EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« : 02 Haziran 2011, 12:46:33 » |
|
 |
|
 |
 |
İşçi problemleri diye isimlendirilen problemler İslâm'da yoktur. Çünkü bu problemler, ücretlinin ücretinin tesbitinde esas alınan ölçünün en aşağı seviyede yaşam standardına göre yapılması sonucunda ortaya çıkmıştır. İşçiler gerçekten hakkı olan ücreti değil, hayatta kalıp çalışabilecekleri seviyede bir ücreti ancak alabilmektedirler. Bu uygulama sermayedarların ücretliler üzerinde baskı kurmalarına yol açmıştır. Ücretliler işverenlerden şiddetli zulüm, baskı, emeklerinin ve alın terlerinin sömürülmesini gördüler. İşçiler üzerindeki bu zulüm, baskı ve sömürü, işçinin ücretinin ve çalışma süresinin sınırlandırılması ve dinlenme garantisi verilmesi gibi işçilere adil davranılmasını öne süren Sosyalist fikirleri ortaya çıkardı. Bu nedenle Kapitalistler, ücretlinin ücretinin tesbitinde esas alınan asgari yaşam seviyesinde bir değişiklik yapmadan, çalışma ve mülk edinme hürriyetlerine birtakım değişiklikler yapmak mecburiyetinde kaldılar. İş sözleşmesine işçileri korumayı hedefleyen, sendika kurma, toplantı yapma hürriyeti, grev hakkı, işçilerin emekli olmaları ve emekli ikramiyesi almaları veya tazminatlar gibi işçilere daha önceleri verilmemiş olan haklar veren birtakım hükümler ve kurallar konuldu. İşçilere, ücretleri artırma, haftalık tatil ve sağlık hakları gibi haklar verildi. İşçi problemleri diye isimlendirilen ve şu anda da var olan problem kapitalist sistemin kuruluş esasından kaynaklanmaktadır. Ki bu esaslar, mülkiyet hürriyeti, çalışma hürriyeti ve ücretlinin ücretinin takdirinde asgari geçim seviyesinin esas alınmasıdır. Ücretli ile kiralayan arasındaki ilişkiler bu sisteme göre yürüdüğü sürece işçi problemleri de devam edecektir. Kapitalistler, işçileri susturmak ve Sosyalist kışkırtma karşısında ayakta kalabilmek için bu türden yamalarla açıklarını kapatmaya kalktılar. Kapitalist sistemin devamlılığını koruyabilmek için böylesi durumlarda bu yamalar doğal olarak ortaya çıkacaktır. Bu düzenlemelerin ve icraatların işçi problemlerini çözmek için var olduğu iddiası yalan bir iddiadır. Bunlar gerçekte işçileri susturmak için yapılan yamadan başka birşey değildir.
Ancak İslâm'da bunların hiçbiri yoktur. Çünkü İslâm'da çalışma ve mülk edinme hürriyeti yoktur. İslâm'da çalışmanın ve mülk edinmenin mübahlığı vardır. Çalışma ve mülk edinme hürriyeti ile çalışmanın ve mülk edinmenin mübah olması ifadeleri arasında çok ciddi fark vardır. Zira mülk edinme hürriyeti demek ne suretle olursa olsun mülk edinmede insanı tamamen serbest bırakmak demektir. Mülk edinmenin mübah olması ise mülk edinmenin aslı içindir. Mülkiyet insanın fiillerinden bir fiil olup hükmü ise mübahlıktır. Her müslümanın mülk edinme hakkı vardır. Ancak mülk edinme keyfiyeti, şeriatın mülk edinme ile ilgili olarak getirdiği nasslarla kayıtlıdır. Yani avlanma, mudarabe, komisyonculuk gibi hakkında şeriatın belirli nasslarla sebeplerini belirlediği şartlarla kayıtlıdır. Mübahlık her ne sebeple olursa olsun mülk edinebilme hakkında değil yalnızca mülkiyetin aslı için geçerlidir. Aynı şekilde sahip olunan bir şeyin geliştirilmesi de alış veriş ve icare gibi belirli hükümlerle kayıtlıdır. Muayyen herhangi bir malın mülkiyeti de sözleşmeler ve davranışlar gibi belirli hükümlerle kayıtlıdır. Mülk edinmenin mübah olması, insanın dilediği şekilde mülk edinebilmesi, mülkünü geliştirebilmesi, dilediği malı mülk edinebilmesi konusunda insanın tamamen serbest bırakılması anlamına gelmez. Tam tersine insanın yaratılışında mülk edinme özelliğinin var olması ile yani sadece mülk edinmenin aslı ile sınırlıdır. Bunun dışında kalan hususlar ise bu konu ile ilgili şer'i hükümlerle sınırlıdır. Bu ise mülkiyet hürriyetinden farklıdır. Çünkü mülkiyet hürriyeti, mülk edinmede ve ne surette olursa olsun mülk sahibi olmada kişiyi tamamen serbest bırakmak demektir.
Aynı şekilde çalışmak da insanın fiillerinden bir fiil olup mübah bir iştir. Her müslümanın çalışma hakkı vardır. Ancak malı elde edebilmek için iş yapma keyfiyeti belirli hükümlerle kayıtlıdır. Kişi, işçi, tüccar, çiftçi, sarraf olarak çalışabilir. Ancak yaptığı işin mutlaka şer'i hükümlerle kayıtlı olması gerekir. Mübah olanların dışında çalışması doğru değildir. Şarap fabrikasında domuz çiftliğinde ve haşhaş ekimi ile ilgili işlerde çalışamaz. Anonim şirketlerde, bankada, kumarhanede veya şeriatın haram kıldığı herhangi bir işte çalışamaz. Mübah olan bir işi yaptığında şer'i hükümlerle mukayyettir. Ücretli ise icare hükümleri ile, tacir ise alışveriş hükümleriyle, simsar ise simsarlık hakkındaki hükümlerle mukayyettir. Mübahlık yalnızca çalışma hakkında geçerlidir. Fakat çalışma keyfiyeti yani belli bir işi yerine getirmek, yapmak ise belirli hükümlerle kayıtlıdır. Dolayısıyla bu hükümlerin dışına çıkması yasaktır. Bu ise mülkiyet hürriyetine ters düşmektedir. Çünkü mülkiyet hürriyeti, kişinin, hoşuna giden bir işte dilediği şekilde çalışıp çalışmamakta, serbest bırakılması demektir.
Bütün bu açıklamalardan mülk edinmenin ve çalışmanın mübah olması ile çalışma ve mülk edinme hürriyeti arasındaki büyük fark açığa çıkmaktadır. Bu nedenle Kapitalist sistemde görülen bu problemler İslâm'da görülmez. Çünkü İslâm'da mülkiyet, belirli sebeplerle kayıtlıdır. Mülkün çoğaltılması ve belirli bir mala sahip olmak belirli hükümlerle bağlanmıştır. Çalışma mübah işlerdendir ve belirli hükümlerle de çalışma keyfiyeti belirlenmiştir. Yani mülkiyet ve çalışma ortaya çıkabilecek problemleri kökünden ortadan kaldıracak işlemlerle sınırlı olması nedeniyle İslâm'da, Kapitalist sistemde görülen problemlere rastlanmaz. İşveren ile ücretli arasındaki ilişkileri düzenleyen icare hükümlerinin yanında ticaret, tarım, sanayi ile ilgili hükümler, yaşamak için nafaka ile ilgili hükümler ve işlerin gözetilmesi ile ilgili hükümler işçinin problemlerini temelden çözüme kavuşturan hükümlerdendir. Bu nedenle işçiyi ve işvereni sınırlayacak birtakım bağlara ihtiyaç duyulmaz. Çünkü İslâm'da kayıt altına alınmayı gerektirecek mülk edinme ve çalışma hürriyeti denen bir şey yoktur. İslâm'da ancak çalışmanın ve mülk edinmenin mübahlığı vardır.
Ayrıca ücretlinin ücretinin takdirinde asgari geçim seviyesi değil ücretlinin sağladığı faydaya ait piyasada ücretlinin harcadığı emeğin faydası esas alınır. Bu nedenle ücretlilerin işverenler tarafından köleleştirilmesi ve işçilerin alın terlerinin ve emeklerinin sömürülmesi söz konusu olmaz. Bu konuda ücretli ile devlet memuru arasında bir fark yoktur. Ücretli, içerisinde bulunduğu toplumda insanlar arasında kendi emsaline göre ücret alır. Ücretli ile işveren ihtilaf ettikleri zaman ecri mislin takdiri için uzmanlar devreye girerler. Bu uzmanlar taraflarca seçilirler. Taraflar uzman seçiminde anlaşamazlarsa uzmanı devlet seçer ve devletin seçtiği bu uzmanın sözü her iki tarafı da bağlayıcı olur. Fakat yönetici tarafından belirli bir ücretin belirlenmesi, ticaret mallarına fiyat tahdidi koymanın caiz olmamasına kıyasen caiz değildir. Çünkü ücret faydanın, fiyat ise ticari malın karşılığıdır. Mal piyasası doğal olarak malın fiyatını nasıl belirliyorsa ücretlilerin sağladığı faydaya ait piyasa da ücreti belirler.
Kapitalist yamaların işçilere verdiği haklardan toplantı yapma hürriyetine gelince: Şeriat, ücretli olsun olmasın tebaadan her bireyin toplanmasını mübah kılmıştır. Sendika kurma hakkı açısından ise İslâm'da sendikalar yoktur. Çünkü işlerin gözetilmesi devletle sınırlıdır. İmamın dışında hiçbir kimsenin külli veya cüzi olarak işleri gütme hakkı yoktur. Sendikalar, üyelerinin işlerini gözetmek için kurulurlar ki bu caiz değildir.
Grev yapma hakkına gelince: İcare, caiz olan sözleşmelerden değil bağlayıcı özelliği bulunan sözleşmelerdendir. Bu nedenle taraflardan hiçbirinin sözleşmeyi feshetme hakkı yoktur. Ücretlinin, üzerinde anlaşma yaptığı işi yerine getirmesi gerekir. Yerine getirmediği takdirde ücret alamaz. Bu nedenle işçinin grev yapma hakkı yoktur.
Emeklilik, ikramiyeler ve tazminatlar Kapitalist sistemin zulümünü hafifletebilmek için icat edilmiş kapitalist yamalardır. Çalışmaktan aciz olanlar kendine yetecek kadar bir parayı devletten almaya hak kazanır. Dolayısıyla emekliliğe, ikramiyelere ve tazminatlara gerek yoktur. Temel ihtiyaçlarını doyurmaktan aciz olan herkesin bu ihtiyacını gidermek, işverenin görevi değil devletin görevidir. Çünkü topluma ait işlerin gözetilmesi işverenin görevlerinden değil devletin yapması gereken görevlerdendir.
İşçilerin ve ailelerin sağlık ihtiyaçlarının, çocuklarının eğitimlerinin garantilenmesi gibi işleri yerine getirmek de işverenin görevi değil devletin görevidir. Dolayısıyla bu konular ücretli ve ücretliler konusu içerisinde araştırılmaz. İşten çıkarıldıkları zaman nafakalarının garantilenmesi de devletin vazifesidir. Zira onlara iş bulmak devletin vazifesidir. Devlet onlara iş bulamazsa onlar hükmen aciz sayılacağından dolayı nafaka hükümleri onlara uygulanır.
Kapitalist sistemde işçiler konusu ile ilgili olarak var olan meseleler bunlardır. Şu anda fabrikalarda ve atölyelerde var olan problemler İslâm'da ücret konusu içerisinde ele alınmaz. Zira bu problemler başlıca şu sebeplerden kaynaklanmaktadır:
1- Ücretlinin ücretinin takdirinde göz önünde bulundurulan esaslardaki farklılıklar.
2- Fakirlerin ve çalışmaktan aciz olanların nafakalarını temin konusuna ve işi olmayanlara iş temin etme olayına bakıştaki farklılık.
3- İslâm'daki devlet mefhumunun Demokrasi'deki devlet mefhumundan farklı olması. İslâm'da devlet tek kurumdur ve bütün işlerin gözetilmesi işini doğrudan doğruya devlet yapar. Oysa Demokratik sistemde birçok kurum vardır. Devlet ise sadece tek kuruma, hükümete bakar.
Ekonominin kaynaklarından dördüncü kaynak olan insan emeği veya daha doğru bir ifade ile ücretliler konusu budur. Genel hatlarla şeriatın, icareyi ve sözleşme yapanların diledikleri şartlara göre sözleşme yapmalarını Rasulullah (sav)'in: "Müslümanlar şartları (sözleşmeleri) üzeredirler" (Buhari, İcare) hadisine göre mübah bıraktığı, ücretin emeğin sağladığı faydaya göre takdir edildiği, sözleşme yapanların ücretin takdirinde ihtilaf ettiklerinde hükmün emeğin piyasası tarafından belirleneceği ve uzmanların takdirine göre bu piyasanın gösterdiği ücretin bağlayıcı olduğu açığa çıkmaktadır. İcare muamelelerindeki bütün çekişmeler böylece kesilmiş, işverene ve ücretliye üretimde sınırsız bir şekilde gayret gösterme fırsatı tanınmış olmaktadır.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Talak: 6
[2] Buhari, Buyu’, 2075; İbni Mace, Ahkâm, 2433; Ahmed b. Hanbel, Mükessirîn, 8338
|
|
 |
|
 |
|