Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bu, Böyle Daha Ne Zamana Kadar?  (Okunma Sayısı 108 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« : 26 Mayıs 2011, 09:39:54 »

Yine aynı senaryo, yine aynı kirli tezgâh! Yine “Sizi kurtaracağız!” bahanesiyle başlatılan kanlı bir operasyon! Yine bombalanan bir İslâm beldesi ve yine katledilenler Müslümanlar! Müslümanlara kan kusturan ise, yine aynı sömürgeci güçler; BM ve NATO adı altında birleşen şer odakları ve o odakları destekleyen işbirlikçi taşeronlar!
Kâfirlerin yazdığı bu senaryo, kendilerine sağladığı kazançtan dolayı çekmekten bıkmadıkları, Müslümanların ise gözyaşı dökerek izlemeye devam ettiği bir film haline dönüşmüştür. Ama artık bizler, bu filmleri izlemekten sıkıldık! Artık göz pınarlarımızda ne akacak yaş, ne de bunlara tahammül edecek sabrımız kaldı. Sömürgeci kâfir Batı’nın demokratik ve askerî işgalleri devam ettikçe, bizler de direnmeye, hak sözü söylemeye, izzetli bir duruş sergilemeye ve onlara asla boyun eğmemeye devam edeceğiz. “Özgürleşmek” ve “demokratikleşmek” istemediğimizi, sadece ALLAH’a kullukla zirveye çıkmak istediğimizi ve kurtuluşun tek reçetesinin bu olduğunu haykırmaya çalışacağız. Bu konuda sergilememiz gereken İslâmî duruşu gösterecek ve kalpleri evirip çeviren, kâfirlerin tuzaklarına karşı Kendi tuzağını hazırlayan ve bizleri yardımsız bırakmayacağına iman ettiğimiz Rabbimizden zafer talep edeceğiz.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَعِينُواْ بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
“Ey iman edenler! Sabır ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Muhakkak ki ALLAH, sabredenlerle beraberdir.” (el-Bakara 153)
وَيَنصُرَكَ اللَّهُ نَصْرًا عَزِيزًا “Ve ALLAH, sana azîz bir zaferle yardım etsin.” (el-Fetih 3)
Bugün Ortadoğu ve Afrika’daki Müslüman kardeşlerimiz, diktatör ve zalim yöneticilerine başkaldırmış, yıllardır üzerlerine tatbik edilen gayri İslâmî nizamları uygulayarak, adeta sömürgeci güçlerin taşeronluğunu yapan ve kendilerine yoksulluktan, esaretten, zilletten ve fakirlikten başka bir şey vermemiş olan bu yöneticileri alaşağı etmek istemişlerdir. Ancak, Tunus’ta ve Mısır’da gerçekleşen değişim, sadece zalim firavunların isimlerinde olmuş ve yönetime gelen halefleri -yapılan uygulamalarından gördüğümüz üzere-, aynı yönetim esasını devam ettirecekleri izlenimini vermişlerdir. Yani Müslümanları asıl refaha kavuşturacak olan İslâmî bir sistem yerine, çözüm yine demokraside aranmış ve demokratik olduğu müddetçe her değişim de, kâfirler tarafından desteklenmiştir. Bu anlayış da bizlere, Ortadoğu’da gerçekleştirilenin küresel konjonktüre adaptasyon süreci olduğunu göstermiştir. Umarız ki tanklara karşı yürüyen, pervasızca öldürülen ve gerçek bir değişimi hak eden Müslüman kardeşlerimiz, bu konularda daha uyanık hareket ederek, kendi üzerlerinden güdülmeye çalışılan sinsi planlara karşı basiretli olarak, Batı’nın Tunus’ta ve Mısır’da olduğu gibi gerçekleştirmek istediği demokratik işgale karşı dururlar.
Her zaman bürokrasiden bahseden sömürgeci kâfirler, Libya örneğinde olduğu gibi, demokratik değişimlere uygun zemin bulunmadığı şartlarda, bunu oluşturmak için sabırla beklemek yerine, kuvvetle askerî operasyonlarda bulunmayı daha uygun görmektedirler. Yani Tunus ve Mısır’da, demokratik yollardan gerçekleştirdiklerini Libya’da askerî yollardan gerçekleştirmek istemektedirler. Ancak biz burada meselenin siyasî analizini yapmaktan daha ziyade, bir Müslümanın olaya nasıl bakması gerektiğini göstermeye çalışacağız. Yoksa elbette sömürgeci devletlerin kendi aralarında devam eden hegemonya mücadelesi ve Libya üzerinde hesapları farklıdır. Mesela; Irak’a ilk müdahalede bulunan nasıl Amerika ise, burada da ilk müdahale edenin Fransa olması bu devletlerin aralarında sömürge adına siyasî bir mücadelenin olduğunu göstermektedir. Müslümanlar olarak bizlerin, NATO’nun Libya’ya müdahalesine şu zaviyelerden bakması gerekir:
1- Sömürgeci kâfirler tarafından İslâm beldelerine yönetici olarak tayin edilen zalim diktatörler, kıytırık koltuklara oturmak adına, kendilerine tevdî edilen aslî görevleri yerine getirmişlerdir. Bu aslî görevler ise; Müslüman halkları kendi dinlerine tabi olma konusunda kontrol etmek, kâfir Batı’nın istediği şekilde kültürlendirmek, Müslümanların servetlerini yağmalamada sömürgecilere yardımcı olmak, halklarını fakirlik ve esarete mahkûm etmektir. Ancak bu aslî görevler neticesinde, ne halkları tarafından saygı duyulup sevilmişler, ne de sömürgeci kâfirler tarafından vazgeçilmez olarak görülüp korunmuşlardır. Kaddafi de, bu görevi yerine getiren en sadık hizmetkârlardandır. Ama onun sonu da, kendisinden daha sadık olan diğer hizmetkârlardan farklı olmamıştır. Kaddafi, ülkesindeki İslâmî hareketlere asla müsaade etmemiş, İslâm davasını yüklenen Müslümanları katletmekten geri kalmamıştır. O yüzden Libya’yı, Kaddafi olarak görmek yanlıştır. Keza onun zalimliği herkes tarafından, hatta kendi Batılı efendileri tarafından bile bilinmektedir. O yüzden bu efendilerince çok sevilmiş ve kırk yıl aynı koltuğa oturmasına izin verilmiştir. Bizim sahip olmamız gereken bu bütüncül bakış, maalesef kâfirlerde bulunmaktadır. Mesela; Rusya Başbakanı Putin, bu saldırıyı Haçlı Saldırısı olarak yorumlamış ve yine İngiliz Genelkurmay Başkanı David Richards açıklamasında, “Bizim hedefimiz Kaddafi değildir”(HT.com) diyerek başka hedeflerinin olduğunu beyan etmiştir. “O zaman gizli hedef kimdir? Üzerlerine -şimdilik- 234 adet Tomahawk füzesi attığınız hedef nedir?” diye sormamız gerekmez mi? Bizim için Libya, İslâmî bir beldedir ve orada yaşayan halk Müslüman bir halktır, kardeşlerimizdir. Meseleye böyle bakmak bizim için en önemli zaviye ve esastır. Zira Rabbimiz şöyle buyurmuştur:
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
“Müminler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Ve ALLAH'a karşı takva sahibi olun. Umulur ki, böylece siz rahmet olunursunuz.”(el-Hucurat 10)
2- İslâm Âlemi bu operasyonlardan önce de BM ve NATO adına yapılan, “zulüm gören insanlara insanî yardım edeceğiz” bahanesiyle gerçekleştirilen, ancak hiçbir zaman bölge halklarının kurtuluşuna, huzur ve refaha kavuşmasına sebep olmayan, aksine daha da kötü durumlara düşmelerine vesile olan operasyonlar görmüştür. Daha dün Irak’ta yaşananlar halen hafızalarımızdaki yerini koruyorken, Afganistan’da şu anda bile aynı cürümü işliyorlarken kimse bu yalana inanmayacaktır. O yüzden kimse bu operasyonun Libya halkına huzur getireceğini söyleyemez. Afganistan ve Irak’a demokrasi getireceğiz diyerek, “kurtaracaklarını” iddia eden Amerika ve koalisyon güçleri, bu iddialarını, milyonlarca Müslüman kardeşimizi katlederek, bacılarımıza tecavüz ederek, camileri ve mescitleri yıkarak, tüm kutsal değerlerimizi çiğneyerek gerçekleştirmemişler midir? Zulümde Kaddafi’den daha beter olan Saddam, Irak işgali sonrası mumla aranmamış mıdır? Sömürgeci kâfir Batının demokrasi yalanına Müslümanların daha ne kadar bedel ödenmesi gerekecektir? Bu yalana daha ne zamana kadar inanılacaktır? Sömürgeci kâfirlerin durumu her şeyin en güzelini bilen Rabbimizin buyurduğu gibidir:
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ قَالُواْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ أَلا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِن لاَّ يَشْعُرُونَ
“Onlara, “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın” denildiğinde, “Biz sadece ıslah edicileriz” derler. Dikkat edin, onlar gerçekten bozguncuların ta kendileridir. Fakat bunun farkında değillerdir.” (el-Bakara 11-12)
3- Libya’da Kaddafi ve yandaşlarından kaynaklanan fitne ateşi, ülkede kardeşkanının akmasına vesile olmuştur. Taraflar birbirine silah çekmiş ve NATO müdahalesine belki de kasıtlı olarak zemin hazırlamışlardır. Bu da elbette kendisine onay vereceğimiz bir davranış değildir. Müslümanların arasında meydana gelen bu vahim hadiseler, her ne olursa olsun kâfirlerin müdahalesini asla meşru kılmaz. Müslümanların arasındaki çekişme ne olursa olsun, küffara karşı duruşları aynı olmalıdır. Buna en güzel örnek ise, Emevi Halifesi Muaviye’nin iç karışıklığı fırsat bilerek Şam topraklarını işgale yeltenen Bizans Kralı Heraklius’a gönderdiği mektuptur. Muaviye mektubunda şöyle demiştir:
“Ey Bizans İmparatoru! Eğer Müslümanların üzerine bir savaş ilan edersen, sahibimle (yani Ali Radyallahu Anh ile) derhal barışırım ve onun başkanlığı altında, onun ordu kumandanı olarak senin üzerine ben gelirim. Kerim olan ALLAH’a yemin ederim ki, başşehrin olan sisli dumanlı Konstantiniyye (İstanbul) şehrini yıkıp yakıp kömür ederim. Ve havucu yerden çıkardıkları gibi seni memleketinden çıkarırım ve seni dağlarda domuz çobanı yaparım.” (Kısas-ı Enbiya 6. Cild s. 287)
Küfürde ittifak etmiş olan koalisyon güçleri; Fransa, İngiltere ve Amerika’nın, Libya’ya karşı başlattığı ve daha sonra BM ve NATO güçlerine devretmeye çalıştıkları “Kanlı Şafak Operasyonu”nun hangi meşru zemini bulunmaktadır? ALLAH katında kâfirler tarafından hiçbir Müslüman’ın kanının akması, İslâmî bir beldenin bombalanması asla meşru değildir. Biz Müslümanlar olarak Rabbimizin hudutlarına riayet etmek ve ona göre hareket etmek zorunda değil miyiz? O zaman bugün bazı yöneticilerin dillerine doladığı bu meşruluk İslâm’a göre olsa olsa gayri meşrudur, batıldır. Şimdi buradan soruyoruz: BM ve NATO’nun Halepçe’de, Hama’da, Hocalı’da yapılanlara karşı neden sesi çıkmamıştır? Bugün halen insansız uçaklarıyla Afganistan ve Pakistan’da yüzlerce Müslüman sivili katledenler, bu şer ittifakları değil midir? Gasıp Yahudi varlığı Filistin’de çocukları katlederken neden aynı meşru gerekçeler oluşmamıştır? Avrupa’nın gözü önünde, Bosna’da topluca yapılan katliamlara niçin en son aşamada müdahale edilmiş ve Srebreniska’da BM güçleri neden Müslümanları zalim Sırplara teslim ederek katledilmelerine olanak sağlamıştır? NATO, kuruluş amacında “düşman” olarak vasıfladığı Rusya’nın, Çeçenistan’da yaptığı katliamlara neden tepkisiz kalmış ve Batı neden, burada o meşru müdahale hakkını kullanmamıştır?
Kâfirlerin gerçekleştirdiği tüm bu uygulamalarda tek bir meşruluk görüyoruz ki, o da kâfirlerin Müslümanları öldürmede, servetlerini ve topraklarını gasp etmede kendilerinde gördükleri meşruiyettir. Zaten Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
“Ey İman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o onlardandır. Şüphesiz ALLAH zalim kavmi doğru yola iletmez.”(el-Maide 51)
Bu sömürgeci kâfirler insanî değerlere bile sahip değillerdir. Afrika’da sömürülecek zenginlikleri olan ülkelerde meydana gelen küçücük olayları bahane ederek kendilerinde müdahale etme hakkı görenler, herhangi bir zenginliği olmayan Ruanda’da yaklaşık sekizyüzbin insanın ölümüne seyirci kalmışlardır. Bu, onların gerçek yüzünü göstermek için yeterlidir.
4- Sömürgeci kâfirlerin, kendi ideolojileri açısından bunu yapmalarında bir sakınca yoktur. Ancak İslâm beldelerinde yöneticilik yapan Müslüman yöneticilerin, böyle bir operasyona katılmaları ve destek vermeleri asla caiz değildir? Bu ALLAH katında büyük bir cürümdür. Rabbimiz’in:
لاَّ يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُوْنِ الْمُؤْمِنِينَ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللّهِ فِي شَيْءٍ
“Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler. Kim böyle yaparsa, ALLAH’tan hiçbir şey (yardım) yoktur.” (Âl-i İmran 28) ayeti kerimesi gereğince böyle bir operasyonda yer almamaları gerekir. Bu operasyon neticesinde akacak bir damla kandan, yapılan en ufak bir zulümden ve çalınan en düşük bir kıymetten sorumlu olacaklardır. Kâfirlerin planları bu kadar açık ve net iken bunu yapmayacaklarını veya bu operasyona destek veren Müslüman ülkelerin bunu engelleyeceklerini iddia etmeleri, ne kadar gerçekçidir! Zira Başbakan Erdoğan bunu iyi bildiği için Almanya ziyareti sırasında şöyle demişti:
“Şimdi bize basın mensupları soruyor, “NATO Libya'ya müdahale etmeli midir?” Böyle bir saçmalık olur mu yahu? NATO'nun ne işi var Libya'da? Türkiye olarak biz bunun karşısındayız, böyle bir şey konuşulamaz, tartışılamaz.” (HT.com) Ancak aradan geçen zaman zarfında ve Obama ile yapılan telefon görüşmelerin neticesinde, TBMM’den tezkere geçmiş ve Türkiye’de bu operasyona askerleri aracılığıyla katılmıştır. Yine BAE, Katar, Ürdün ve Suudi Arabistan da bu kanlı operasyona ortak olmuşlardır. Bu, ALLAH katında büyük bir suç ve şer’an haramdır. Bugün “Libya’ya Kaddafi’yi durdurmak için gidiyoruz” demek, aldatmacadan başka bir şey değildir. Unutulmamalıdır ki, Kaddafi zalim ise -ki öyledir- o, Müslümanların değil, Batılı devletlerin zalimidir.
Dün, Irak ve Afganistan, bugün ise Libya! Peki, yarın neresi? Babasının izinden giden ve yaşanan olaylarda 100’den fazla Müslümanı katleden Esad’ın ülkesi, Suriye mi? Yoksa daha fazla Müslüman öldürülen Yemen mi? Şiî-Sünnî çatışmasını başlatan Bahreyn mi? Ne zamana kadar bu korkularla yaşayacak ve daha ne zamana kadar sıranın kendimize gelmesini bekleyeceğiz. Hep birlikte görüyoruz ki, Müslümanları bir arada tutmak adına kurulmuş olan Arap Birliği’nin ve İslâm Konferansı Örgütü’nün bizler için BM ve NATO’dan bir farkı yoktur. Bu kuruluşlar ve üyeleri de, sömürgecilerin ağzının içerisine bakmaktadır. Bu yöneticilerin durumu Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in işaret ettiği şu yöneticiler gibidir:
“Dikkat ediniz. Üzerinize bir takım idareciler gelecek. Onlar hem sapık hem de saptırıcıdırlar. Şayet onlara itaat edecek olursanız sizi saptırırlar. Yok, isyan edecek olursanız sizi öldürürler…” (Ebu Naim. Delai’li’n-Nübüvveh)
Bugün bizleri, kâfirlere karşı koruyacak olan ve Ortadoğu’nun her köşesinden yükselen nida Hilafet değil midir? Bizimle aynı duyguları paylaşan, aynı söylemlerde bulunan, söyledikleri ile yaptıkları birbirinin aynısı olan, bizleri oyalamaktan daha ziyade, izzete kavuşturmada aceleci olan hayırlı yöneticiler ancak Hilafet’le mümkündür.
Ömer Muhtar’ın filmini izleyip de duygulanan Müslümanlar, bugün onun torunları gerçek hayatta öldürülünce neden duygulanmıyorlar? Gasıp Yahudi varlığı “İsrail’den” intikamımızı neden sinema filmleriyle alınca seviniyoruz? Bizler için bu duygular sadece sanal mı olmalı? Bu duyguların gerçeklerini neden tatmak istemeyiz? Müslüman kardeşlerimize yapılan zulümlerin acısını ve onların alınan intikamlarının hazzını da yine filmlerle mi tatmalıyız? Biz artık film izlemek istemiyoruz. Dinimizi ve Rasulullah’ın hayatını filmlerden öğrenmek istemiyoruz! İntikamlarımızı filmlerde almak istemiyoruz! Kardeşlerimize ve ecdatlarına olan duygularımızı filmlerde gözyaşı dökerek dindirmek istemiyoruz! Biz dinimizi sanal değil, gerçekten vakıaya ve hayata intibak etmiş bir şekilde yaşamak istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki, Cehennem ateşi de sanal olmayacak!
O yüzden halkları fakirlik içerisinde boğuşurken milyar dolar servet edinen yöneticilerden, tebaasının ihtiyaçlarından bîhaber olan devlet başkanlarından ve bir gün gürleyip daha sonra parçalı bulutlu görünen liderlerden duyduğumuz sözlere itibar etmiyoruz. Biz, bizi kurtaracak olan Raşid Halifeler bekliyoruz… Umarız ki, bu bölgelerde yaşanan olaylar Müslümanlar için hayırla sonuçlanır. Kardeşlerimizin haklı taleplerine karşı direnen zalim otoriteler, inşaAllah bir bir yıkılır.
مَثَلُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ أَوْلِيَاء كَمَثَلِ الْعَنكَبُوتِ اتَّخَذَتْ بَيْتًا وَإِنَّ أَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنكَبُوتِ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
“ALLAH'tan başka dostlar edinenlerin durumu, (kendisine) ev edinen örümceğin hali gibidir. Ve muhakkak ki evlerin en dayanıksızı örümceğin yuvasıdır. Keşke onlar bilselerdi.” (el-Ankebut 41)
وَذَلِكَ جَزَاء الظَّالِمِينَ “Ve işte bu, zalimlerin cezasıdır.” (el-Ankebut 41)


hakkı eren köklüdeğişimdergisi
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: