Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 248
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« : 28 Mayıs 2010, 10:54:01 » |
|
 |
|
 |
 |
haberleri gezerken tewafuken sıtkı zilanın bu yazılarını gördüm...farklı bir bakış açısıyla bakmak adına paylaşmayı istedim,yanlız şimdiden süyleyeyim,sonuçta bu yazarın kendi görüşüdür,hatalı olduğu yerler,yanıldığı yerler,abarttığı yerler,yeryer iftira vb durumlarla karşılaşılabilir ama dediğim gibi farklı bir bakışla okumak ve bakmak adına okunması gerekir,eleştirilecek ve alınacak yerleri olan bir yazı....
Sıdkı Zilan / Hukukçu / YazarHizbullah'ın Geleceği - 130 Nisan 2010 Cuma 12:23 Mustazaf-Der'in Kapatılamsı ve Hizbullah'ın Geleceği – 1 
Hizbullah'tan kastımız, Kuzey Kürdistan'da ortaya çıkan ve Hizbullah / İlim olarak resmiyete yansıyan yapılanmadır.
Hizbullah'ın evveliyatını bilmeden, geleceğine dair öngörüde bulunmak yanıltıcı olur. Hizbullah Cemaati, Kuzey Kürdistan'daki İslamî dinamikler üzerinde şekillendi. Önceleri isim ve illegal yapılanması belirgin değildi veya yoktu. İsmin İran devriminin bazı teorisyenleri tarafından ortaya atıldığı, Lübnan Hizbullahı'nın prestij kazanmasıyla yaygınlaştığı bilinmektedir.
Gerçi Kur'an-ı Kerimde de “ALLAH'ın Hizbi” terimi geçmektedir ama bunun örgüt ve askeri-siyasi yapılanma anlamında kullanılamsı ve fiiliyata dökülmesi İran ve Lübnan'a özgüdür. Büyük ihtimalle mezkûr cemaatin bu kelimeyi seçmesi de İran ve Lübnan'daki gelişmelerin dolaylı etkisi sebebiyledir.
Kuzey Kürdistan'da, özellikle Zaza / Dimilî mıntıkasında (Hınıs, Piran hattında) etkili olan Palu-Hınıs Şeyhlerinden Şeyh Selahaddin'in (1979 yılında vefat etmiştir) müritlerine Latin harfleri ve Dimilî-Zazakî lehçesiyle yazdığı “Bey'atname” isimli metinde de Hizbullah kelimesi geçmektedir. Keza, Said-î Nursî-nin eserlerinde de nadiren de olsa Hizbullah ve Hizbul Kur'an terimleri geçmektedir. Yani bu terimlere yabancı olmayan bir kültürel ve coğrafi bir zemin üzerinde şekillenen bir Hizbullah söz konusudur. Ama izah ettiğimiz gibi işin örgütsel-askeri-siyasi yönü yenidir.
İkinci bir husus da Hizbullah / İlim grubu olarak şekillenen muhitin kültürel, dini, siyasi arka planıdır. Risale-î Nur, Milli Görüş, İhvan-ı Muslimin, İran devrimi Kürdistan coğrafyasını etkilemiş ve kendi özgün siyasi yapılanmalarından yoksun olan Kuzey Kürdleri içerisinde yankı bulabilmiştir. Hizbullah'ta bu etkiyi görmek mümkündür.
Hizbullah, Risale-î Nur'a hürmetkârdır ve gelinen noktalarda bu hürmet, risalelerden ders alma, risaleleri ve Said-i Nursi'yi referans alma noktasına ulaşmıştır. Bunun Nurculuğa varıp varmayacağı ise elan belirgin değildir. Yani Hizbullah da kendisini Nursi ve Risale- Nur'a nispet eder mi, etmez mi konusu zamanla anlam kazanacaktır.
Keza, Hizbullah İslamî, Sünni-Şafii zemini üzerinde taban bulmuş ve bu özelliği ile de Kürdi bir harekettir. Bir kısım Şii-Caferi eğilim gösteren fert ve grupçuklar da Cemaatten dışlanmıştır. Böylece Hizbullah'ın İran'a sadece siyasi açıdan sempati duyduğu, dini ve fıkhi açıdan mesafeli durduğu da anlaşılmıştır. Bu durumun İran ile ilişkilere nasıl yansıdı ise iyi araştırılmamıştır.
Hizbullah, Kurdî veya Kürdistanî bir harekettir ve Kuzey Kürdistan'da yaşayan Sünni-Şafii Kürd (Kurmanc ve Zaza-Dimilî), Arap (Suni-Şafii, Mardin, Siirt hattı) tabanına sahiptir. Ancak üst düzeyi ve karar mekanizması Kürd-Şafiidir.
Tekrar başa dönersek; Hizbullah ismi yok iken de bir çevre ve Cemaat vardı. Ama bu cemaatin neye evirileceği belli değildi. Ne Cemaatin Lideri olan Hüseyin Velioğlu, ne de diğer kişiler böyle bir neticeyi, yapılanmayı öngörmüş değillerdi. Cemaatin Hizbullah olarak şöhret bulması, PKK ile silahlı çatışma, bunun dayattığı askeri yapılanma süreçle ilgilidir. Yoksa dört dörtlük düşünülmüş, kararlaştırılmış bir durum değildi.
(devam edecek...)
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 248
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #1 : 28 Mayıs 2010, 10:54:40 » |
|
 |
|
 |
 |
Hizbullah'ın Geleceği - 202 Mayıs 2010 Pazar 19:06 Hizbullah'ın Geleceği - 2
Hizbullah'ın Doğuşu: Hizbullah-PKK Çatışması
Hizbullah'ın geleceği diye başladık, ancak bugüne gelene kadar; yaşanan olaylar, süreçleri bilmekte de fayda var diye düşünüyorum. Cemaatler, örgütler ve resmi bir müracaat tabi olmayan yapıların ne zaman kuruldukları, kurucuların iradesi ile sonuç arasındaki farklılık veya aynilik sorunu her zaman olagelmiştir.
Bu açıdan Hizbullah'ın ne zaman kurulduğunu bizim gibi kıt imkânlara sahip araştırmacılar açısından biraz zordur. Çünkü emniyet ve mahkeme kayıtları, resmi görüşler her zaman gerçeği ifade etmez veya tam ihata etmede sorunludurlar.
Bilinen bir gerçek varsa o da; PKK-Hizbullah / İlim çatışmasının başlamasıyla cemaatin kısmen de olsa illegal alana kayması, Hizbullah kelimesinin suyu yüzüne çıkması da bu sürece denk gelmektedir.
PKK-Hizbullah çatışmasının nasıl başladığı, kimlerin veya hangi güçlerin iki kesimi de kışkırtarak yangını büyüttüğü, çatışmalı sürecin nasıl sonlandığını pek az insan merak etmekte veya bilmektedir.
Doksanlı yılların başında PKK gücünün doruğuna varmıştı. Alana hâkimiyeti, eleman sayısı, milis kuvvetleri ve halk desteği anlamlı bir düzeyde seyrediyordu.
Tam bu noktada zeminin kendileri açısından kayganlaştığını, tutunmanın zorlaştığını gören Türkiye devleti ve başta TSK olmak üzere Türk devletinin kurumları; yabancısı olmadıkları PKK üzerinden, olmayan Kürd Milli Birliğini derinden yıkmaya, kemik kırığı meydana getirecek şekilde Kürdleri bir birine karşı vuruşturmaya karar verdiler.
Çünkü kemik kırığı insanı iş yapamaz hale getirir ve kaynaması da zaman alır. İyileşse bile ilerdeki bir baskı veya tazyikte tekrardan kaynaştığı noktadan kırılma istidadını muhafaza eder.
PKK ve Hizbullah yekdiğerini; Türk devleti veya onun kurumları tarafından kullanılmakla, Türk devletinin siyasetlerine alet olmakla suçlamaktadırlar. Doğru olan bir şey varsa o da iki kesimin veya yapının da Türk devletinin istediği Kürdlerarası kardeş kavgasına çanak tutmasıdır. Birisi "gericilikle", diğeri de "dinsizlikle" mücadele ederek Kürdleri veya Kürdistanı kurtarma girişimini başlattılar.
Ortada kurtarılacak Kürd, Kürdistan kalmayınca da 1996 yılında zımnen veya bir temas sonucu ateşkeste karar kıldılar. Geriye kalan ise binlerce Kürd aydın ve gencinin öldürülmesi, onbinlerce yetim, binlerce gencin cezaevine girmesi ve Kürd Milli birliğinin onarılmayacak şekilde tahrip edilmesi manzarası.
Bu kardeş kavgası sürecinde PKK'ye yanaşan Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük gibi Türk Derin devletinin aktörleri PKK'nin Kürdistan'daki gericiliğe karşı mücadelesini alkışlarken, Türk Müslümanlar da Hizbullah'ı anlayışla karşıladılar. Ne de olsa ölen ve öldüren Kürd idi. Kürdistan coğrafyası dışında gericilik veya dinsizlikle savaş caiz değilken veya PKK ile Hizbullah'a bu şeref çok görülürken, Kürdistan coğrafyasında bu vazifeyi deruhte etmeleri anlayışla karşılanıyordu.
Yalçın Küçük ile Doğu Perinçek"in PKK ile teması ve ittifakı aynı zamanda PKK-Hizbullah çatışmasının da başladığı tarihe denk gelir.
Keza, bu ittifakın bozulması da PKK-Hizbullah arasındaki zımni ateşkese denk düşmektedir.
Yalçın Küçük, bu durumu izah ediyormuşçasına, PKK ile ilişkisini sorgulayanlara; “ne yaptıysam devletim için yaptım, PKK'nin devlete en az zararı vermesi için çabaladım” mealindeki sözlerle kendini savunmuştur. Küçük ve Perinçek ikilisinin Türk derin devletinin adamları oldukları, derin devletin de TSK tarafından himaye edildiğini sağır sultan bile bilmektedir.
PKK'nin bidayetinde diğer Kürd örgütlerini tasfiye etmesi, başka aktörlere Kürdistan'da izin vermek istemeyip de Hizbullah ile savaşması, kendi iç temizliğine de özen gösterip TSK ile savaşta öldürülen gençlerden daha fazlasını hain damgasıyla iç infazlarla kurban etmesinin bir benzerini de Hizbullah / İlim kesimi Kürdistan'da muhalif İslamî kesimlere baskı uygulayarak, iç temizlik ile "münafıkları" temizleyerek uygulamaya koymuştur.
Yaşanan bunca acıdan, verilen bunca bedelden sonra, toplumun ve dünya şartlarının, Türkiye'deki şartların da dayatması ile nim şeffaf bir süreç ve göreceli bir sukünet yaşanmaktadır.
Bu hengâmede PKK ve Hizbullah çizgisi Kurdî ve Kürdistanî zeminde bir birinin etkisini kırmaya çalışmadan, rekabete girmeden, Türk devletinden Müslüman Kürd halkı lehine kazanımlar elde edebilirlerse bu Kürdlerin ve onların da lehine olur. Aksi halde hem Kürdler hem de kendileri kaybedeceklerden olurlar.
(devam edecek)
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 248
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #2 : 28 Mayıs 2010, 10:56:09 » |
|
 |
|
 |
 |
Hizbullah'ın Geleceği - 305 Mayıs 2010 Çarşamba 19:49 Hizbullah'ın Geleceği - 3
Hizbullah'ın Doğuşu: Hizbullah – Menzil Çatışması
12 Eylül Askeri Darbesi Kürd-Sol muhalefeti ezmiş ve Diyarbakır zindanı denen cehennemi Kürdlere yaşatmış ve yaşatmaktaydı. PKK'nin yakalanmayan kadroları Suriye-Lübnan alanına çekilirken, içerde tam bir sessizlik vardı. Bu hengâmede maneviyata yönelme başlamıştı.
Zaten Kürdistan coğrafyası geleneğin ve İslamî olanın hürmet gördüğü bir alandı. Kürd-Solu da kardeş kavgası yaparak halkı bezdirmişti. Talebin olduğu yerde mutlaka arz da olurdu. Diyarbakır'da mevcut Menzil Kitapevi Fidan Güngör ve arkadaşları tarafından işletilmekteydi. Afgani, İhvan çizgisini temsil eden Güngör, biraz da selefi sayılabilir. Netlikten ziyade hadiselerin tayin ettiği bir gündem ve İslam âlemindeki gelişmelerin yankıları; İran Devrimi, Afganistan İşgali, İran-Irak savaşı vs gibi konular bu çevrenin gündeminde konuşuluyordu. Tipik bir Siyasi İslam anlayışı diyebilirim, kendi görüşüme göre.
Menzil Kitapevi etrafındaki halka okumuş, öğrenci, memur kesimini temsil ederken; Hüseyin Velioğlu ve arkadaşlarının İlim Kitapevi'ni açtıklarını görüyoruz. Bir müddet Velioğlu ve Güngör beraber çalışmış, istişare bir müddet yürümüştür.
İlim Kitapevi'ne kitap ve benzeri nedenlerle uğrayanların ise daha avamdan, köy ve kasabalardaki medrese öğrenci ve seydaları olduğu görülüyordu. Bu insanlar Kuzey Kürdistan'daki geleneksel İslamî eğitim-ilim havzasının bir kısmını temsil ediyorlardı. Arapça temel dini kitaplar İlim Kitapevi'nde revaçtaydı.
Menzil Çevresi ferdi İslamî duyarlılık ile yürürken, İlim Çevresi ailevi, geleneksel ve kitle görünümü daha fazla göze çarpıyordu. Tabidir ki İlim çevresi ve Velioğlu da İran devrimine sempati ile bakıyordu.
Bir de Vahdet Kitapevi meselesi vardır ki; A.Vahap Ekinci Hoca etrafındaki bir çevre. Bunlar İran'a mezhep noktasında temkinli, daha gelenekçidirler. İlim veya Menzil çevreleri ile anlaşmaları daha zordu. Kimisi de bu mezhebi tavrın sahici olmadığını, İran karşıtı blokta yer alan Suudi-İhvan ve benzeri çevrelerle girilen dirsek temasının bir sonucu olduğunu iddia ederler.
Bu üç İslamî eğilimin kendi arasında ayrışması ile (İlim, Menzil, Vahdet) PKK-İlim çatışması eş zamanlı başladı diyebiliriz. Vahdet çevresi bazı hatırı sayılır kişilerin tavsiyesi ile faaliyetlerine ve İlim çevresi ile rekabet yarışına son verirken; Menzil-İlim çatışmasının ayak sesleri gelmeye başladı.
İlim-Menzil çatışmasının nedeni de görünüşte PKK-İlim çatışmasına getirilen yorum ile ilgilidir. Menzil kendisini İran'a daha yakın buluyor ve İlim gurubunun İran'ın asli görüşüne muhalif hareket ederek PKK ile savaşa tutuştuğunu dillendiriyordu. Hatta Lübnan Hizbullah'ından beyanatlar alarak buradaki Hizbullah ile alakalarının olmadığını güya ifşa ediyordu. Bir de TSK varken, PKK ile savaşın caiz olmadığına dair görüşler ileri sürüyordu.
Menzil Çevresi, PKK ile irtibat kurarak kendilerinin farklı olduğunu, PKK ile sorunlarının olmadığını anlatmaya çalışmasına rağmen; PKK Kulp'ta Orhan Korkmaz ve bazı Köylerde Menzil çevresinden birçok insanı acımasızca katletti.
İlim-Menzil çatışması görünüşte PKK ile ilgili ihtilaftan kaynaklanıyordu. Menzil çevresi “Hira” isminde bir dergi çıkararak İlim çevresine yüklendi. Ayrıca bildiriler yayınlayarak Hizbullah değil, Hizbul-Zulüm olduklarını dile getirdi. Hizbullah / İlim de onları “münafık” diye isimlendirerek soğuk savaşı doruğa çıkardı.
Bu arada iş karşılıklı öldürmelere vardı. Kimin kimi önce öldürdüğü hususunda doğru bir malumata sahip değilim ama sürecin aktörleri yaşadıklarından, kamuoyunun aydınlatmak onların vazifesidir diye düşünüyorum.
Menzil Grubu da illegal alana kaydı ve yirmi kişiden fazla genci İlim çevresinden, arkadaşlarının intikamını alma teziyle öldürdükten sonra, askeri yapılanması deşifre oldu ve çoğu yakalanarak ağır cezalara çarpıtıldı. İlim grubu ise buna benzer onlarca operasyon geçirmesine ve yüzlerce kişinin cezaevinde tutulmasına rağmen, onlarca askeri birim ve hücre ile onların yerini doldurma yeteneğini gösterdi.
PKK'den rahatsız olan gelenekçi, İslamî taban hızla İlim/Hizbullah çevresinin arkasını tahkim etti ve insan kaynağıyla besledi.
Okurlarımız, bu olaylara bakış açımızı merak edeceklerdir. Biz bu konunun siyasi olduğunu, dini kılıf giydirildiğini ve iki kesime yakın duran gençlerin de samimi olduğunu düşünüyoruz. Öldürmelerin İslam tarihinde sıkça gördüğümüz “siyaseten katl” kapsamına girdiğini, meşrep ve benzeri şeylerin fertlerin veya başkalarının iktidar savaşına payanda yapıldığını düşünüyoruz. Ayrıca karşılıklı öldürme ve tekfirin İslamî olmadığını da düşünüyoruz.
Hüseyin Velioğlu ve Fidan Güngör'ün yanı sıra bu süreçte Menzil veya İlim çevresinden öldürülen tüm şahıslara rahmet diliyoruz.
Burada yaptığımız şey eski yaraları deşme değil, yarına emin adımlarla yürüme isteğidir. Taraflar bu konuları bu bağlamda konuşamaz, biz onlara yardımcı olmalıyız, diye düşünüyoruz.
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 248
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #3 : 28 Mayıs 2010, 10:59:03 » |
|
 |
|
 |
 |
Hizbullah'ın Geleceği - 407 Mayıs 2010 Cuma 22:06 Hizbullah'ın Geleceği - 4
PKK ve Hizbullah Değerlendirmesi
Kürdistan tarihi iyi tahlil edildiğinde, Kürdlerin ittifak sorunu bariz olarak göze çarpmaktadır. Birlik olamama ve temsil zafiyeti Kürdlerin yaşamında belirgindir.
Güney Kürdistan"da yüzyılı aşkın bir süre süren baskı ve zorluklardan sonra, yaşanan kardeş kavgasının verdiği tecrübe ile beraber, iç ve dış baskılar neticesinde, zamanın ve şartların da dayatmasıyla bir otorite, birlik, meclis ve devlet olma yolunda mesafe alınmış gözükmektedir.
Kuzey Kürdlerinin ise böyle bir şansı yakalaması için çok çalışması, hasımlarının oyunlarına ve kendi zaaflarına galebe çalmaları gerekmektedir.
Kuzey Kürdistan"da Cumhuriyet tarihinde halka en yakın ve en yaygın hareket, PKK"yi ayrı tutarsak 1925 Kürdistan Özgürlük Hareketidir diyebiliriz. Buna rağmen bu hareket bile Dersim Alevi-Kürdlerinden, Kürdistan"daki gayrimüslim Kürd veya başka çevrelerden destek alamamıştır.
Ağrı İsyanını organize eden Xoybun hareketinin halk ayağı zayıf olsa da, bu hareketi oluşturan eğilimler Kuzey Kürdlerinin çeşitliliğini içinde barındırma bakımından zengin bir deneyimi yansıtır.
Dersim olayı ise tahmili bir savaşı anlatır. Dersim dışına taşan bir ayaklanma ve örgütlenme yoktur. Şeyh Abdurrahim gibi duyarlı şahsiyetler bu harekete destek için çabalamış ise de, Suriye"den yola çıkıp Dersim"e giderken, yolda Bismil yakınlarında şehid edilmiştir.
Bu olaydan sonra Kürdî, Kürdistanî davayı Kuzeyde omuzlayanlar, Türkiye Cumhuriyetinin üniversitelerinde okuyan Kürd gençleri ve aydınları olmuştur. Bu gençlerin özelliği de ekseriyet itibariyle sola meyyal olmaları, sosyalist akıma mensup olmalıdır.
Irak Kürdistan Demokrat Partisi ve Mele Mustafa Barzani"nin davası Kuzey Kürdistan"da yankı bulmuşsa da, Kuzeydeki hareketin ana gövdesi ve karakteri sol, sosyalist olmuştur. 1960 ile 1980 dönemi hem Kürdî düşüncenin ve Kürdistan fikrinin şekillenmesi, Kürd solunun oluşması ve Türkiye solundan ayrışması dönemi iken, aynı zamanda 1970 ile 1980 arası fikir ve akımlar-eğilimler anarşisi de yaşanmıştır. Bu da bölünmüşlük ve kardeş kavgasını beraberinde getirmiştir.
PKK de böyle bir mirasın yanı sıra, Marksist ve Stalin"in fiiliyatına olumlu bakan yönüyle diğer Kürdî hareketlerle uzlaşma yerine, onları yok etme, tasfiyeyi esas almıştır. 1980 Askeri darbesi Kürd solunu ve diğer Kürdî hareketleri yok ederken veya büyük ölçüde etkilerini azaltıp halkla alakalarını koparırken, PKK; 12 Eylül öncesi başlattığı yurt dışı hamlesi ve Suriye, FKÖ ve diğer ülkelerle geliştirdiği ilişkiler ve diplomasi sayesinde hem ayakta kalmasını, hem de askeri eğitim imkânı bulmuştur.
Doksanlı yıllarda PKK Kuzey Kürdistan"da tek hâkim Kurdî ve Kürdistanî hareket olmasına rağmen, koruculara karşı verdiği sert tepki, tüm dini çevreleri devlet yanlısı diye dışlaması ve fikriyatından gelen anti İslam düşüncesi, büyük ihtimalle Kürdlerin Milli birliğine düşman İran ve bu birliği kendisi için tehlike gören Türkiye"nin de gizli ve açık kışkırtmaları neticesinde PKK-Hizbullah / İlim cemaatinin çatışması yaşanmıştır.
Bu çatışma neticesinde geleneksel sol-Kürd çevreleri PKK cephesini propagandaları ile tahkim ederken; geleneksel-İslami çevreler de Hizbullah / İlim cemaatini tahkim etmiş ve ona destek vermiştir.
Bu konuda PKK veya Hizbullah / İlim Cemaatini Ergenekon veya başka yapılarla ilişkilendirmek işin kolayına kaçmaktır. PKK"nin fikriyatı ve pratiği özel bir kasıt olmasa da din karşıtı ve haliyle İslam karşıtıdır. İslam"ın Kürdistan tarihindeki olumlu katkılarını düşünme veya araştırma hususu ne Öcalan için ne de PKK"li gençler için mümkün olmamıştır. Doksanlı yıllardan sonraki değişim ise konumuzun dışındadır.
Hizbullah ve ona destek veren taban da Marksist, Komünist, dindışı PKK"ye sempati ile bakma, Kürdi ve Kürdistanî duyarlılık üzerinden onunla diyalog kurma şansına sahip olamamıştır.
Bu çelişkiyi bizden daha iyi bilen ve Bizans"ın, Selçukluların ve de Osmanlının devlet tecrübesine sahip Türkiye devleti, bu hususu iyi değerlendirmiş, PKK ve Hizbullah"ın düşüncesine, ideolojisine, fiiliyatına içerdeki fertleriyle, ajanlarıyla ve iki tarafa dayattığı fiiliyatla onları vuruşturmuş ve Kürd Milli birliğini yok etmiştir. Çünkü PKK beden ise İslam ve gelenek de Kürdlerin ruhunu temsil eder. Beden ruhtan beslenmeyince bugünkü tıkanma meydana gelmiştir. Keza, Hizbullah tabanı da Kürdlerin geleneksel tabanını, ruhunu temsil etmesine rağmen kendini, Kürdî ve Kürdistanî yönünü keşfedememiş ve hayattan, mekândan soyut bir İslamî anlayışla kendisiyle savaşa tutuşmuştur.
Suriye aracılığıyla PKK, doğrudan Hizbullah ile ilişkisi, diyalogu olan İran devleti de bu kardeş kavgasını önleyebilirdi ama İran"ın da tavrı gizlese de Kürdleri zayıflatma ve Millet olmalarına engel olma biçiminde tezahür etmiştir, tarih boyunca. Hizbullah"a yönelik Beykoz operasyonu da İran-Türkiye ortak yapımıdır. Uzun hikâye olduğu için burada izah etmek zaman alır.
Daha önce de bir yazımızda belirttiğimiz gibi; Kürdlük beden, İslam ise ruhtur. Bu ruhun İslam-Sünni, İslam-Alevi tonları olsa da tüm Kürdistan"ı ihata ettiğini söyleyebiliriz. Bugün bedeni ekseriyetle temsil eden PKK ve onun yedeğindeki yapılar ile azımsanmayacak bir tabana sahip olan ve Kuzey Kürdistan"ın ruhunu, İslamî oluşumunu temsil eden Hizbullah cemaati arasında diyalog, sonrasında uzlaşma, Kürdlerin ortak sorunları ( kültürel ve siyasi haklar, temsil sorunu) etrafında işbirliği ve ortak anlayış olmazsa yarınlara iyimser bakamayız. ( devam edecek)
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 248
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #4 : 28 Mayıs 2010, 10:59:47 » |
|
 |
|
 |
 |
Hizbullah’ın Geleceği- 518 Mayıs 2010 Salı 22:15 Hizbullah"ın Geleceği- 5
Hizbullah"ın Geleceği Var mı?
Değerlendirmelerimiz açısından “Hizbullah'ın Geleceği Var mı?” sorusuna cevap aramak anlamlıdır. Veya bizim (Kürdlerin-Kürdistan halkının) geleceğimiz ile Hizbullah'ın gelecek tasavvuru arasındaki paralellik ile zıtlık nedir? Hizbullah; bize, özgürlük arayışımıza ne kadar tercüman olabilir?
Fertler için olduğu kadar, siyasi-dini yapılar için de evleviyetle fıtri olarak düşünülen şey, hayatta kalma istidadıdır. Bunu Hizbullah da isteyecek ve hayatta kalmaya devam edecektir.
Saniyen; bir hareketin hayatta kalması olağan ve olağanüstü şartlara göre değişiklik gösterir. Biz olağan şartları düşünerek yazıyor ve tahlil yapıyoruz. Afganistan'da Taliban'ın devrilmesi, Saddam'ın iktidarından olması, 12 Eylül Askeri darbesiyle "sol"un tasfiyesi örneklerinde gördüğümüz şey, dış veya iç bir kuvvet tarafından, olağan hayata müdahale edilerek değişimin sağlanmasıdır. Değişimin kalıcı olması için de mevcudun yerine ikame edilecek şeyin (Afganistan'da Kuzey-Mücahid İttifakı, Irak'ta Şii çoğunluk ve Kürdler, Türkiye'de makul-Sünni çoğunluk vs) sahici bir şey olması lazımdır. Aksi halde ABD'nin İran Şahı'nı desteklemesi gibi durumlar, dünya güçleri ve dâhili iktidarlar açısından artık düşünülmeyecek şeylerdir. Çünkü Ortadoğu ve dünya için değişim isteyen güçler artık akıllanmıştır! Demokrasi, özgürlük sosu sürülmeden işgal, kendi menfaatlerine uygun değişimi dillendirmemektedirler.
Bu anlattıklarımızın konumuzla alakası şu: Avrupa, ABD, Ortadoğu ve Türkiye için düne kadar yarı veya tam askeri yönetimler ile veya sivil-batıcı-diktatörlerle iş tutup kendi menfaatlerini garantiye almaya çalışırken, bugün için yerelde kuvveti olan, halk üzerinde etkisi olan, kalıcı veya gelecek vadeden örgüt, kişi veya kesimlerle iş tutmaktadırlar.
AKP'yi ABD veya AB kurmamıştır, ancak; AKP halk desteğini aldığı ve uzlaşmaya da açık olduğu için onlar için partner olabilecek bir parti olmuştur. Aynı durum Fethullah Hoca Hareketi için de geçerlidir. Hatta Fethullah Hoca Hareketi'ni onlar keşfetmemiştir; hareketin kendisi, yapacağı hizmetler için meşruiyet arayışında olduğundan dünyadaki etkili güç odaklarının kapısını çalmış ve kendisini tanıtıp, ortaklık teklif etmiştir.
Güney Kürdistan Kürdleri'nin iki büyük yapılanması olan KDP ile YNK'nin durumu da öğreticidir. Irak ve Ortadoğu için arayış içerisinde olan ABD ve yedeğindeki güçler ile Kürdler'in partner arayışı birbirini davet eden iki etken olmuştur. İkinci adım ise uzlaşma, diplomatik maharet ve gelecek tasavvurunun kısmen de olsa çakışması-aynilik arz etmesiyle ilgilidir.
PKK'nin ise, Kuzey Kürdistan'da farklı konumlanması, söylem ile fiiliyatın uyuşmaması sorunu vardır. Onun için ABD, AB ve diğerleriyle sorunları vardır ve bu durum aşılmazsa, iki tarafın veya tüm tarafların şiddette ısrarı çelişkiyi daha da derinleştirecektir. PKK uzlaşmaya açık olduğunu söylüyor ve söylemiyle de bunu kısmen teyid ediyor, ancak fiiliyatta ABD, AB ve diğer dünya güçlerine, Güney Kürdistan İktidarı'na karşı diplomatik ve siyasi ataklara girişip, bu söyleme uygun adımlar atmıyor veya atamıyor. Şiddeti seçenek olmaktan çıkarmıyor ve haliyle karşı tarafın kuvveti daha fazla olduğundan, bu şiddet söylemi ve fiiliyatı Türk devletinin işine geliyor.
Çünkü hak-hukuk, vicdan arenasında Türk devletinin Kürdistan halkı üzerinde hâkimiyet kurması, onları yenmesi imkânsızdır. Ama şiddet-savaşta bu mümkündür. Onun için “zayıflar barış, güçlüler savaş ister” sözü söylenmiştir. Aslında akıllı olan taraf ister zayıf isterse güçlü olsun daima barış istemelidir. Halkların yararına olan barıştır, savaş değildir.
Bu uzun ve bence gerekli girişten sonra sorumuza-konumuza geçebiliriz sanırım. Hizbulah'ın Kuzey Kürdistan'da bir seçeneğe dönüşmesi için dâhili sorunlarını çözüme kavuşturması gerekir. Ancak, dâhili sorunlarını halletmiş bir Hizbullah'ın bu coğrafyada rol oynayabilmesi için İran ve onun müttefikleri ile diplomatik-siyasi ilişkilerini makul bir çizgiye çekmesi gerekir. Kuzey Kürdistan İslamî Hareketi olarak Hizbullah, DTP tabanı, sol ve liberal Kürd çevreleri ve kısmen İslami camia arasında-nezdinde meşruiyet sorunu yaşamaktadır.
“Hizbullah Gerçeği ile Hizbullah Algısı”nı başka bir yazımızın konusu olarak bir tarafa bırakıp, meşruiyet sorununa değinelim. PKK-Hizbullah/İlim çatışması ve devamında PKK'nin göreceli olarak güçlü olan medya desteğine dayanarak; Hizbullah'ı Kontra-Doğrudan Jitem'e bağlı bir birim, Türk devletinin kurduğu, himaye ettiği ve Kuzey Kürdistan'da hiçbir karşılığı olmayan bir yapı olarak lanse etmesi; Kuzey Kürdistan ve Türkiye halkı üzerinde Hizbullah açısından olumsuz bir etki bırakmıştır.
Kürdistan'da kendilerine bağlı olmayan, Kurdî ve Kürdistanî İslamî hareketlerin güçlenmesini istemeyen Fethullah Hoca cemaati de medya aracılığıyla bu algıyı destekler yayınlar yapmaktadır. Bundandır ki yüzbinlerce kişinin katıldığı “Diyarbakır İstasyon Meydanı'ndaki Kutlu Doğum Etkinliği”, Cemaatin yayın organı Zaman ile Cemaatin dolaylı denetimindeki Taraf gazetesi tarafından iki satırla geçiştirilmiştir. Türkiye devleti, Türk veya Türkiyeli Müslüman cemaatler Kürdler'in kendilerinden bağımsız bir organizasyona, cemaate sahip olmalarını istemezler. Zamanında Türk solu da bu oyunu Kürd soluna oynadı ve PKK'nin Türk soluyla flörtü halen de devam etmektedir. Ama Kürd İslamcılar'a nazaran, Milliyetçi Kürdler epey mesafe almışlardır. İslamcılar ve özelde Hizbullah / İlim; İslam'ı mekândan, zamandan soyut olarak algılayıp savunduğundan kendisine ve doğduğu, büyüdüğü, borçlu olduğu coğrafyaya, bu coğrafyanın kültürüne, diline yabancılaşmıştır. Velev ki aksini de iddia etse!
Böyle bir Hizbullah, İran için, Hamas için ve Türkiye devleti ve Türkiyeli İslamcılar için bulunmaz bir nimettir. Çünkü karşılıksız, riyadan uzak, halisane bir İslami kardeşlik dayanışmasını İran ile Hamas ile Lübnan Hizbullah'ı ile dolayısıyla Araplar ve Farslar ile gösterirken; halkı için, coğrafyası için bu müttefiklerinden herhangi bir talepte bulunmamaktadır: Mesela, Kürdlere özerklik verilmesi, Kürd dili ve kültürünün önündeki engellerin kaldırılması vs. Bu bahsettiğimiz şeyler kendi gündemine bile girmemişken, diplomasi ve siyasette bunları kullanması ve müttefiklerinden bu konuda yardım istemesi işin doğasına aykırıdır. Çünkü Kürd Müslümanalığı veya İslamcılığı ihlâsa dayalıdır, İslam ve Müslümanlar arası dayanışmada talepte bulunmak "ihlâsı" zedeler. Onun için Türk devleti, Farslar ve Araplar Kürd İslamı'nı ve İslamcı Kürdler'i çok severler! Biz de bu sevgiye layık olmaya devam etmek için aslında yerilmiş olan milliyetçilikten uzak durmalıyız, değil mi? Saidê Kurdî'nin müspet ve menfi milliyetçilik ayırımına bakmadan, toptan milliyetçiliği reddetmeliyiz, değil mi?
Türkiyeli veya Türk Müslümanlar'ın mazereti vardır, çünkü iktidar Kemalistler'dedir. Kemalistler devrilmeden, bir talepte bulunmak abestir. Bekleyeceğiz! Ama Kemalistler devrilmeden de yapabileceklerimizi nedense düşünmez ve Türk-Türkiyeli Müslümanlar'a sormayız, nedense?
Mesela; Kürd dilini asimile eden, yok eden Türkçe yerine, Kürdistan'daki İslami çalışmalarda Kürd dilini kullanma gibi şeylere nedense ne bizim ne de diğer Müslümanların kafası çalışmaz. Süleymancılar, Nurcular, Milli Görüşçüler, Fethullahçılar tüm dünyada Araplarla Arapça, Farslarla Farsça, İngilizlerle İngilizce konuşurken, Kürdlerle Kürdistan'ın kalbinde Türkçe konuşurlar ve bunda bir aykırılık-beis de görmezler. Zaten buranın ismi Doğu-Güneydoğu Anadolu'dur. Coğrafi, tarihi gerçeklerle uyuşması veya uyuşmaması onları ilgilendirmemektedir. Kemalist bir belirleme olan ve Türkiye denen bu coğrafyada yaşayan 30 tane etnik unsurun ortak vatanı-toprağı olan bu memlekete Türkiye yani Türklerin ili, memleketi demek de onara göre sorun teşkil etmez. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 248
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #5 : 28 Mayıs 2010, 11:01:25 » |
|
 |
|
 |
 |
Hizbullah’ın Geleceği-623 Mayıs 2010 Pazar 18:34 Hizbullah'ın Geleceği-6
Hizbullah-PKK; Kürdler, Kürdçe ve Kürdistan
Önceki yazılarımızda izah ettiğimiz gibi; Hizbullah, ( Sünni Zaza, Kurmanç ve Kürdistan"daki Müslüman Arapların) oluşturduğu Kurdî bir harekettir. Keza, doğuşu, faaliyet alanı ve tabanı da Kurdistanî"dir.
Ancak; İslam âleminde gördüğümüz yanlış dini telakkiden ve de Türkiye-Cumhuriyet dönemindeki inkâr, imha siyasetinden dolayı kendine, ülke-Kürdistan gerçeğine yabancılaşmış bir yapılanmadır.
Bu yabancılaşma; Fiilen hâkimiyetlerinde olmayan Kuzey Kürdistan'ı PKK'den muhafaza etme ameliyesinde de gözükmektedir. Bir şeyi muhafaza etmen için, o şeyin senin elinde, hâkimiyetinde olması lazımdır.
Kemalist rejimin ve Türkiye denen sahte-yapay devletin Kürdistan'ı yok sayan, Kürdlerin varlığını, dilleri ve kültürünü teğet geçen tutumu dururken; Kürdlerin PKK örneğinde ideolojik-Sosyalizm mücadelesi vermesi, Hizbullah"ın da dini mücadele kapsamında PKK ile velev ki tahmili bir saldırı nedeniyle de olsa savaşa tutuşması Kürdlerin kendi gerçeğine, özelde de Hizbullah"ın kendi gerçeğine yabancılaşmasıdır.
Birer Müslüman önder, âlim, önder olan Şeyh Said, Said-î Kurdî, Molla Mustafa ve Seyyid Rıza böyle bir söyleme sahip olmamışlardır. Yani işgal varken "yanlış-yoldan çıktığı ileri sürülen" Kürdlere yönelim olmamıştır. Kaldı ki PKK"nin solculuğu, sosyalizm"i, İslam"a şaşı bakışı bilinçli, hasseten İslam"a düşmanlıktan ziyade 1980 öncesi dine-İslam"a şaşı bakan yanlış-sol anlayıştan kaynaklanmaktadır. Bunun Kemalist-CHP zihniyetiyle de yakından ilgisi vardır. Deniz Gezmiş gibi bir devrimcinin bile kendini hakiki Kemalist olarak kabul etmesi ve yanılmanın, gerçek ile algının yer değiştirmesinden kaynaklanmaktadır. Gerçek; Kemalizm"in gerici, ırkçı, Kürd ve İslam düşmanı olması, algı ise; CHP ve Kemalizm"in sol, sosyalist ve antiemperyalist olarak kabul görmesidir.
Hizbullah'ın PKK algısı da gerçeği yansıtmaktan uzak, Ortadoğu ve dünya gerçekleri ile Türkiye gerçeğini iyi okuyamayan bir mahiyete sahiptir. Ben daha iyi Kürdüm, hakiki Kürdüm, Kürdistan da benim memleketim söylemi ve iddiası ile Hizbullah"ın fiiliyatı uyuşmamaktadır.
PKK ile savaşta bazı kaset ve CD'lerin Kurmanci ve Zazaki olarak hazırlanması, Hizbullah'a yakın durduğu ileri sürülen Radyolarda Kürd diliyle yayın yapılması, son dönemde çıkan ve muhtevası dini olan derginin Kurmanci yayın yapması yerinde hareketler olsa da;
Hizbullah'ın Kürdistan sorunu, Kürdlerin kendi kadim toprakları üzerinde siyasal iktidar hakkına ilişkin meseleyi basit bir ırkçılık, nasyonalizm veya İslam-dışı kabul ederek değinmemesi ve sukutunun böyle algılanması sorunu önümüzde durmaktadır.
Said-i Nursî'de gördüğümüz Menfi-olumsuz ve müspet-olumlu milliyetçilik ayırımına, yeteneğine sahip olunmaması da başka bir sorun.
Hizbullah"ın Milli-Kurdî olana velev ki müspet de olsa mesafeli durması; Hizbullah"ın asında kendi sorunu olan Kürd dili, kültürü, asimilasyon gibi konularda söz söyleme, tavır alma yeteneğine de kilit vurmuştur. En az başörtüsü kadar önemli olan Kürd dilinin yasaklanması; yani Müslüman bir Kürd bayan öğrencinin başını örterek ve de kendi anadilinde eğitim hakkını bir birinden ayırarak, haklar arasında seçici olması bahsettiğimiz yabancılaşmanın en bariz örneğidir.
Hizbullah, Kürdlerin hakkını istiyoruz diyebilir. Bizim kastımız; isteme-talebin kuvveden fiile dökülmesi Filistin ve Çeçenya için yapılan mitinglerin bir benzerinin de Kürdlerin kendi dilleriyle eğitim görmesi için tertiplenmesi, somut, rafine edilmiş bir talep listesi ile Türk devletinden Kürdlere ve Kürdistan'a ilişkin talepelrde bulunarak fikriyatının ortaya çıkması gerekmektedir.
Kürdler, bizler, sizler ve Hizbullah tabanının kendisi de Hizbullah'ın Kürdlere, Kürd diline, Kürdistan'a ilişkin net fikrinin ne olduğunu bilmiyor ve bu konuların konuşulması da iyi karşılanmıyor. Bunun mutlaka aşılması gerekir.
PKK tabanı şeriatla yönetilen bir Kürdistan'dan ise Türk-Kemalistlerle demokratik bir şemsiye altında yaşamayı; Hizbullah tabanı da Komünist bir Kürdistan'dan ise mevcut durumu ( Kemalizm"den başkası değil) ehven görmektedir.
İkisi de yanılma, yabancılaşma, hasmın fitnesi ve hilesi olduğu aşikâr da bunu PKK ve Hizbullah tabanına anlatmak zordur. İki taban da kendi hiyerarşileri kanalıyla gelmeyen bilgilere kapalıdırlar.
Sırf bu nedenle bu iki örgütün tabanına nüfuz etmek ve onları daha Kurdî, daha Kürdistanî, daha İslamî olana yöneltmek diğer Kürdlerin vazifesidir. Çünkü bu telakkilerden hasım-Kemalizm istifade etmektedir.
Şeriatçı veya Komünist bir Kürdistan tehlikesi vehim olduğundan, istesek bile realite-vakıa bunu bize vermediğinden iki kesim de tutumlarıyla Kürdlerin Milli birliğine zarar vermektedirler. Çünkü Kürdistan'ın bırakın Şeriat ve Komünist olması, Kürdistan'ın olabilmesinin birinci şartı Milli ve Dini çizginin diyaloguna, üst bir yapıda (Milli Kongre, Cephe vs) bir arada olmasıyla mümkündür.
Haliyle PKK karşısında konumlanan bir Hizbullah veya Hizbullah'a karşı konumlanan bir PKK, aslında Kürdistan'ın kuvveden fiile geçmemesi yani Kürdlerin siyasi iktidar olmaması için konumlanmıştır.
Bunu kasıtlı yapmadıkları ve kendi siyasi ideolojileri tarafından zihnen, fiilen perdelendikleri veya kendileri ile hakikatın arasında bir bariyer konulduğu da izaha muhtaç değildir.
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 248
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #6 : 28 Mayıs 2010, 11:02:06 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|
|
|
|