Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hatırlayanınız var mı?  (Okunma Sayısı 365 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Cedah
тє¢яüвєℓι üує
**



Puan: 3
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 103
Üye ID: 1470

Nerden: O'ndan Gelip O'na Döneceğimiz Yerden...


WWW
« : 12 Ekim 2009, 11:11:28 »

Bundan tam 11 yıl evvel yani 11.Ekim.1998'de Türkiye geneli "İnanca Saygı Düşünceye Özgürlük İçin El Ele" isimli bir eylem gerçekleşmişti. Tam bir saat boyunca ellerimiz kenetlenmişti. Hatırlayabildiniz mi?

O gün, ellerimizle birlikte yüreklerimizde birleşmiş, zalimlerin tuğyanlarına karşı kinimizi resmetmiştik. Şimdi aşağıya, o günü hatırlatan bir yazı ekliyoruz M. Ahmet Varol'un. Eskiyi yad etme adına iyi olur diye düşündük kardeşlerim.

***



Özgürlük İçin El Ele

Türkiye geçtiğimiz Pazar günü (11 Ekim 1998 tarihinde) bütün ülkeyi kuşatan oldukça geniş çaplı bir eyleme şahit oldu. "İnanca Saygı Düşünceye Özgürlük İçin El Ele" başlığıyla gerçekleştirilen eylemde insanların inanç özgürlüklerinin kazanılması için el ele tutuşularak kilometrelerce uzunluğunda insan zincirleri oluşturuldu. Eyleme Türkiye genelinde milyonlarca insan katıldı. İstanbul'da baş örtüsü zulmünün en katı şekilde uygulandığı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nin önünde başlayan insan zinciri kesintisiz bir şekilde Bolu'ya kadar devam etti. Bolu'da ise kalabalık bir asker grubu tarafından zincirin devam ettirilmesi engellendi. Eğer bu engelleme olmasaydı bu insan zinciri Ankara'ya kadar devam edecekti. Ancak bu şekilde, bazı yerlerde askeri güçlerin engellemesi sebebiyle kesintiler oluştuysa da "İnanca Saygı Düşünceye Özgürlük İçin El Ele" adıyla İstanbul'dan doğuda İran sınırı yakınındaki Van'a ve Karadeniz tarafından Gürcistan sınırındaki Hopa'ya kadar bütün Türkiye'yi kuşatan bir eylem gerçekleştirildi.

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan beri böyle bir eyleme ilk kez şahit oluyordu. Ülkenin büyük bir kesiminde oldukça farklı yerlerde milyonlarca insanın aynı gün (11 Ekim 1998 Pazar) aynı saatte (saat öğleden önce 11.00'de) belli bir mevkiye gelerek kilometrelerce uzunluğunda insan zinciri oluşturmaları, hiçbir karışıklığa ve disiplinsizliğe mahal vermemeleri Türkiye Cumhuriyeti'nin 75 yıllık tarihinde ilk kez görülüyordu.

Eylem gerçekte, yönetimin bir haksızlığına ve zulmüne karşı bütün bir halkın duyarlılık ve tepkisini göstermesi anlamını taşıyordu. Bu eylem devletin başörtüsü zulmüne Türkiye'deki halkın hemen hemen tamamının tepki gösterdiğini ifade ediyordu. Bu durum ise Türkiye'deki mevcut yönetimin bu insanlık dışı baskı uygulamasında halk tabanından hiçbir destek göremediğini açıkça gözler önüne seriyordu. Çünkü eyleme katılanlar veya dışarıdan destek verenler arasında çok sayıda başı açık bayan da vardı.

Ancak hükümet kurumlarının yürüttüğü başörtüsü zulmüne karşı insanların el ele tutuşarak tepkilerini dile getirmeleri bazılarının da paçalarının tutuşmasına yol açtı. Çünkü onlar bu kadar büyük bir kalabalığın Türkiye'nin hemen hemen her tarafını etki altına alan böyle bir eyleme katılacağını tahmin etmiyorlardı.

Türkiye'deki halkın bu haklı ve meşru direnişinden rahatsız olanların başında siyonizmin Türkiye üzerindeki çıkarlarını koruma görevini üstlenmiş olan basın yayın organları (medya) geliyordu. Bu yayın organları halkın direnişini devlete karşı bir ayaklanma olarak göstermek suretiyle devlet organlarının bu insanlara yönelik baskı uygulamalarının artmasını sağlamaya çalıştılar. Oysa yapılan eylem insanlık tarihinde benzerine rastlanmamış bir zulme karşı haklı tepkilerin dile getirilmesiydi.

İkinci etapta rahatsız olanlar ise insanların haklarına saygılı olmaktan ziyade zulüm uygulamalarına gerekçe oluşturmakla meşgul olan birtakım siyasi liderlerdi. Bu liderler de halkın haklı tepkilerini anlamak istemediklerinden eyleme karşı bütün kinlerini kusmaya çalıştılar.

İnsanların inançlarının gereğini yerine getirerek okuma ve çalışma özgürlüklerini elde etmek için gerçekleştirdikleri "İnanca Saygı Düşünceye Özgürlük İçin El Ele" eylemine gösterilen destek ve ilgiden rahatsız olan hükümet başta İslami anlayış sahibi bazı yazarlar ve birtakım İslami vakıfların ve derneklerin yöneticileri olmak üzere çok sayıda insanı tutuklattı. Tutuklananların arasında Akit gazetesi baş yazarı Abdurrahman Dilipak, Yeni Şafak gazetesi başyazarı Ahmet Taşgetiren, Milli Gazete yazı işleri müdürü ve başyazarı Ekrem Kızıltaş gibi önemli yazarlar da bulunuyordu. Bunlardan Abdurrahman Dilipak, Ahmet Taşgetiren ve eyleme katılan bazı baş örtülü kız öğrenciler ilk sorgulamadan sonra serbest bırakıldılar. Ancak Ekrem Kızıltaş, bazı İslami vakıfların ve derneklerin yöneticileri ve çok sayıda başörtülü kız öğrenci hala gözetim altında tutuluyor.

Ne yazık ki, Türkiye'deki mevcut yöneticiler haksız uygulamalardan kaynaklanan sorunları yeni haksız uygulamalarla yani resmi şiddet ve baskıyı pekiştirmek suretiyle çözebileceklerini sanıyorlar. Oysa bir haksız uygulamadan kaynaklanan sorunun çözümü o haksız uygulamaya son verilmesiyle olur. Şiddet ve baskının artırılması ise yeni sorunları beraberinde getirir. Ama ne yazık ki, İsrail'den akıl almayı, her alanda siyonist işgalcilerle işbirliği yapmayı marifet sayan Türkiye'deki mevcut yönetim sorunları çözme yoluna gitmektense daha çetrefil ve içinden çıkılmaz hale getirmeyi tercih ediyor. Bundan dolayıdır ki üniversitelerdeki başörtüsü zulmünde hala ısrar ediyor. Sadece üniversitelerde değil, insanlara dini konularda öncülük edecek kişileri yetiştirmek üzere açılmış İmam - Hatip okullarında bile başörtüsü yasağı uyguluyor. İçerde kendi halkının değerlerine karşı savaş ilan ettiğinden dolayı kendi halkıyla ulusal bütünlük ve barış sağlayamayan bir yönetimin dışarıda, dış politikada başarılı olması mümkün müdür?

M. Ahmet Varol - http://www.vahdet.com.tr/isdunya/dosya4/1008.html
« Son Düzenleme: 12 Ekim 2009, 11:46:18 Gönderen: Cedah » Logged

Filizdin...
Şimdi Fidan...
Ve bağrımızı yaktın ey kardeşim nazik Civan...
Filistin!
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: