hamza01
υѕтα üує
 
TAGUTU RED ALLAHA İMAN
Puan: 14
Çevrimdışı
Üye ID: 12253
Nerden:
|
 |
« : 28 Ocak 2012, 17:29:59 » |
|
 |
|
 |
 |
Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in Müslüman devleti kurar kurmaz ilk işi bir mescit inşa etmek oldu. Daha sonra da ezan şart kılındı. Bunlar ki İslam devletinin ayrılmaz iki parçasıdır.
Ezan;
ALLAH-u Teâlâ'nın büyüklüğünün, O'nun tevhidinin, O'ndan başka ibadet edilen bütün sahte ilahların batıllığının ve inkarının, İslam dininin ise tabi olunması gereken yegane hayat sistemi olduğunun bütün aleme haykırılışıdır.
Şüphesiz böyle bir çağrı ancak İslam devletinde mümkündür. Hiç bir tağut kendi sonu demek olan böyle bir çağrının yine kendi idaresi altında yapılmasına asla izin vermez.
Müslüman devlet içindeki mescit sadece namaz kılınan bir yerden ibaret değildir.
Mescit Müslüman devletin parlementosu gibidir. Bütün kararlar oradan çıkar. Müslümanların ve İslam devletinin sorunları ve problemleri orada çözülür. Hatta askerler eğitimini mescitte yapar ve ordu orada yetiştirilir. Kısacası mescit İslam devleti için hayati bir önem taşır.
Mescidin ne derece önemli olduğunu bilen Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye gelir gelmez ilk iş olarak mescidi inşa ettirmiş ve mescidin inşa işine bizzat kendisi de katılmıştır. İslam devletinin temel taşı olan ve çok önemli fonksiyonları bulunan ezan ve mescitlerin, zamanımızda İslam kanunlarını tatbik etmeyen küfür devletlerinde de var olduğunu görmekteyiz.
Bu nasıl mümkün olabilmektedir?
ALLAH-u Teâlâ'nın kanunları dışındaki bütün kanunların geçersiz olup yıkılıp reddedilmesi gerektiğini, bütün hakimiyetin ALLAH'a tanınması gerektiği gerçeğini haykıran ezan çağrısı, küfür devletleri içinde nasıl var olabilmektedir?
İçinde İslam devletinin ve Müslümanların sorunlarının tartışıldığı, küfrü yok etme çarelerinin arandığı bir bina olan mescide küfür devletleri içinde nasıl izin verilebilmektedir?
Şüphesiz bu manadaki ezana ve mescide hiçbir küfür devleti izin vermez.
Bu devletler ezana izin vermişler fakat önce insanları ezanın ifade ettiği şeyleri anlamaz hale getirmişlerdir.
Mescitlere izin vermişler fakat oralarda kendilerini yıkıp yerlerine ALLAH-u Teâlâ'nın hükümlerini hakim kılmaya çalışacak insanları değil, bilakis kendilerini destekleyecek, insanları uyutacak, onları doğru yoldan saptıracak insanları koymuşlar, böylece mescitleri kendilerini yıkıcı değil, destekleyici müesseseler haline getirmişlerdir. Bugün kafir devletler okunan ezanları ve mescidlerde kılınan namazları insanları aldatmada bir vesile olarak kullanmaktadırlar. Bunları ülkesinde gören cahil insanlar da o ülkeyi İslam ülkesi sanmakta, bu sebeple ülkelerine daha sıkı bağlanmaktadırlar.
Bu ülkeler camilere kendi tayin ettikleri imamları atamaktadırlar. Tayin ettikleri imamlar da insanlara ALLAH-u Teâlâ'nın istediği İslam'ı değil bu devletlerin istediği İslam'ı anlatıyorlar.
Bu devletlerin camilerindeki hutbeleri ya o ülkenin tağutları hazırlatırlar veya bu hutbeler o ülkenin tağutunun izin verdiği kadarıyla sınırlıdır ve bu hutbelerden hiç birisi tağutları yeren hutbeler değil aksine onları öven veya onların hakikatini gizleyen hutbelerdir.
Halbuki İslam devletindeki mescitlerde öncelikle akidenin temelini oluşturan tağutu reddetme, onu yok etme, onun yerine ALLAH-u Teâlâ'nın nizamını hakim kılmak için var güçle çalışmanın gerekliliği konuları anlatılır. Bugün küfür devletlerinde camilerde imamlık yapan kimselerin ALLAH katında büyük sorumlulukları vardır. Çünkü insanlar gözünde imamlar İslam'ı temsil etmektedirler. Onların İslam'dan dediği şeyi insanlar İslam'dan kabul ederler. Onları kendileri için alimler olarak kabul ederler ve onların kendilerine bütün İslami gerçekleri anlattıklarını zannederler.
Şu halde imamların insanlara öncelikle ameli hususları değil, onların en çok ihtiyaç duydukları konu olan akidevi konuları anlayabilecekleri şekilde açık olarak anlatmaları, bu konuda hiç bir şeyi gizlememeleri gerekir.
Bu imamların açık bir şekilde insanlara kendilerinin küfür devleti içinde yaşadıklarını, kendilerini idare eden kimselerin kafirler ve tağutlar olduğunu, Müslüman olmak isteyen kimsenin bunları reddetmesi ve bunları yok edip yerine ALLAH-u Teâlâ'nın ahkamını hakim kılmak için çalışmasının şart olduğunu, bunu yapmadıkları müddetçe Müslüman olamayacağını açık bir dille anlatmaları gerekir.
Şayet imamlar tağutu desteklemek veya maddi menfaat elde etmek ya da kafir devletten korktukları için insanlara İslam'ı bu şekilde açık olarak anlatmazlarsa Müslüman olmak isteyen kişileri saptırdıkları, tağutları korudukları ve hakkı gözledikleri için ALLAH-u Teâlâ'nın ve lanet edebilecek her şeyin lanetini hak etmiş olurlar.
ALLAH-u Teâlâ bu gibi kimseler hakkında şöyle buyuruyor:
"Gerçekten indirdiğimiz belgeleri ve doğru yolu kitapta insanlara açıkladıktan sonra gizleyen kimseler var ya, onlara hem ALLAH lanet eder, hem lanetçiler lanet eder." (Bakara: 159)
Bunun için kafir devlet içindeki mescitlerde imamlık yapan kimseler ALLAH-u Teâlâ'nın vaadettiği bu korkunç sondan kaçınmak istiyorlarsa insanlara; akideyi, tevhidi, şirki ve küfrü açık olarak anlatmalıdırlar.
Şayet mescitlerde bunu açık olarak yapamıyorlarsa o zaman istifa edip mescitler dışında İslam'ı anlatmaları gerekir.
Böyle yapmadıkları müddetçe onların ihlaslarından ve İslamlarından söz edilemez. Küfür devleti içinde yaşayan fertlerin de bilmeleri gerekir ki;
Yaşadıkları devlet içindeki mescitler artık gerçek fonksiyonlarını kaybetmiştir.
Artık bu mescitler İslam'ın öğrenildiği İslam yuvaları değil, İslam'dan saptıran zehir yuvaları haline gelmiştir.
Müslümlanlara düşen bu mescitleri tekrar İslam'ın anlatıldığı ilim yuvaları haline getirmek için çalışmaktır. |
|
 |
|
 |
|