Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: DAVETİ YÜKLENMENİN METODU  (Okunma Sayısı 906 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« : 05 Nisan 2011, 17:08:10 »

Daveti yüklenmek:
Her ikisi de farz olmalarına rağmen, İslâm'a davet ile İslâm hayatını yeniden başlatmaya davet arasında fark vardır.
İslâm'a davet:
Gayrimüslimleri, İslâm'a inanmaya, huzuruna girmeye ve İslâmiyet'in hükümlerine bağlanmaya davet demektir. Kâfirleri İslâm'a inanmaya davet etmede pratik yol, İslâm Devleti tarafından onların üzerine İslâm'ı tatbik etmek ve onları İslâm ile idare etmektir ki, müphemlik ve anlaşmazlık kalmaksızın İslâm'ın nurunu görsünler. O anda İslâm Şerîatının adaletini elleriyle hissederler ve akidenin doğruluğunu görürler. Dün gerçekleştiği gibi bugün de yoğun gruplar halinde İslâm'a girmeye başvururlar.
Müslüman öyle bir risalet taşıyor ki, nerede bulunursa bulunsun, nereye giderse gitsin bu risaleti taşımakla, eda etmekle mükelleftir. Bu risalete oturduğu ve yolculuk ettiği her yerde davet eder ve kâfirlerle en güzel şekilde münakaşa edip mücadele eder ki, onlar zorlanmaksızın ve sıkıştırılmaksızın Allahu Teala'nın dinine girsinler. Zira kâfirleri İslâm'a girmeye zorlamak ne fertlere ve ne de devlete caiz olmaz.
Daveti yüklenmek her Müslüman'a farzdır. Bunun delilleri birbirlerini desteklemektedir. Allahu Teala buyuruyor:
بالمهتدين "Rabbinin dinine hikmetle, güzel öğütle ve en güzel şekilde tartışarak davet et. Şüphesiz Rabbin dininden sapanları bildiği gibi hidayete kavuşanları da bilir." (Nahl 125)

ومن أحسن قولا ممن دعا إلى الله وعمل صالحا وقال إنني من المسلمين "ALLAH'a davet edip, salih amel işleyen ve ben Müslümanlardanım diyenin sözünden daha güzel söz var mı?" (Fussilet 33)


Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyuruyor: "Benim sözümü işiten, idrak edip de işittiği gibi onu gösteren ve anlatan kimsenin yüzünü ALLAH parlatsın."

Ve yine şöyle buyuruyor:"ALLAH senin elin vasıtasıyla bir adamı hidayete erdirirse, bu senin için bir vadi dolusu en güzel develerden hayırlıdır."
 
Bu naslar ve daha birçok naslar kati delillerle delalet etmektedir ki, her Müslüman'a davayı yüklenmek farzdır. Bir de küfür fikirlerinin bütün çeşitleriyle, ister Hıristiyanlıkla, Yahudilikle veya başka dinlerle olsun, isterse komünizm, kapitalizm veya başka ideolojilerle olsun çatışmak da farzdır. Allahu Teala'nın muhkem kitabında Yahudiler, Hıristiyanlar ve putperest olan Arap müşriklerine cevap verdiği gibi, susturucu ve ikna edici delillerle küfre cevap verebilmek için, küfrün üzerinde mebni olduğu fikirleri bilmek gerekir. Yani komünist, kapitalist gibi bu din ve ideolojilerin temel fikir ve akidelerini bilmek kaçınılmaz bir şeydir ki; böylelikle onlarla akli üslupla ve kati ispatla tartışılıp cevap verilebilsin. Yani aynen Ehli Kitaba ve Arap müşriklerine karşı Kur’an'ın üslubu ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'in münakaşaları gibi olsun.
Devletçe İslâm davasını, davetini yüklenmenin farz olunması ile beraber, devletin asıl işinin bu olduğuna dair delil ise; cihad ile ilgili olarak gelen, yani kâfirlerle savaşmayı Müslümanlara emreden yüzlerce ayetlerdir. Bir de Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'in siyeri, iş ve sözleridir ki; bütün ayetleri beyan etmiştir ve anlatmıştır. Nitekim Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem Medine'de devleti kurduktan sonra o ayetlerin tamamını bütün incelikleriyle yerine getirmiştir. Bunlarla sultasını/otoritesini bütün Arap yarım adasına ve Şam bölgesine kadar hakim kılmıştır. Kendisinden sonra gelen sahabeler de aynı kavrayış üzerine dayanmışlar ve böylece İslâm Devleti, doğuda Çin sınırlarına, batıda Endülüs'e, güneyde Arap denizine kuzeyde Kafkasya'nın kuzeyine kadar uzanmış ve insanlar Allahu Teala'nın dinine zümre zümre girmişlerdir.
İşte, gayrimüslimlere karşı daveti yüklenmek böyledir ve bu, daveti yüklenmenin genel şeklidir.
 
devamı var inşALLAH
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #1 : 12 Nisan 2011, 21:18:57 »

İslâm hayatını yeniden başlatmak
İslâm sultasını tekrar iade etmek ve kafirler nefret etseler bile, İslâm'ı bütün dinlere hakim kılıncaya kadar mücadele etmeyi
Müslümanların "daveti yüklenmelerine" gelince;
burada durum tamamen değişir ki; bu davet, kafirlere değil Müslümanlara yapılan bir davet olduğu gibi, Müslümanların sultasını (otoritesini) yeniden hakim kılmak için, onların sultayı meydana getirmesini (İslâm devletini kurmalarına) davettir. Bu davet, insanların İslâm'a girmelerine davet değil, hayat sahasına İslâm'ı yeniden iade etmeye davettir. İşte bu davet hakkında Rabbimizin rahmeti kendisine isabet eden müstesna, insanlar büyük ihtilaflara düşüp saptılar ve anlayışları çok kötü oldu.

Müslümanları, İslâmî hayata dönmelerine davet konusunda, insanların bilhassa şu anda üç yöne gittikleri bariz bir şeydir. Bunlar;

a-) Hayra davet edenler;
şehirler, mahalleler bu tür davayı yüklenenlerle doldu. Hatta öyle ki, bir mahalle dahi bunlardan eksik kalmadı. Bunların konuları çok çeşitlidir. Hatta hayrın kapılarının çoğuna el attılar. Mesela;
1-) Hayır cemiyetleri (dernekleri): Bunlardan bazıları hastaneler tesis etmek hususunu, bazıları da okul ve yüksek okullar tesis etmek hususlarını ele aldılar.

2-) Kur-an'ı Kerim’i muhafaza etme dernekleri,

3-) Kur-an'ı Kerim okutma öğretme dernekleri,

4-) İslâm merkezleri ki, faaliyet yönleri çok çeşitlidir,

5-) Spor, gezi dernekleri,

6-) Ahlâka ve İslâm mirasına geri dönmeye davet eden dernekler,

7-) İbadetlerle ilgilenmeye davet eden dernekler,

8-) Şeyhler ve tasavvuf tarikatları,

9-) Vakıflar ve çok yönlü çalışmaları.

 

Bunların hepsi de Müslümanları İslâm'a davet ettikleri gibi bu metotlarla İslâm'ın tekrar hayat sahasına döneceğini görüyorlar ya da zannediyorlar. Halbuki bunlar, ister cahil olsunlar isterse kötü niyetli olsunlar veya doğru metodu idrakten ve takip etmekten aciz olsunlar, hepsi de İslâm'ın hayat sahasına dönüşü yolunda birer kaya oldukları gibi, ümmetin enerjisini bu işlerle boşa harcadıklarını idrâk etmiyorlar. Örneğin; sadece Lübnan'da resmen kayıtlı olan İslâm hayır cemiyetlerinin sayısı 1200'e ulaştı. Türkiye'de ise böylesi cemiyetlerden binlerce ve mensuplarından milyonlarcası mevcuttur.

devamı var
Logged
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 280
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 12912
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #2 : 13 Nisan 2011, 09:35:43 »

bu konu güzel bir konu ve takibçisi olmak isterim,ama bu aralar biraz yoğunum,umarım katkıda ve takibte olurum...

selametle kardeşim..
Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #3 : 13 Nisan 2011, 14:35:47 »

inşALLAH  abbas kardeş zaten dikkatimden kaçmıyor sizin seyrek girişiniz   sal.
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #4 : 15 Nisan 2011, 14:19:59 »

b- Marufu emreden ve münkeri nehyedenler
 Bu yönde çalışan bazı dernek ve kitleler mevcut. Fakat bunların çoğu ferdi işlerle yetinmekle birlikte, bu yönde vaaz, irşat ve tebliğ yolunu takip ettiler ve etmekteler.

c- İslâm devletini kurmak vasıtasıyla,
 İslâm hayatını yeniden başlatmak, yani Hilâfet'i tekrar kurmak ve Müslümanların sultasını tekrar hakim kılmaya davet edenler.

Bu davet kapalı veya yarı kapalı idi. Hatta birçok parti ve kitleler bu davet için ortaya çıktılar. Bunlar bazen doğru yolda yürüyerek gayeye ulaşmak için teşebbüs ederler. Çoğu kez de eğik, yanlış ve plansız bir yolda yürüyerek teşebbüse geçerler. Bu kitleler içerisinde kendi düşüncesini idrak eden, metodunu açıkça gören ve hedefini sınırlandıranlar oldu. Bazıları da bunun tersini yaptılar. İşte bizden istenilen husus, bu yöndeki çalışmalardır. Bunun için meselenin detayları gösterilmelidir. Şöyle ki;


Yukarıda (c şıkkında) zikredilen dava için ve bunun tahakkuku için çalışmanın farziyetine herkesin teslim olmasına rağmen, İslâm hayatını yeniden başlatmak için yapılacak davet, dava yüklenme farziyeti ile ilgili deliller de bilinmelidir ki, bu bilinmeye bağlı olarak, onunla ilgili bütün hükümler ve fikirler, davet uğrunda bizi fedakârlığa sevk edecek şekilde bizde cisimleşsin. Çalışmamız ile inancımız arasında bir bağ kurdursun. İman havası içinde bizi yaşatsın. Bu iman atmosferi davetin bütün zorluklarına karşı bizi galip getirebileceği gibi davet için gerekenleri yerine getirme ve vecibelerine vefa gösterme imkânı verir. İşte bu mesele ile ilgili hükümler ve delillerden bir kısmı şöyledir:


Bu konunun başında zikredilen, İslâm davetini yüklenmenin farziyetine dair deliller, genel olarak davet etmeyi farz kılan delillerdir. İslâm hayatını yeniden başlatmak için yani Hilâfet Devletini kurmak için çalışmanın farziyeti ve keyfiyeti ile ilgili delillerden bir kısmı ise şöyledir. Allahu Teala şöyle buyuruyor
ولتكن منكم أمة يدعون إلى الخير ويأمرون بالمعروف وينهون عن المنكر وأولئك هم المفلحون "İçinizde hayra (İslâm'a) davet eden, marufu (ALLAH'ın emirleriyle) emreden ve münkeri (ALLAH'ın nehiyleriyle) nehyeden bir ümmet (parti) bulunsun. Onlar felaha kavuşanların ta kendileridir." (Ali İmran 104)

 
devamı var
Logged
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 280
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 12912
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #5 : 15 Nisan 2011, 16:43:23 »

inşALLAH  abbas kardeş zaten dikkatimden kaçmıyor sizin seyrek girişiniz   sal.


seyrek olmam seni aldatmasın kardeşim,bir gözüm özerinde haberin olsun... ok.
Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 280
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 12912
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #6 : 15 Nisan 2011, 16:47:24 »

değerli kardeşim,yazıyı okurken buraya gelince biraz duraksadım 

c- İslâm devletini kurmak vasıtasıyla,
 İslâm hayatını yeniden başlatmak, yani Hilâfet'i tekrar kurmak ve Müslümanların sultasını tekrar hakim kılmaya davet edenler.


burda aklıma bir soru takıldı,size sormak istedim..

Bizim amacımız(müslüman olarak)hilafet kurup,müslümanların sultasını hakimmi kılmak olmalı?,
yoksa islamı yaşayıp anlatmakmı olmalı?


devam ederiz karşılıklı müzakereye...

selametle..
Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #7 : 16 Nisan 2011, 20:12:50 »

aslında burası çok önemli
bir okadarda  sanalda bunu ne kadar anlata bilirim bilmiyorum bunu açıklıyacağım elimden geldiğince  ama şimdi değil
keşke yüzyüze görüşseydik kardeş  sal.
Logged
Yahya Abbas Müsavi
уαя∂ıм¢ı уöиєтι¢ι
*



Puan: 280
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 12912
Üye ID: 30

Nerden:


« Yanıtla #8 : 16 Nisan 2011, 20:53:48 »

adresini ver,ziyaretine geleyim... Wink  daha güzel olur..
sanalda bazen bende istediğim gibi ifade edemiyorum kendimi...
Logged

Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor. ALLAH için söyleyin bana, MUHAMMEDi'den olanlar nerede?[/co
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #9 : 20 Nisan 2011, 22:03:28 »

Bizim amacımız(müslüman olarak)hilafet kurup,müslümanların sultasını hakimmi kılmak olmalı?,
yoksa islamı yaşayıp anlatmakmı olmalı?


öncelikle şunu diyeyim hilafetin kurulması islami yaşamdan başkası için değildir.
islamı yaşayıp anlatma bunu ferdi olarak elbette yapacağız hilafet olmadanda.
ama şu varki islamın iktisat nizamı var ictimai (sosyal) nizamı var ukubat (ceza) nizamı var eğer bunlar olmadfanda islamı yaşarım diyorsa bir kişi ne kadar yaşayabilir siz dfüşünün.
zaten laiklik ferdi olarak islamı yaşamakta sorun görmüyor. hatta buna istekli olduğunu söyleyebilirim
siz ister hilafet deyin ister imamaet deyin  ister islam devleti deyin aynı şeye çıkar.
islamı bir bütün olarak yaşamanın tek yolu otoritedir.  müslümanın hedefi büyük olmalıdır  geçici çözümler çare değil.islamı parça parça sadece bir bölümünü almak değil ancak hilafet kurulunca islamı hayatın her alanına  hakim olur .
kusura bakmayın yazmak konusunda çok yavaşım.
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #10 : 20 Nisan 2011, 22:15:10 »

Bu ayet Müslümanların kendi devletinde, kendi aralarından çıkacak ve hayra davet edecek, marufu emredip münkeri nehyedecek ve bu iki işi aynı anda yerine getirecek bir teşkilatın bulunmasını farz kılıyor. Yani Müslümanlara aralarından çıkacak, İslâm'a davet edecek ve idarecileri muhasebe edecek bir teşkilatın bulunmasının farz kılındığını gösteriyor. Nitekim bu farz sadece İslâm Devletinin bulunması dönemine münhasır değildir. Tersine geneldir. Her asırda ve her ülkede Müslüman'ın devleti bulunsa da bulunmasa da böylesi bir teşkilatın varlığının vacibiyeti devam eder.

Marufu emretmenin ve münkeri nehyetmenin delilleri: Bu deliller, her marufta ve her münkerde mutlak şekilde geçmesine rağmen, marufu emretmenin ve münkeri nehyetmenin gerektiği en önemli hususlar idarecileri muhasebe etmektir. Bu hususa ehemmiyet veren çeşitli naslar varit olmuştur.
 
Şu sözünde Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem dedi ki; "Din nasihattir (ihlastır)." Sordular; "Kime verilir ya Rasulullah?" Dedi ki; "ALLAH'a, Resulüne, Müslümanların idarecilerine ve avamlarına verilir." Yine şu sözünde Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem;   Marufu emredin, münkeri nehyedin, yoksa ALLAH, rahmet ve şefkat göstermeyenleri başınıza musallat kılar. ALLAH'a dua etseniz bile size icabet etmez."   buyuruyor.


Yine nasların sadece Müslümanların hâlifesi için değil bütün idareciler için mutlak şekilde geçtiğini görüyoruz. Kur’an'ı Kerimde de marufu emreden ve münkeri nehyedenler çok yerde övülmüştür. Allahu Teala şöyle buyuruyor:


يأمرون بالمعروف وينهون عن المنكر ويقيمون الصلاة "İman edenler, marufu emrederler, münkeri nehyederler ve namazı kılarlar." (Tevbe 71)

وأمروا بالمعروف ونهوا عن المنكر "Marufu emrettiler ve münkeri nehyettiler." (Hac 41)


 
İşte bu deliller, marufu emretme ve münkeri nehyetme, hangi durum ve şart altında olursa olsun idarecileri İslâm ile muhasebe etme ve onlara nasihat vermek farziyetini kesinleştiriyor.


Hilâfet devletinin kurulması için çalışmanın farziyeti ile ilgili bazı deliller: Bu hususta da farz; "bir vacibi yerine getirmek için gerekli olanlarda vaciptir" Şer'î kaidesine göre olur. Müslümanlara genel hükümlerle hitap edildi ve bütün hadlerin uygulanması onlardan istendi. Allahu Teala şöyle buyurdu:


"Erkek ve kadın hırsızın ellerini kesin..." (Maide 38) buyurulduğu gibi Allahu Teala'nın şu sözünde de Müslümanlardan cihad yapmaları istendi:


ياأيها الذين آمنوا قاتلوا الذين يلونكم من الكفار وليجدوا فيكم غلظة "Ey iman edenler! Size en yakın kafirlerle savaşın ve (onlar) sizdeki sertliği görsünler." (Tevbe 123)


 
İşte bu hususlar ve benzer birçok hususlar bütün Müslümanlardan istendi. Fert bunları hâlifesiz (devletsiz) uygulayamaz ve bazılarını da uygulaması caiz değildir. Ancak bunlar çok önemlidir ve Müslümanların üzerine bir vecibedir. Bunların uygulanması o işi üstlenen ve uygulamaya tayin edilen naibe/vekil olana aittir o ise; hâlifedir. Mademki; bu hususlar farzdır ve ancak hâlife tarafından uygulanır, öyle ise hâlifenin vücudiyeti de farzdır ki, onu ortaya getirmek yani Hilâfet devletini kurmak için çalışmak da farz olur. Çünkü Şer'î kaidede denmişti ki; "Bir vacibi yerine getirmek için gerekli olanlar da vaciptir."




işte abbas kardeş
sanırım fazla yoruma gerek bırakmayacak deliller bunlar
islamı yaşamaktan kastınız ferdi sorumluluklarsa eğer elbette haklısınız yaşanmayan bişeyin  daveti bir okadar boş olur inşALLAH yanlış anlaşılmamışım
selametle
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #11 : 20 Nisan 2011, 22:15:41 »

devam edecek inşalllah
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #12 : 21 Nisan 2011, 21:54:49 »

Müslümanların başında bir hâlife bulunmasının farz olduğuna dair başka bir delil de Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'in şu sözüdür:" :"Kim ki, kendi boynunda bir biat (hâlifeye biat) bulunmaksızın yatıp ölürse, onun ölümü cahiliye ölümüdür."

İşte İslâm devletini kurmak ve Müslümanların sultasını yeniden iade etmek için Müslümanların İslâm devletini yüklenmesinin farz olduğuna dair bazı deliller bunlardır. Fakat bunun keyfiyetine gelince; bu İslâm devletini kurmaya çalışan bütün davet taşıyıcıları arasındaki ihtilafın kaynağıdır. Bunun için genel olarak Müslümanlara ve özel olarak daveti yüklenenlere beyan edilmesi gereken bütün hususlar beyan edilmelidir.
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #13 : 28 Nisan 2011, 15:42:15 »

Kim ki, Allahu Teala'nın emrine uymak ve O'nun rızasını kazanmak istiyorsa, uyanıklık ve basiretle beraber günaha düşmemek -cahilce ALLAH'a ibadet edenler gibi olmamak- kaydıyla, ALLAH'ın emrettiği keyfiyete göre çalışmalıdır. Bu keyfiyete gelince;

a-) İslâm davetini yüklenmek, bütün şartlarda ve bütün durumlarda, ferdi olsun, topluca olsun bütün şekilleriyle farzdır.

b-) Bir kitle içerisinde daveti yüklenmek ve çalışmaktan gaye; bir farzın gereğini yerine getirmektir. İslâm devletini kurmak yoluyla İslâmî hayatı yeniden başlatmak için çalışılması, ferdî çalışmayla gerçekleşmesi mümkün olmayan bir iştir. İslâm devletinin kurulmasının farziyeti ile ilgili delilleri gösterdiğimiz gibi, bunun gerçekleşmesi için bir kitle ile beraber çalışmakta farz olur.

 
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #14 : 12 Mayıs 2011, 21:18:50 »

değerli kardeşim,yazıyı okurken buraya gelince biraz duraksadım 

c- İslâm devletini kurmak vasıtasıyla,
 İslâm hayatını yeniden başlatmak, yani Hilâfet'i tekrar kurmak ve Müslümanların sultasını tekrar hakim kılmaya davet edenler.


burda aklıma bir soru takıldı,size sormak istedim..

Bizim amacımız(müslüman olarak)hilafet kurup,müslümanların sultasını hakimmi kılmak olmalı?,
yoksa islamı yaşayıp anlatmakmı olmalı?


devam ederiz karşılıklı müzakereye...

selametle..
abbas musavi kardeş sanırım bu yazı sizi ikna  edecektir.aynen aktarıyorum.
Tez: ALLAH'u Teâla Bizden Dâru'l İslâm'ı Kurmak İçin Çalışmayı Değil, Kendisine İbadet Etmemizi İstiyor

 

Rasul (s.a.v.) İslâm Devleti'ni kurmaya davet etmedi. Ancak ALLAH'a kulluk etmeye davet etti. Başka ifadeyle, temel sorun İslâm Devleti'ni kurmak değil, ALLAH'a ibadet etmektir. Veyahut; Önemli olan İslâm devletini kurmamız değil, ALLAH'a kulluk etmemizdir ve buna benzer sözler sarf ediyorlar.

Bu itiraza cevap verebilmek için ibadetin ne anlama geldiğini ve nasıl gerçekleşeceğini belirginleştirmek gerekir.

ALLAH Teâla insanı kendisine kulluk etsin diye yaratmıştır. Öyleyse ibadet; İnsanın yaratılış gayesidir. "La ilahe illallah" sözünün manası ise; ALLAH'tan başka tapınılacak ilah yoktur. ALLAH dışında her şey batıldır ve reddedilmelidir demektir. Ve insanlar bu kelimeye bu anlam çerçevesinde iman etmelidirler. "Muhammedün Rasulullah” kelimesi ise: İbadet ve itaat ancak Muhammed (s.a.v.)'in getirdiğine göre olmalıdır. Bunun manası: İbadet ve itaat yalnız ALLAH'ın elçisi olan Muhammed (s.a.v.)’in getirdiğine göre olmalıdır. Ve insanlar bu kelimeye bu anlam çerçevesinde iman etmelidirler.

İbadet, yalnız ALLAH içindir. Ancak ALLAH'ın Resulüne vahyedip gösterdiği şekil çerçevesinde yapılır. Her işte ve her sözde bu temelin gözetilmesi şarttır.

Müslüman hayatında bir ihtiyacı sağlamaya veya bir değeri yerine getirmeye kalkışınca değişik şekillerle doyurabileceği uzvi ihtiyaçlarını ve içgüdülerini tatmin etmek için şer’i hükümlerin gösterdiği şekli benimser.

Amelleri şeriat ahkamına göre tatbik etmek, yalnız bu ahkamla yetinmek ve bunu ALLAH'a imana dayandırmak, yapılan ameli bir ibadet haline getirir.

Gerçekleştirilmek istenen her işin veya ihtiyacın arkasında hayatın her alanını kapsayan insanın davranışları yer almaktadır.

İbadet ise; İnsanın bütün işlerini ALLAH'ın emir ve nehiylerine göre yürütmekle beraber bunun yalnızca ALLAH'a imana dayandırılmasıdır. Bu ifade ise, ibadetin insanın her işini kapsadığını göstermektedir.

Bir müslümana; "ALLAH'a ibadet et" dediğin zaman sadece, fakihlerin ibadet başlığı altında sınıflandırdıkları, namaz, zekat, hac veya oruç farzlarını eda etmesini emrettiği anlaşılmamalıdır. Böylesi bir istekle ancak ALLAH'ın her emrine itaat ve her nehyinden vazgeçilmesi gerektiği anlaşılmalıdır.

ALLAH'a iman ise amellerin dayandığı temeldir. İbadet ise, bütün işleri yalnız ALLAH'a imana dayanarak gütmektir. Bu anlamda dinin tümü ibadettir. İbadet, yaratıcıya boyun eğmektir. Böylece, ALLAH'a ibadet ettiğimiz zaman, ilim sahibi ve her şeyden haberdar olan ALLAH'a itaatkar olmuş oluruz. Bu ise, gönüllü ve tam teslimiyet göstererek ona boyun eğmektir.

Bundan dolayı, Marufu emretmek ve münkeri nehyetmek, kafirlerle ve münafıklarla ALLAH için cihad etmek, müslümanların yaşayış ve ilişkilerinde ALLAH'ın dinini hakim kılmak, bütün insanlar arasında İslâm davetini yaymak, müslümanların varlığını korumak, namaz kılmak, oruç tutmak vs, bütün bunlar ALLAH'a itaat ve ibadetten birer parçadır.

İnsanın bütün işlerini kapsayan ALLAH'a kulluk etmek müslümanın bulunduğu duruma göre olur. Namaz kılmayan bir Müslümanı namaz kılmaya, oruç tutmayanı oruç tutmaya davet emek veya İslâm şeriatının belirlediği ölçüler çerçevesinde alış-veriş yapmasına davet, müslümanı ALLAH'a kulluğa yani ibadet etmeye davettir. Her ibadetin temeli ALLAH'a imana dayalı olunca namaz, oruç ve diğer ibadetlere davet etmeden önce imana da çağırmak gerekir. Nitekim, davet edilen kişinin imanını canlandırmak gerekir. İşleri yürüten yalnız bu iman olmalıdır.

ALLAH'ın dinini hakim kılmak ve indirdikleriyle hükmetmeye davet etmek de itaat edilmesi farz kılınan ALLAH'ın bir emrini yerine getirmektir. Ancak ALLAH'a inanan kimse bunu yapar. Buna davet etmeden önce imana çağırmak gerekir ki bu işte ALLAH'a ibadet gerçekleşmiş olsun.

Bugünkü müslümanlar ALLAH'ın dinine dayanmayan, küfür nizamlarının, uygulandığı rejimlerin gölgesinde yaşadıklarına ve İslâmi hayatı yaşamadıklarına göre ALLAH'ın dinini uygulamaya davet etmek, ALLAH'a kulluk etmeye davet etmek demektir. Tüm çabalar ve gayretler buna yönlendirilmelidir.

Bu nedenle davetimizi, ALLAH'a ibadeti tam anlamıyla gerçekleştirecek olan, "Yeniden İslâmi Hayatı Başlatmak" şeklinde isimlendirebileceğimiz çağımızın problemlerini oluşturan ALLAH'a ibadetle bağlamalıyız. Bu nedenle; İslâm Devleti'ni kurmaya davet etmek, ALLAH'ın dinini hakim kılmaya davet etmenin ta kendisidir. Bu da bir ibadettir. Bu davet, ALLAH'a ibadet etmeye bir davettir. Çünkü, bu davet inandığımız ALLAH'ın bir emridir. Müslüman bunu yerine getirmeye kalkışmazsa ALLAH'a kulluk etme görevinde haddi aşmış olup günah işlemiş sayılır.

Bu sebeple başta bahsettiğimiz bazı müslümanların önerileri veya anlayışları yanlıştır. Çünkü, onlar Hilâfet devletini kurmak için yapılan mücadelenin ibadetle çeliştiğini zannederler veya öyle gösterirler. Bu ise Kur'an'ın bir kısmıyla amel etmek ve bir kısmını terk etmektir. Halbuki; Müslümanlar bundan nehyedildiler.

Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: