Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: HİZB-İ KONTRA GERÇEĞİ -1  (Okunma Sayısı 481 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 156
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5654
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« : 06 Kasım 2010, 18:57:55 »

Hizb-i Kontra bir gerçektir. Bu kontra faaliyetleri nasıl başlamış? Nasıl oluşturulmuş? Kimlere karşı kullanılmış ve kimlere karşı faaliyet göstermiş? Bütün bunları, günümüze kadar nasıl bir süreç izlediğini ele alacağım. Belki biraz uzun olur. Ancak bu süreci bir bütün olarak ele almak gerektiğine inanıyorum.
--------------------------------------------------------------------------------

Hizbullahi hareket, kurulduğu 1979’dan ta 1990 yılına kadar Rasulullah (sav)’in “Nebevi hareket metodunu esas alarak “Gizli Örgütlenme ve Açık Davet” merhalesinin gereği olarak davet, tebliğ ve irşad ekseninde faaliyet yürütmüştür. PKK ise 1984 yılında Eruh ve Şemdinli baskınları ile silahlı mücadele sürecini başlatmıştır.

O dönemde devlet ve onun güvenlik ve istihbarat birimleri özellikle Kürdistan’da çok zayıf ve tecrübesiz idi. Bunu devletin o günün istihbarat ve güvenlik birimlerinin başında bulunan görevlileri de açıkça itiraf etmişlerdir.

90’a gelindiğinde PKK önemli ölçüde güçlenmiş, devlet ise bölgede kendi kışla ve karakolları dışına çıkamaz hale gelmişti. PKK, aldığı gücün havasına kapılarak Hizbullahi hareketi hedef almaya ve üzerine giderek şiddete başvurmaya başladı. Hizbullahi hareket, gösterdiği tüm gayretlere rağmen PKK bu tavrından vazgeçmediği için meşru müdafaa hakkını kullanarak kendini savunmaya ve tüm baskılara karşı direnmeye başladı.

Bu çatışmadan her iki tarafın da zarar göreceğini, tek kazanan tarafın rejim güçleri olacağını defaatle PKK’ya anlatmasına rağmen PKK, bu tavrından vazgeçmedi ve çatışmaların şiddetini arttırdı. Hizbullah’ın dediği oldu ve rejimin istihbarat ve güvenlik birimleri bu çatışma neticesinde derin bir nefes almaya başladılar.

PKK-Hizbullah Çatışmasının Başlamasında Rejim Güçlerinin Etkisi Yoktur.

Defalarca bu olay yazıldığı için ben ayrıntısına girmeyeceğim. Ancak her kes bunu açıkça bilsin ki, PKK-Hizbullah çatışmasının başlamasında rejim güçlerinin dahli olmamıştır. Yani devlet güçlerinin başlattığı bir çatışma değildir. Hizbullah’ın ısrarla “Bu çatışmadan rejim güçleri kazançlı çıkar” ihtarına ve gayretlerine rağmen PKK’nın körü körüne basiretsizce dayattığı ve tahmil ettiği bir çatışmadır.

Eğer rejim güçleri PKK’nın içine sızıp karar mekanizmalarına hakim olup böyle bir karar aldırmışsa bu ayrı. Ama kesinlikle PKK’nın dayatması sonucu ortaya çıkmış bir çatışmadır. Hizbullah bu çatışmanın olmaması için çok gayret göstermiş ve uzun süre karşılık da vermemiştir. Ancak, sonuçta Hizbullah’ın direnmekten başka seçeneği kalmamıştı.

Çatışma başladıktan sonra ve PKK gittikçe Hizbullah karşısında zayıflamaya başlayınca rejimin istihbarat ve güvenlik birimleri bu çatışmadan istifade etmeye ve dolayısıyla çatışmayı alevlendirmeye başladı. Hatta çatışmanın olmadığı yerleşim yerlerine çatışmayı yaymak istedi. Bu süreçte Hizbullahi hareket rejim güçlerinin dikkatini daha çok çekmiş ve bu güçler, harekete yönelmeye ve tanımaya çalışmışlardır.

Yeri gelmişken birkaç hususa değinmeden geçemeyeceğim. Bilindiği gibi düşmanları Hizbullahi hareketi devletin çıkardığı ve PKK’ya karşı kullandığı iddia ve ithamında bulunuyorlar.

Lakin bu çatışma sürecinde dikkate değer bazı gerçeklerin halkımız tarafından bilinmesini istiyorum. Bu süreçte Hizbullahi Müslümanlar bölgenin her yerinde çok büyük sıkıntı ve meşakkatlerle karşı karşıya kaldılar. Şahsi, ailevi, ticari güvenlikleri sıfıra indi. Evleri ve işyerleri saldırıya uğrayıp yakıldı, kundaklandı, bombalandı. Evlerinden, mahallelerinden ve köylerinden çıkamaz hale geldiler. Özellikle, İdil, Cizre, Silopi, Nusaybin gibi yerlerde ambargoya maruz kaldılar.

Bütün sıkıntılara rağmen, cenazeleri yerde iken, ev ve işyerleri saldırıya uğramışken, evlerinden çıkamaz hale gelmişken bir gün olsun bir Müslüman ne polise veya karakola haber verdi, ne yardım istedi ne de bilgi verdi.

Olayların ardından gelen polislerin bütün baskı ve dayatmalarına rağmen ve bunlar sizi öldürüyorlar niye siz onlardan şikayetçi olmuyorsunuz? Niye onlar hakkında bilgi vermiyorsunuz? Diye telkin ve tahriklerde bulunmalarına rağmen bir gün olsun ne kimse şikayetçi olmuş ne de bilgi vermiştir.

Eylemler esnasında yakalanan Müslümanlara yaptıkları bütün işkencelere rağmen PKK’lılar hakkında zerre kadar bilgi alamamışlardır. Ancak yakaladıkları PKK’lıların çoğu tanıdığı tüm Hizbullahi Müslümanların bilgilerini polise veriyor ve gerekirse kapısına kadar getirip evi gösteriyordu.

Yine bu çatışmalar esnasında PKK’nın Hizbullahi Müslümanlara yönelik yaptığı evlere saldırı, yaşlı-çocuk, kadın-erkek farkı gözetmeksizin insanları katletmesi, tüm aile bireylerinin bulunduğu evlere hiçbir endişe taşımadan roketlerle saldırması, bombalaması, yollara döşedikleri mayınlarla araç ve yolcularını havaya uçurması, çapraz ateşe tutması ve buna benzer onlarca hunhar ve vahşice saldırılara ses çıkarmayanlar; Hizbullahi eylemcilerin çarşı ortasında yaptıkları eylemleri örnek göstererek Hizbullahi Müslümanların güvenlik birimlerince korundukları ithamında bulunmaları tutarsız bir çelişkiden başka bir şey değildir.

Şurası istatistiklerle ispat edilebilir ki; PKK’nın Hizbullahi Müslümanlara yönelik gerçekleştirdiği eylemlerin yüzde biri bile güvenlik birimlerinin müdahalesi ile sonuçlanmamış ve bu eylemlerin sonucunda PKK’lılardan kimse yakalanmamıştır.

Buna mukabil Hizbullahi eylemcilerden onlarcası ya eylemleri esnasında ya da eylemlerinden sonra PKK mensuplarının ihbar ve yol göstermesi sonucu güvenlik birimleri ile çatışmaya girmiş, onlarcası şehid olmuş, onlarcası da yaralı veya sağ yakalanmıştır. Buna onlarca örnek verilebilir.

PKK mensupları bu hususta güvenlik birimlerine yardımcı olmaktan veya onlardan yardım görmekten çekinmediği gibi bunu gönül rahatlığı ile de yapmışlardır.

Evet, çarşıların ortasında eylemler gerçekleştirilmiştir. Ama bunu sadece Hizbullah değil aynı zamanda PKK da yapmıştır. Kaldı ki, bu çatışmalar devletin faydasına olduğu için bu çatışmanın çıkmasına sevinmiştir. Eğer bir müsamaha varsa bunu her iki taraf için düşünmek lazımdır.

Ve şüphesiz ki, rejim güçleri bu çatışmadan memnun olduğu için alevlenmesini ve sürmesini de istemiştir. Hizbullah bunu defalarca PKK’ya ihtar etmesine rağmen PKK, buna kulak vermemiş “neyin faydamıza veya neyin zararımıza olacağını sizden öğrenecek değiliz” diye cevap vermiştir. Ve ne yazık ki, kötü bir neticeyle sonuçlanmıştır.

Gelelim güvenlik ve istihbarat birimlerinin kontra faaliyetlerine. Bu faaliyetler ilk olarak PKK-Hizbullah çatışmasını alevlendirmek ve tüm bölgeye yayma girişimi ile başladı. Bu çatışma sürecinde güvenlik ve istihbarat birimleri Hizbullah hakkında yavaş yavaş bilgi toplamaya ve elde etmeye başladı.

Gücünün boyutlarını gördükçe içine eleman sızdırmaya ve buna karşı yeni tedbirler almaya başladı. Önce Silvan ve Batman çevresi ağırlıklı PKK-Hizbullah çatışmasını daha da alevlendirmek ve daha başka yerlere de sıçratmaya gayret gösterdiler. Bu kapsamda Ali Haydar Kaya ve Musa Yüce ekibi faaliyetleri başta gelir.

Bu iki kişi Hizbullahi hareketin tabanı içerisinden kazanılmış kişilerdir. Bunlar bir ekip ile birlikte teorik ve pratik eğitime tabi tutulmuş, polis ile başlayan serüvenleri Mit ve bilahare Jitem ile devam etmiştir.

PKK yaptığı yanlışın bedelini ağır ödemiş şehir merkezleri ve köylerde Hizbullahi harekete karşı eylem yapamaz hale gelmişti. Hizbullahi hareket, çatışmaların devamından yana olmadığı için PKK eylemleri durunca o da karşılık vermeyi durduruyordu.

Polis ve Jitem bu çatışmayı devam ettirmek için her iki tarafa yönelik eylemlerde bulunuyordu. Ancak Hizbullahi hareket bu maksatla yapılan eylemlerin farkına vardı ve bu oyunu bozmaya çalıştı.

Nihayet bir çok eyleme ve birçok müslümanın şehadetine rağmen bu planın önüne geçebildi. Bu taktik tutmadı ve çok çabuk fark edilerek akamete uğratıldı. Bu maksatla yapılan eylemlere onlarca örnek verilebilir. Daha önce sitemizde yayınlanan yazı dizilerinde bunların bir kısmına örnekler verilmiştir.

Mesela, durmuş olan çatışmayı tekrar alevlendirmek için polisin devşirdiği ve Hizbullahi harekete karşı kontra faaliyetlerinde kullandığı Murat Kurtboğan ve PKK itirafçısı bir başka kişiyi kullanarak Tatvan’da Mola Gıyaseddin’i şehid etmeleri olayı gibi. Murat Kurtboğan kaldığı cezaevinden alınarak PKK itirafçısı ile birlikte polisin korumasında bu eylemi gerçekleştiriyorlar.

Ardından Şehid Mola Gıyaseddin’in katilleri oldukları iddia edilen birkaç kişi yakalanıyor ve PKK’lı olarak takdim ediliyor. Yani olay PKK’ya mal ediliyor.

Kısacası PKK-Hizbullah çatışmasını körüklemek ve başka yerlere yaymak için her iki taraftan kazandıkları ajan ve işbirlikçilerden kontra ekipler oluşturularak buna benzer bir sürü eylem gerçekleştirilmiştir.
(Devam Edecek)
Selam ve dua ile...
KAYNAK: SAİD GABARİ - HUSEYNİSEVDA.NET


Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 156
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5654
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #1 : 06 Kasım 2010, 18:58:36 »

 
HİZB-İ KONTRA GERÇEĞİ -2

Hizbullahi Hareketi Halkın Gözünden Düşürmek ve Teveccühü Kırmak İçin Yapılan Kontra Faaliyetler:


--------------------------------------------------------------------------------
Hizbullahi Hareket bölgede güç konumuna gelip belli bir etkinliğe sahip olunca devletin güvenlik ve istihbarat birimleri, bu gücü ve etkinliği kırmak ve halkın teveccühünü baltalamak için kontra yöntemlere başvurdu. Burada özellikle 93-94’ten sonra güvenlik ve istihbarat birimlerinin Hizbullahi Harekete karşı verdikleri mücadelenin konseptine değinmekte fayda vardır. Bu yeni konseptte; “Hizbullah örgütüne karşı yasa ve kanunlarla mücadele vermede başarılı olunamaz. Ancak bu örgüte karşı örgüt ve gayri meşru yol ve yöntemlerle mücadele verilebilir.” Anlayışı benimsenmişti. Bakın bu konseptin gereği olarak hangi kontra faaliyetleri geliştirilmiş!

Hedef; Hizbullah cemaatini halkın nazarında şüpheli duruma getirmek, halkın teveccühünü kırmak ve cemaati hedefinden saptırarak tasfiye etmektir. Bunu gerçekleştirmek için her türlü gayri meşru yol ve yöntemlere başvurulabilir. Bu kapsamda yapılan faaliyetler kendilerine bağlı ajan, muhbir ve işbirlikçiler vasıtasıyla gerçekleştirilmiştir. Bunlar, yapacakları faaliyetler hususunda gerekli eğitimlere tabi tutulmuş ve organizeli olarak bu faaliyetler gerçekleştirilmiştir. Özellikle bu alanda yapılacak işlerde İslami kimlikleriyle tanınan ancak gerçekte güvenlik ve istihbarat birimlerine hizmet veren ve onlara bağlı ajan, muhbir ve işbirlikçilerin seçilmesi, yapacakları tahribatların daha etkili olabilmesini sağlamaya yöneliktir.

Bunları başlıklar halinde özetlersek bu ajan, muhbir ve işbirlikçiler vasıtasıyla;

-Hizbullah cemaatinin itibarını düşürmek ve halkın nazarında şüpheli bir konuma sokmak için Hizbullah’ın devlet destekli, devlet kaynaklı ve PKK’ya karşı kullanmak maksadıyla kurulduğu ithamının yapılması ve kamuoyunda bu şekilde propaganda yapılarak karalanması.

-Cemaat tabanına yönelik fitne ve fesat çıkarma gayretleri: Bu hususta kendilerine bağlı ajan ve işbirlikçiler vasıtasıyla cemaat içerisinde rahatsızlığı, sorunları ve hastalığı olan kişileri cemaate karşı kışkırtmak, fitne ve fesat çıkarmak, ayırmak veya aleyhe döndürmek için çalışmak.

-Cemaat adını kullanarak insanları cezalandırmak: Ajan ve işbirlikçilerin de içinde bulundukları istihbarat birimlerine bağlı ekipler cemaat adını kullanarak bölgeden ta İstanbul’a kadar gözlerine kestirdikleri insanları cemaat adına cezalandırmışlardır.

-Cemaat adını kullanarak halktan zorla zekat toplamak: Cemaat Müslümanların zekatını istiyordu. Ancak hiçbir zaman zekat vermediği için kimse cezalandırılmamıştır. Bu ajan ve işbirlikçilerin yardımı ile halktan zorla zekat istenmiştir. Burada çok daha vahimi; zekatı olmayanlardan da zorla zekatın istenmesi ve böylece cemaat aleyhinde kötü bir imajın oluşturulmasıdır.

-Cemaatin imajını kötülemek için Cemaat mensubu sıfatıyla halka eziyet etmek, haksızlık yapmak ve haksız çıkar sağlamak.

-Cemaat adına fidye karşılığı adam kaçırmak:

-Cemaat adını kullanarak tehdit ve şantaj yoluyla halktan zorla para toplamak.

-Gasp, soygun ve hırsızlık faaliyetleri: Polis’in oluşturduğu ve cemaate karşı kontra faaliyetleri yürüten çetenin üyesi A. Ş. Ve bir ara çetenin faaliyetlerine istemeden dahil olan A. H. A. Bu hususta şunları söylüyorlar: “polisin yol göstermesiyle ve teşvikiyle gasp, soygun ve hırsızlık yapma hususunda korkulacak bir merci kalmayınca rahat bir şekilde duruma göre bu yollara başvurduk. Bu tür faaliyetlerde zaman zaman polis ve yerine göre de başka çetelerle işbirliği yapıyorduk. Nusaybin şehir merkezinin tam ortasında mütedeyyin bir ailenin kuyumcu dükkânları polisin yardımı ve JİTEM’e bağlı başka bir çete ile ortaklaşa soyuldu. Yine bir Müslüman’a ait bir araç çete başı Yahya ve polisler tarafından gasp edilerek satıldı. Cemaat mensubu sıfatı ile fakir ve sempatizan durumunda bulunan insanların araçlarını alım adı altında gasp ederek satma ve paralarını vermeme, ticari işyerlerinden hırsızlık yapma gibi davranışlar sergileyerek halkın cemaate karşı nefret duyguları içerisine girmeye sebep oluyorduk. Bu faaliyetlerden maksadımız da zaten bu idi”

- Cemaat gücünü çek-senet tahsili ve mafya türü işlerde kullanma: A. Ş. bu hususta şunları söylüyor: “ özellikle maddi sorun ve anlaşmazlıkları bulunanlardan çete elemanlarına başvuruda bulunanlar ile anlaşıp karşı tarafı sıkıştırıyorduk. Cemaat gücünden istifade ederek karşı tarafı verdiğimiz çözümü kabule zorluyorduk. Başka çareleri yoktu zaten. Bu şekilde haklıyı haksız, haksızı haklı yaparak hem cemaatin imajını zedeliyorduk hem de anlaştığımız taraftan da payımıza düşeni alıyorduk. Bununla beraber bölgede sorunlu olan arazilere yönelik elimizdeki bilgilerden istifade ederek birileri ile anlaşıp ya bu arazilere el koyup satıyorduk ya da işletenlerden haraç alıyorduk. Alacaklarını tahsil etmede zorlananlardan bize başvuranlarla anlaşma yoluna giderek alacaklarını aldığımız takdirde bize ne kadarını vereceği hususunda pazarlık yapıyorduk. Yavaş yavaş çemberi genişleterek çek senet tahsiline başladık. Adeta bir mafya çetesine dönüşmüştük. Artık sadece bölgede değil, ta Mersin ve Antalya’ya kadar hüküm sürmeye çalışıyorduk. Özellikle Akdeniz bölgesinde çek-senet tahsili işine girmiştik. Hızlı girmiş olacağız ki, Mersin ve Silifke’de bu işlerden dolayı karakolluk olduk. Oradaki polislerin bizden haberleri olmadığı için yaptıklarımızdan dolayı şikâyetçi olanların şikâyetleri üzerine gözaltına alındık. Sonra Mardin’den polis devreye girince bizi serbest bıraktılar.”

-İçki, kumar ve fuhuş işleri yapma: Yine A. Ş ve A. H. A’nın ifadelerine bakalım.

“Bölgede bu çete ve polisin işbirliği ile cemaat adına zekat toplama, halkı cezalandırarak, haksızlık ve zorbalıkla toplanan haraç, haksız yollardan sağlanan rant, hırsızlık, gasp ve soygundan, çek-senet tahsilatından ve mafya türü işlerden yüksek miktarlarda para toplanıyordu. Bu paralar öncelikle polis ve çetenin başı arasında bölüşülüyordu. Çetenin ikinci ve üçüncü derecedeki üyelerine de daha düşük miktarlarda dağıtım yapılıyordu. İkinci ve üçüncü derecedeki üyelere verilen miktarlar ancak geçimlerine yetiyordu. Onun dışında zevk ve eğlence yerlerine de ancak polis ve çetebaşının sayesinde gidilebiliyordu. Onlar da yaptıkları ikramlarla bir nevi çete üyelerine büyüklüklerini gösteriyorlardı. Bizler çete olarak elimizdeki paraları genelde eğlence yerlerinde çarçur ediyorduk. Çete üyeleri sürekli Nezirhan tesislerine gidip orada güzel yemekler yer, içki içer, kumar oynar ve fahişelerle zaman geçirirlerdi. Bunun dışında da çetebaşı Yahya’nın daha önce irtibatlı olduğu kadın dostu vardı. Sürekli onun yanına gider dolaştırır, otellerde onunla sefa sürerdi. Aynı zamanda bu kadının çalıştığı yerler hakkında da ondan bilgi alırdı. Bu kadın dışarıda örtülü ve Müslüman olarak kendini gösterir ve İslamcı geçinen bir çevrenin ticari işlerinde sekreterlik yapardı. Yine çete üyeleri olarak sürekli Akdeniz bölgesine, Mersin’e, Silifke’ye, Antalya’ya ve sahildeki eğlence ve tatil beldelerine gider elimizdeki paraları yukarıda saydığım eğlencelerle çarçur ediyorduk. Bu hayata battıkça daha çok polislerin verdikleri talimatları uyguluyor ve daha çok onlarla bütünleşiyorduk. Din, ahlak ve namus diye bir mefhum kalmıyordu. Gittikçe İslam'a ve Müslümanlara daha çok düşman olmaya ve kin beslemeye çalışıyorduk. Artık öyle olmuştu ki, polisin talimatını beklemeden de işlere girişiyorduk. Ve böylece hem kazanıyorduk hem de polisin istediği gibi cemaati de halkın arasında karalayıp lekeliyorduk”.

İnsanları Tuzağa Düşürerek Şantajla İşbirliğine Razı Etme: Polisin kullandığı çeteye mensup Mehmet adlı genç resmi imam çok ilginç faaliyetleri icra etmiş. A. Ş. adlı çete üyesi bunun hakkında şu bilgileri verir. “Mehmet adlı genç resmi imam, çoğunlukla kendi yaşıtları olan ve tanıdığı genç imamlarla ilgileniyordu. Onun Mele Behçet adında bir arkadaşı daha vardı. Bu da kendini mele olarak gösteriyordu. Behçet’in yanında bir kadın vardı etrafına karısı olarak tanıtıyordu. Halbuki karısı olmadığı gibi onunla çalışan bir muhbir ve fahişe idi. Bu ikisi bölgede tanıdıkları molla arkadaşlarını Van’da bir otele davet ederler. Yanlarındaki kadın da yanına birkaç fahişe daha alarak mellelerin olduğu otele gider ve fahişeleri mellelerin başına musallat ederek alem yapmalarını sağlıyorlar. Sonra polise haber verip otele baskın düzenleyip görüntülerini çekiyorlar. Bu görüntülerle kendilerine şantaj yaparak işbirliğine razı etmeye çalışıyorlar”.

(Devam Edecek)

Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 156
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5654
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #2 : 06 Kasım 2010, 18:59:53 »

HİZB-İ KONTRA GERÇEĞİ -3

Cemaat mensubu sıfatı ile gayri İslami ve gayri ahlaki davranışlarla cemaati halkın nazarında karalamak:


--------------------------------------------------------------------------------


Jitem, Hizbullahi harekete karşı kontra faaliyetlerinde kullandığı işbirlikçilerine bakın hangi taktik ve yöntemlere başvurmalarını ve hangi talimatları vermişler. A. T adlı muhbir bu yöntem ve talimatları şu şekilde izah eder:
“ sen ne yapıp edip cemaat’in tam güvenini kazanmalısın. Cemaate itaatkar ve çok çalışkan ol. Her işe koşmaya ve fedakar olmaya çalış. Bol bol infakta bulun ve zekat ile senden istenen yardımları esirgeme, yapılacak işlerde hep öne çıkmaya çalış. Bu şekilde hem cemaat içerisinde yükselmelisin hem de halk arasında cemaatin önemli bir adamı konumuna gelesin. Hatta ilerideki işlerde daha konumlu olabilmen için hacca git. Bu ünvanınla halk arasında daha çok tesirli olursun. Cemaat içerisinde yükselirsen bizim için çok daha verimli olursun. Halk arasında da cemaatin önemli bir adamı olarak tanınman yine cemaate karşı yapacağımız faaliyetler açısından daha tesirli olursun. Yine kendi çevrendeki özellikle maddi durumları düşük cemaat mensuplarını topla ve onlara iş ver ve bol bol yardımda bulun ki hem ilerde onlar üzerinde etkili olabilesin ve aynı zamanda onlar da cemaat içerisinde daima sana destek ve arka çıksınlar. Hem onları kazanmış olacağız hem de cemaat içerisinde senin için tampon görevi görürler. Kendini her yerde ve her ortamda cemaatin yetkilisi olarak tanıt. Cemaat içerisinde konumunu bu şekilde güçlendirirken öbür yandan halka yönelik icra etmek istediğimiz faaliyetleri artık icra edebilirsin. Buradaki maksadımız, senin bu sıfatınla halka yönelik yapacaklarının tesirli olmasıdır.

• Sürekli etrafında toplayacağın ve güveneceğin bir iki kişi ile halkı ziyaret et, cemaatin usullerinin tersine zamansız ve uygun olmayan zamanlarda ziyaretleri yap. Ziyaretini yine cemaatin usullerine aykırı olarak uzun tut ve ziyaret ettiğin insanları bu şekilde rahatsız et. Ziyaretlerinde sürekli aşırı giderek insanları tekfir et, ziyaret ettiğin kişileri İslam'a yakınlaştırmaktan çok üslubunla uzaklaştırmaya çalış. Güya islamı anlatacaksın ancak sevdirmekten çok nefret ettireceksin. Güya cemaatti şanına yakışır bir şekilde temsil edeceksin ancak davranışlarınla insanların cemaatten nefret etmesini sağlamaya çalışacaksın.

• Sürekli molla ve ilim ehlini cemaat adına ziyaret et, onlara cemaat adına kendilerini ziyarete geldiğini söyle. Bu ziyaretlerin esnasında sürekli tartışmacı bir üslup kullan. Onlarla ilmi tartışmalar yap. Onlara karşı bilgicilik tasla ve kibirli davran. Onların konuşmalarını sürekli kesip araya gir. Ayet ve hadisleri yanlış oku ve yanlış yorumla. Bu şekilde davranırsan molla ve ilim ehlinin cemaatten nefret etmesine ve uzaklaşmasına sebep olacağın gibi bu kesimin halk arasında cemaat aleyhinde propaganda yapmasına vesile olursun. Cemaat mensuplarını cahillikle ve adab-usul bilmemekle itham edecekler. Yaptığın ziyaretlerinin sonucunu da cemaate çok müspet geçtiği şeklinde iletirsin.

• Sen esnaf ve tüccar bir adamsın. Halkın sana düşen işlerini savsakla, sağlam yapma, işe sahtekarlığı karıştır, zamanında teslim etme, yani işlerini bitirinceye kadar iş sahiplerinin canlarını çıkar. Öyle yap ki her yerde cemaat aleyhinde propaganda yapsınlar. Alacak verecek işlerinde sürekli hile ve sahtekarlığa başvur, kimsenin borcunu zamanında ödeme, alacaklılarına ise sürekli eziyet edip onları sıkıştır, minnet ederek onlara haksızlık yapmaya çalış. Böyle davrandığın zaman kimse sadece senin şahsını hedef almaz, herkes cemaati kötüleyecek.

• Gerek ev ve gerekse işyeri komşularını sürekli rahatsız et. Müsait olmayan zamanlarda işye-rini çalıştır ve rahatsızlık vermeye çalış. Ahlakınla muamele ettiğin insanlara kötü bir imaj oluştur. Yapabileceğin herkese zulüm ve haksızlık yap.

• Sürekli kadın ve kızlara bak, bakışların cemaat mensuplarının şahsiyetlerini zedeleyecek şekilde olsun. Kadınlarla haşir-neşir ol ve mutlaka birlikte olmalısın.”

Batman emniyet müdürü M. Emin Körpe kontra faaliyetlerinde kullandığı A. Demir adlı işbirlikçiye şu talimatları veriyor: Cami çalışmalarını sabote etmek için gelen çocukları kendine çekerek onlara sarkıntılıkta bulun. Halk seni Hizbullahi bildiği için mahallede ve sokaklardan geçerken kadınlara el at, sarkıntılıkta bulun, hakaret et, camilerin mihrab ve minberlerine necaset atın ve kendin de oraları pislet, Perşembe günleri halkın mezar ziyareti yaptığı esnada onların arasına dalıp kadınlara sarkıntılıkta bulun, cemaat adına sempatizanların evlerine giderek orada kalmaya, hem rahatsız etmeye hem de çocuklarına sarkıntılıkta bulunmaya çalış. Ne yazık ki, bu işbirlikçi yaratık bütün bunları ve burada yazmaya haya ettiğim daha bir çok pisliği yapmış ve bu yaptıkları yaşadığı çevrede cemaate mal edilmiştir.

Yukarıda yazdıklarım güvenlik ve istihbarat birimlerinin cemaati halkın nazarında karalamak ve halkın teveccühünü kırmak için kendilerine bağlı ajan, muhbir ve işbirlikçilerin tümünden istedikleri ve harfiyen yerine getirdikleri faaliyetlerdir. Sadece birkaç örneğini verdim. Bu örnekler gibi hatta daha feci yüzlerce örnek mevcuttur. Yazmaya çalışırsam ciltlerle kitap ortaya çıkar. Evet hizbul-kontra gerçeği işte budur. Bu işin sadece bir cephesidir.

(Devam Edecek)

Selam ve dua ile..

Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
Satır Arası Hüzün
υѕтα üує
***


``Uykum Var !Ölsem ,Geçer mi Dersiniz ``

Puan: 82
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 782
Üye ID: 5005

Nerden: Çünkü Biz Hiç Taş Atmadık Ve taş atan çocukların Yüreğini Hiç Paylaşmadık.


WWW
« Yanıtla #3 : 07 Kasım 2010, 12:08:02 »

Konunun Takipçisiyim ,Daha Şimdi gördüm ,Bana Işık olucak Bazı düşüncelerime

Yavaş Yavaş Başlıyım Okumalara

Afiyet Dileklerimle

Zamara Bunu Beğenicek İnşALLAH
Logged

Biz hep çocuk kalmalıydık aslında.
Üç taş, üç cam olmalıydı hayat.
En büyük kavgamız gazoz kapağından çıkmalıydı
ve en büyük acımız
öğretmenimizin başka şehre tayini olmalıydı.
... Biz hep çocuk kalmalıydık aslında.

Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 156
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5654
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #4 : 07 Kasım 2010, 12:16:24 »

değerli zamara kardeşim bu özelliğinizi taktir etmişimdir.Rabbim sizden gani gani razi olsun.
Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
Satır Arası Hüzün
υѕтα üує
***


``Uykum Var !Ölsem ,Geçer mi Dersiniz ``

Puan: 82
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 782
Üye ID: 5005

Nerden: Çünkü Biz Hiç Taş Atmadık Ve taş atan çocukların Yüreğini Hiç Paylaşmadık.


WWW
« Yanıtla #5 : 07 Kasım 2010, 12:54:31 »

Estağfirullah Sayın Muhterem Abbas Kardeş,

Şimdi bol Keseden Atmanın Alemi Nedirki ;Hemde Sonu Zan Olur ALLAH Muhafaza!!

Önce Öğrenmeli Düşüncesindeyim

Bu Konudaki Tahammülkar Davranışlarınız Takdire Şayandır

Evet Her Satırını Okudum Hatta Bazı Satırlarını Bir kaçkez Okudum

Buraya Kadar Tamam Hem Fikiriz,

Kafamı Kurcalayan Merkez Odak Silahlanmalarıdır ,İlerleyen günlerde Işık Olucaksınız

 (Bahsedilen Yıllar İçerisinde)Bu Devlet Kendisinden Beslenmeyenlere Tabikide Karşı Çıkıcak,

Zülm Edicek ,

Çünkü İşine Gelmiyicek Halk Özüne dönücek,

Gelişimin  Yolunu  Batılı Olmakla Adledicekler


Ve Niceleri......


Aleyküm Selam

Devamını Beklemekteyiz
Logged

Biz hep çocuk kalmalıydık aslında.
Üç taş, üç cam olmalıydı hayat.
En büyük kavgamız gazoz kapağından çıkmalıydı
ve en büyük acımız
öğretmenimizin başka şehre tayini olmalıydı.
... Biz hep çocuk kalmalıydık aslında.

Abbas
∂ανєтуσℓυ мσ∂
*



Puan: 156
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5654
Üye ID: 702

Nerden:


WWW
« Yanıtla #6 : 07 Kasım 2010, 16:56:18 »

Rabbim  razı olsun zamara kardeşim.

hz. Ali(r.a) efendimizin, araştırmanın insanı doğruya yönelteceği yönündeki sözlerini ilk okumamdan bu yana bir başka ehemmiyet veririm araştırmaya ve araştıranlara.

araştıran önyargılardan, peşin hükümlerden sıyrılmış demektir.

araştıran, fasığın haberine hemen kanmayan demektir.

araştıran feraset ve basiret kapılarına yönelmiştir demektir.

işte bu hal taktire şayandır, çok az kimselerde bulunur.bundan dolayı söylediklerimi bol keseden kabul etmeyin inş.

değerli kardeşim ben de bu konuları çok araştıran birisi olduğumu düşünüyorum.bu tür bir soruyu bir daha sormuştunuz yanlış hatırlamıyorsam.hatta bir şeyler eklemiştim.

yine said gabari denen yazarın yazıları bu noktayı aydınlatmaktaydı.hatta eklediiğim yazılarda silahlanma gerekçelerine değinmiştir.ama ben farklı yerlerden bu meramınızı gidermek isterim.

bir yıl önce veya daha fazla bir süre önce doğruhaber gazetesinde hüseyin sağlamın araştırma yazılarında silahlanma gerekçeleri belirtilmişti.inşALLAH yazıya ulaşırsam paylaşacağım.

araştıran hakikate varır. (örn. ateist çoğu bilim adamı araştırmaları sonucu ALLAH ı bilirler )

selam ve dua ile

Logged


"vallahi, vallahi bugün resulullah(a.s.v) kabirde sızlanmaktadır.
filistin'deki durum ve mazlumiyet resulullah(a.s.v) ı kabrinde sızlatmaktadır."(şehit murtaza mutahhari)
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: