Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 281
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« : 05 Temmuz 2010, 15:46:33 » |
|
 |
|
 |
 |
Evlenmekmi?Eğlenmekmi?
mehmet göktaş hocanın http://www.davetyolu.com/forum/index.php/topic,24510.msg150497/topicseen.html#msg150497 bu yazısını okuyunca birşeyler yazmak istedim...
müslüman kesimin içerisindede yavaş yavaş olsa bile evliliklerde çatırdamaya ve aile içinde huzursuzluklara ne yazıkki şahid oluyoruz,daha önce parmakla gösterilen çiftlerin artık aralarında bazen huzursuzlukların meydana geldiğini duyuyor veya şahid oluyoruz.peki bunun sebebi nedir,neden bunlar meydana geliyor,diye irdelemek gerekir.... kanaatimce bunun bir çok sebebi var ama kendim sadece bir kaç hususa değinmek istiyorum... 90 veya 95 li yıllarda kurulan evliliklerin ve o zaman evli olan kardeşleri bir düşünelim,biraz maziye gidin değerli kardeşlerim..o zamanki şartlar ve ortamları göz önüne alıp biraz irdeleyelim...erkek olsun bayan olsun,tüm kardeşler ihlas ile kuşanmış ve dünyalık bir dertleri yoktu,herkesin bir uğraş alanı bir uhrevi hedefi vardı,bayanlar erkekler gibi vızır vızır çalışıyor,şu faaliyet bu çalışma,camide ders vb etkinlikler derken,gündüz yoğun bir mesai,yorucu ama müthiş bir manevi depo,beyinsel olarak yarına odaklanmış bir bilinç ve azim,birşeyler yapmanın verdiği lezzet ve manevi huzur,mutlu ve aşkla geçen bir günün sonunda evine varıp,eşine hazırlık yapıyordu...biliyorduki eşide ondan daha fazla bir yükle akşam eve gelecek ve onu mutlu etmenin telaşına girer,evde ne varsa hazırlığa girer,gelebilecek misafirlere görede hazırlık yapardı,çünkü o biliyorduki islami hizmetin gündüz ve gecesi yoktu,bu bilnci kardeşlerinden aldığı için akşamları severek,kapılarını misafirlere açar ve hizmette kusur etmez,memnuniyetle ve islami bir hizmeti ifa etmenin mutluluğuyla görevini yerine getirirdi...eşide,büyle bir yardımzısı olduğu için ALLAHa hamdeder,kendisine dünyalık namına hiçbir sıkıntı çıkarmayan büyle bir eşi verdiği için şükreder,büyle bir bilinçe bayanları yetiştiren kardeşlerine sevgi ve samimiyetle,gönlünü ve yüreğini açardı...mutluydular,çünkü dünyalık bir dertleri yoktu... hatta evlendiğinde,eşinden mehir olarak fizilal takımını isteyen kardeşleri bilirim,veya eşinin çilekeş olmasını ve islam için sıkıntılar çeken biri olmasını isteyen nice bayan kardeşlerimiz vardı,erkekler,güzellik değil takvayı esas alırlardı...onlar bozulmamış anlayışlarını farklı ölçülerle kirletmemek için fedakar ve cefakar eş adayları isterlerdi,televizyona verdikleri vakitleri olmadığı için hatta birçoğu bunu evinde bile barındırmadığı için çirkefliklerle kirletmemişlerdi beyinlerini onun için manken gibi bir eş adayı gibi asla düşünceleri olmamıştı...çünkü günleri ve geceleri diziler ve magazinle yoğrulmazdı,cihad ve şehadet ile yoğrulanların ideali elbetteki..fatımalar,asiyeler,meryemler olurdu ve onlarda hep bununla haşir neşir oldukları için,eş adaylarının büyle olmalarını isterdi...ölçüleride mücahide olmalı,çilekeş olmalı,samimi olmalı,kendini ALLAHın davasına feda eden bir ihlas abidelerinden olmasını istiyorlardı,işte bunlar evlenince yuvalarıda huzur ve neşe ile çalkalanır,saadet rüzgarı evin heryerinde cirit atardı..evlerinde lüksün emmaresi yoktu amma evlerinde kralların ve maddi yönden çok zengin olanların(ki zenginlik kesinlikle saadet getirmiyor,kastımız zenginliği saadet için ölçü alanlar içindir) bile imreneceği bir huzur ve saadet vardı...iyi bilinki ben asrı saadetten bahsetmiyorum,1400 yıl öncesindende bahsetmiyorum,şahidi olduğum ve şahidleri çok olan 15 yıl öncesinden bahsediyorum... bu gece misafirimiz neden yok deyip ağlıyanları biliyorum,çünkü onlar alışmıştılar evdeki ekmeklerini paylaşmaya,fazla misafir gelince çok masraf olur gibi zilletli bir düşüncenin asla esiri olmadılar...yıllar sonrasının hesapları yoktu onlarda,yatların,katların hesabı yoktu onlarda,onlar bugünde bize şehadet uğramadı,bugün biz hiçbir çile çekmedik,kardeşlerimizin başına gelenlere bak birde bize deyip içten içe hüzünle yoğrulurlardı,sabah evinden ayrılınca,hakkını helal et belki şehadet kuşu bugün konar deyip,akşamı bile göremeyebileceklerini biliyorlardı o bilinç ile yola koyulurlardı,dünyalık bir hesap ve bir çıkarları yoktu,menfaat gibi bir iğrençlikle tanışmamışlardı,saf ve halistiler,işte onlar büyle erdemliidiler..eşleride eşini uğurladıktan sonra,caminin yolunu tutar,kardeşleriyle bacılarıyla musafaha yapar,muhabbet eder ve hasbihal ederlerdi...falankesin evi şüyle,hanımı büyle,kolunda şu kadar bilezik var,evindeki perdeler,odasındaki kanepeler ve oturma odası gibi bir muhabbetleri yoktu zaten bu tür maleyani şeylerle uğraşacak kadar küçülmezdiler,çünkü onlar iffet timsaliidiler,onların ölçüsü lüks evler,yumuşak kanepeler,perdeler,cıncıklı pardesüler,ince elbiseler,arkadaşını kıskandıracak şeylerle uğraşmazlardı,hatta onlar varsa güzel elbiselerini giymezdiler olurki kardeşinin ihlası bozulur diye ,kalbine şeytan vesvese vermesin diye uzak dururlardı nefsi tetikleyecek durumlardan...kardeşim derdi,derdiler..kardeşim,bacım der,dertleriyle dertlenirlerdi,akşam eve gelince eşine,bugün bir bacı gördüm maddi sıkıntıları vardı ama belli ettirmiyordu,keşke birşeyler yapabilsek derlerdi ve bunu derken kendisininde aslında o bacıdan pek farklı olmadığını unutuyordu,dedimya onlar kendinden önce kardeşlerini tercih ederlerdi...sorumluluk bilinçleri vardı,taşıdıkları misyonun bilincindediler,onun vakarı ve olgunluğu herhallerinden belliydi,kara çarşaflarının asaleti hayatlarının herdemini kuşatmıştı,iffet ve haya ile kuşanmışlardı,eşlerinin yanında yavru ceylan gibiydiler,seslerini kısarlardı ama edeble konuşur ve sıkıntılarını dile getirirkende eşlerini sıkıntıya sokmaz,kaldıramayacakları ve yapamıyacakları bir şeyi istemeyi kendilerine yakıştırmazlardı,bir kuru ekmeğimiz olsun ama önemli olan inancımızdır der eşine bir hatice gibi sıcaklık ve güven verirlerdi,çünkü onlar örneklerini iffet timsali kahraman bacılardan alıyordular...dizilerdeki şımarık bayanlardan lüks ve safadan uzaktılar onları ve yaşantılarını arzulamıyorlardı bilakis tiksinirlerdi ve uzak dururlardı,bizim büyle boş şeylerle uğraşacak zamanımız yok derlerdi.. şimdilerde ise erkek ve bayanlarımızda çok değişimler oluyor..bu tek taraflı değil bilakis çift taraflı bir değişimdir..ama asıl suç erkektedir...evde islami bir anlayış ve derdi kalmayınca,tüm enerjisini dünyalık özerine yöneltince,zikri ve fikri maddi ölçüler,ev,araba vb ihtiyaçlara takılınca,evde ne cihad özlemi ne mücadele aşkı nede halis bir iman anlayışı kalmadı..hanımı ise,artık eskisi gibi değildir,oda çağa ayak durmuş ve sözde gerekçelerle değişimine kılıf bulup kocasına ayak uydırmaktadır,kısacası her ikiside aynı nakaratı tekrarlamaktadır,artık geceleri yorgun eve gelen eş evde asık suratlı veya boloca istekleri olan bir hanımla karşılaşmaktadır.tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş misali her ikisinin derdi ortaktır artık...çünkü bayanda artık dizileri görüp oradaki yaşantıya ve lükse özenmekte bir çevresindede eski arkadaşlarınında dünyalık yarışına girdiğini görünce kendiside geride kalmamak için hızlıca bir yükselme ve zenginlik havasına girmekte büylece huzursuzluk ve aile içi geçimsizliğin kapısını çalmaktadırlar..aslında her ikiside biliyor yanlış yaptığını ama bir kere kendilerini bu çirkef çarka teslim ettikleri için ve eskiye mazi derler mantığıyla baktıkları için dönüp kendilerini ciddi bir sorgulamadan bile geçirmemektedirler... eskidenn yaşamış oldukları güzelliklere özlem duymakta,birbirlerine o zamanki olan bağlılık ve aşka hasret duymakta belkide bundan yoksun olmanın ızdırabiıyle birbirlerine saldırmakta ve evliliğin temelini sarsmaktadırlar...erkek iş ve ortamından kaynaklanan havaya takılmakta ve islami olmayan düşünce ve hayat tarzına ilgi duymakta,zamanla eşininde diğer bayanlar gibi sözde modermleşmesini bile arzular hale gelmektedir,biz o zamanlar siyah çarşafla islami bir aile çizgisinde olup şimdi açılanları bile malesef görmekteyiz..işte tablomuz bu...belki karamsar bir tablo ama ne yazıkki bilncimizi kaybedersek bu günleride arar hale geliriz,haaa bunun aksi örnekleri yokmu elbette var,hiç taviz vermeden o bilinçle hayatlarını sürdürenler var ama dikkat edin sayıları çoğalma yerine azalmaktadır... sağı solu suçlayacağımıza,sorumluluk sahibi müslümanların kendini sorgulaması ve aile içindeki bu tip huzursuzlukların derinine inmesi ve çare üretmesi lazımdır...,bekarlarımız bu tip tabloları görünce evlilikten soğuyor,çünkü o zamanda çocuk olan aile bireyleri artık evlilik çağına geliyor ve geldiler,onlara iyi model olmak istiyorsak önce evimizden başlamalı ve o halis anlayışı tekrar yakalamalıyız aksi halde şimdi çatırdıyan evlilikler yarın evladlarımızında hayatını cehenneme çevirecektir... fedekar bacılar,mücahid erkekler gibi anılarla büyüyen bu nesil,bunun aksi bir tabloyla karşılaşınca ,hayal kırıklığına uğruyor ve birbirlerine ,güven,saygı ve sevgi kalmayıncada hemen işş boşanma vb nahoş durumlara sebebiyet veriyor,öyleya onlar hep,mücahid ve mücahideler..diye duymuşlar...evlenince,bakıyorki,mücahidlikten eser yok...o zaman neler olacağını herkes biliyor... o zamankiler öyleydi....bu zamankiler değişiyor...evlenmeden önce,kendinizi sorgulayın,kendinizi ihlasla donatın umulurki Rabbim sizede sizin gibi ve sizdende daha hayrlı bir eş nasib eder...aksi halde,sizde olmayanı başkasından istemeyin... erkekğin ölçüsü takvadan sapmış,manken mücahide istiyor,bu bile sakat bir anlayış ve islami bir anlayıştan uzak bir duruş.... bayan ise,hem mücahid,hem yakışıklı,hemde zengin bir eş istiyor....şimdi ne olacak büyle isteklerle donanmış bir evlilik arzusu..akibeti belli,hemde şimdiden belli...
öyleyse fatımalarımız fatımalaşsın,Alilerimizde Alileşsin...işte o zaman ortaya mutlu bir aile tablosu çıkar.....
selametle kardeşlerim...[/color] |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 13 Temmuz 2010, 16:07:15 Gönderen: Yahya Abbas Müsavi »
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
Puan: 281
Çevrimdışı
Üye ID: 30
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #3 : 13 Temmuz 2010, 15:51:11 » |
|
 |
|
 |
 |
kekocan...geçmiş nesilde ciddi manada bir ilim yoktu ama dediğiniz gibi bildiğinde samimiyet vardı,ihlas vardı,bilgi kirliliğiyle kirlenmiş bir anlayış yoktu,yanlış anlaşılmasın ilim olmalı bu muhakkak olmalı çünkü ilimsiz bir islami anlayış bir yere kadar gider ama ondan sonra teklemeye başlar ve geriye dönüş başlar bunda heppimiz hemfikiriz...bahsettiğim şudur...o zaman kardeşlerimiz bildiğiyle amel etmede çok daha cesur ve atılgandılar,kalpler vesveselelerle ve şüphelerle meşgul değildi,onun için öğrendiğini hemen amele aktarma isteği mevcuttu...işte bunun adı samimiyetti.....
ama daha sonra fikir akımları ve değişik düşünceler,güzel ilmi bilgilerin yanında birde kafa karıştırıcı bilgi kirliliği girince,beyinler artık zamanını bu işlerle meşgul edince,araya nifak ve vb nefsi hisler karışınca,samimiyette ihlas bozulmaya başladı,bu başlama hayatın tüm alanlarında etkisini göstermeye başladı...sosyal hayatada sirayet edince,ilk olarak aile hayatı ve daha sonra arkadaşlık ve diğer yerlerdede çözülmeler başladı.. işte bu tablo belkide bunun eseridir,tabi daha çok sebeplerde var ama en önemlisi bence bu olmuştur...
.............................. Bir başka açıdanda bakmak gerekirse,biraz daha derine inersek,mekke döneminde o çile ve işkenceler döneminde müslümanların gayesi asla dünyalık bir mal edinme ve o yönde bir gayret ve çalışma olmamıştır ki o şartlarda müslümanları meşgul eden tek şey mekke zalim devletinin zülmünden kurtulmak ve mücadeleye devam etmekti,çünkü o şartlarda bedeni işkenceler ve psikolojik baskılar müslümanlara başka hayalleri kurmaya fırsat tanımıyordu,gündem çile arayış ise dünyalık değil davanın selametiidi... medineye gelince belli bir süre yine müslümanların gündemi cihad ve davayı ileri boyutlara taşıma gayretiidi,taki müslümanlar belirli bir ferahlığa kavuşunca bir ara müslümanlarda dünyaya meyil ve dünyalık edinme isteği oldu,bu neden oldu..bir anlık rahatlık ortamı olunca nefsi devreler daha çabuk atak yapabiliyor ve müslümanın manevrasını farklı yöne çevirebiliyordu,öyleya artık şartlarda uygunidi,dolayısıyla hareket durunca berekette duruyor ve o zaman nefsi istekler tavan yapabiliyordu,ama hareket zamanında bununla uğraşacak zaman ve beyin bununla meşgul olmuyordu çünkü şartlar onu buna zorluyordu...ve dikkat edersek Rabbimiz bakara suresi 145 ayeti indiriyor ve müminleri bu tuzağa karşı uyarıyordu...Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın denililerek müslümanların dünyalık hastalığına kapılmamasını ve cihad ve mücadeleden gevşememesini belirterek ön uyarı niteliğinde onları ve bizleri bu tuzağa karşı uyarıyordu..kendinizi tehlikeye atmayın diye başlayan ayetin sadece bu kısmını alarak müslümanları adeta tersi bir şekilde nasılda ters yüz etmeye çalıştıklarını şimdi daha iyi anlıyoruz...çünkü gönümüzde bu ayet muvahhidlere karşı bir nevi koz olarak kullanılıyor ve malesef iniş sebebi bilinmediği için bir çok kimse buna kanıyor..halbuki ayetin verdiği mesaj bunun tam tersidir..dünyaya meyledip cihadı terk etmekle tehlikenin içine girileceği vurgusu yapılıyor... bununla şunu demek istiyorum...mücadele şartları dünyalık hisleri ve arzulara gem vurur bu nedenle ihlas zirvededir ve samimiyet hayatın her alanında olduğu gibi aile hayatındada en güzel tablolar kendini gösterir,çünkü diliyle söyledikleri yaşantısındada mevcuttur...ama duraklama dönemi ve bolluk dönemi müminler için çok tehlike olabiliyor çünkü artık nefsi ile başbaşadır ve en önemli mücadelede bence budur,çünkü bundan galip olan bir daha yıkılmaz ve tökezlemez ama bir çokları bunun geçizi lezzetine kanarak hem kendini hem ailesini şeytanın ve nefsin tuzaklarına karşı sipersiz bırakır,büyle oluncada gelen nefsi saldırılar çok çabuk onu teslim alır...bir söz var*hareketler bisiklet gibidir,pedal döndükçe bisiklet gider,pedal dönünce bisiklet durur ve düşer*...işte tam burası en önemli noktadır bence...eğer manevi gıdayla beslenmeye devam edip,her halukarda özümüzden taviz vermeden,ilkelerden sapmadan yürüyebilsek,yokuşlardada,rampalardada dengeli olabilsek yıkılmayız..ama rahatlığa alışırsak düzlükte gideriz ama rampalarda asla gidemeyiz...bunun içinde şahıslara ve kitlelere bağlanmadan direk olarak rabıtayı Rabbimizle yapabilmeliyiz..çünkü herşey geçidir ama mutlak baki olana sırtımızı dayarsak yıkılmayız...çoğu müslümanın zaafı budur...toplum içindeyken kardeşleri ile beraberken güzel gider,çünkü sırtını arkadaşına dayar,onun iterlemesi ile bile gitse sonuçta gider,buda onda rehavete yol açar ,halbuki bu büyle değil... biz siyeri okumuşuz ki orada geçen hadiseleri incelersek,bize çok önemli ölçileri öğretiyor..iki örnekle konuyu fazla uzatmayacağım...biri ehudta enes bin malik...bu sahabe efendimizin şehadet haberi gelince,çoğu müslümanın yaptığı gibi kaçmıyor,pes etmmiyor ve yılgınlığada düşmüyor..ve diyorki ..kalkın sizde muhammedin sav can verdiği dava uğrunda can verin diyor...dikkat edersek diğer sahabeler efendimize endekslenmişler onun için çabuk yıkılmışlar ama enes öyle değil...enes direk ALLAHa dayanmış onun için bu muazzam tavrı gösterip şehid oluyor... diğeride,ebu basir ve bu cendel olayıdır,dileyen kardeşler,bu olayı bir daha inceleyip bakabilirler ki gerçekten beni hayretler içinde bırakıyor bu muhteşem duruşları... nereden geldik nereye,ama birbiriyle irtibatlı konulardır bunlar...biz yanlızca ALLAHa dayandığımız zaman yıkılmayız bu bizim aile hayatımızada diğer alanlarımızada sireyet eder,aksi durum hem dünyamızı hemde ahiretimizi zelil bir duruma çavirir...
selam ve dua ile.. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
|
|
|