.v.) ve sahabelerinin bulundukları hal üzerinde bulunmamız isteniyor; öyleyse dinde bidat çıkartmamız kesinlikle caiz olmaz. Dinden olmayan şeyleri sonradan dine sokmamız caiz değildir.. Kim böyle şeyleri yaparsa reddedilir. Peki, günümüzde o güzel hal üzerinde nasıl bulunabiliriz?

1- Kendi nefislerimizde İslâm akidesini tertemiz ve saf halde yerleştirmeliyiz. Akideyi ve fikirleri örten ve karıştıran bütün unsurlardan korunmalıyız.

2- Fikrimizi, İslâm'ın duru kaynaklarından doldurmalıyız.

3- Hevaya ve hevese ve akla göre değil, şer'î delillere göre tespit edilen ictihad metodunu muhafaza etmeliyiz. Şer'î hükmü, sadece şer’i delillerden almalıyız.

4- İslâm’ı hayatımızda en önemli şey haline getirmeliyiz.. İslâm'ı; kendimizden, çocuklarımızdan, ailemizden, maslahat-larımızdan, heveslerimizden ve her şeyimizden daha önemli kılmalıyız. Kalplerimizde ALLAH'ın sözü yüksek olmalı. ALLAH ve Rasülünün önüne herhangi bir şeyi geçirmemeliyiz. Gelip geçmiş salih mü'minlerin bulundukları hal üzerinde bulunmalıyız.

5- Akıllarımızdan ve nefislerimizden küfrün fikirlerini, urlarını ve pisliklerini söküp atmalıyız. Küfür fikirlerinin propagandasına aldanmamalıyız. Tıpkı sahabelerin cahiliye fikirleri ve urlarını atıp tam şekilde İslâm'a girdikleri gibi. Tam takvalı ve duru olmalıyız.

Bunu gerçekleştirebilmek için temel binamızı tesis etmeliyiz. Zira , başlangıcı nasıl salih ve iyi olmuşsa, ümmetin sonu da salih ve iyi olur. Bu, durum her ümmet için her dönemde geçerli bir husustur. Temele ne kadar yakın ve bağlı olursa, o kadar kuvvetli olur. Bundan uzaklaşınca zayıf olur.

Bu ön hazırlığı sunduktan sonra; Tedricilik nedir? Onu savunanlara göre neleri kapsar? Bahaneleri nelerdir? Ve ona karşı şeriatın tutumu nedir? sorularına cevap verelim:

devamı var inşALLAH
Logged
suat
Ziyaretçi
« Yanıtla #13 : 11 Ağustos 2011, 16:16:23 »

Tedricilik:
İstenen şer’i hükme bir defada değil, aşama aşama varmak demektir. Bunu savunanlar ona "merhalecilik" adını verirler. Onlara göre merhalecilik şöyle uygulanır: Müslüman önce şer’i olmayan bir hükmü uygular veya öyle bir hükme davet eder. Fakat daha önce uyguladığı veya davet ettiği hükümden şeriata daha yakındır. Böylece derece derece şeriata ve hükümlere yaklaşır. Fakat her sefer öncekinden daha fazla şer’i hükme yaklaşır. Böylelikle kendi görüşlerine göre şer’i hükme ulaşıncaya kadar bu durum devam eder.

Tedriciliğin başka manası ise; zamanla şer’i hükümlerin tamamen uygulanacağı düşüncesi ile şeriatın bazı hükümlerini uygulamak, şer’i hükümlerin dışındaki hükümlerinin uygulanmamasına karşı da susmaktır.

Tedriciliğin aşamaları bir sayı ile kayıtlı değildir. Bunu savunanlar, onu belli kurallarla zapt etmiş de değildirler. Onlara göre bir şer’i hükmü uygulayabilmek için bir merhale veya iki merhale veya üç merhale hatta daha fazla merhaleye ihtiyaç vardır. Tedriciliği apaçık şekilde etkileyen hususlar ise, şartlar ve durumlardır. Onlar merhalelerin sayısını azaltabilir veya çoğaltabilir. Ayrıca her merhalenin zamanını kısaltabilir ve uzatabilir.

Ancak tedricilik düşüncesi, hem, "Sosyalizm İslâm'dandır" "Demokrasi İslâm'dandır." gibi akideyle ilgili fikirleri hem de "Kadın, bir defada tam anlamıyla şer’i elbise giymeyebilir." gibi şer’i hükümle ilgili fikirleri kapsamaktadır. Kadın önce eteğini dizinin biraz aşağısına indirsin, kendisini tam teşhir etmesin. İleriki bir merhalede ise şer’i hükmün tamamını uygulasın." Tedricilik düşüncesi, yönetime ulaşma yolunda da kullanılmaktadır. Bu yaklaşıma göre, "önce küfür iktidarına veya koalisyonuna katılmak için uğraşılır, sonra merhale merhale iktidar tamamen ele geçirilir. Bu düşünceyi savunanlar, küfür ile yönetmenin haram olduğunu ağızları ile itiraf etmektedirler. Ancak onlar yaptıkları hareketten kastın yönetmek olmayıp, yapılması farz olan nihai aşama İslâm ile hükmetme sonucuna varmak olduğunu iddia ederler. Veya, zamanla toplumda İslâm hükümlerinin çoğalacağı ve eksiksiz uygulanacağı ümidi ile İslâm'ın bazı hükümlerini uygulatmaya çalışıp diğer hükümlerin uygulanmamasına karşı ses çıkartılmaz. Tedricilik, belli fikirlere davet edilip, diğerlerine ise davet edilmeyerek davetle ilgili bir özellik gösterir. Tedricilik düşüncesine kani olan kimse bu yola bağlanır ve diğerlerini de bu yola davet etmeye çalışır. Bu yolu benimseyenler öyle takvalı olur ki, kendileri açısından herhangi tefriti kabul etmez. Ancak, kendisi dışındakilere aşırı özen gösterdiği, onların İslâm hükümlerini reddetmemeleri, en azından bir kısmını kabul etmeleri bahanesinden hareketle onlara uygulanmasını kabul eder.

Logged
suat
Ziyaretçi
« Yanıtla #14 : 13 Ağustos 2011, 23:27:19 »

Tedricilik veya Merhaleciliği Savunanların Gerekçeleri ve Bunların Çürütülmesi


Bu düşünceye sahip olanlar düşünme keyfiyetine ve İslâm davetine karşı bu anlayışlarını desteklemek için kendilerine gerekçeler bulmaya çalışıyorlar. Onlar kendi düşüncelerini desteklemek için sanki şahitler arıyorlarmış gibi gerekçeleri bulmaya çalıştılar. Şer'i delillere ve delâletlerine boyun eğmediler. Tersine, şer’i delilleri ve delâletlerini kendi arzularına boyun eğdirmeye çalıştılar. Burada örneklerini göreceğiz :

- Diyorlar ki; "ALLAH, ribayı (faizi) birden yasaklamadı. Ancak aşama aşama onu haram kıldı. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
"İnsanların malları içinde artması için verdiğiniz faiz, ALLAH katında artmaz. Ama ALLAH'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekat ise böyle değildir. İşte onlar, sevaplarını kat kat artıranlardır."rum39
"Ey iman edenler! Faizi kat kat almayın..."ali imran 130
Ey iman edenler! ALLAH'tan korkun, faizden ne kalmışsa onu bırakın..."bakara278
"Nehyedildikleri halde faiz almaları..."nisa161
"ALLAH, alışverişi helâl, faizi haram kıldı."bakara275
Bu ayetlerin toplamından tedriciliği savunanlar şöyle anladılar: "Faiz mübah idi, bunun delili 1.nci ayettir. Ondan sonra kat kat faiz haram kılındı. 2.nci ayet de bunu gösterir. 3.ncü ayette: "faizden ne kalmışsa onu bırakın" ayetiyle az olan faiz haram kılındı. Yahudilerin durumlarını anlatan dördüncü ayetin de ortaya koyduğu şekilde faizi haram kılma olayı başlangıçta sarahaten değil imayla başladı. Bu sıralamadan sonra "ALLAH alış-verişi helal faizi haram kıldı" ayetiyle faiz haram kılınmıştır" dediler.

Bu ayetlere sahih bir teşrii gözüyle bakan kimse, tedriciliğin bu ayetlerden ne kadar uzak olduğunu görecektir.
1.nci ayetin uzaktan veya yakından haram kılınan faizle alâkası yoktur. Ayetin konusu bağış ve hediyedir. Anlatmak istediği husus ise şudur: Kim, iki katının ya da aynısının insanlardan geri dönmesi arzusuyla hediye veya hibe vermek isterlerse, bu ALLAH katında artmaz. Yani bu hediyenin veya hibenin ALLAH katında sevabı yoktur. Sadakayla ilgili Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
Helâl yolla kazandığından bir hurma tanesi sadaka veren kimsenin sadakasını ALLAH kabul eder. Zira ALLAH ancak helâl yolla gelen sadakayı kabul eder. ALLAH, onu sağ eliyle kabul eder. Sonra da onu sahibi için artırır. Tıpkı birinizin mahsulünün bir dağ haline gelinceye kadar üst üste koyup yığdığı gibi." buhari zekah1321


İbni Abbas şöyle demiştir:

"Artması için verdiğiniz faiz"den maksat, adamın hediyesidir. Bu adam bir hediye verince karşı taraftan onun daha iyisini umar. Bu ise ALLAH katında artmaz. Adam hiç sevap almaz. Fakat günahı da yoktur. Bu manayla bu ayet indirilmiştir."kurtubi tevsiriİbni Kesir (r.a.) tefsirinde bu ayetle ilgili olarak şöyle yazmıştır:İnsanlar kendisine daha büyük hediye versinler diye kim bir hediye verirse, ALLAH indinde sevap almaz."



Logged
suat
Ziyaretçi
« Yanıtla #15 : 13 Ağustos 2011, 23:28:02 »

devam edecek inşALLAH
Logged
Abbas
σиυя üуєѕι
****



Puan: 210
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 6252
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #16 : 16 Ağustos 2011, 12:04:56 »

KURAN’A GÖRE ISLAHATTA TEDRİCİLİK VE ZARURETTE EHVEN-İ ŞERRİ TERCİH

http://www.inzardergisi.com/newsite/icindekilerDetay.asp?dergiTipi=inzar&sayiNo=82&sayfaNo=1597

Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
suat
Ziyaretçi
« Yanıtla #17 : 16 Ağustos 2011, 13:53:49 »

 g.okumuştum bundan sonra yayınlayacaklarım verdiğiniz linktekini çürütecek nitelikte taassuba kapılmadan okunursa  faydalı olacağı kanaatindeyim.selametle
Logged
Abbas
σиυя üуєѕι
****



Puan: 210
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 6252
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #18 : 16 Ağustos 2011, 14:06:21 »

kardeşim bir şey çürütmeye gerek yok.Bunlar islamda yaşanmış ve belirtilmiş gerçeklerdir.Bu arada eğer sen birden bir ekmeği boğulmadan yutabiliyorsan islamda bu anlamda da tedricilik yoktur derim. Smiley 

s.a
Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
suat
Ziyaretçi
« Yanıtla #19 : 16 Ağustos 2011, 14:08:13 »

İbni Abbas, Dahhak, Mücahid, Katade, İkrime, Muhammed b. Ka'b ve Şa'bi adlı müfessirlerin tümü aynı şeyi söylediler. Müfessirlerin açıklamalarına binaen de ayette geçen riba kelimesi faiz anlamında kullanılmayıp, mübah bir amel anlamında kullanılmıştır.

İbni Abbas şöyle demektedir:
"Riba iki çeşittir; alışverişle ilgili olan riba ki bu haramdır. Öteki riba ise karşılığında daha büyük ve kat kat hediye uman bir adamın verdiği hediyedir ki bu haram değildir."
 
Ey iman edenler! Faizi kat kat almayın..." ayeti ise; kat kat faiz almayı yasaklamaktadır. Bu faiz cahiliyede var idi. Bu ayet gelip bu tür faizden nehyetmiştir. Faizin tahrimini bununla kaydetmemiştir. Öyle bir delâlet de yoktur.
Müfessirler şöyle dediler: Medine'de ilk nazil olan sûre, Bakara'dır. Bu sûrede faiz haram kılınmıştır. Kat kat faiz almanın yasaklandığı Âl-i İmran sûresi ise Bakara sûresinden sonra indirilmiştir. Bu ayet Allahu Teâla'nın az miktarda faiz almanın mübahlığı gibi bir anlamı kesinlikle nefyetmektedir. Bu nedenle Âl-i İmran sûresinde geçen kat kat faiz almakla ilgili ayet, tedricilikle alâkalı değildir. Ancak cahiliyede alışagelen kâfirlerin aldıkları faizi haram kılmıştır. Üstelik faiz, tedricen değil, onu haram kılan ayetle haram kılınmıştır.

"Ey iman edenler! ALLAH'tan korkun, faizden ne kalmışsa onu bırakın..." ayeti müslümanlara faizin azı müsaade edildikten sonra tamamının yasaklandığı anlamına gelmez. Daha doğrusu bu ayet, İslâm'a yeni girmiş bir grup insanın, diğer insanlardan alacakları faizle ilgili olarak nazil olmuştur. Daha önce faizin bir kısmını almışlar, bir kısmını da almak için çalışıyorlardı. Allahu Teâlâ, bu insanların daha önce yedikleri faizden af edildiklerini, ama kalan faizi almalarının caiz olmadığını belirtmektedir. Çünkü artık faiz haram kılınmıştır.

Şu ayet de bu manayı desteklemektedir:

Eğer tevbe ederseniz, yalnız ana paranızı alın; ne zalim olursunuz, ne mazlum olursunuz."bakara279 Rasulullah (s.a.v.)'in şu sözü de bu anlamı destekler niteliktedir:

"Dikkat edin, şüphesiz ki cahiliyyenin bütün riba çeşitleri kaldırıldı. İlk kaldırılan riba, Abbas b. Abdulmuttalib'in ribasıdır."ibni hişam siyeri muslim hac2137"Nehyedildikleri halde faiz almaları..." ayetine gelince: Buradaki riba kelimesi ile, Yahudilerin yedikleri rüşvet ve rüşvet dışındaki her türlü haram mallar kastedilmektedir. Zira ayette Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır: "Onlar suhtu (haksız mal) yiyicilerdir."

Bu açıklamalara binaen faiz, ALLAH'ın ilk teşrii hükmü ile haram kılınmıştır. Faizin aşama aşama haram kılındığına dair bir delil yoktur. Bu konuyla ilgili değişik delillerin geçmesinin sebebi, değişik vakıaların bulunmasıdır. Bunlar ise tedricilikle alâkalı değildir.

Logged
Sayfa: [1] 2  Hepsi   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: