Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Diziler Akla Zarar!  (Okunma Sayısı 59 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« : 03 Şubat 2012, 14:05:38 »

Dizilerdeki Amaç İslamî Zihniyetleri Bozmak ve Aileyi Parçalamaktır!

İnsanoğlu, Rabbimizin imtihan için dilediği hastalık ve musibetten ayrı olarak verdiği kısacık ömür çerçevesinde sağlıklı bir yaşam sürdürmeyi dilerse, bu doğrultuda hareket etmeli ve gerekliliklerini yerine getirmelidir. Sağlıklı bir yaşam için de insanın sağlıklı beslenmesi gerekmektedir. Bu beslenme hem fiziksel hem de zihinsel olur. Üçüncü bir alternatif yoktur. Örneğin; İnsan hayatı boyunca vücuduna zarar veren yiyecek ve içeceklerle beslenirse sıhhatli bir yaşam sürdürmesi beklenemez. Zarar veren şeylerle beslenen insan, sonunda kalp hastalığı, kanser gibi ölümcül hastalıklara yakalanabilir. Beden için neyin zararlı neyin de faydalı olduğunu Rabbimiz Şeriatı’yla bildirmiştir.

Örneğin; Alkolün, uyuşturucunun zararlı olduğu ve balın, üzümün, zencefilin vs. yararlı olduğunu Rabbimiz ayet ve hadislerle kullarına bildirmiştir.

İkinci meseleye gelince; Sağlıklı bir yaşam için beynin (aklın) sağlıklı beslenmesidir. Bu kuşkusuz doğru fikirle yani insanın hem aklına uygun hem de fıtratını tatmin eden bir ideoloji ile mümkündür ki bu ideolojinin (nizamın) nasıl olacağını da Rabbimiz kullarına bırakmamış Şeriatı’yla belirlemiştir.

Görüldüğü üzere insanın hem bedenini hem de aklını zinde tutması için her konuda ALLAH Subhanehu ve Teâlâ’nın Şeriatı’na başvurup o doğrultuda yaşaması gerekmektedir (aksi takdirde sıhhatli ve mutlu bir yaşantı sürdürmesi imkânsızdır). Bu yaşantıyı sürdürürken de her zaman her yerde İslamî atmosferin içinde olması çok önemlidir.

Her anını İslamî atmosferin içinde geçirmesi o kadar kolay değildir. Çünkü dünyanın hiç bir yerinde İslamî bir toplum bulunmamaktadır. Aksine gayri İslamî bir toplum bulunmaktadır. Çünkü dünyanın her yerinde küfür hükümleri hâkimdir. Durum böyle olunca dışarıya çıkıldığında, okul veya işyerine gidildiğinde, alış veriş merkezlerine uğranıldığında her yerde küfre bire bir şahid olunmaktadır.

Bu gayri İslamî atmosfer sadece dışarıda değil, evimizin içine özel hayatımıza dahi girmiştir. Evet, TV programlarından bilhassa dizilerden bahsediyorum. Masum gibi görünen diziler zihnimizi bulandırmakta ve onu sağlıksız beyinler haline getirmektedir. Nitekim dizilerdeki amaç da budur. İslam dışı bütün fikirleri ve ilişkileri normalleştirmek… O kadar normalleştiriliyor ki onun zamanla kabul edilmesinin yanı sıra insanlar hayatlarında da uygulamaya başlıyor. Yani haram olan helal olarak kabul edilmeye başlanılıyor.

İçinde yaşadığımız toplum gün geçtikçe bozuluyor. Aile, edep, hayâ, ahlak, din kavramı gün geçtikçe eriyor. Çocuklar sağlıklı yetişmiyor. Aileyi yönlendiren, çocukları eğiten-büyüten artık maalesef TV programları oldu. Her kanalda şiddet ve ahlak bozucu diziler var. Eğitici programların sayısı o kadar az ki, olanı da zaten kimse izlemiyor. Artık insanlar arasında samimi alakalar kayboldu. Diziler, bizleri çok tehlikeli bir ateş çukuruna sürüklüyor ama farkında bile değiliz. Batı, Müslümanların varlığından onun vasfı olan ALLAH’a teslimiyetten yani İslam’dan rahatsızlık duyuyor. Bu durum, onların yeni projeler, sinsi planlar uygulamasına sebebiyet vermektedir. Müslümanları, Ümmet’i okuldaki verdikleri eğitim planlarıyla dejenere etmenin yanında en büyük etkili silahın evde tv dizileri ve programlarıyla bozacaklarını gördüler. Bu şekilde Müslümanların en mahrem mekanlarına da saldırmış oldular. Örneğin: Kız veya erkek çocuğun karşı cinsiyle nikâhsız beraberlikleri, babanın istediği zaman alkol alması, hanımına eziyet etmesi, annenin kocasının emri altına girmeyip baş kaldırması, kocasıyla eşit haklara sahip olduğunu savunması, evlere mahremleri olmaksızın girip çıkmaları vs. her şey normalleştiriliyor. Yine yılbaşı, cumhuriyet veya Hıristiyanlara, kâfirlere ait bayramların kutlanması normalleştiriliyor. Dizileri takip eden belki de farkında olmadan bunları yaşamaya başlıyor.

Bazı insanlar da bir takım dizi veya filmlere İslamî olarak bakıyor. Oysaki bu küfür sistemi altında İslamî dizilerin yayınlanması imkânsızdır. Hiç bir sistem kendisini yıkacak fikirleri sunmaz. Olsa olsa bu ancak hurafeleri zihinlere yerleştirmek, zihni bulandırmak içindir. ALLAH’ın hükümlerini hiçe sayan sistemin İslam’a ait fikirleri insanlara sunması nasıl beklenebilir ki?

Diziler mevcut sistemin birer göstergesidir. Yani dizi veya filmlerden sistemin nasıl olduğunu anlamak mümkün… Nasıl ki, insanlar sahip olduğu fikirler doğrultusunda amel sergiliyorsa, dizilerde sistemin sahip olduğu fikrin göstergesidir. Yani sistem fikirlerini birçok yoldan insanlara empoze ettiği gibi diziler aracılığıyla da yapmaktadır. Böyle olmasa sistem nasıl ayakta kalabilir ki? Eğer bu küfür sistemi kendi akidesine aykırı olan İslamî fikirleri sunmuş olsa idi, Müslümanlar bu derece İslam’dan kopabilir miydi? Müslümanlar İslamî fikirleri canlı tutup gayri İslamî olan bu toplumu İslamî toplum haline dönüştürmezler miydi?

Hiç bir dizi asla ve kat’a masumiyet taşımaz. Aksine mevcut sistem, kendisine ait fikirleri biz Müslümanlara sunmaktadır. Bunun için de dizilerde bizim dili konuşan sözde bizim inancımızda olan insanlar oynatılıyor ki Müslümanlar daha kolay etkilenebilsinler.

Danimarka eski Entegrasyon Başkanı, “Türk-Müslümanları, Danimarka toplumuna nasıl entegre edebiliriz?” diye İstanbul’a gidip bir araştırma yapıyor. İstanbul’daki Müslümanları görünce hayrete düşüyor ve diyor ki: “Bunlar da bizler gibi giyiniyor bizler gibi konuşuyorlar. Bizlerden pek de bir farkları yok. Müslümanları ancak Müslümanlar etkileyebilir.” düşüncesiyle Danimarka’ya geri dönüp Türklerin en çok bulunduğu İshöj adındaki şehre ücretsiz Türkçe yayın veriyor. Böylece Müslümanlar bu dizileri seyrederken “Onlar da Müslüman, bizim dilimizi konuşuyorlar ve bizim ülkemizde yaşıyorlar” düşüncesiyle, yaşantılarını örnek almaya başlıyorlar. Ki bu şehirde İslâm’ı hayatında tatbike çalışan Müslüman yok denilecek kadar az. Bu da dizilerin insanları nasıl etkilediğine dair mühim bir göstergedir.

Görüldüğü gibi diziler bizlere bir şey kazandırmıyor aksine kaybettiriyor. Üstelik bu kayıplarımız değerlerimiz, fikirlerimiz oluyor. Hayata bakış açımız değişiyor. Güzelce abdest alıp namaz saatimizi beklemezken, mısırları patlatıp televizyon önünde dizileri bekler hale geldik. Bugün Rabbim için ne yapmalıyım diye düşünmek yerine acaba bugün hangi dizim vardı diye düşünmeye başladık. Birbirimize hakkı hatırlatıp, nasihatlar etmemiz yerine dizileri tartışır olduk. Kafirlerin ve yandaşların sinsi planlarınıyle ilgili siyasi yorumlar yapacağımız yerde dizileri yorumlar olduk. Diziler bizim kültürümüzü, bizim ahlak yapımızı ve kişiliğimizi yansıtmıyor. Sadece asli kimliğimizi unutturup, bizleri batının ahlak anlayışına uyarlamaya çalışıyor. Hollywood’un görevini bugün ne yazık ki Batı güdümlü yerli medya ve dizileri almış. İslam ülkelerindeki Müslümanları aslî kimliğinden uzaklaştırıp batılılaştırmak için..

Farkındaysanız diziler sabah çok erken saatlerde veya gece çok geç saatlerde yayınlanmıyor. Aksine saat 20.00 civarı yayınlanıyor. Çünkü insanlar, sabah okul veya işe gidip gece de yorgunluklarını gidermekteler. Lakin saat 20.00 civarı hemen hemen herkes evdedir ve bu saatler genelde ailenin dinlenme saatidir. Diziler de bu sebepten dolayı dinlenme saatlerinde yayınlanmakta ki böylece kâfir ve yandaşları, sadece aile liderini değil ailenin bütün fertlerini televizyonunun önüne kilitlemekte ve kirli fikirlerini yaymaktadır.

Evlatlar, “Bu benim hayatımı buna siz karışamazsınız” demeye, anne “Çalışıp kendi ayaklarımın üstünde durmalıyım, eşime bağlı kalmamalıyım” diye düşünmeye, baba da “Bir kerecikten ne olur” deyip hanımını aldatmaya başlıyor. Nasıl bir tablo görüyorsunuz? Parçalanmış bir aile ve İslam dışı savunulan fikirler. İşte dizilerdeki amaç da tam olarak budur ve ne yazık ki amaca da ulaşılmıştır.

Sadece dünyevî, sadece maddi ve sadece şehevi olan seyirler, zamanla bizi de değiştirir, dönüştürür ve seyrettiklerimizin bir parçası haline getirir. Çünkü insan seyrettiğine alışır. Alıştığını da hoş görmeye, hatta helal saymaya başlar. Son dönemlerde kadının sesi, kadın hakları gibi programlarla sözde kadının özgürlüğü konusunu işler oldular. Hâlbuki daha düne kadar kadın insan mı tartışması yapan bu Kapitalist zihniyet değil miydi? Kadının mutlaka ekonomik yönden bağımsız olması, kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini söylerken, kadını cinselliğini kullanarak pazarlamadıkları sektör kaldı mı acaba?

Aileyi bozmak için bunlar yetmedi. TV dizileri ortalığı sardı ve de kavurdu. Kim kimin karısı belli olmayan diziler. Meşru gösterilen gayri meşru çocuk olgusu… Kahvaltıda bile içki içen aile fertleri. Yetişkin kızının erkek arkadaşı olmadığı için üzüntü duyan anne baba tipleri. Gayri meşru beraberlikleri, birliktelikleri evliliğe tercih eden gençlik anlayışı... Yıllarca birliktelikleri huzurlu gösterip evlilikleri kavgalı gürültülü gösteren; sakın evlenmeyin evlenirseniz başınıza bunlar gelir, siz gayri meşru yaşamaya devam edin düşüncesini veren dizi senaryoları… Bütün bunlarda hedef, aileyi dejenere edip, İslami özelliğini yok etmek ve İslam’ın gelecek nesillere sağlıklı ulaşmasını engellemektir.

Yüce ALLAH Sûbhanehu ve Teâlâ kâfirlerin sıfatını bizlere şöyle bildirmektedir:

وَإِذَا رَأَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ أَجْسَامُهُمْ وَإِن يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْ كَأَنَّهُمْ خُشُبٌ مُّسَنَّدَةٌ يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ

“Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa onların sözlerini dinlediğin zaman sanki elbise giydirilmiş (bir yere dayandırılmış) kütük gibidirler. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır; onlardan sakın. ALLAH onları kahretsin! Nasıl da Hak’tan döndürülüyorlar?” (el-Munafikûn 4)

Batı’da aile kavramı diye bir şey söz konusu değildir. Tamamen kopmuş olan aile yapısı kapitalizmin övündüğü özgürlüklerden kaynaklanmaktadır. Batının hali bu durumda. Onlar aileyi kurtarmak için yeni formüller ararken, bizler olup bitenden ders almıyor, sonu belli olan bu yanlış yolda hızla ilerlemeye çalışıyoruz.

Batı, ülkelerinde şiddete ve toplumsal ahlakı bozucu haber ve programlara sınırlama getirirken, bizler halen uykuda kalarak şiddeti, mahrem olan hayatı, ahlaksızlığı magazin ve paparazzi konusu yapıyoruz. Buna ödün vermek, bunun tehlikesini düşünmeden ballandırarak birbirimize dizileri anlatmak tabiri caizse dizilerle yatıp dizilerle kalkmak, insan ve toplum olarak kimliğimizi, misyonumuzu inkâr etmek demektir. Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal, kadını sokağa kimlerin, niçin çektiğini şöyle dile getiriyor: “Feminist hareketler Masonluğun etkisi altındadır. Son 50 yıldaki feminist hareketlere baktığımızda bunların arasında ilaç ve kozmetik üreticileri olduğunu görüyoruz. “Kadına bir şey satabilmemiz için onu sokağa ve inançsız bir alana çekmemiz lazım”, diyorlar. Onun için birçok paneller düzenliyorlar. Önde kadın var, arkada ise görünmeyen bir sponsor. Ya da çok agresif bir kadını köşe yazarı yaptırıyorlar. Bu yeni değerleri savunması için.”

Batı’nın ve onların yandaşlarının bu sinsi planlarını görmek çok zor değildir. Biran dünümüzü hatırlarsak, alaka ve dostluğumuzu, toplum olarak kardeşliğimizi, temizliğimizi, cömertliğimizi, fedakârlığımızı, ahlakımızı göreceğiz. Bizi bu hale sokan Batının oyununa gelmeyelim. Bir hafta tv den uzak kalalım, ailecek bir kitap okuyup dertleşelim birbirimizi görelim, birbirimizi dinleyelim. Göreceğiz ki bizler bu dizi ve programların zehrinden dolayı sağlıksız kalmışız ve sağlıksız bir aile atmosferinde nefes almışız…

Bilinmelidir ki, anne-babaya düşen çocuk yetiştirmek, üzerinde durulması gereken önemli bir sorumluluktur. Çocuklarına eğilmeyen, onlara belli yaşlarda İslamî fikirleri aşılayamayan aileler çocuklarıyla sorunlar yaşar. Müslüman, geleceğini karartmamak için aile olarak İslam kültürü ve değer yargıları içinde kalmalıdır. Huzurlu olmak, rahat uyumak, yarın dizlerimize vurmamak istiyorsak Batının bizim aile yapımızı bozma palanlarına kanmayalım.

Son olarak KöklüDeğişim.Net’de böylesi bir konunun işlendiği habere yapılan yorumuyla yazımı sonlandırmak istiyorum:

“Birçok konuda olduğu gibi bu meselenin de halli, nizamlara dayanıyor. Müslümanların memleketinde salyangoz satan bir nizamla yönetiliyor olmamızın başlıca emareleridir bunlar. Halka rağmen halk için “sanat”(!) üreten bu zihniyet, ne Hakkın standartlarını göz önüne alır ne de halkın standartlarını...

Müslümanların hayata bakış açılarını, onların özlerine yerleşmiş olan İslamî hassasiyetlerinin dejenerasyonunu hedefleyen bir sektörde maalesef Müslümanların lehine (ALLAH’ın rızasına uygun) bir projeyi hayata geçiremezsiniz ya da yaptığınız böylesi bir gayeye matuf proje, bir yönüyle hep güdük kalacaktır.

Diziler, filmler vesilesiyle gündeme gelen bu ahlakın bozulması meselesinin de köklü çözümü; sanat anlayışı, nizamları, topluma bakış açısı Laik temel üzere kurulu olan Demokratik-Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinden/kökünden, İslamî esaslara dayalı bir şekilde tanzim edilmesi ve İslam akidesi esası üzerine nizamların ikame edilmesidir. Böyle yapılmak suretiyle hem Hakkın, halkın razı olduğu bir nizam tesis edilmiş ve hem de toplumun dejenerasyonunun önüne geçilmiş olur ki bu da mutluluğu ve huzuru beraberinde getirir. Müslümanların özlediği, layık olduğu yegâne kurtuluş, bu köklü çözümdedir.” (www.kokludegisim.net/index.php?kd=haberoku&id=5562)


Sümeyye Avcı /
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: