 |
Nitekim Hindistan Keşmir’de, dinlerinden uzak veya İslamları hakkında sahih bir bilince sahip olmayan nesiller yetiştirmek için çeşitli üslupları kullanmakta ısrar etti. Çünkü aradan yıllar geçtikten sonra Keşmir’den İslam’ı kökünden söküp atabileceğini zannetti. Ancak sonuçlar Hindistan’ın beklentilerinden oldukça uzaktı. Hindu yetkililerin baskı, işkence veya caydırma, saptırma gibi diğer sinsi üsluplar ile giriştiği her tür kötülüğe ve Müslümanlara karşı açtığı her tür saldırıya karşın onların dinlerine bağlılıkları daha da arttı, İslam’a sadâkatleri iyice pekişti.
Bu kez Hindistan 1989 yılında Keşmir’de, 25 bin şehîdin hayatlarına mâl olan büyük bir katliama girişti. Sonraki yıllarda bunu başka katliamlar takip etti. Keşmirli Müslümanlara Yardım Komitesi Radyosu’nun; Birleşmiş Milletler kaynaklarına, Hindistan medyasına, uluslararası haber ajanslarına ve kendilerine ulaşan Keşmirli kaynaklara dayanarak yaptığı istatistiklere göre, Hindistan Yönetimi’nin Ocak 1990’dan Aralık 1998’e kadar işlediği cürümler şunlardır:
63.275 şehîd kurşunlanarak öldürüldü
775 siyâsetçi, âlim ve camî’ imâmı tasfiye edildi,
3.370 şehîd ölüme varan işkencelere mâruz kaldı,
81.161 kişi yargılanmadan hapsedildi.
Ve bütün bunların yanında namusları çiğnenen, hurumâtına el uzatılan, yaralanan ve kaybolan yüz binlercesi!.. Devletlerarası Af Örgütü’nün [Amnesty International] 06.02.1999’da yayınlanan raporu gibi birçok devletlerarası örgütün raporları, Keşmir‘de Hindistan tarafından işlenen gaddar zulümler ile doludur.
Tüm bunlar, Hindu yönetiminin Keşmir’deki işkence, baskı ve vahşetinin sadece bir parçasıdır. Çarpıtma ve aldatma gibi diğer üsluplara gelince; devlet okullarında Kur’an-il Kerîm okunmasını ve Arapça’nın öğretilmesini yasakladı. Hindu dilini okullara zorunlu dil olarak dayattı. Sonra Keşmir’de içkinin yaygın hale getirilmesinin yanı sıra İslam’daki aile yapısı ve kadının [hicâb ve cilbâb] örtüsü gibi İslâmî değerlere saldırmak ve vurmak için medyayı da yoğun bir propaganda aracı haline getirdi. Müslümanlar ile Hindular arasında evliliğin yapılabileceğine dâir kanunlar çıkarttı. Sonra da Müslüman çoğunluğu ile bilinen Keşmir vilâyetinin, en üstün nesli sınırlandırma/doğum-kontrol madalyası kazanabileceği derecede, cerrâhî operasyon yoluyla doğum-kontrol programını zorunlu olarak uyguladı.
İşte Hindistan ordusu ve polisi tarafından Müslümanlara karşı uygulanan vahşiliklere ve zorbalıklara sahne olan ve olmaya da devam edegelen Keşmir işte budur! Keşmir meselesi, Filistin meselesine ne kadar da benzemektedir! Hinduların Keşmir’i işgâli, Yahudilerin Filistin’i işgâl edip devlet kurdukları zamana denk gelmektedir. Filistin’i koruma ve bulunduğu durumdan kurtarmakta Arap yöneticilerin gevşeklik gösterip yerlerine çakılıp kaldıkları gibi Pakistan yöneticileri de Keşmir’e karşı aynı tutumu sergilemiştir.
Hind Yarımadası’nın parçalanıp Pakistan’ın bağımsızlığını kazandığı 1947 yılından bu yana, 2003 yılına kadar Pakistan uzunca bir dönem devletlerarası kararların uygulanması ve Keşmir halkına self-determinasyon hakkının [bir halkın kendi geleceğine karar verebilme hakkı] verilmesini isteyip durdu. Ancak -tıpkı “İsrail”in yaptığı gibi- Hindistan da bu kararları sürekli reddetmeye devam etti. Bu arada Pakistan’ın bu yılın, 2004’ün başına kadar sürdüregeldiği tutumunda bir değişiklik yaşandı ve Pakistan, devletlerarası kararlar ve self-determinasyon hakkı esâsına göre müzâkere etmekten vazgeçti. Böylelikle meseleyi devletlerarasılaştırmadan Hindistan ile ikili müzâkereler yapmayı kabul etti ki bu durumda Pakistan’ın Keşmir halkına self-determinasyon hakkı verilmesine ilişkin şartlarından vazgeçmesi de kabul edilmiş oldu.
Keşmir’in heder edilmesi ve Müslüman halkının savunulmasında gevşeklik gösterilmesi Pakistan Müslümanlarının zayıflığından kaynaklanmamaktadır. Zîra onlar Keşmir’i Hindistan’dan kolayca geri alabilecek imkâna sahiptirler. Lâkin Amerika’ya uşaklık yapan Pakistan yöneticileri yüzünden Keşmir konusunda Hindistan’a tâviz üstüne tâviz verilmiştir. Eyyûb Hân 1965 yılında Keşmir sebebiyle bir savaşa girişti ve Pakistan’ın nasibi olan üç nehri Hindistan’a verdi. Yahyâ Hân ve Zulfikâr ‘Ali Butto ise 1971 yılında Pakistan’ın Doğusunu kaybettiler ve orası Bangladeş’e dönüştü. Ziyâ-ul Hak zamanında da Hindular Siyanşin Tepeleri’ni işgâl ettiler. Nevvâz Şerîf zamanında ise mücâhidler ve Pakistan Ordusu, neredeyse zafer elde edecek bir durumda iken 1999 yılında Kargil Tepeleri’ni korumaktan mahrum bırakıldılar. O gün Müslümanların kanlarına karşılık, Hindistan’da rakibi Kongre Partisi karşısında dönemin Hindistan Başbakanı Atal Bihârî Vajpayi’nin desteklenmesi ve halkı nezdinde kahramanlaşması için Amerika’dan gelen emirlere icâbet eden Nevvâz Şerîf orduya ve savaşçılara geri çekilmeleri emrini verdi!
Nihâyet Pervez Müşerref zamanında da Keşmir halkına self-determinasyon ve Hinduların otoritesinden kurtulma hakkının verilmesinden ilk defa tümüyle vazgeçildi.
24.06.2003 târihinde Müşerref’in Amerika’yı ziyâreti ve Bush tarafından Camp David’de kabulüne dek Keşmir meselesi ciddi tartışma konularından biriydi. Fakat bu ziyâret, Keşmir’e yönelik siyâsî ve askerî eylemler açısından bir dönüm noktası oldu. Zîra bundan önce geçmişte Pakistan’ın hiçbir yöneticisi, Keşmir’i parçalamak üzere Hindistan ile müzâkereler yoluyla bir çözümden bahsetmeye cesâret etmemişti. Aksine geçmişte ortaya konan tüm siyâsî öneriler, hem Pakistan’a bağlı “Âzad Keşmir”i hem de Hindistan’a bağlı “Cammu ve Keşmir”i içerecek şekilde tüm Keşmir’in Hindistan’dan bağımsızlaştırılmasını açık seçik esas alıyordu. Hindistan ise bunu reddediyor, 1956 Nehru Bildirgesi’nde geçtiği gibi “Cammu ve Keşmir”i kendisine ait kabul ediyordu
|
|