Muwahhid Seyfulislam
υѕтα üує
 
İslam'la Değişmek ve Değiştirmek için{KHİLAFAH}..!
Puan: 14
Çevrimdışı
Üye ID: 2367
Nerden: Dar'ul Ummah..!
|
 |
« : 03 Haziran 2009, 01:02:05 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Muwahhid Seyfulislam
υѕтα üує
 
İslam'la Değişmek ve Değiştirmek için{KHİLAFAH}..!
Puan: 14
Çevrimdışı
Üye ID: 2367
Nerden: Dar'ul Ummah..!
|
 |
« Yanıtla #1 : 06 Haziran 2009, 13:22:15 » |
|
 |
|
 |
 |
ALLAH’ın indirdikleri ile hükmet / yönet. Onların arzularına uyma. ALLAH’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki ALLAH, ancak günahlarının bir kısmını onların başına bela etmek ister. İnsanların birçoğu da zaten yoldan çıkmışlardır. Yoksa onlar cahiliyye (İslâm dışı) yönetim mi istiyorlar? İyi anlayan bir toplum için, hükmü ALLAH’tan daha güzel kim vardır? [Maide: 49-50]
Devlet:
Bir devletin İslâmî bir devlet olabilmesi için üç şart gerçekleşmelidir:
1. Devlet, İslâmî Akîde’ye dayanmalıdır.
2. Anayasası ve bütün kanunları ve onun varlığını meydana getiren her unsur bu Akîde üzerine oturmuş olmalıdır.
3. Bütün kanaatleri, kavram ve ölçüleri İslamî Akîdeden fışkırmalıdır.
Yoksa, sadece devletin esasının Akîdeden olması yeterli olmaz. Bu esas; varlığını oluşturan ve onu ilgilendiren büyük - küçük her şeyde temsil edilmelidir. Bu nedenle, İslâmî Akîde’den kaynaklanmadığı için, Demokrasi kavramlarına, daha doğrusu Küfür Nizamlarına devletin temelinde hiçbir zaman yer verilmez. Yine İslâmî Akîde’ye dayanmadığı için, Millîyet ve Vatan kavramları, devletin varlığında birer unsur olamazlar. Çünkü İslâmî Akîde onu reddediyor ve haram kabul ediyor. Ayrıca devlet teşkilatlarında Demokrasi mefhumu ile bakanlıklar kurulması caiz olmadığı gibi; krallık, imparatorluk veya cumhuriyet gibi bir yönetim şeklinin de bulunması câiz değildir. Çünkü bu yönetim şekilleri, İslâmî Akîde’den kaynaklanmadığı gibi, İslâmî Akîde’den fışkıran hiçbir mefhum ve hükümlere de uymamaktadır.
Dar’a{Ülke kavramına} gelince;
Bir memlekette iki şart gerçekleşmedikçe, o yer Dar-ul İslam olamaz.
1. Her bölgesine İslam Ahkâmı’nın tatbik edilerek o yer, İslam Sultası (Otoritesi) ve Hâkimiyeti altında bulunmalıdır.
2. Oranın emniyeti, güvenliği Müslümanların güç ve sultasıyla sağlanmış olmalıdır.
Anayasa’ya gelince;
Bir anayasanın, İslamî Anayasa olabilmesi için de iki şart var olmalıdır.
1. İslamî Akide temeli üzerine oturmalıdır.
2. Her maddesi; ALLAH’ın Kitâbı olan Kur’an-ı Kerîm’den ve Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in Sünneti’nden veya bu ikisinin gösterdiği ölçülerden (Sahâbe İcmâı ve Kıyas) olmalıdır. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Muwahhid Seyfulislam
υѕтα üує
 
İslam'la Değişmek ve Değiştirmek için{KHİLAFAH}..!
Puan: 14
Çevrimdışı
Üye ID: 2367
Nerden: Dar'ul Ummah..!
|
 |
« Yanıtla #2 : 06 Haziran 2009, 13:23:54 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
Muwahhid Seyfulislam
υѕтα üує
 
İslam'la Değişmek ve Değiştirmek için{KHİLAFAH}..!
Puan: 14
Çevrimdışı
Üye ID: 2367
Nerden: Dar'ul Ummah..!
|
 |
« Yanıtla #4 : 06 Haziran 2009, 20:18:06 » |
|
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 08 Haziran 2009, 00:47:49 Gönderen: MUVAHHİD »
|
Logged
|
|
|
|
Muwahhid Seyfulislam
υѕтα üує
 
İslam'la Değişmek ve Değiştirmek için{KHİLAFAH}..!
Puan: 14
Çevrimdışı
Üye ID: 2367
Nerden: Dar'ul Ummah..!
|
 |
« Yanıtla #5 : 15 Haziran 2009, 00:11:50 » |
|
 |
|
 |
 |
AĞUSTOS 1979'DA ORTAYA KONULAN İRAN ANAYASA TASLAĞI'NIN ÇÜRÜTÜLMESİ İLE TÜMÜ ALLAH'IN KİTABI VE RASULULLAH(s.a.v.)'İN SÜNNETİNDEN ALINAN
İSLAM DEVLETİ ANAYASA TASARISI
Hazırlayan: HİZB-UT TAHRİR
Bu broşür, Hizb-ut Tahrir tarafından hazırlanıp İmam Humeyni'ye, Anayasa Nihai İnceleme Komisyonu'na ve Şura Meclisi'ne 30 Ağustos 1979'da sunulmuştur.
Onların aralarında ALLAH'ın indirdikleriyle hükmet ! Onların heveslerine uyma ve ALLAH'ın indirdiklerinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın! [Maide 49]
Muhterem İmam Ayetullah Humeyni'ye; ALLAH'ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi Üzerinize Olsun!
Bizi müslümanlardan kıldığı için ALLAH'a Hamd ederiz. Yeryüzüne ALLAH(c.c.)'ın hükmünü hayata tekrar hakim kılmak için ALLAH(c.c.)'ın Kitabı'nı ve Rasulü(s.a.v.)'nün Sünneti'ni tatbik edecek, bütün dünyaya İslam Risaleti'ni yüklenip tebliğ edecek Raşidi Hilafet Devleti'nin kurulması için çalışan Hizb-ut Tahrir'lilerden kıldığı için ALLAH'a şükrederiz.
Bundan yaklaşık dört ay önce sizinle yaptığımız son buluşmamızdan sonra size ve Dışişleri bakanı İbrahim Yezdi'ye bir müzekkere sunmuş, içte ve dışta karşılaşacağınız birçok problemin çözümü için zaman kaybetmeden başvuracağınız doğru ve etkili çözümleri o müzekkerede bildirmiştik. Ayrıca o müzekkerede, önünüzde duran birçok işlere çare için İslam'ı tam olarak ortaya koymakta geciktiğinizi dile getirmiştik. Her geçen gün biraz daha zorlukların fazlalaştığını, İslami Hükümler ile İslam'a muhalif hükümlerin şu ana kadar bir arada mevcut olduğunu, anarşinin durmadan tırmandığını, bunun da varlıklarını devam ettirmeye çalışan, fırsat buldukça İslam'a ve onun hükümlerine saldırısını açıkça ilan eden İslam düşmanlarının önünde fırsatlar hazırladığını da bildirmiştik. Bu hususta olaylar karşısında kesin tavır takınmanızı ve doğru çözümlere başvurmanızı ısrarla size anlatmıştık. Buna da Ehl-i Hal ve'l Akd'in biat edeceği, ALLAH'ın Kitabı ve Rasulü(s.a.v.)nün Sünneti ile amel edecek bir Halife'yi seçmekle işe başlayabileceğinizi söylemiştik.
İlk Halife'nin bizzat sizin olmanızı, Halife olur olmaz da mevcut ikili idareye (yani İslami ve Ğayri İslami hükümlerin bir arada bulunduğu idareye) son verilerek şimdiki idareyi ortadan kaldırmak üzere halktan biat almanızı, idarenin kilit noktalarını zaman kaybetmeden teslim almanızı, Şer'i Hükümler esasına dayandırdığınız devleti teşkilatlandırmanızı, devletin ALLAH'ın Kitabı ve Rasulü(s.a.v.)nün Sünneti'nden alınmış olan İslam Anayasası'nı kabul ettiğini ilan etmenizi istemiştik.
Biz size, ALLAH'ın Kitabı ve Rasulullah(s.a.v.)'in Sünneti'nden ve her ikisinin irşad ettikleri Sahabe İcmaı'ndan ve müctehidlerin Kıyas'ından alınmış kamil bir İslam Anayasası metnini ve bununla birlikte, her maddesinin gerekçesi olan sebepleri ve alındıkları delilleri açıklayan Mukaddime'yi size takdim etmiştik. Devam edecek,, |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
Muwahhid Seyfulislam
υѕтα üує
 
İslam'la Değişmek ve Değiştirmek için{KHİLAFAH}..!
Puan: 14
Çevrimdışı
Üye ID: 2367
Nerden: Dar'ul Ummah..!
|
 |
« Yanıtla #7 : 15 Haziran 2009, 22:19:33 » |
|
 |
|
 |
 |
Konu'nun devamı,,Ayrıca mevcut Siyasi Ortam'ı ortadan kaldırmanızı ve İslam Akidesi'ne dayanmayan ve Şer'i Hükümleri kabul etmeyen her siyasi hareketi, Milliyetçilik, Vatancılık ve maddi fikir esasına dayanan Komünizm veya dini hayattan ayıran Kapitalizm gibi düşüncelere engel olmanızı, bununla beraber İslam Akidesi'ni temel alan ve İslami Hükümleri kabul eden kitleleri serbest bırakmanızı ısrarla sizden istemiştik.
Ayrıca Sovyetler Birliği'nin, özellikle Batı'nın ve Amerika'nın etki ve nüfuzundan kurtulmanızın, onlarla yapılmış bulunan bütün anlaşmaların, özellikle Askeri İttifakların hepsini kaldırmanızın vacib olduğunu söylemiş ve ısrarla bunun üzerinde durmuştuk. Hele gelişmiş silahlarla Amerika'nın İran'ı koruyacağını savunan Karşılıklı Güven Anlaşması'nı kaldırmanızı ve onların nüfuzunu yerleştiren Müsteşarlar, teknik elemanlar, şirketler, okul, hastane ve elçilik gibi faydası yerine zararı dokunan bu nüfuz vasıtalarından memleketi kurtarmanızı teklif etmiştik.
İşte son buluşmamızın üzerinden dört aydan daha fazla bir süre geçtiği halde hiç bir şey değişmedi! Her şey kendi eski hali üzerinde kalmaya devam ediyor. Düşman canavarca tutumunu ve saldırısını fazlalaştırmış, durum kötüleşmiş bulunuyor. Daha sonra bir de baktık ki, bir Anayasa Taslağı hazırlanmış ve bu taslağın incelenmesi için bilir kişilerden oluşan bir Anayasa Komisyonu kurulmuş. Bu komisyon, taslak hakkında kendi görüşünü belirleyecek ve gerekli düzeltmeleri yapacakmış!
Görev anlayışımız, inceleyip hakkındaki görüşümüzü belirtmek için bizi bu Anayasa Taslağı'nı elde etmeye sevk etti. Bakalım bu anayasa gerçekten ALLAH'ın Kitabı ve Rasulü(s.a.v.)'in Sünneti'nden alınmış İslami bir Anayasa mıdır? yoksa, İslam dünyasındaki mevcut diğer İslami olmayan anayasalardan bir anayasa mıdır? dedik ve hazırlanmış bulunan bu Anayasa Taslağını elde edebilmek için, birçok ülkedeki elçiliklerinizle bağlantı kurduk. Ancak onlarda bulunmadığı için elde edemedik. En son Lübnan'da yayınlanan El-Sefir gazetesinin 21-22-23 ağustos tarihlerinde üç gün arka arkaya yayınladığı ve Muhammed Sadık el-Hüseyni tarafından Arapça'ya tercüme edilen Anayasa Taslağınızı elde etme imkanı bulduk. Bu gazetenin yayınından elde ettiğimiz metni, Beyrut'taki İran elçiliğine götürüp oraya arz ettiğimizde, bu metnin sağlam ve emin bir şekilde tercüme edildiğini bize ifade ettiler. Biz de onların bu sözüne güvenerek, bu taslak üzerinde gerekli incelememizi yaptık. Bu husustaki görüşümüzü belirtmeden önce; bir devlet ne zaman İslami bir devlet, bir dar ne zaman Dar'ul İslam ve bir anayasa ne zaman İslami Anayasa olur? hususlarını biraz izah etmeyi uygun bulduk. Bu bilgilerin ışığı altında, çıkarılan ve bilir kişilerden oluşturulan Anayasa Komisyonu'nun tartışmasını yaptığı bu Anayasa Taslağı, acaba İslami midir? yoksa, İslami değil midir? Bundan sonra bu anayasa İran'da yürürlüğe girdiği zaman İran Devleti, İslami bir devlet; darı İslami bir dar olur mu? olmaz mı? devamı gelecek inş. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
DÜNYA İSLAM
σиυя üуєѕι
  
Puan: 16
Çevrimdışı
Üye ID: 1138
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #8 : 15 Haziran 2009, 23:47:00 » |
|
 |
|
 |
 |
CUMHURİYET
İnsanların ortak ihtiyaçlarını karşılanması ve insanlığa faydalı olan işlerin yapılması devletin "varlık sebebi" olarak kabul edilmiştir. Mesele bu açıdan ele alındığı zaman "insanlığa hizmet" hadisesi gündeme girer. Dolayısıyla devleti şu şekilde tarif etmek mümkündür: İnsanların ortak ihtiyaçlarından doğan, birbirleriyle olan ilişkilerini sosyal sözleşme esaslarına göre düzenleyen, bir ülke üzerindeki siyasî ve hukukî iktidarın müessese mahiyetindeki görünümüne devlet denilir. Tariften de anlaşılacağı üzere devlet, müşahhas ve mücerred bir çok unsurun bir araya gelmesi sonucu ortaya çıkar. Bir devletin, siyasî, iktisadî, ictimai çerçevesini ve iskeletini teşkil eden yazılı-yazısız bütün hukukî ilkelerine "anayasa" adı verilir. Genellikle insanların ortak ihtiyaç ve iradelerini (sosyal sözleşme esaslarını) kabul ettikleri anayasalarında görmek mümkündür. Dolayısıyla ALLAHû Teâla (cc)'ya iman eden ve O'na ibadeti esas alan insanların, kendi aralarındaki sosyal sözleşmeleri, İslâm dinine dayanır. Nitekim İbn-i Hümam: "Mü'minlerin kendi içlerinden bir imam (devlet başkanı, ulû'lemr) seçmelerinin sebebi, İslâm dininin emirlerini hakkı ile edâ etmektir." diyerek, müslümanların sosyal sözleşmelerinin mahiyetini ortaya koymaktadır. Tağuta kulluğu esas alan insanlar sosyal sözleşmelerini kuvvet dengelerine göre tesbite gayret ederler. Hakimiyetin mahiyeti ve hükümet şekilleri tarih boyunca tartışılmıştır. "Cumhuriyet" kavramı, bu tartışmaların odak noktalarından birisidir. Şimdi bu nokta üzerinde duralım.
Cumhuriyet Arapça bir kelimedir. el-Müncid isimli lûgatta şunlara yer verilmiştir: "Cemhere: Bir araya getirme, toplama. Cumhur: Kavmin cemaati, her şeyin büyüğü, kavmin büyükleri, eşrafı, ileri gelenleri. Cumhuriyet: İdarecileri belli bir dönem için seçilen ve idaresi tevarüse (babadan oğula, mirasa) dayanmayan, ümmetin cumhurunun seçimi ile belirlenen yönetim"1 Şemseddin Sâmi Kâmus isimli eserinde cumhuriyeti şu şekilde tarif etmektedir: "seçilen bir reisin altındaki heyet."2
İslâmî kaynaklarda, âlimlerin büyük çoğunluğunun bir fikir etrafında birleştiğini ifade etmek için "cumhurun kavli böyledir" denilir. Meselâ: "Sebep nedir?" sualine cevap verilirken:
"Fâkihlerin cumhuruna göre sebep; hükmün varlığı için, Şâri (Hüküm koyucu) tarafından bir emâre olarak belirtilen mazbut ve açık bir şeydir."3 tarifi yapılır. İslâm fıkhında icma, kat'i bir delil olduğu halde, cumhurun görüşü kat'i bir delil değildir: Ancak amel edilebilecek kuvvetli bir rivayettir.
Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Benim ümmetim dalâlet (sapıklık) üzerinde ittifak etmez." buyurduğu bilinmektedir. Bir diğer hadis-i şerifte, "Mü'minlerin güzel gördüğü şey, ALLAHû Teâla (cc) katında da güzeldir."5 hükmü beyan buyurulmuştur. Bunlar, ümmetin çoğunluğu (cumhur) tarafından kabul edilen delil ile amel edilebileceğini göstermektedir.
Cumhuriyeti bir hükümet şekli olarak ele almak mümkündür. Hz. Ebû Bekir (ra)'dan itibaren siyasi yönetim, mü'minlerin bey'ati ile vücûd bulmuştur. Hz. Ömer (ra)'nin tavsiye; istişare ve bey'at sonucu hilâfet makamına geçtiği bilinmektedir. Ayrıca Resûl-i Ekrem (sav)'in, kuvvetle ve zorbalıkla insanların başına geçenleri lanetlediği sabittir 6 Bunları dikkate alan bazı müellifler; İslâm dininin "saltanatı ve babadan oğula geçen siyasi iktidar fikrini" esas almadığını izah edebilmek için, hükümet şeklini "cumhuriyet" olarak nitelendirmişlerdir. Hatta "en iyi cumhuriyet şekli İslâm'dadır" sloganını kullanan müelliflere rastlamak mümkündür. bu iddia sahiplerine göre, insanların seçme ve seçilme haklarını kabul eden her devlet (ideolojisi ne olursa olsun) "cumhuriyet" vasfını kazanır. Başta Ebu'l-Alâ Mevdûdî olmak üzere, Bediüzzaman Said-i Nursî İhvanı Müslimîn'in önde gelen âlimleri (Abdulkadir Udeh; M. Ebu Nasr, Ömer Tilmisanî vs.) bu kanaattedirler. Aynca tağutî şahlık rejimine karşı kıyam ederek, siyasî iktidarı ele geçiren şia-imamiye mezhebine mensup âyetullahlar "İran İslâm Cumhuriyetini" kurarak, aynı kanaati paylaşmışlardır.
Cumhuriyeti bir hükümet şekli olarak değil, bir hâkimiyet tezi ve ideoloji şeklinde ele almak da mümkün müdür? "Ana Britannica" isimli ansiklopedide cumhuriyet ile ilgili olarak şunlar zikredilmektedir: "Cumhuriyet, halkın doğrudan, ya da seçtiği temsilciler aracılığı ile egemenliği elinde tuttuğu yönetim biçimi. Cumhuriyet sözcüğü Arapça'da toplu durumda bulunan kavim ya da ulus anlamına gelen `cumhur'a dayanır. `Cumhuri' cumhura, yani ulusa ilişkin demektir. Latincedeki `Respublica' (Res: şey, olay, olgu ve publica: halk, kamu) sözcüğü de, devletin kamu malı olmasını, en yüksek emir verme yetkisinin kamuya ait olmasını ifade eder. Dolayısıyla `cumhuri devlet' ya da yalnızca cumhuriyet egemenliğin halka ait olduğu hükümet biçimi demektir.'s Dikkat edilirse; batıdaki respublica (cumhuriyet) kavramı, egemenliğin (hâkimiyetin) kayıtsız ve şartsız insana (halka) ait olmasını gündeme getirmektedir. Mesele bu açıdan ele alındığı zaman, islâm dini ile cumhuriyet ideolojisinin, taban tabana zıt olduğu kavranır. Zira Kur'an-ı Kerim'de, Resûl-i Ekrem (sav)'e hitaben: "İnsanlar arasında ALLAH'ın indirdiği hükümlerle hükmet!.. Sakın onların (insanların) hevâ ve heveslerine uyma!" hükmü beyan buyurulmuştur. Dolayısıyla hiç kimsenin; ALLAHû Teâla (cc)'nın hükümlerine mukabil olmak ve onların yerine geçmek üzere hüküm icad etmesi caiz olmadığı gibi, küfür ahkâmına tâbi olması da caiz değildir.. Ayrıca Resûl-i Ekrem (sav)'in: Nefsim yed-i kudretinde olan ALLAHû Teâla (cc)'ya yemin olsun ki, arzusunu İslâm'a tâbi kılmayan kimse iman etmiş olmaz.1o buyurduğu sabittir. Hâkimiyet kayıtsız ve şartsız ALLAHû Teâla (cc)'ya aittir. Molla Hüsrev: Siyerû'l-Ecnas'ta kaydedildiğine göre bir kimse başkasına küfür (ahkâmı) ile emretmek için azmeylese, sırf bu azmi sebebiyle kâfir olur. ayet bu kimse kelime-i küfrü konuşsa ve bir cemaat de o konuşanın sözünü kabul eylese, o cemaatin hepsi kâfir olur"t ı diyerek, hâkimiyet noktasındaki inceliğe işaret etmiştir.
Batı toplumlarındaki cumhuriyet (respuhlica) anlayışı, egemenliğin (hâkimiyetin) kayıtsız ve şartsız topluma ait olmasını gündeme getirir. Dolayısıyla ideolojik bir mahiyet arzeder.
İnsanların seçme ve seçilme haklarını tanıyan her devlet (ideolojisi ne olursa olsun) cumhuriyet vasfını kazanabilir mi? Kelime mânâsı olarak buna "evet" demek mümkündür. Ancak Resûl-i Ekrem (sav)'den itibaren (Hulâfa-i Raşidîn dönemi dahil) "İslâm Cumhuriyeti" kavramı hiç kullanılmamıştır. Halbuki "cumhur" kelimesi Arapça'dır. Bati da gelişen "respublica" hareketinden sonra, bu kavram gündeme girmiştir. Bu incelik gözden kaçırılmamalıdır. Müslümanlar, halkın hâkimiyetini esas alan rejimleri değil, insanların rızâsına ve şeriata dayanan hilâfet sistemini savunurlar.
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Muwahhid Seyfulislam
υѕтα üує
 
İslam'la Değişmek ve Değiştirmek için{KHİLAFAH}..!
Puan: 14
Çevrimdışı
Üye ID: 2367
Nerden: Dar'ul Ummah..!
|
 |
« Yanıtla #9 : 16 Haziran 2009, 13:18:28 » |
|
 |
|
 |
 |
Her akıl sahibi her müslüman kişi bu gün cumhuriyetin nasıl ve en şekilde uyguladıklarını görür. kelime olarak arapça bir kelime ama onun doğruluğunu göstermez kardeşim. cumhuriyet cuğunluğun hür olması çoğunluğun hükmüdür, oysa bir müslüman asla hür değildir.yada biz hürriyeti hangi manada ele alıyoruz. Bakınız nisa.65.ahzap 59.ve daha bir çok şeri nasslara. Birde bu kavram nerde kullanılşıyor bugün orası söz konusu.bu gün bu kavram yönetime verilen ad yani isimdişr. islamda ise yönetim HİLAFET nizamıdır.. bir çok bölümde bunun farziyetini gösteren deliller sonmuşr,tuk. mutezile el asam dışında hiç bir alim bunun aksini söylememiştir. mutezile ise alimler tarafından kabul görünmemektedir. Konumuza dönersek inş takip edin sonuç itibari ile aydınlanacak yeterki bizler vahye göre hareket edelim Düşüncemizi İSLAMİ AKİDEYE GÖRE.AMLLERİMİZİ İSE ŞER'İ HÜKME GÖRE DÜZENLEYELİM.
Devlet:
Bir devletin İslâmî bir devlet olabilmesi için üç şart gerçekleşmelidir:
1. Devlet, İslâmî Akîde’ye dayanmalıdır.
2. Anayasası ve bütün kanunları ve onun varlığını meydana getiren her unsur bu Akîde üzerine oturmuş olmalıdır.
3. Bütün kanaatleri, kavram ve ölçüleri İslâmî Akîdeden fışkırmalıdır.
Yoksa, sadece devletin esasının Akîdeden olması yeterli olmaz. Bu esas; varlığını oluşturan ve onu ilgilendiren büyük - küçük her şeyde temsil edilmelidir. Bu nedenle, İslâmî Akîde’den kaynaklanmadığı için, Demokrasi kavramlarına, daha doğrusu Küfür Nizamlarına devletin temelinde hiçbir zaman yer verilmez. Yine İslâmî Akîde’ye dayanmadığı için, Millîyet ve Vatan kavramları, devletin varlığında birer unsur olamazlar. Çünkü İslâmî Akîde onu reddediyor ve haram kabul ediyor. Ayrıca devlet teşkilatlarında Demokrasi mefhumu ile bakanlıklar kurulması câiz olmadığı gibi; krallık, imparatorluk veya cumhuriyet gibi bir yönetim şeklinin de bulunması câiz değildir. Çünkü bu yönetim şekilleri, İslâmî Akîde’den kaynaklanmadığı gibi, İslâmî Akîde’den fışkıran hiçbir mefhum ve hükümlere de uymamaktadır.
Dâr’a gelince;
Bir memlekette iki şart gerçekleşmedikçe, o yer Dâr-ul İslam olamaz.
1. Her bölgesine İslam Ahkâmı’nın tatbik edilerek o yer, İslam Sultası (Otoritesi) ve Hâkimiyeti altında bulunmalıdır.
2. Oranın emniyeti, güvenliği Müslümanların güç ve sultasıyla sağlanmış olmalıdır.
Anayasa’ya gelince;
Bir anayasanın, İslâmî Anayasa olabilmesi için de iki şart var olmalıdır.
1. İslâmî Akîde temeli üzerine oturmalıdır.
2. Her maddesi; ALLAH’ın Kitâbı olan Kur’an-ı Kerîm’den ve Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in Sünneti’nden veya bu ikisinin gösterdiği ölçülerden (Sahâbe İcmâı ve Kıyas) olmalıdır.
Yukarıda zikredilenlerin ışığı altında, bu Anayasa Taslağı hakkındaki görüşlerimizi arz edelim. Ancak ayrı ayrı bölümlere, bend ve şıklarına geçmeden önce, bu anayasa taslağını, incelemekle vardığımız neticeyi açıklamakta yarar görüyoruz: Her şeyden önce bu taslağı hazırlayan kimse bunun; bütün Müslümanları kapsayan İslâmî bir devletin anayasasını hazırladığını adeta hiç düşünmemiştir. Yine bu taslağı hazırlayan, bu anayasanın küfür nizamları altında ezilen bütün Müslümanları birleştirecek, onların yaşadıkları bütün İslam memleketlerini tek bir parça haline getirecek, hepsini kaynaştırarak tek bir Devlet yapacak ve bütün Müslümanların Halîfesi olacak bir başkanın hükmüyle idâre edilecek İslâmî bir Devletin anayasası olacağını hiçbir zaman aklından dahi geçirmemiştir.
Yine bu anayasayı hazırlayan kimse, bunu; İslam Devleti’nin anayasası olarak hazırlayacağı yerde, Kavmi (Millîyetçi) bir devletin yani İran Devleti’nin anayasası olarak hazırlamıştır. Bunun için anayasada geçen bir çok ibârede bu anayasanın İran Cumhuriyeti’nin anayasası olduğu, Devlet başkanının, bakanların ve meclis üyelerinin İranlı olmalarının şart olduğunu ifade ediyor. İranlı olma şartını her bölümde ve birçok maddede belirtmeye gayret etmiş, devletin bayrağını İran Bayrağı ve yazı ve haberleşmede Farsça’yı resmî dil olarak kabul etmiştir. Bütün bunlardan anlaşıldığı gibi bu anayasa, İslâmî bir Devletin değil, aksine bir kavmin anayasası olarak görülmüştür. Çünkü İslâmî bir anayasa, kavmi hiçbir ibâre taşımayacağı gibi, bütün maddeleri Şer’î hükümlerden olur. Aynı zamanda böyle bir anayasa, bir cemaate veya gruba değil, bütün Müslümanlara şamil olur. Devam edecek inş..
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
Puan: 156
Çevrimdışı
Üye ID: 702
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #11 : 16 Haziran 2009, 15:26:24 » |
|
 |
|
 |
 |
kardeş son yazına baktım.
değerli kardeşim, can kardeşim...bence bunlara bakarak eleştirmeye çalışmayalım.başka şeylerle islami hizmetimizi bence yapalım.şu anayasa maddelerinden sonraki yazıların hepsi size mi ayit bilmiyorum.ama onlar doğrultusunda yazalım... islamda millet kavramı vardır. vatan da.bu kavramlar hakkındaki subjettif yorumlar, bu kavramları haram kılmaz.islamın bu kavramları yasakladığına dair ayet getirebileceğinizi zannetmiyorum.getirirseniz sevinirim.
bu anayasa tüm müslümanları kapsamıyor diyorsunuz.halbuki yukardaki anayasa maddesi iran anayassının diğer müslümanları kapsadığını ap açık ortaya koyar.ben inanıyorum farketmediniz o maddeyi....
biz yıllarca şianın tüm kısımlarına sapık derken... biz yıllarca şianaın tüm kısımlarına rafizi derken.. biz yıllarca irandaki şiaları reddederken..bu anayasayı hazırlamada büyük emeği geçen imam humeyni, tüm sunnileri kardeş dedi bağrına bastı ve kurduğu islam iran islam cumhuriyetinin tüm müslümanları kapsadığını ap açık şu sözleri ile ifade etti:
"BU BİR ŞİA DEVRİMİ DEĞİLDİR.BU TÜM İSLAM ALEMİNİN BİR DEVRİMİDİR." bu cümle yazdığınız yorumlarda biraz daha vicdani muhasebeye bizi götürüyor...anayasalar , ana kelimesi ile genel ve kapsamlı ve çok manaları kapsadığını ortaya koyar.bundan dolayı anayasaya bakıp.direk peşin hükümler bizi çok inciitir.imam humeyninin sözü yeterlidir.
biz onları kabul etmezken.onların bizi kabul etmeyişini nasıl eleştiririz.. biz onlara sapık derken, onların bizi dost görmelerini nasıl bekleriz...
bakın ama imam humeyni bunca eleştiriye rağmen.sunnilerin de değil, şiaların da değil tüm islam ümmetinin devrimidir demiştir.
bu gün iran inancı için çabaladı ve bedeller ödedi.çok kişinin bedeni biçildi, kanlar döküldü ve bu seviyeye geldiler.buna da şükür.peki biz ne yaparak nerelere kadar geldik de, onca fedakarlık yapanlara taş vurmak için çalışırız....
incitici olduysam özür dilerim..kardeşlik zamanı...yeter bu kadar.geçmişten ders almalıyız...
esselamu aleykum ve rahmetullah |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
 "vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır. filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
|
|
|
Muwahhid Seyfulislam
υѕтα üує
 
İslam'la Değişmek ve Değiştirmek için{KHİLAFAH}..!
Puan: 14
Çevrimdışı
Üye ID: 2367
Nerden: Dar'ul Ummah..!
|
 |
« Yanıtla #12 : 16 Haziran 2009, 20:22:46 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
Muwahhid Seyfulislam
υѕтα üує
 
İslam'la Değişmek ve Değiştirmek için{KHİLAFAH}..!
Puan: 14
Çevrimdışı
Üye ID: 2367
Nerden: Dar'ul Ummah..!
|
 |
« Yanıtla #14 : 16 Haziran 2009, 20:55:37 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Muwahhid Seyfulislam
υѕтα üує
 
İslam'la Değişmek ve Değiştirmek için{KHİLAFAH}..!
Puan: 14
Çevrimdışı
Üye ID: 2367
Nerden: Dar'ul Ummah..!
|
 |
« Yanıtla #15 : 16 Haziran 2009, 21:00:28 » |
|
 |
|
 |
 |
Konunun devamı.!Evet, bu Anayasa Taslağı'nı hazırlayan zat, İslam Akidesi'ni temel olarak almayı düşünmediği için haliyle maddeleri de İslam Akidesi'nden kaynaklanmamıştır. Bundan dolayı, bu maddeler ALLAH'ın Kitabı ve Rasulü(s.a.v.)'nün Sünneti'nden alınmamıştır. Ancak bazı maddelerde İran'da resmi dinin İslam olduğu ifade ediliyor. Bazı maddeleri de Tevhid Nizamına, İslam ahlak ve Manasına işaret ediyor. Fakat anayasayı hazırlayan zat; Batı'da ve Amerika'daki Kanun çıkartma, Hakimiyet ve Kanun uygulama yetkilerini millete veren, halkı tek yetki kaynağı kabul eden Batı Demokrasisi mefhumunu düşünerek bu anayasayı hazırlamıştır ki, Batı'daki tüm anayasalar, bu temel esasa göre hazırlanırlar. Onlara göre bütün yetki, milletindir.
Halbuki, İslam, Demokrasi kavramını, küfür kavramı olarak kabul etmektedir. Ona dayanan tüm anayasaları ve anayasa hükümlerini küfür kabul etmektedir. Çünkü bunlar, İslam Akidesi'nden alınmadığı gibi, Kitab ve Sünnet'ten de kaynaklanmamışlardır. Bunlar; beşeri yani insanın yaptığı kanunlardır. Durum böyle iken, Anayasa Taslağı'nı hazırlayan bu şahsın, Demokrasinin bu mefhumundan, ondan kaynaklanan anayasalardan, Batı'nın kanun ve nizamlarından ilham alarak bunları hazırladığını, bu Anayasa Taslağı'nın hemen hemen bütün maddelerinde görmek mümkündür. Bu zat, çalışmalarında, ne İslam Akidesi'ne ne de İslami Hükümlere; Birinci bölümde Genel Esaslar kısmındaki bazı maddeleriyle, İkinci bölümdeki İslami Hükümlerin uygulanmasında herhangi bir değer taşımayan " İran'ın resmi dini İslam'dır " ifadesinden başka, bu bölümlerde İslam'dan hiçbir şeye yer vermemiştir.
Anayasa Taslağı'nı hazırlayan bu zat, yönetim nizamını ve devlet başkanı, bakanlar, şura meclisi, kaza (yargı) ve ordudan meydana gelmiş devlet teşkilatını izah etmiş ve devlet şeklini de Batı kanunlarından ilham almak suretiyle ortaya koymuştur. Devlet başkanının yetkileri ile bakanlar ve şura meclisinin bütün yetkileri, İslam Akidesi'nde kaynaklanan, ALLAH'ın Kitabı ve Rasulü(s.a.v.)'nün Sünneti'nden alınmış şer'i hükümlerin belirledikleri yetkiler olmayıp, Batı Demokrasisine ait kavramların belirlediği yetkilerdir.
Anayasa Taslağı, eğitim ve öğretimin eşit bir şekilde bütün insanlara devlet tarafından yaygın hale getirilmesinin, devletin görevleri arasında olduğunu belirtirken, devletin gereğine göre hareket edeceği eğitime ait herhangi bir siyasi görüş ortaya koymadığı eğitim programının esasını beyan etmediği gibi, eğitim gaye ve programına da herhangi bir açıklık getirmemiştir. Halbuki bütün insanların belirli bir şekilde, istifade etmeleri için bu konuda açık bir siyasetin, benimsenmesi şarttır. Ayrıca bu Anayasa Taslağında bazı maddeler iktisadi ve mali konulara değiniyorsa da yine devletin tatbik etmesi gerekli olan iktisadi nizamın çeşidini izah etmemiştir. Uygulanacak iktisadi nizamın İslami, Kapitalist veya Komünist bir iktisadi nizam olacağına dair, herhangi bir açıklık getirilmemiştir. Oysa bu hususun da bütün açıklığıyla izah edilmesi vacibtir. Anayasada kullanılan ifadeler dikkatle hazırlanmamış, kanuni ifadeler de eksiklikler görülmektedir. İzahı yapılmayan bir takım genel ifadeler kullanılmıştır. Özellikle Birinci Bölümün Genel Esaslar konusunda, kastedilen ve arzulanan anlama işaret etmesi için, bütün kanun terim ve ifadelerin açık ve aşikar olması gerekirken, buna uyulmadığını görüyoruz. Metinde kullanılan kelimelerin izahlarının yapılmayışı ve kanuni ifadelere gerekli dikkatin verilmeyişi acaba Farsça olan asıl metinde var mıdır yoksa sadece Arapça metinde mi mevcuttur ? bilmiyoruz. Devam edecek inş. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
Puan: 156
Çevrimdışı
Üye ID: 702
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #16 : 17 Haziran 2009, 12:04:43 » |
|
 |
|
 |
 |

ya kerim , ya azim, ya rahim , ya rahman , ya ALLAH....
hadis i şerifte ; “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçek manada iman etmiş olamazsınız.”
hz ebu zer (r.a) efendimiz hz bilal efendimize, hatırladığım kadarıyla siyah kadının oğlu demişti. hz bilal efendimizin o nazenin ince yüreği ,dayanamaz ve peygamber efendimize durumu anlatır.Peygamberimiz son derece kızar ve Ebu Zerr'e şunları söyler: "Ey Ebu Zerr! Sen Bilali, annesinin renginden dolayı ayıplamışsın öyle mi? Demek ki sen hâlâ cahiliye zihniyeti taşıyorsun!" yanlız yaşayan , yanlız dolaşan ve yanlız ölen hz ebu zer efendimiz (r.a) yere yüzünü dayar hz bilal efendimizden basmasını ister....ve yücelir, ebu zer efendimiz yanağını yere dayamakla...yanağını yere eğdikçe yücelir makamı...
İmamı Azam, Hz. Peygamber dışında eleştiri üstü insan kabul etmiyor.
değerli abim, anayasa , geneldir.çok geniştir.bunlar dar anlamlı değildir...siz yukarda yazdınız.ben de o islam devrimin liderinin , sözünü ekledim.o anayasadaki maddeler i açıklayan tüzükler hazırlanır.ve ben de size anayasayı daha iyi anlamamız için, imam humeyninin cümlesini yazdım.
ama illem diyorsunuz ki, tek bir tane dahi yanlış bulsam bana yeterli.değerli abim.istediğin oysa onu çok rahat yaparsın.ben de sana yardım ederim eğer derdiniz o ise.hatta daha fazlasını yazabilirim...
imam ı azam efendimiz ne güzel buyurmuştur.halifeler döneminde dahi hatalar oldu.onların dahi uyguladıkları bazı kararlar hatalı olmuştur.ama olmuştur yani, tek tük de olsa.şimdi ne yapalım onlar peygamber midir? yok.şia nın çok kolları var.imam humeyni çok akıllı idi.ve inan şianın geneli içinde hurafeler çoktur.ve imam humeyni çoğu hurafeyi yıktı.ve bir sürü farklı şia fikrinin birbirine dolandığı bir dönemde devrim oldu.imam humeyniye kızıyorlardı bazıları,sen bizi sunni yapmaya çalışıyorsun şeklinde.hayla da iranın bir kısmında bu hurafeler var.dikkat ederseniz lübnan hizbullah ının ruhani lideri ayetullah muhammed hüseyin fadlallah ve imam hameney yüze bele zinciğr vurulmasını hoş olmadığını açıklıyor...çok fazla karmaşıklığın yaşandığı bir dönemde ve bazı yönlerden de biz sunnilerden(eğer olabildikse) farklı yönleri birileri devrim yapmış ve bügün çok farklı bir anlayışla sünnilere kucak açmış...raşit halifelerin dahi yönetimde hataları olduysa, böyle bir devirde yapılmış bir yönetim şeklindeki bazı hatalarla bir yere varamayız.inanın eğer iran ırkçı, subjektif yorumlanan milliyetçilikle yola koyulsaydı, sunnilerden daha çok filistine yardım etmezdi.iran mazlumlara yardım etmemiş demeyin.çünkü şeyh ahmed yasin (ALLAH rahmet eylesin) irana gitmişti ve yeni hapishaneden çıkmış olsa gerek.orda konuşma yapmıştı...ve sürekli direnişçi sunni mazlumlarla iran arasında en eskilerden beri bir yardımlaşma olmuştur.gözümüzle görmediğimiz için yardım yoktur diyemeyiz...bazı şeylerde islamın maslahatı için dünyanın dürbünlerine yakalanmasın diye görünürde değilse bunu normal karşılamalıyız..
aklımızı göremediğimiz için red edemeyiz.melekleri ALLAH ı görmediğimiz için red etmek ne kadar mantıklı olur...
eğer iranın anayasal düzenini, bir kaç yanlış ile, red ediyorsak.halifeleri de reddetmeliyiz.ne kadar doğru olur.hz adem efendimizin cennetten yeryüzüne gönderildiğini unuttuk mu?
olsun bazı hatalar ,ki acziyetimizi görelim... olsun ki bazı hatalar yalvarmayı bilelim...
vahdet kurmayı bilecek halifeliği savunan kişi . islamın maslahatı için bunu yapmalı.
bizler farklı yönlerimiz hatalarımız da olsa kardeşiz.
subjektif yorumlar demiştim.türkiye cumhuriyeti anayasasında var olan kavramlara yapılan yorumlar, tüm dünyadaki aynı kavramlara aynı manayı yüklememiz için ölçü değildir olamaz.çünkü 1982 tcf anayasasında olsa gerek.orda atatürk milliyetçiliğinden bahsetmiş.yanılıyor da olabilirim.1962 anayasasında da olabilir.çünkü anaysadaki cumhurtiyet ile ilgili yorumlara , sosyal , demokrat , insanhaklarına saygılı(veya dayalı) ilkeleri eklenmiş...ti.bu anayasalarda cumhuriyetin nitelikleri şöyle zikredilir:
demokratik, laik, insan haklarına dayalı(saygılı da olabilir) , sosyal akılcı vs....gidiyor..
şimdi tc anayasasında laik kavramı ve yorumlanış tarzı ile, fransa daki laik tanımı farklı yapılır.bakın hep kişiye bağlı yorumlar yapılıyor.laikin asıl manası da kişi ve din özgürlüğüne saygı duymasıdır şeklinde yorumlar vardır.ama bizde laik böyle değildir.bakın anayasalardan anayasalara hep kavramlara farklı manalar verilmiş.tc deki milliyetçilik tanımı tc anayasasınd ayapılır ve şunu da eklerler: atatürk milliyetçiliği subjektiftir.(yani kişisel mana yüklenmiştir) bu ise, asıl millet ve milliyetçilik kavramına yüklenen objektif manayı yok etmez.millet aynı dine sahip olanlar demektir.hz ibrahim aleyhisselamın milleti deriz....
bu yazdıklarımdan da anlaşıldığı gibi tc deki cumhuriyet ve milliyetçilik tanımları ile, diğer anayasalara bakmayalım inşALLAH...
MUVAHHİD KARDEŞİM SİZİ SEVİYORUM İNŞALLAH.ALLAH İÇİN KURAN İÇİN, SİZİ SEVİYORUZ İNŞALLAH....VALLAH BU KONULARDA ÇOK KONUŞTUK ŞAHSEN YORULDUM...
YUKARDA HZ ebuzer efendimiz ve hz bilal efendimizin örneğini verdim.çünkü bizim, sizin birbirimize veya başkalarına karşı hatalarımız olabilir.hz bilal efendimiz de hz ebu zer efendimizin bu davranışı karşısında; hayır senin bu başın(yüzün) basılmaya değil , öpülmeye layıktır.
esselamu aleykum ve rahmetullah....
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
 "vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır. filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
|
|
|
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 281
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #17 : 17 Haziran 2009, 12:28:33 » |
|
 |
|
 |
 |
müsadenizle bir hikaye paylaşmak istiyorum.....
eskiden değirmen taşları şöyle dönermiş,değirmen taşı ineklere bağlanırmış,ineklerin önüne ağızlarının ulaşamayacağı şekilde yem bırakılırmış(bu yemler yuvarlak bir daire şeklinde bırakılırmış ve inekler o dairenin çizgisinde etraflarında dönermiş),inekler yeme ulaşmak için hareket edip çaba gösterince taş hareketlenir,taş dönünce değirmen çalışır,değirmenci buğday vb şeyleri içine atıp öğütürmüş..büylece hem değirmen çalışır,hem değirmenci kazanırmış,iş bitince çok yorulan ineklerin önüne biraz yem bırakılırmış,hak ettiği görevi yaptığı için onada yemi verilmiş,ama ineğin yaptığı bununla bitmiyor kardeşlerim,herne kadar değirmencinin işini yapıyorsada,zamanı gelip işi bitince ve iş yapamaz duruma gelince,süt veremez duruma gelince,kesip etinden ve derisindende faydalanılıyor...zavallı inek her halukarda hizmet ediyor,dirisi ve ölüsüde fayda veriyor....
şimdi bu hikayenin konumuzla ne alakası var diyeceksiniz haklı olarak,alakası olmayabilir ama merak ettim biz bu hikayenin neresindeyiz,ümmet olarak biz burada hangi roldeyiz?değirmenmiyiz?değirmencimiyiz?yemmiyiz?buğdaymıyız?inekmiyiz?...
konuyu böldüğüm için özür dilerim,hakkınızı helal ediniz selam ve dua ile.. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|
Muwahhid Seyfulislam
υѕтα üує
 
İslam'la Değişmek ve Değiştirmek için{KHİLAFAH}..!
Puan: 14
Çevrimdışı
Üye ID: 2367
Nerden: Dar'ul Ummah..!
|
 |
« Yanıtla #18 : 17 Haziran 2009, 20:46:51 » |
|
 |
|
 |
 |
Ve aaleykum selam ve rahmetullah. kerim kardeşim abbas,bir birimizi sevmek akidemizin gereğidir.onda şüphe olmasın.. müslüman kişi islami beldelere bir göz attığı zaman şunu net ve apaçık görecektir. hangi ülkede ALLAH'ın indirdiği ile hükmediliyor? hükmediliyorsa bu zilllet sefalet,neden peki. meselemiz sadece iranda değil bütün beşeri sistemlerdir. siz ısrarla bunu anlamk istemiyorsunuz kardeşim. benim derdim ne sunni nede şii dir biz hatadan ziyade küfür yönetimlerden bahsediyoruz.. bunlar gayet açık değilmi kardeşim.. benim bir tane dahi hata dediğim budur. kardeşim islami bir bakış açısı ile konuları ele alalım.. sıradan bi şeyen bahsetmiyoruz. yönetimden bahsediyoruz.toplumu idare edecek yönetimen bahsediyoruz. ilahi kelimetullahı hayata hakim kılacak yönetimen bahsediyoruz. siz bunları irandamı görüyorsunuz. yardım malimi olur kardeşim? namus şeref izzet kaldımı gazzede,ebu gureypde.guantanamoda.fellucede. alın size iran yönetmi,gülünçtür kardeşim inanın. yardım böyle olmaz kardeşim,devlet diyoruz iran için, nükleer silahları ile olan iran. yoksa ordusu yokmu idi.bu sadece iran için değil bütün islami beldelerdeki olan hain idareci ve yönetimler için geçerlidir.nasılda döndürülüyorlar.. ve aşağıda iranın anayasa maddelerini ele alacam kardeşim.. hepsini islam akidesine götürün ondan sonra konuşalım inş. BU AŞAĞIDAKİ YAZILAR O DÖNEMDE İRANIN YÖNETİCİLERİNE BİR NASİHATTİR. Baştada bunu izah etmiştik..
BİRİNCİ BÖLÜM
Madde 1 : İran'da yönetim şekli İslami cumhuriyettir,
Daha önce yukarıda belirttiğimiz gibi, Cumhuriyete dayalı yönetim nizamı, İslam'daki yönetim nizamı gibi değildir. Onun yönetim sistemi, demokrasideki yönetim sistemlerinden biridir. İster bu cumhuriyet Amerika'daki gibi, bütün yetkilerin başkanda toplandığı bir cumhuriyet isterse Batı Almanya cumhuriyetinde olduğu gibi, bütün yetkilerin başbakana ait olduğu parlamenter bir cumhuriyet olsun, cumhuriyetin bu her iki şekli de hakimiyet ve kanun çıkartma hakkını, sadece millete / halka veren Demokratik nizamlardan biridir. Bunun için devlet başkanı, belli bir zaman için halk tarafından seçilir. Seçilen bu devlet başkanı halka karşı sorumludur Halk onu seçme yetkisine sahip olduğu gibi, görevinden alma yetkisine de sahiptir. Devlet başkanı halkın görüşlerine bağlıdır. Meclisin çıkarttığı kanunlara göre uygulama yapmak zorundadır. Çünkü kanun çıkarma hakkı sadece halka aittir. Bu hak, milletvekilleri tarafından temsil edilir.
Halbuki, İslam'da Yönetim Nizamı böyle değildir. İslam'da ALLAH'ın Kitabı ve Rasulü(s.a.v.)nün Sünneti'ni hakem kabul etmek suretiyle, Ümmetten Ehl-i Hal ve'l Akd'ın Biatlarıyla seçilen Halife'nin belli bir zaman sınırlaması olmaksızın yönetime geçtiği Hilafet Nizamı'dır. Kendisine verilen görevi yapacak güçte olduğu ve ALLAH'ın hükümlerini tatbik etmeye devam ettiği müddetçe halife olarak ümmetin başında kalır. Kendisi seçerek idareye getiren Ümmet halifeyi görevinden alma yetkisine sahip değildir. Halife ümmetin görüşüne değil ALLAH'ın Kitabı ve Rasulü'nün Sünnetine bağlıdır. Çünkü İslam'da Hakimiyet milletin değil Şeriatındır. Bundan dolayı ümmet kanun yapma yetkisine sahip değildir. Kanun koyan ancak ALLAH'tır. Şeriat Ümmete insanları idare eme yetkisi vermiştir. Ümmet bu yetkisini yerine getirecek herhangi bir kişiyi tayin eder. Daha sonra seçilmekle vekil tayin edilen bu kişiye biat eder. Ümmetin biatını almış olan bu kimse, aynı zamanda Ümmetin işlerin yürütmek ve ümmeti yönetme yetkisini de almış olur.
Halife'nin uygulamalarının ALLAH'ın Kitabı ve Rasulü(s.a.v.)nün Sünneti'nden alınmış Şer'i Hükme uygun olması şarttır. Bunun için cumhuriyet, İslami olmadığı gibi, İslam Akidesi'nden kaynaklanmamış ve Kitab ile Sünnet'ten alınmamıştır. Cumhuriyet, küfür nizamı olan Batı Demokrasisinden alınmıştır. Bunun için İslam Devleti'nin cumhuriyeti alması kesinlikle caiz değildir. Bundan dolayı sizi, bu görüşü kabul edip, anayasada bunu uygulamaya koymaya, nizamın cumhuriyet nizamı olduğunu ifade eden her maddeyi anayasadan çıkarmaya davet ediyoruz.
Madde 2 : İran İslam Cumhuriyetinin nizamı, temel İslam Kültürü, ahlak ve devriminin dayandığı tevhidi bir nizamdır. Bu nizam insan fazilet ve değerlerinin, kendi nefsine karşı mesuliyetlerinin dayandığı bir nizamdır.
Bu maddede de, İslam ile bağdaşmayan veya bağdaşan birçok yorumlara müsait ve açık genel lafızlar yer almaktadır. Bu lafızlar incelenip, seçilmiş değildir. Bu maddenin yerine aşağıdaki ifadenin konulması daha uygundur :
"Devletin dayandığı nizam, İslam Akidesi'nden kaynaklanan, ALLAH'ın Kitabı ve Rasulü(s.a.v.)'nün Sünneti'nden ve her ikisinin gösterdiği (Sahabe İcmaı ve Kıyas) esaslardan alınmış olan İslam Nizamıdır."
Bununla Nizam, herhangi başka bir şeyle karıştırılma ihtimalinden uzak olarak ince bir tarif ile belirlenmiş ve Nizamın sadece İslam Nizamı olduğu anlaşılmış olur. Fakat bu taslakta geçen metin; hiçbir şekilde, ALLAH'ın Kitabı ve Rasulü(s.a.v.)nün Sünneti'nden alınmış, İslam Akidesi'nden kaynaklanan İslam Nizamı manasını içermemektedir. Bunun için,eğer Devleti İslami bir devlet haline getirmek niyetinde iseniz, sizi bu maddenin yerine size takdim ettiğimiz bu ibareyi koymaya çağırıyoruz.
Madde 3 : Kamuoyu(Millet), yönetimin esasıdır.
Bu ifadeye karşı biz de diyoruz ki; "İslami yönetimin esası, İslam Akidesi'dir." Şöyle ki; yönetim veya yönetim teşkilatlarını ilgilendiren her şeyin esasını İslam Akidesi meydana getirir. Aynı zamanda bu Akide, anayasa ve devletteki diğer kanunların da esasını oluşturur. Yönetimde, onun teşkilatlarında, anayasada ve kanunlarla ilgili bütün hususlarda, İslam Akidesi'nden kaynaklanmayan hiç bir şeye kesinlikle müsaade edilmez.
Bunun için, İslam'da kamuoyu, yönetimin veya idarenin esası değildir. Olsa olsa Batı demokrasilerinde esas olarak kabul edilir ki, bunlar da zaten küfür nizamlarıdır.
Madde 4 : Tevhid toplumunun yapısı için, maneviyat ve İslam Ahlakı; İktisadi, İctimai ve Siyasi ilişkilerin esası kabul edilir.
Bu ifade karşısında biz de diyoruz ki; "Toplum; Fikir, Mefhum, Duygu (ortak değerler) ve belirli ölçülere (bir nizama) uygun olarak, aralarında muayyen ilişkilerin bulunduğu insan topluluğudur." İslami bir toplumun inşası için, İslami Fikir, Mefhum, Duygu ve Nizam'ın tatbik safhasına konulması zorunludur. Bu da ancak, bütün nizamı İslam Akidesi'ne dayandırmak, insanları idare eden fikir ve hükümleri İslami Fikir ve Hükümler olarak tatbik safhasına koymakla olur. İslam Toplumu, ancak ve ancak bununla oluşur. Bu maddenin buna göre, ifade edilmesi şarttır.
Madde 5 : Hürriyet (özgürlük) ve Bağımsızlık anlamlarını birbirine bağlayan bu maddeye gelince;
Bize göre İslam'da özgürlük, kulluğun zıttıdır. Yoksa bugünün tabiriyle ifade edilen hürriyetler demek değildir. Zira bugün ifade edilen hürriyet; Batılı küfür nizamlarına ait kavramlardan biridir. İnanç özgürlüğü, Düşünce özgürlüğü, şahsi (özel hayatta) özgürlük ve mülk edinme özgürlüğü ve bunlar gibi olan tüm hürriyetler, İslam ile çelişen küfür nizamlarına ait tabirlerdendir. Oysa her müslüman, Akidesinin gereği olarak, Şer'i Hükümlere bağlıdır. Mesela, İslam'dan vazgeçen mürtedler öldürülür. Müslüman hem şahsi hem de siyasi hayatında, Şer'i Hükümlere bağlı olduğu gibi, mülkiyetin (mal ve servetin) kazanılması ve harcanması hususunda da Şer'i Hükümlere bağlıdır. O halde Batı Demokrasisinden çıkan özgürlük veya hürriyet kavramları İslam'da yoktur ve bunları kabul etmek haramdır. Gayri-müslimler inançlarını terk etmelerinden ötürü kınanamazlar. İnançlarının gerektirdiği şekilde ibadet etme hakkına sahiptirler. İbadet, yeme, içme, giyinme, evlenme ve boşanmalarını dinlerinin esaslarına göre ve İslam'ın izin verdiği ölçüler çerçevesinde yapabilirler. Buna göre özgürlük (hürriyet) kavramı İslam'dan değildir. Bu taslağı hazırlayan kimse bu tabiri, küfür olan Batı demokrasisinden ilham alarak kullanmıştır.Devam edecek.. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Muwahhid Seyfulislam
υѕтα üує
 
İslam'la Değişmek ve Değiştirmek için{KHİLAFAH}..!
Puan: 14
Çevrimdışı
Üye ID: 2367
Nerden: Dar'ul Ummah..!
|
 |
« Yanıtla #19 : 19 Haziran 2009, 02:43:33 » |
|
 |
|
 |
 |
Konu'nun devamı.. Madde 6 : İran İslam Cumhuriyeti, içişlerinde başka ümmetlere herhangi bir baskı yapılmasına karşı çıkar.
Buna karşı bizim görüşümüz ise, şudur : Bu ibareden anlaşıldığına göre, bu anayasayı hazırlayan zat, Diplomasi ve Cihad yollarıyla, İslam Daveti'ni tüm dünyaya tebliğ ederek, İslam Dünyası'nda bulunan kafirlerin müslümanlar üzerindeki baskılarını yok edip, müslümanları tek bir devlet çatısı altında toplamaya mecbur olacak olan bir İslam Devleti'nin anayasasını hazırladığını hiçbir zaman düşünmemiştir. Yoksa, bir İslam Devleti'nin anayasasını hazırlayan kimse, bütün dünyayı hedef almış olsaydı, bütün dünyadan sorumlu olduğu için, böyle bir ifade kesinlikle aklına gelemezdi.
Madde 10 : İran İslam Cumhuriyeti, bütün insanlara eğitim ve öğretim imkanlarını hazırlar.
Evet, böyle deniliyor fakat, hazırlayacağı eğitim ve öğretimin ne olacağı açıkça gösterilmiyor. Bütün insan ve toplumların eğitilmesi, devletin temel ve en önemli işlerinden olduğu halde, eğitim siyaseti ile ilgili olarak herhangi bir özel bölüm ayrılmamış ve bu eğitim / öğretimin nasıl olacağının ayrıntıları hiçbir şekilde verilmemiştir. Halbuki, anayasada eğitim programının dayandığı esasın, İslam Akidesi olduğu açıkça belirtilmeliydi. Aynı zamanda, Eğitim Siyaseti'nin İslami Düşünce ve İslami Şahsiyeti oluşturduğunu, bundan dolayı eğitim ve öğretimin bu siyaset esasına dayandırılacağı da açıkça ortaya konulmalıydı. Çünkü eğitimin hedefi; İslami bir Şahsiyet meydana getirmek, hayata İslami Fikir ile bakılmasını sağlamak ve hayatın işlerinde lazım olan bilgi ve beceriyi kazandırmaktır. Eğitim her döneminde, İslami Kültür'ün verilmesi, bu kültürün zaman ve sayı bakımından, bütün devlet okullarında diğer ilimlerle eşit olarak yapılması gerekir. İslam Devleti'nin her bölgesinde eğitim programı tektir. Devletin belirleyip yürürlüğe koyduğu programdan başka hiçbir programa yer verilmez ve bütün yabancı okullar yasaklanır.
İKİNCİ BÖLÜM
Madde 13 : İran'ın resmi dini İslam'dır. Mezhebi Caferi'dir.
Resmi dinin İslam olduğu ifadesi; Mısır, Irak, Ürdün ve diğer Arap devletlerinin anayasalarında da vardır. Oysa bu anayasalar, dini hayattan ayırma esasına (laikliğe) dayanan Batı anayasalarından alınmış anayasalardır. Bu anayasalar İslam'ı; devlet ve hayattan, insanların işlerini idare etmekle ilgili bütün nizamlardan ayırmakla kalmamış, ayrıca, iktisadi, ictimai ve dış siyasette İslam'ın insanlarla ilişkisini kestiği gibi, mahkemelerde tatbik edilen kanunlarda bile, bu alakayı ortadan kaldırmışlardır. Bazı memleketler hariç, diğer bütün memleketlerde Batı'nın Medeni Kanunları uygulanmaktadır. Ancak bazı beldelerdeki mahkemelerde, İslam'ın bazı cezaları tatbik edilmektedir. Resmi din İslam'dır demek, herhangi bir şey ifade etmediği gibi, Cuma ve Bayram günlerini tatil ilan etmek, Oruç ve Hacc zamanlarını ilan etmekten başka herhangi bir işe yaramamaktadır. Zaten bu Anayasa Taslağı'nı hazırlayan zatın gayesi de budur ! Bunun için anayasanın bütün bölümleri, İslam Hükümleri'nden değil, Batı'nın kanun ve anayasalarından alınmıştır. Eğer bu Anayasa Taslağı'nı hazırlayan zatın amacı İslam Devleti için İslami bir Anayasa hazırlamak olmuş olsaydı; devletin, anayasanın ve diğer tüm kanunların esasını, İslam Akidesi'nin oluşturduğunu apaçık bir şekilde beyan ederdi. Buna göre; "Devletin kuruluşunda veya teşkilatında İslam Akidesi'ni esas almayan veya onunla ilgili İslam Akidesi'nden kaynaklanmayan herhangi bir hususa; anayasa ve kanunların hiçbir yerinde kesinlikle yer verilemez !" ibaresini anayasanıza koymanızı sizden istiyor ve sizi, bu ibare ile çelişen bütün ifadeleri; anayasanızın tamamının silinmesine yol açsa dahi, hemen metinden çıkartmaya, her maddesinin İslam Akidesi'ne dayanan ve ALLAH'ın Kitabı ile Rasulü(s.a.v.)nün Sünneti'nden ve her ikisinden çıkan Sahabe İcmaı ve Kıyas'tan kaynaklanan Şer'i Hükümler haline gelmesi için yeni düzenlemeler yapmaya çağırıyoruz. Sadece bu şekilde devlet, İslami bir Devlet haline gelebilir. Eğer siz bunu yapmaz iseniz, devletiniz; adı İslam Devleti olan, gerçekte ise, İslam bir Devlet olmaktan çok uzak bir devlet olarak varlığını sürdürür.
Mezhebin, Caferi mezhebi olduğu ibaresine gelince; Böyle bir ibarenin orada yer alması devletin, İran Kavmine ait bir devlet, mezhebinin de Caferi / Şii bir mezhep olduğunu ifade ediyor. Böylece onun bütün müslümanlara ait bir İslam Devleti olmadığı anlaşılmış bulunuyor. Halbuki, Vacib olan şey, İslami bir Devletin herhangi bir mezhep zikredilmeksizin, sadece İslam'a dayalı bir devlet olduğu belirtilmeliydi. İslami olduğu iddia edilen bu devlet, mezhep yerine İslam'a dayandırılmalıydı. İslami bir devlette Halife, Veraset veya Mezhep taassubuyla hareket etmeyerek, hangi mezhebin Şer'i delili kuvvetli ise, o mezhebin delilini benimser. İşte bu şekilde yapılacak olan bir hareket ümmeti, mezhep taassupluğundan ve kavmi (milliyetçi) parçalanmadan kurtarırdı. Bundan dolayı anayasanın herhangi bir yerinde, milliyetçi veya mezhebçi bir devlet anlayışını simgeleyen her türlü ifadeden uzak durmak vacibtir. "Şahsi haller ile Dini Eğitim ve Terbiye hususunda her müslüman, İran'ın her yerinde bağlı bulunduğu mezhebe göre amel eder." anlamındaki bir ifade müslümanları bir araya toplayacağı yerde, onları birbirinden ayırıyor. Çünkü müslümanlar, diğer insanlardan farklı olarak tek bir Ümmettirler. Halife veya imamın kabul ettiği hususlara bütün müslümanların itaat etmeleri vacibtir. Bunun için bütün müslümanların tek bir potada eriyip, tek bir ümmet olabilmelerini sağlamak için, onlara ait kanun, eğitim ve terbiyenin de aynı olması zorunludur. Devam edecek..
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|