EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« : 12 Ocak 2011, 00:24:40 » |
|
 |
|
 |
 |
Batının Gözünde İslam Bu, Batının fikrine ve liderlerinin akıllarına önceden yer etmiş olan bir takım tutumlardan ibarettir… Batılılar ve onların tabileri, bu tutumları tam bir kararlılık ve inanç içerisinde tamamen bilinçli bir irade ile bilerek uygulamaktadırlar. Zira bunlar, ne uydurma bir sözdür ne de yeni sözlerdir. Bilakis düşmanlık, Müslümanlara karşı kafirlerin nefislerine kök salmış olan gizli bir düşmanlıktır ki Kur'an, onu bir ahit olarak tanımlamıştır. Zira onlar hakkında şöyle buyurmuştur: وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللّٰهِ مَكْرُهُمْ وَاِنْ آَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ “Hakikatte, onlar (peygamberlere karşı) bir takım tuzaklar kurmuşlardı. Hâlbuki onların tuzaklarından dağlar yerinden oynayıp gitmiş olsa bile ALLAH katında onlara ait (nice nice) cezalar vardır.”[İbrahim 46] Nitekim düşmanlar, bu düşmanlığı asırlar boyunca dışa vurdular. Zira onların askerlerinden biri, savaş elbisesini giyip İslam ülkelerini sömürmek için yola çıktığında avazı çıktığınca bağırarak şöyle diyordu: “Anne… Duanı benden eksik etme… Ağlama… Bilakis gülümse ve ümitli ol… Ben Trablus'a gidiyorum… Sevinçli ve mutlu olarak… Bu kanımı kahrolası ümmeti ezip çiğnemek için akıtacağım… İslam dini ile savaşacağım… Kur'an'ı yok etmek için var gücümle savaşacağım…” Batı, bizimle olan alakasını tek bir esas üzere bina etti ki o da haçlı savaşlarının süregelmesidir. Batının Arap ve İslam dünyasına olan düşmanlığı Batının ve avenelerinin nefislerine kök salmış olan dinsel ve hadaratsal bir düşmanlık olup onların bize karşı savaşları, İslami devin ortaya çıkmaması için süregelecektir. Mesela Muhammed Esed (Leopolde Weiss), “Yolların Ayrılış Noktasında İslam” adlı kitabında şöyle diyor “…Bu kin ve öfke, her ne vakit Müslüman kelimesi zikredilmişse halkçı duyguları kabartmıştır. Kadın erkek tüm Avrupalının kalbine ininceye kadar onların mevcut atasözlerine girmiştir. Tüm bunlardan daha garip olanı ise bütün kültürel değişim aşamalarına rağmen bu kin ve öfke onlardaki canlılığını sürdürmüştür… Daha sonra dini duyguların zayıflamaya başladığı bir zaman gelmiş ancak İslam düşmanlığı yine sürüp gitmiştir… Geleneksel horlama, bilimsel araştırmalarına mantıksız olarak partizanca sızmaya başlamıştır. Daha sonra da İslam'ın horlanması, Avrupa düşüncesinin temel bir parçası haline gelmiştir.” |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 18 Ocak 2011, 20:12:26 Gönderen: suat »
|
Logged
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #1 : 12 Ocak 2011, 00:26:34 » |
|
 |
|
 |
 |
Bunlar, dilleri ile söyledikleridir. Oysa kalplerinde gizledikleri daha büyüktür. 1935 yılında Kudüs’te yapılan misyonerler konferansında misyoner cemiyetlerin başkanı Samuel Zweimer, şöyle diyor: “Hıristiyan devletlerin sizleri Muhammedi ülkelerde yapmakla görevlendirdiği misyon, Müslümanları Hıristiyanlığa girdirmek değildir. Bu onlar için hidayet ve şeref olur. Sizlerin misyonu, ALLAH ile bağı olmayan dolayısıyla milletlerin hayatlarında itimat ettiği ahlaka bağlayan bir bağı olmayan birer yaratık haline gelmeleri için Müslümanları İslam'dan çıkarmaktır. Bunun içindir ki bu çalışmanız sayesinde İslami krallıklarda sömürgecilik fethinin öncüleri olacaksınız. O halde İslami krallıklardaki tüm akılları, kendisi için çalıştığınız yolda yürümeyi kabullenmeye hazırlayınız: ALLAH ile olan bağı bilmesinler ve bilmek de istemesinler ki böylece Müslümanları İslam'dan çıkarmış Hıristiyanlığa da sokmamış olursunuz. Dolayısıyla İslami gençlik, azme değer işleri umursamayan, rahatı ve tembelliği seven ve hayattaki hedefi haline gelinceye kadar her türlü üslupla şehvetleri elde etmenin peşinde koşan sömürgeciliğin istediği şekildeki bir gençlik haline gelir. Dolayısıyla o, öğrendiğinde şehvetleri elde etmek amacıyla öğrenir, mal biriktirdiğinde şehvetleri amacıyla biriktirir, şehvetleri uğrunda en yüksek makamları hazırlar… Şehvetlere ulaşmak için her şeyini verir. Ey misyonerler: Bu misyonunuzu en mükemmel şekilde tamamlayınız.” DEVAMI VAR |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #6 : 18 Ocak 2011, 18:49:06 » |
|
 |
|
 |
 |
Başka bir konuya geçerek şöyle diyor: “Tarihi durumlar Amerika’nın, felsefesiyle, inancıyla ve sistemiyle Batı dünyasının tamamlayıcı bir parçası olduğunu göstermektedir. Bu da onu, felsefesiyle ve İslam dini ile temsil edilen akidesiyle doğu İslam dünyasına karşı düşmancıl bir tutum takınmaya sevk etmiştir. Amerika'nın, İslam'a karşı Batı dünyası ve siyonist devlet yanında düşman safında bu tavrı takınmaktan başka çaresi de yoktur. Bunun tersini yapması halinde dilini, felsefesini, kültürünü ve kurucularını inkar etmiş olur.” Rostow, sömürgeciliğin Ortadoğu'daki hedefini, İslami hadaratı yok etmek, “İsrail'in” kurulmasını bu planın bir parçası ve bunu da sadece haçlı savaşlarının bir devamı olarak belirlemektedir. Geçen asrın doksanlarının başında NATO Genel Sekreteri olan Willy Claes, şöyle diyor: “Artık geçmişteki ihtilaflarımızı ve husumetlerimizi bir tarafa bırakıp hepimizin gerçek düşmanı olan İslam'a yönelmemizin zamanı gelmiştir .” 1994 yılında NATO'nun Genel Komutanı olan John Galvin, şöyle diyor: “Soğuk savaşı kazandık. İşte bizler, 70 yıllık aldatıcı çatışmaların ardından 1300 yıldan beri var olan İslam'la büyük cepheleşme çatışmasının olduğu çatışma eksenine geri dönüyoruz.” Time Dergisi Editörü “Asya Yolculuğu” isimli kitabında; Amerikan hükümetine, İslam'ın yeniden İslami ümmete hakim olmasını, dolayısıyla Batıya, hadaratına ve sömürgeciliğine karşı zafer kazanmasını engellemek amacıyla İslami beldelerde askeri diktatörlükler oluşturması tavsiyesinde bulunmaktadır. Aslen Yahudi olup en önemli stratejik politika teorisyenlerinden biri olan eski Amerikan Dışişleri Bakanı Kissinger şöyle diyor: “Batının, yeni düşmanı olması itibarıyla karşı koyması kaçınılmaz olan yeni cephesi, İslami Arap dünyasıdır.” Amerika’nın eski başkanlarından ve en önemli stratejistlerinden birisi olan Nixon, “Uygun Fırsat” isimli kitabında şöyle diyor: “İslam, sırf bir din değildir, dahası büyük bir hadaratın temelidir.” Ve şöyle diyor: “İslam ile Batı, birbirine zıttırlar. İslam'ın dünyaya bakışı onu, birincisinin ikincisine galip gelmesi gereken şekilde 'Dar-ul İslam ve Dar-ul Harp' olmak üzere ikiye ayırır.” Radikaller hakkında ise şöyle diyor: “Onlar, maziyi yeniden canlandırma yoluyla eski İslami hadaratı geri getirmede kararlıdırlar, İslami şeriatın tatbikini hedeflemekteler ve İslam'ın bir din ve devlet olduğunu haykırmaktadırlar. Geçmişe bakmalarına rağmen onu geleceğin hidayeti olarak benimsemektedirler.” |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #7 : 18 Ocak 2011, 18:53:36 » |
|
 |
|
 |
 |
Samuel P. Huntington, “Hadaratların Çatışması: Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması” isimli kitabında şöyle diyor: “İslam ile Hıristiyanlık arasındaki ilişkiler, genellikle fırtınalı ve her biri diğerine göre ‘öteki’ durumunda olmuştur. Liberal demokrasi ile Leninizm-Marksizm arasındaki yirminci yüzyıl çatışması, İslam ile Hıristiyanlık arasındaki süregelen derin çatışma ilişkisiyle karşılaştırıldığında yüzeysel ve uçucu olgudan başka bir şey değildir.” Ve şöyle diyor: “İslam, Batıyı şüphe konumunda bırakan tek hadarattır ve bunu en az iki defa yapmıştır.” Önümüzdeki dönemde İslam ile Batı arasındaki çatışmanın unsurları olarak şu beş unsuru zikrediyor: 1. Arkasında İslami meselelerin erleri haline gelmiş büyük oranda işsiz ve öfkeli bir gençlik bırakan İslami nüfus artışı… 2. İslami uyanış, Batının sahip olduklarına kıyasla hadaratlarının tabiatı, gücü ve seçkin değerleri hususunda Müslümanlara yepyeni bir güven vermiştir. 3. Batının, değerleri ile kurumlarını genelleştirmeye dönük süregelen çabaları… İslam dünyasında çatışmalara girmek Müslümanlar nezdinde şiddetli bir memnuniyetsizlik doğurmuştur. 4. Komünizmin çökmesi, İslam ile Batının ortak düşmanını yok etmiş ve biri diğerinin tehdit algısı haline gelmesi için her ikisini baş başa bırakmıştır. 5. Müslümanlar ile Batılılar arasında giderek artan sürtüşme ve karışım, her iki tarafın özel kimliklerine olan ve diğerinin kimliğinden nasıl farklı olduğuna dair hissiyatlarını tahrik etmiştir. Batı ile İslam arasındaki çatışmayı çatışmaya doğru götüren beş ana unsur işte bunlardır. Oğul Bush, alçaltıcı “ayakkabı” olayına maruz kaldığı Irak ziyaretinin ardından müttefiki Karzai'ye veda ziyareti için 16.12.2008 tarihinde Afganistan’a ulaştığında yaptığı konuşması arasında şu ifadeler geçiyordu: “Başkan Karzai’ye teşekkür etmek, Birleşik Devletlerin Afgan halkını desteklediğini bildirmek ve ideolojik savaşların uzun bir vakit alması itibarıyla teröre karşı uzun savaşlarında onlara olan bu desteğin süreceğini bildirmek isterim.” İşte bunlar, Batının nefislerinde gizli olan kini ve nefreti ifşa eden pek çok açıklamalardan sadece bir kısmıdır. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #8 : 18 Ocak 2011, 18:56:41 » |
|
 |
|
 |
 |
Batı ve Hadaratsal Çöküşü Ancak Batının akide ve şeriat olarak İslam'a yönelik bu azgın düşmanlığı ortasında ideolojik çöküşünün yanı sıra 2008 yılında dünyada kapitalist ekonomik sisteminin yankılı çöküşü meydana geldi ve Batı bu alanda iflas ettiğini duyurdu. Bir taraftan İslam'ı, gericilik, geri kalmışlık ve çağ dışıcılıkla nitelendirip geliştirilmesi gereken bir din olarak tanımlarken öteki taraftan kendi merkezlerinden dünyayı kurtaracak olanın İslam olduğunu ve “bankalarımızın başına gelenleri anlamak için İncil okumak yerine Kur'an okumaya muhtaç olduklarını” ilan eden seslerin yükselmesi doğrusu bir paradokstur. Yine “Wall Street'in İslami şeriatın ilkelerine inanmaya ehil olup olmadığını?” sorgulamaya, “İslami finansın” önemine ve Batı ekonomisinin kurtarılmasındaki rolüne dikkat çekmeye başladılar. Hatta İslam'a saldırmasının üzerinden daha birkaç ay geçmeden Roma Papası, “Romano Observer” politikasını takip eden bir gazetede İslam'ın faizden ve kumardan tamamen uzak olan kredi finansmanı yönteminden faydalanmanın zaruretini ilan etti. Evet, İslam'a karşı azgın bir savaş ilan eden Batının siyasi yetkilileri ve aydınları, bu çatışmada geleceğin İslam'ın lehine olacağını ve Batının hadaratının çökeceğini ilan etmektedirler… Nixon, “İslam'ın Ardından” isimli kitabında şöyle diyor: “Dünyayı fiilen tehdit eden şey şudur ki ülkemiz emtia bakımından zengin olabilir ama ruhen fakiriz. Zira bozuk eğitim ve öğretim, giderek artan suçlar, tırmanan şiddet, gelişmekte olan etnik bölünmeler, yaygın yoksulluk, uyuşturucu belası, eğlence araçlarındaki kültür çöküntüsü, sivil görev ve sorumlulukları yerine getirmedeki düşüklük, ruhsal boşluğun yayılması işte bunların hepsi Amerikalıların savrulmasına, ülkelerine, dinlerine ve birbirlerine karşı yabancılaşmalarına katkıda bulunmuştur.” |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #10 : 18 Ocak 2011, 18:59:35 » |
|
 |
|
 |
 |
Samuel Hantington ise Batılı Amerikan hadaratının evrensel devlet sahnesinden çöküş sahnesine doğru harekete geçmesinin nedenleri olarak ekonomik ve demografik yönleri saydıktan sonra ahlaki çöküntü, kültürel intihar ve Batıdaki siyasi parçalanma olmak üzere bunlardan daha önemli şeylerin olduğunu belirtiyor. Ahlaki çöküntünün belirtileri hususunda ise şunları söylemektedir: -Suç işleme, uyuşturucu alışverişi, genel olarak şiddet eylemleri gibi anti-sosyal davranışlarda görülen artış. -Gayri meşru çocuklar ve boşanma oranın yükselmesini de içeren aile parçalanması, küçük yaştaki kız çocukların hamile kalmaları ve bir veliden oluşan aile sayılarında görülen artış. -”İş ahlakında” görülen genel zafiyet ve sosyal çılgınlık eğilimlerinde görülen tırmanış. -Eğitime ve fikri aktifliğe olan bağlılıktaki çelişki ve bu da Birleşik Devletler’deki düşük seviyeli eğitimlerde görülmektedir. Daha sonra bu olumsuz eğilimlerin doğal olarak Müslümanların ahlaki üstünlüğünün teyidine… entegrasyona karşı çıkılmasına, kendi asli toplumlarının değerlerine, adetlerine, kültürlerine bağlığın sürekliliğine ve bunların yayılmasına yol açtığını belirtmektedir. Asimilasyon ve entegrasyon başarısız olunca böylesi bir durumda Birleşik Devletler, parçalanmış ve çatlamış bir devlet haline gelecektir ki bunları da içsel çatışma ve parçalanma olasılıkları takip edecektir. Kuveyt menşeli el-Vatan Gazetesi, 18.10.2006 tarihli baskısında “Londra-Financial Times'tan” alıntıladığı bir haberi yayınladı. Söz konusu haberi kaleme alan Amerikan Dış İlişkileri Konseyi Başkanı Richard Haass, Irak savaşı kararının bölgede Amerikan asrının sona eriş nedenlerinin ilki olduğuna değinerek şöyle diyor: “Osmanlı imparatorluğunun çöküşünün üzerinden yaklaşık 80 sene, sömürgecilik döneminin sona ermesinin üzerinden 50 sene ve soğuk savaşın sona ermesinin üzerinden en az 20 sene geçtikten sonra bugün bölgede Amerikan asrının da sona erdiğini söylenebilinir. Görünen o ki bazılarının Avrupa gibi barışık, müreffeh ve demokratik bir Ortadoğu'nun kurulacağına dair düşledikleri rüya asla gerçekleşmeyecektir. Çünkü büyük bir ihtimalle kendisini ve dünyayı pek çok zarara sürükleyecek yeni bir Ortadoğu ortaya çıkacaktır. Doğrusu Sovyetler Birliği'nin yıkılmasının ardından başlayan Amerikan asrında Birleşik Devletler, çalışmada nüfuzdan ve özgürlükten görülmemiş şekilde faydalanmıştır. Ancak bu asır, birtakım sebeplerden ötürü yirmi seneden daha az bile sürmedi ki bunlardan birincisi başkanın yönetiminin Irak'a saldırı kararı ve bu operasyona yönelme üslubu sonra da işgalden kaynaklanan hususlardır. İran’la denge kurmada yeterli güce sahip Sünni kesimin egemen olduğu bir Irak artık bitmiştir. Olaylar sahnesinde daha başka faktörler ortaya çıkmıştır ki bazıları şunlardır: Ortadoğu'da barış sürecinin sona ermesi, klasik Arap rejimlerinin radikal İslam'ın cazibesine karşı koymadaki başarısızlıkları ardından radikallerin finansman, silah, fikirler ve asker kazanma yollarını daha da kolaylaştıran küreselleşmedir. Washington gelecekte en belirginleri Avrupa Birliği, Çin ve Rusya olmak üzere başka aktörlerin giderek artan meydan okumalarıyla karşı karşıya kalacaktır. Ancak tüm bunlardan daha önemlisi ise bölgedeki devletlerden ve bu devletlerin içindeki radikal guruplardan gelecek meydan okumalardır.” |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #14 : 21 Ocak 2011, 20:38:15 » |
|
 |
|
 |
 |
Amerikan başkanlık seçimlerine aday olan Patric Buchanan, Amerika'nın liderliğini yaptığı sözde terörizme karşı savaş hakkındaki “Hadaratlar Savaşı Çıkacak mı?” başlıklı makalesinde şunları teyit etmektedir: “İslam parçalanamaz ve herhangi bir ideolojik çatışmanın İslami yayılımın zaferi ile sonuçlanması acı bir sonuçtur… Ancak nazizmi, faşizmi, Japon, Bolşevik ve Sovyet askeri ruhunu yok ettiğimiz gibi İslam'ı yok etmemiz imkansızdır. İslam, yaklaşık 1400 yıl boyunca baki kalmayı başardığı gibi 57 ülkeye de egemen bir akidedir. Her ne kadar maddi üstünlük Sovyet imparatorluğunun yıkılışını önleyememiştir demiş olsak da Batı maddi olarak üstün olsa da… İslam parçalanamaz. Akide faktörü belirleyici olduğuna göre İslam, mücadeleci ve hareketli iken Hıristiyanlık donuktur. İslam gelişip büyürken Hıristiyanlık eriyip tükenmektedir. Müslüman savaşçılar hezimete ve ölüme karşı koymaya hazırlarken Batı zayiat vermeyi göğüslemekten kaçınmaktadır.” Makalesini şu sözlerle tamamlamaktadır: “İslam'ı hafife almayın. Zira İslam, Avrupa’da hızla yayılan bir dindir… Bir inancı hezimete uğratman için bir akideye muhtaçsın. Peki, bizim akidemiz hangisidir? Bireyselcilik eğilimi mi? “Savaş Karşıtı Vakfında” 23.06.2006'da bu siyasetçiye ait tekrar “Zamanı Gelen Fikir” başlıklı kısa bir makale yayınlanmıştır. Bu makalede İslam'la yönetim fikri, Müslümanlar arasındaki bağlarını pekiştirdiğine değinerek ALLAH'a yakarıp dua ederek Irak'ta otoriteye direnen Sünnilerle, Şii mücahitlerle, cihatçılarla ve kanuna karşı çıkan Talibanla savaşırken Amerikan silahlı kuvvetlerini izlediğimizde zihnimize Victor Hugo'nun şu sözü geldiğini ifade ediyor: “Zamanı gelen bir fikrin gücüne hiçbir ordu karşı koyamaz.” Ve şöyle ekliyor: “Pek çok hasmın düşman kesildiği bir fikir kendisini kabul ettirmiş fikirdir. Zira onlar, ALLAH'ın olduğu tek bir ilahın olduğuna, Muhammed'in ALLAH'ın Resulü olduğuna, İslam'ın veya Kur'an'a boyun eğmenin cennete götüren tek yol olduğuna, Rabbani bir toplumun şeriat, yani İslam kanunları vasıtasıyla yönetilmesi gerektiğine inanmaktadırlar. Nitekim başarısızlığa götüren diğer yolları denemelerinin ardından yeniden İslam'ın ocağına geri döndüler… On milyonlarca Müslüman, daha saf bir şekilde İslam köklerine dönmeye başladılar ve İslami iman dersi gerçekten şaşırtıcıdır. Osmanlı İmparatorluğu'nun maruz kaldığı hezimet ile zilletin ve Hilafet’in 'Atatürk' döneminde yok edilmesinin üzerinden iki asır geçmesine rağmen İslam, hayatta kaldığı gibi nesiller boyunca da Batının yönetimine karşı dayanmıştır… Nitekim İslam, Arafat veya Saddam'ın milliyetçiliğinden daha dayanıklı olduğunu ispat etmiştir. Amerika, Fas'tan Pakistan'a kadar bizim açımızdan normal olmayan bir durumun oluğunu fark etmelidir: Şu andan sonra artık çoğunluk bizlere iyi insan olarak bakmayacaktır. İslami yönetim fikri, Müslüman kitleler arasında bağları pekiştirdiğine göre yeryüzündeki en güçlü ordu onu nasıl durduracak? Yeni bir politikaya muhtaç değil miyiz?” Kuveyt'te yayınlanan el-Müctema Dergisi, 05.03.1996 tarihli 119. sayısında Amerikan Kongresi Dış İşleri Komisyonu üyesi C. Miran'ın dergi müdürüne şunları söylediğini yazdı: “Gelecek asrın İslam'ın ve İslami kültürün asrı olacağına, bunun da dünyanın dört bir tarafına daha fazla barış ve refahın gelmesi için bir fırsat olacağına inanıyorum.” |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
|