Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: işgal edilmiş müslüman beldeler 2 KEŞMİR  (Okunma Sayısı 254 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« : 26 Mayıs 2011, 10:12:22 »

Hindistan, bir yandan bir terör ve terörizm temposu tutturmuş iken öte yandan Keşmir’e karşı azgın bir savaş kampanya sürdürmekte, insanlardan bir kısmının Keşmir’in Hinduların mülkü olduğunu ve öncelikle kendilerinin yönetimleri altında kalması gerektiğini düşünmelerini istemektedir. Hindistan’ın kendilerine yönelik bu saldırganlığına Keşmir’deki Müslümanların yanıtı ise, kendilerini yok etme hakkına sahip Hindu devletine karşı “isyan” olarak değerlendirilmektedir. Böylece meseleye yanlış bir görünüm kazandırmaktadırlar. Oysa gerçekte Keşmir İslâmî bir beldedir. Hatta Hindistan’ın tamamı, Müslümanlar tarafından fethedilmiş, geçirdiği karanlıklardan sonra aydınlatılmış İslâmî bir beldedir. Oradaki İslâmî Otorite, İngiltere’nin Hindistan’a saldırıp katliamlara giriştiği, insanları, ağaçları ve meskenleri mahveden cürümler işlediği 19. yüzyıla kadar devam etti.

Vakıası itibarıyla Keşmir, Müslümanların fethettiği ve Hicrî 1. asrın sonralarında İslam’ın girdiği İslâmî bir beldedir. Bu da Hicrî 94 / Mîlâdî 712 yılında başlatılıp İslam komutanı Muhammed İbn-ul Kâsım’ın elleriyle gerçekleştirilen Sind ve Hind fetihleri dâhilinde oldu. Daha sonra Hicrî 218–225 / Mîlâdî 833–839 yıllarında ‘Abbâsî Halîfesi el-Mu’tasım zamanında, Hind Yarımadası’nın diğer parçalarında İslam yayılmaya devam etmiş, ardından da İslâmî Otorite yarımadanın tümünde, bugün bilinen haliyle Hindistan, Pakistan, Keşmir ve Bangladeş’e kadar uzanmıştır.

İngiltere 1819 yılında yarımadayı istila ettiğinde Müslümanların çok sert direnişi ile karşılaştı. Saldırgan İngilizlere yardım eden Hindu, Sih, Budist ve diğer bazı Küfür güçleri ile yarımadadaki İslâmî Otorite arasındaki savaş, tarafların bir lehine bir aleyhine gelişme gösterdi. İngilizler ancak Müslümanlar ile 27 yıl boyunca süregelen şiddetli savaşlardan sonra 1846 yılında bölgede egemenlik ve istikrâra sahip olabildi.

Bu târihten sonra İngiltere egemenliğini bölgeye kolaylıkla yayabildi ve orayı üç parçaya böldü:

1.    Yarımadanın yaklaşık %55’ine doğrudan kendisi hükmetti. Bu kısımda çoğunluğu Müslümanlar oluşturmaktaydı.

2.    Özerk yönetime sahip 565 vilâyette ise Hindu ve Müslüman vâliler aracılığıyla hükmetti.

3.    Üçüncü kısım ise Keşmir idi. Amritsar’da yapılan kira sözleşmesi gereğince –ki bu Amritsar Anlaşması olarak bilinir- burasını yüz yıllığına Hindu feodalizmine kiraladı. Bu anlaşma 1846–1946 yılları arasında geçerli idi.

İşte böylece İslâmî bir belde olan Keşmir, anılan kira sözleşmesi gereğince Hinduların tahakkümü altına girdi.

Pakistan, Hindistan, Çin ve Afganistan tarafından çevrelenen Keşmir’in yüzölçümü 217.935 km2’dir. 12 milyonluk nüfusunun %85’i Müslümandır. Geri kalan %15’i ise Hindu, Sih ve Budistlerden oluşmaktadır. Havasının güzelliği, ormanlarının çokluğu, servetlerinin bolluğu ve dünyadaki dağların zirvesi olan Himalaya’nın varlığı nedeniyle, Müslüman Fâtihler Keşmir’i “dünyanın çatısı” veya “ALLAH’ın yeryüzündeki cenneti” olarak isimlendirmişlerdir. Keşmir zengin sulara ve nehirlere sahip bir topraktır. Cilhum, Çinab ve İndus gibi büyük nehirleri vardır. Keşmir toprakları deniz seviyesinden yaklaşık 1200 metre yüksektedir. Pakistan ile Çin arasındaki tek bağ olan ünlü İpek Yolu buradan geçer. Orada yâkutun keşfiyle 1983 yılında olaylar yeniden tırmanmış ve Hindistan, Keşmir’i işgâl edip egemenliğini kalıcılaştırma isteğini daha da artırmıştır.

Mücrim ve saldırgan İngiltere’nin işgâl ederek Müslüman halkından gasbettiği, topraklarını Keşmir halkının düşmanı olan azgın Hindulara kiraladığı, şimdi de gelip Hindu devletinin mülkü olduğunu ve oradaki Müslümanların kendilerine karşı direnişlerinin terör ve saldırganlık olduğunu söyledikleri Keşmir işte budur!

İngilizler ile yaptığı kira sözleşmesi gereğince Keşmir’de hükmeden Hindu Maharaca’nın [Hind Prensi] Müslümanlara karşı kullandığı işkence, baskı, şiddet ve iğrençlikler karşısında, bakanlarından biri bile Maharaca Hükümeti’nin Keşmir’deki insanlara karşı işlediği cürümler nedeniyle istifâsını sunmuş ve bağırarak şunları söylemişti: “Keşmir halkı hayvanlar gibi sürülmekte, baskı ve şiddete maruz kalmakta, hiçbir sorumlu da bu zulme kulak vermemektedir. Keşmir’deki yönetim insanlardan tamamen soyutlanmıştır.” Müslümanların düşmanı olan bir kimsenin söyledikleri bunlar ise gerçek nasıldır acaba?

Keşmir’deki Hindu Yönetimi, Kur’an-il Kerîm ve mescidler gibi Müslümanların kutsal değerlerini çiğnemeye alışmışlardı. Nitekim 1931 yılında Hindu emniyet subaylarından birinin Kur’an-il Kerîm’e hakâret etmesiyle oradaki Müslümanların devrim ateşi tutuşmuştu. Keşmirli Müslümanlar Hak üzerinde sebatları ve azimleri ile meşhurdur. Keşmir Müslümanlarının Mu’te Mu’arakesi’ne benzetilmesine yol açan 13.07.1931 olayları kararlılıklarının müthiş bir örneğidir. O gün Keşmirli Müslümanlar, Müslümanların azgın düşmanı Hindu Kralı’nın kararlarına karşı Cumâ Namazı’nda hutbe veren ve bir Hindu emniyet subayı tarafından hutbe vermesi engellenip hapse atılan ‘AbdulKâdir Hân isimli bir şahıs ile dayanışma içerisinde olduklarını ilan etmek üzere biraraya toplandılar. Dayanışma gösterisini hapishane kapısının önünde düzenlediler. Öğle vakti girince, içlerinden biri ezan okumaya başladı. Hindu güvenlik güçleri, ona hemen ateş edip katlettiler. Bu kez bir diğer kardeşi ayağa kalkıp ezan okumayı sürdürdü ve katledildi. Ardından bir kardeşi daha ayağa kalktı ve o da katledildi. Bu olayda ezan tamamlanıncaya tam 22 kişi canlarını fedâ etti.

Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #1 : 02 Haziran 2011, 12:29:27 »

Hindu yönetimine karşı Müslümanların direnişi devam etti. Ancak İngilizler Hindu Maharaca’nın durumunu düzeltmek için güç kullanarak müdâhalede bulundular. Birtakım iğrençlikleri ve hileleri kullanarak kira sözleşmesinin 1946 yılında sona ereceğini ama ardından bir çaresine bakacaklarını söylediler. Bu sırada kira sözleşmesinin bitmesinden sonrasına hazırlık aşamasını oluşturmak amacıyla Keşmir içerisinde ilk defa İslâmî Kongre Partisi adı altında siyâsî bir örgüt kuruldu.

Ne var ki kira sözleşmesi sona erdikten sonra da Keşmir’deki Hindu Yönetimi, bazen açık bazen kapalı İngiliz desteği ile devam etti. Sonra İngilizler 1947’de -Keşmir’i hâriç tutarak- Hind Yarımadası’nı nüfusuna göre iki devlete ayırdılar: Hindistan ve Pakistan olarak… Ancak Keşmir’in Hindu yöneticisi, Müslüman halkın isteğini umursamadan Hindistan’a katıldı. Dikkate değerdir ki İngiltere Hind Yarımadası’nı Hindistan ve Pakistan olarak ayırdığı sırada, İngiliz Sömürge Bakanlığı Misyonu, 565 Hind vilâyetinin yöneticilerine 12.05.1946 târihli bir memorandum göndererek, halklarının isteğine göre kendi vilâyetleri için iki devletten birine, Hindistan’a veya Pakistan’a katılma kararlarını vermeleri gerektiğini bildirdi.

Velâkin üç vilâyetin Pakistan’a katılmaları engellendi: Hayderâbâd, Srinagar ve Keşmir. Bu engellemenin sebebi, Hayderâbâd ve Srinagar vilâyetlerinde nüfusun çoğunun Hindu olmasına karşın yöneticilerinin Müslüman olması idi. Bu yüzden de Hindistan’a katıldı. Oysa Keşmir’in yöneticisi Hindu ama nüfusunun çoğu Müslüman olduğu halde o da Hindistan’a katıldı. Bu üç vilâyetin, özellikle Keşmir’in Hindistan’a ilhâkını mümkün kılan faktör, İngilizlerin Hinduların tarafını tutması, onlara öncelik tanımasıdır. Ardından bir cephede Hindistan ve Hindu yönetici, diğer cephede de Pakistan ve Keşmir’deki Müslümanlar olmak üzere aralarında birçok savaşlar patlak verdi. Hindistan Keşmir’in %65’ini işgâl etti. Pakistan tarafında ise %30 kaldı. Çin de kalan %5’lik kısmı işgâl etti. Keşmir’in şimdiki durumu işte budur!

13.08.1948’de savaş başladığında, savaşın durdurulup ateşkes sağlanması ile Devletlerarası Gözlem Gücü oluşturulmasını kararlaştıran Güvenlik Konseyi’nin Keşmir’e ilişkin ilk kararı yayınlandı. Bunu, Keşmir halkının nihâî geleceğine karar vereceği bir referandum yapılmasına hazırlık olması için Keşmir’den Hindu ve Pakistan güçlerinin çekilmelerine dair bir başka karar takip etti. 05.01.1949’da hem Pakistan hem de Hindistan bu kararı kabul ettiler. Fakat Hindistan çekilmeyi reddetti. Ardından Cevâhir Lâl Nehru 1956 senesinde Keşmir’in Hindistan Ordusu’nun elinde olan parçasını Hindistan’a katarak hükümet binalarına Hindu bayrağı çektirdi ve orayı Hindistan’ın ayrılmaz bir parçası olarak saymaya başladı.

14.02.1957 târihinde ise Hindistan güçlerinin vilâyetlerden çekilmesi gerektiğini tekrar vurgulayan bir başka karar çıktı. Fakat Hindistan İngiltere’ye dayanmaya alıştığı için bu kararı da umursamadı. Sonra da Keşmir’de Müslümanları dinleri hakkında fitneye düşürmek, İslam’ı ve Müslümanları vurmak için azgın üsluplar ve vesîleler kullanmanın yollarını aramaya başladı. Bunun üzerine Granada’nın düşmesinden sonra Endülüs’te Müslümanları nasıl yok ettiklerini incelemeleri için uzmanlardan bir heyeti 1965 yılında İspanya’ya gönderdi. Aynı şekilde Hindistan, Moskova Sefîri’ni de eski Sovyetler Birliği tarafından İslâmî varlığa karşı uygulanan İslâmî şahsiyeti yok etme üsluplarını incelemekle görevlendirdi. Sonra Hindu yetkililer, Filistin topraklarını işgâl eden Yahudi varlığını tanıdıktan sonra Yahudiler ile işbirliğini yoğunlaştırarak da Müslümanlara yönelik Yahudi katliam plânlarını incelemeye başladılar. Nitekim Yahudilerin açıklamaları bu işbirliğini ifşâ etmişti. Eski Şamir Hükümeti’nin bakanlarından biri olan Benyamin Şan şöyle demişti: “Hindistan ve “İsrail” devleti ortak bir tehlike ile karşı karşıyadır. Bu da Filistin ve Keşmir’deki İslâmî köktenciliktir. Araplara ve Müslümanlara karşı ne yapacağımızı kavradık. Bu rolümüz ile Hindistan’ı da, bu alandaki tecrübelerimizden faydalandıracağız.”

Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #2 : 05 Şubat 2012, 18:25:49 »

Nitekim Hindistan Keşmir’de, dinlerinden uzak veya İslamları hakkında sahih bir bilince sahip olmayan nesiller yetiştirmek için çeşitli üslupları kullanmakta ısrar etti. Çünkü aradan yıllar geçtikten sonra Keşmir’den İslam’ı kökünden söküp atabileceğini zannetti. Ancak sonuçlar Hindistan’ın beklentilerinden oldukça uzaktı. Hindu yetkililerin baskı, işkence veya caydırma, saptırma gibi diğer sinsi üsluplar ile giriştiği her tür kötülüğe ve Müslümanlara karşı açtığı her tür saldırıya karşın onların dinlerine bağlılıkları daha da arttı, İslam’a sadâkatleri iyice pekişti.

Bu kez Hindistan 1989 yılında Keşmir’de, 25 bin şehîdin hayatlarına mâl olan büyük bir katliama girişti. Sonraki yıllarda bunu başka katliamlar takip etti. Keşmirli Müslümanlara Yardım Komitesi Radyosu’nun; Birleşmiş Milletler kaynaklarına, Hindistan medyasına, uluslararası haber ajanslarına ve kendilerine ulaşan Keşmirli kaynaklara dayanarak yaptığı istatistiklere göre, Hindistan Yönetimi’nin Ocak 1990’dan Aralık 1998’e kadar işlediği cürümler şunlardır:

63.275 şehîd kurşunlanarak öldürüldü

775 siyâsetçi, âlim ve camî’ imâmı tasfiye edildi,

3.370 şehîd ölüme varan işkencelere mâruz kaldı,

81.161 kişi yargılanmadan hapsedildi.

Ve bütün bunların yanında namusları çiğnenen, hurumâtına el uzatılan, yaralanan ve kaybolan yüz binlercesi!.. Devletlerarası Af Örgütü’nün [Amnesty International] 06.02.1999’da yayınlanan raporu gibi birçok devletlerarası örgütün raporları, Keşmir‘de Hindistan tarafından işlenen gaddar zulümler ile doludur.

Tüm bunlar, Hindu yönetiminin Keşmir’deki işkence, baskı ve vahşetinin sadece bir parçasıdır. Çarpıtma ve aldatma gibi diğer üsluplara gelince; devlet okullarında Kur’an-il Kerîm okunmasını ve Arapça’nın öğretilmesini yasakladı. Hindu dilini okullara zorunlu dil olarak dayattı. Sonra Keşmir’de içkinin yaygın hale getirilmesinin yanı sıra İslam’daki aile yapısı ve kadının [hicâb ve cilbâb] örtüsü gibi İslâmî değerlere saldırmak ve vurmak için medyayı da yoğun bir propaganda aracı haline getirdi. Müslümanlar ile Hindular arasında evliliğin yapılabileceğine dâir kanunlar çıkarttı. Sonra da Müslüman çoğunluğu ile bilinen Keşmir vilâyetinin, en üstün nesli sınırlandırma/doğum-kontrol madalyası kazanabileceği derecede, cerrâhî operasyon yoluyla doğum-kontrol programını zorunlu olarak uyguladı.

İşte Hindistan ordusu ve polisi tarafından Müslümanlara karşı uygulanan vahşiliklere ve zorbalıklara sahne olan ve olmaya da devam edegelen Keşmir işte budur! Keşmir meselesi, Filistin meselesine ne kadar da benzemektedir! Hinduların Keşmir’i işgâli, Yahudilerin Filistin’i işgâl edip devlet kurdukları zamana denk gelmektedir. Filistin’i koruma ve bulunduğu durumdan kurtarmakta Arap yöneticilerin gevşeklik gösterip yerlerine çakılıp kaldıkları gibi Pakistan yöneticileri de Keşmir’e karşı aynı tutumu sergilemiştir.

Hind Yarımadası’nın parçalanıp Pakistan’ın bağımsızlığını kazandığı 1947 yılından bu yana, 2003 yılına kadar Pakistan uzunca bir dönem devletlerarası kararların uygulanması ve Keşmir halkına self-determinasyon hakkının [bir halkın kendi geleceğine karar verebilme hakkı] verilmesini isteyip durdu. Ancak -tıpkı “İsrail”in yaptığı gibi- Hindistan da bu kararları sürekli reddetmeye devam etti. Bu arada Pakistan’ın bu yılın, 2004’ün başına kadar sürdüregeldiği tutumunda bir değişiklik yaşandı ve Pakistan, devletlerarası kararlar ve self-determinasyon hakkı esâsına göre müzâkere etmekten vazgeçti. Böylelikle meseleyi devletlerarasılaştırmadan Hindistan ile ikili müzâkereler yapmayı kabul etti ki bu durumda Pakistan’ın Keşmir halkına self-determinasyon hakkı verilmesine ilişkin şartlarından vazgeçmesi de kabul edilmiş oldu.

Keşmir’in heder edilmesi ve Müslüman halkının savunulmasında gevşeklik gösterilmesi Pakistan Müslümanlarının zayıflığından kaynaklanmamaktadır. Zîra onlar Keşmir’i Hindistan’dan kolayca geri alabilecek imkâna sahiptirler. Lâkin Amerika’ya uşaklık yapan Pakistan yöneticileri yüzünden Keşmir konusunda Hindistan’a tâviz üstüne tâviz verilmiştir. Eyyûb Hân 1965 yılında Keşmir sebebiyle bir savaşa girişti ve Pakistan’ın nasibi olan üç nehri Hindistan’a verdi. Yahyâ Hân ve Zulfikâr ‘Ali Butto ise 1971 yılında Pakistan’ın Doğusunu kaybettiler ve orası Bangladeş’e dönüştü. Ziyâ-ul Hak zamanında da Hindular Siyanşin Tepeleri’ni işgâl ettiler. Nevvâz Şerîf zamanında ise mücâhidler ve Pakistan Ordusu, neredeyse zafer elde edecek bir durumda iken 1999 yılında Kargil Tepeleri’ni korumaktan mahrum bırakıldılar. O gün Müslümanların kanlarına karşılık, Hindistan’da rakibi Kongre Partisi karşısında dönemin Hindistan Başbakanı Atal Bihârî Vajpayi’nin desteklenmesi ve halkı nezdinde kahramanlaşması için Amerika’dan gelen emirlere icâbet eden Nevvâz Şerîf orduya ve savaşçılara geri çekilmeleri emrini verdi!

Nihâyet Pervez Müşerref zamanında da Keşmir halkına self-determinasyon ve Hinduların otoritesinden kurtulma hakkının verilmesinden ilk defa tümüyle vazgeçildi.

24.06.2003 târihinde Müşerref’in Amerika’yı ziyâreti ve Bush tarafından Camp David’de kabulüne dek Keşmir meselesi ciddi tartışma konularından biriydi. Fakat bu ziyâret, Keşmir’e yönelik siyâsî ve askerî eylemler açısından bir dönüm noktası oldu. Zîra bundan önce geçmişte Pakistan’ın hiçbir yöneticisi, Keşmir’i parçalamak üzere Hindistan ile müzâkereler yoluyla bir çözümden bahsetmeye cesâret etmemişti. Aksine geçmişte ortaya konan tüm siyâsî öneriler, hem Pakistan’a bağlı “Âzad Keşmir”i hem de Hindistan’a bağlı “Cammu ve Keşmir”i içerecek şekilde tüm Keşmir’in Hindistan’dan bağımsızlaştırılmasını açık seçik esas alıyordu. Hindistan ise bunu reddediyor, 1956 Nehru Bildirgesi’nde geçtiği gibi “Cammu ve Keşmir”i kendisine ait kabul ediyordu
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: