|
|
ahmet meydani
тє¢яüвєℓι üує

Puan: 32
Çevrimdışı
Üye ID: 5094
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #1 : 17 Aralık 2011, 23:23:33 » |
|
 |
|
 |
 |
Köylünün biri doktora gider. Birikmiş parasıyla muayene olur. Sonuç; tüberkülozdur.
Doktor:
"Siz çok hastasınız, ciğerleriniz çürümüş. Kesin, tedavi olmalısınız. Size ilaç yazacağım, alabilir misiniz?"
Hasta:
"Yok."
deyince, doktor ilaçları kendi dolabından verir ve:
"Ama yiyeceklerine de dikkat edeceksin,"
Hasta:
"Nasıl?"
Doktor:
"Her sabah aç karnına bal yiyeceksin. Bulabilirsen arada bir de etli yemek ye"
Hasta doktora teşekkür eder ve gider. Ama düşünceler almıştır:
"İlacı hallettik, ama bu bal işi zor... Çok pahalı." diye düşünürken pazara gelir. Pazarda bal satan birinin yanında durur. Çekingen bir tavırla balın önünde durur! İşaret parmağını bala dokundurarak ağzına götürür. Sonra da bal satan adama sorar:
"Bu ne mi?"
Satıcı kızgın bir tavırla:
"Bal, bal..! Ne, ne demek?"
Hasta sakin bir tavırla:
"Hı.."
Hasta bu sefer iki parmağıyla daha derine daldırıp, yalanır. Ve yine sorar:
"Bal mı, ne mi?"
Satıcı:
"Bal yav, bal işte. Alacaksan al,"
Bizim hasta bu kez avucunu bala daldırıp, iyice bir yalandıktan sonra satıcıya sorar:
"Kaça mı?"
Satıcının artık sabrı kalmamıştır:
"Yav alacaksan Almisen git işen. Zaten, Bu bal mı, bu ne mi, kaça mı? dedin, yarısını yedin. Cehennem ol git, hayvan herif."
Satıcı bu lafları sayarken bizim hasta baldan bugünkü nasibini aldığı için arkasına bakmadan kaçıp gider. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
katre
σиυя üуєѕι
  
RABBİM SANADIR ŞÜKÜR.ayırma yolundan beni.
Puan: 28
Çevrimdışı
Üye ID: 78
Nerden: UZAKTA KALDIGIM YERLERDEN
|
 |
« Yanıtla #2 : 18 Aralık 2011, 16:22:57 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
Uzayıp giden bir sızı halini alınca bu sessizlik bir çocuk ağlamaya başlar buğulanmış kalplerde. Kırılgan zamanların yitik merhametiyle yüreklerde büyüttüğü bir yerdir o çocuk. Adı: Zulümdür... Adı: Gözyaşı... Adı: Çaresizlik...
|
|
|
|
|
ahmet meydani
тє¢яüвєℓι üує

Puan: 32
Çevrimdışı
Üye ID: 5094
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #4 : 19 Aralık 2011, 22:53:46 » |
|
 |
|
 |
 |
Ahan da sana Gelille Kamil Küvre:
Hele acele etmeyin, hassa sabredinki anladam. Çoğ esgi bi günün hatırası. Sene sanimki 1952 falan. Aha şimdi üniversitenin Patrona Halil hamamının yerindeki inşaatının yapıldığı yerde rahmetli Kemal Şedele’lerin gahvesi vardı. Biz bütün Elazizliler orada toplanır, horata ederdik.
Gene bi ağşam dört beş Elezizli oturmuş gonuşidik. Hepimizi tanırsız sayam: Haşim Küçükel, Hasan Hanağası, Mehmet Kuran, Haydar Özdemir ve ben Aydoğdu İlter, sahat ta üç falan. Möhebbetin goyu yerinde selamünaleyküm diye köylü gıyafetinde birisi yanımıza geldi. “Aleyküm selam gardaş buyur” dedük.
Sonra aramızda şöyle bi gonuşma geçti:
-Ben Kamil’i arim.
Rasim Küçükel:
-Hangi Kamil gakgom.
-Bizim kövlü Kamil'i, tanımisiz?
Hasan Hanağası:
-Kamil Arar mı?
-He he. Kamil Arar... Yoğ mu?
Rasim Küçükel;
-Gardaş bizim Kamil’i arisen daha derste, bi saat sonra gelür, otur bi çay iç hele...
-Yoh sağ olasız. İşim var gendisine Gelil aradı deyin. O anlar, aynı kövdenük. Gelil deyin yeter, eyvallah.
-Güle güle.
Neyse bi sahat sonra Kamil Arar geldi. Selam sabah... Kamil dedim. Biraz evvel kövlün geldi, seni sordu, gene gelecek.
-Kimmiş?
-Adı Halilmiş.
-Halil, Halil, tanımim.
Hasan Hanağası:
-Ula nasıl tanımisin, eyni kövdenmişsiz. Duvar gonşusumuşsuz.
-Yoğ, valla tanımim.
Bunun üzerine gendisini tarif ettük. Kamil tanımim diye tutturdu. Bizde unuttuğ lafa dalduh. Aradan yarım saat geçti., geçmedi. Hepimiz birden Kamil’e döndük.
Kamil:
-Veyy, Gelil be...
-Bizim Gelil yahu, e şimdi nerde? Demezmi....
Sağ olası Kamil küvre, Halil’i tanımamıştı, ama Gelil deyince valla uyanmıştı. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
HoseyN
тє¢яüвєℓι üує

Puan: 42
Çevrimdışı
Üye ID: 179
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #5 : 20 Aralık 2011, 10:05:10 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ahmet meydani
тє¢яüвєℓι üує

Puan: 32
Çevrimdışı
Üye ID: 5094
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #6 : 20 Aralık 2011, 20:58:05 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
|
|
|
yüsra
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #9 : 23 Aralık 2011, 23:42:53 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
feriha
уєиι üує
hazan lalem...
Puan: 3
Çevrimdışı
Üye ID: 13678
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #11 : 24 Aralık 2011, 01:55:29 » |
|
 |
|
 |
 |
Ahan da sana Gelille Kamil Küvre:
Hele acele etmeyin, hassa sabredinki anladam. Çoğ esgi bi günün hatırası. Sene sanimki 1952 falan. Aha şimdi üniversitenin Patrona Halil hamamının yerindeki inşaatının yapıldığı yerde rahmetli Kemal Şedele’lerin gahvesi vardı. Biz bütün Elazizliler orada toplanır, horata ederdik. şiveniz çok güzelmiş elazığ'a sevgiler...
Gene bi ağşam dört beş Elezizli oturmuş gonuşidik. Hepimizi tanırsız sayam: Haşim Küçükel, Hasan Hanağası, Mehmet Kuran, Haydar Özdemir ve ben Aydoğdu İlter, sahat ta üç falan. Möhebbetin goyu yerinde selamünaleyküm diye köylü gıyafetinde birisi yanımıza geldi. “Aleyküm selam gardaş buyur” dedük.
Sonra aramızda şöyle bi gonuşma geçti:
-Ben Kamil’i arim.
Rasim Küçükel:
-Hangi Kamil gakgom.
-Bizim kövlü Kamil'i, tanımisiz?
Hasan Hanağası:
-Kamil Arar mı?
-He he. Kamil Arar... Yoğ mu?
Rasim Küçükel;
-Gardaş bizim Kamil’i arisen daha derste, bi saat sonra gelür, otur bi çay iç hele...
-Yoh sağ olasız. İşim var gendisine Gelil aradı deyin. O anlar, aynı kövdenük. Gelil deyin yeter, eyvallah.
-Güle güle.
Neyse bi sahat sonra Kamil Arar geldi. Selam sabah... Kamil dedim. Biraz evvel kövlün geldi, seni sordu, gene gelecek.
-Kimmiş?
-Adı Halilmiş.
-Halil, Halil, tanımim.
Hasan Hanağası:
-Ula nasıl tanımisin, eyni kövdenmişsiz. Duvar gonşusumuşsuz.
-Yoğ, valla tanımim.
Bunun üzerine gendisini tarif ettük. Kamil tanımim diye tutturdu. Bizde unuttuğ lafa dalduh. Aradan yarım saat geçti., geçmedi. Hepimiz birden Kamil’e döndük.
Kamil:
-Veyy, Gelil be...
-Bizim Gelil yahu, e şimdi nerde? Demezmi....
Sağ olası Kamil küvre, Halil’i tanımamıştı, ama Gelil deyince valla uyanmıştı. Ahan da sana Gelille Kamil Küvre:
Hele acele etmeyin, hassa sabredinki anladam. Çoğ esgi bi günün hatırası. Sene sanimki 1952 falan. Aha şimdi üniversitenin Patrona Halil hamamının yerindeki inşaatının yapıldığı yerde rahmetli Kemal Şedele’lerin gahvesi vardı. Biz bütün Elazizliler orada toplanır, horata ederdik.
Gene bi ağşam dört beş Elezizli oturmuş gonuşidik. Hepimizi tanırsız sayam: Haşim Küçükel, Hasan Hanağası, Mehmet Kuran, Haydar Özdemir ve ben Aydoğdu İlter, sahat ta üç falan. Möhebbetin goyu yerinde selamünaleyküm diye köylü gıyafetinde birisi yanımıza geldi. “Aleyküm selam gardaş buyur” dedük.
Sonra aramızda şöyle bi gonuşma geçti:
-Ben Kamil’i arim.
Rasim Küçükel:
-Hangi Kamil gakgom.
-Bizim kövlü Kamil'i, tanımisiz?
Hasan Hanağası:
-Kamil Arar mı?
-He he. Kamil Arar... Yoğ mu?
Rasim Küçükel;
-Gardaş bizim Kamil’i arisen daha derste, bi saat sonra gelür, otur bi çay iç hele...
-Yoh sağ olasız. İşim var gendisine Gelil aradı deyin. O anlar, aynı kövdenük. Gelil deyin yeter, eyvallah.
-Güle güle.
Neyse bi sahat sonra Kamil Arar geldi. Selam sabah... Kamil dedim. Biraz evvel kövlün geldi, seni sordu, gene gelecek.
-Kimmiş?
-Adı Halilmiş.
-Halil, Halil, tanımim.
Hasan Hanağası:
-Ula nasıl tanımisin, eyni kövdenmişsiz. Duvar gonşusumuşsuz.
-Yoğ, valla tanımim.
Bunun üzerine gendisini tarif ettük. Kamil tanımim diye tutturdu. Bizde unuttuğ lafa dalduh. Aradan yarım saat geçti., geçmedi. Hepimiz birden Kamil’e döndük.
Kamil:
-Veyy, Gelil be...
-Bizim Gelil yahu, e şimdi nerde? Demezmi....
Sağ olası Kamil küvre, Halil’i tanımamıştı, ama Gelil deyince valla uyanmıştı.
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
ahmet meydani
тє¢яüвєℓι üує

Puan: 32
Çevrimdışı
Üye ID: 5094
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #15 : 04 Ocak 2012, 23:48:44 » |
|
 |
|
 |
 |
Elazığ akıl hastanesinde görevli olan başhekim Mutamet bey işlerinin yoğunluğu dolayısıyla dinlenmeye pek vakit bulamamaktadır. Başhekim Mutamet beyin evi yeni yapılmış olan İzzet paşa caminin yakınındadır. Caminin müezzini ise sesi çok güzel olan Bülbül Ali'dir. Bu sebeple ezanları hep o okur.
Başhekim Mutemet bey, ezan seslerinden rahatsız olduğu için bir gün kapıcısını çağırıp:
“Oğlum, gidip şu caminin müezzinini çağırsana” der.
Kapıcı çağırır, ama müezzinin geleceği yok. Birkaç defa çağırdıktan sonra, müezzin Mütemet beyin kapısına gelir ve içeri girer. Doktor Mütemet bey
“Kimsin sen?”
“Ben çağırdığın müezzinim.”
Doktor Mutemet heyecanla:
“Müezzin sen misin?”
“Evet doktor bey.”
Başhekim kızarak:
“Ülen oğlum, kaç gündür seni çağırim, niye gelmisin? Ben bi başhekimim, herkes benden gorhi.”
Müezzin hemen lafa girerek:
“Hop hop doktor bey, ben seni günde beş vakit çagirim, sen niye gel misin?”
Aldığı cevaptan dolayı doktor, müezzinin haklı olduğuna kanaat getirir ve günde beş defa camiye gider. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
yüsra
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #16 : 05 Ocak 2012, 23:18:48 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ahmet meydani
тє¢яüвєℓι üує

Puan: 32
Çevrimdışı
Üye ID: 5094
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #17 : 06 Ocak 2012, 00:22:25 » |
|
 |
|
 |
 |
Harputlu Ömer diye bir delikanlı, Gülsüm diye kara gözlü, kara saçlı bir kıza aşık olmuş. Olmuş ama kız Ömer’in aşkını anlamaz. Ne zaman Ömer’i görse güler geçermiş. Gülsüm hergün su kaplarını, güğümlerini taşıyan sakayla birlikte üç lüleli çeşmenin önüne gelir, güğümler dolana kadar çeşmenin önünde beklermiş.
Ömer de, Gülsüm’ü çeşmenin yakınındaki kahvede bekler, Gülsüm’ün çeşmeye dogru gittiğini görünce hemen kahveden fırlar, çeşmeye doğru koşarmış. Çeşmenin önüne gelince;
“Gız Gülsüm, sahan yanim” diye söylenip dururmuş. Gülsüm de naz ile cilveyi karıştırıp omuz silkerek;
“Yanisen yan” dermiş. Ömer’in her gün kahveden Gülsüm için fırlayıp “Gız Gülsüm, sahan yanim” demesini fırsat bilen Ömer’in arkadaşları ona bir oyun oynamaya karar vermişler. Ömer yine kahvede ve Gülsüm’ü beklerken. Arkadaşları Ömer’in yanına yaklaşıp, Ömer’i konuşmaya tutarak, bir yandan da ceketinin cebine mangaldan çekip aldıkları iki kor ateşi koyarlar. Bu sırada Gülsüm nazlı ve cilveli bir tavırla çeşmeye doğru gider ve Ömer’de ardından. Ömer bir nefeste çeşme başına gelerek her günkü sözünü tekrarlar:
“Gız Gülsüm, ben sahan yanim” der. gülsüm yan gözle Ömer’e bakar ve gözlerine inanamaz. Çünkü Ömer için için yanmaktadır. Yan cebinden duman tütmektedir. Tütmektedir ya Ömer’de her şeyden habersiz, yine ezberini söyler:
“Gız Gülsüm, ben sahan yanim”.
Gülsüm:
“He ulan he yanisin”
Ömer:
“E gız ben her zaman deyim, inanmisin, gız vallaha ben sahan yanim”.
Gülsüm için için tutuşan Ömer’e:
“Ulan deli oğlan, sen essahtan yanisin”
Ömer yine kendinden habersiz:
“E gız ya ne ya, ben essah deyim”.
Artık Gülsüm dayanamaz, alır bir sitil suyu, boşaltır Ömer’in başından aşağıya. Ömer bu suyla kendine gelir. Ve böylece ateşli bir aşk daha son bulur. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ahmet meydani
тє¢яüвєℓι üує

Puan: 32
Çevrimdışı
Üye ID: 5094
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #18 : 06 Ocak 2012, 22:20:14 » |
|
 |
|
 |
 |
Tahsin Özyüksel in yani Silo'nun av meraklısı oldugunu bilen ve Sanat Okulu’nda iken yanında çalışan Abdinur ava merak salar ve Silo’ya:
-Usta, beni de birgün ava giderken götür, ben de göreyim,
-Bu Pazar gün ağarmadan saat 4.00’de bizim eve gel, gidelim, "
Anlaştklari Pazar günü Silo ve av arkadaşı erkenden Silo’nun motosikleti ile ördek avı için Gölcük’e doğru yola çıkarlar. Gölün sivrice tarafındaki sazlık ve bataklık kıyıya gelince motordan iner ve kayaların arasında kendilerine bir yer seçerler. Silo avını rahatça görebilecek ve saklanabilecek bir kayaya yerleşir. Arkadaşı da Silo’nun talimatına uyarak karanlıkta kayalar arasında el yordamı ile bir yer hazırlar ve sessizce beklemeye başlar. Henüz ördekler sazlığa gelmemişlerdir. Ava ilk defa gelen arkadaşına Silo:
-Sakın yerinden kımıldama, sesini de çıkarma. Ben tüfeği ateşleyene kadar öylece bekle. Ördekler ürküp kaçarlarsa akşamdan önce tekrar buraya gelmezler. Beklememizde boşa gider. Eğer sesini çıkarırsan seni vururum,diye arkadaşına sert ve kesin bir direktif verir.
Ne de olsa Silo Sanat Okulunun tesviye atölyesinde hoca, av arkadaşı da onun yardımcısı ve talebesidir. Ayrıca Silo biraz cinlidir, kızdı mı yapar dediğini.
Mevsim İlkbahardır, havalar iyice ısınmaya, yılanlarda yavaş yavaş uyanmaya başlamışlardır. Ördekler yavaş yavaş sazlığa inmeye başlarlar. Silo sazlığın iyice ördeklerle dolmasını beklemektedir. Tam bu sırada Silo’nun arkadaşı Abdinur fısıltı ile:
-Usda gımıli ha!
Diye Silo’ya seslenince, tetikte avını bekleyen Silo:
-Sus ulan, bir daha konuşursan...
Abdinur’u susturur. Üç saattir tetikte bekleyen Silo gene ördeklerin gelmesini beklemeye başlar. Aradan yarım saat geçer. Abdinur bir daha Silo’ya yalvarırcasına:
-Usda eyice gımili haa!
Diye fısıldayınca Silo:
-Ulan benim gözüm kör mü? Ben de görim, kes sesin,
Hava yavaş yavaş agarmaya başlar, ördekler toplanınca Silo ördek topluluğunun tam ortasına dogru ateş eder etmez, arkadaşı da elinde bir metre uzunluğunda kara bir yılanla yerinden fırlayarak, yılanı şiddetli bir şekilde yere vurarak yılanın belini kırar. Silo yılanı görünce şaşırır kalır.
Mesele şudur: Abdinur karanlıkta yerleştigi yerde üstüne oturduğu kayanın biraz altında yumuşak ve oynayan bir yılan olduğunu fark edince Silo’ya “Usda gimili haa!” diye haber vermiş. Fakat Silo bağırıp tehdit edince üstüne oturduğu ve bacaklarının arasında kafasını çıkaran yılanın başını altında sıkıca tutarak sıkıp, öylece beklemekteymiş. Silo ördeklere ateş edinceye kadar Abdinur’da korkudan yılanı sıka sıka en az bir saat, bir tarafta silah bir tarafta da yılan tehlikesiyle korkulu dakikalar geçirmiş.
Silo ise o gımili dediğinde gelip giden ördekler için gımili dediğini sanıp ona bağırıp susturuyormuş. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|