Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Batının Gözünde İslam  (Okunma Sayısı 962 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« : 12 Ocak 2011, 00:24:40 »

Batının Gözünde İslam
Bu, Batının fikrine ve liderlerinin akıllarına önceden yer
etmiş olan bir takım tutumlardan ibarettir… Batılılar ve
onların tabileri, bu tutumları tam bir kararlılık ve inanç
içerisinde tamamen bilinçli bir irade ile bilerek
uygulamaktadırlar. Zira bunlar, ne uydurma bir sözdür ne
de yeni sözlerdir. Bilakis düşmanlık, Müslümanlara karşı
kafirlerin nefislerine kök salmış olan gizli bir düşmanlıktır ki
Kur'an, onu bir ahit olarak tanımlamıştır. Zira onlar
hakkında şöyle buyurmuştur:
وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللّٰهِ مَكْرُهُمْ وَاِنْ آَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ
“Hakikatte, onlar (peygamberlere karşı) bir takım tuzaklar
kurmuşlardı. Hâlbuki onların tuzaklarından dağlar
yerinden oynayıp gitmiş olsa bile ALLAH katında onlara ait
(nice nice) cezalar vardır.”[İbrahim 46]
Nitekim düşmanlar, bu düşmanlığı asırlar boyunca dışa
vurdular. Zira onların askerlerinden biri, savaş elbisesini
giyip İslam ülkelerini sömürmek için yola çıktığında avazı
çıktığınca bağırarak şöyle diyordu:
“Anne… Duanı benden eksik etme… Ağlama… Bilakis
gülümse ve ümitli ol… Ben Trablus'a gidiyorum… Sevinçli
ve mutlu olarak… Bu kanımı kahrolası ümmeti ezip
çiğnemek için akıtacağım… İslam dini ile savaşacağım…
Kur'an'ı yok etmek için var gücümle savaşacağım…”
Batı, bizimle olan alakasını tek bir esas üzere bina etti ki o
da haçlı savaşlarının süregelmesidir.
Batının Arap ve İslam dünyasına olan düşmanlığı Batının
ve avenelerinin nefislerine kök salmış olan dinsel ve  hadaratsal bir düşmanlık olup onların bize karşı savaşları,
İslami devin ortaya çıkmaması için süregelecektir. Mesela
Muhammed Esed (Leopolde Weiss), “Yolların Ayrılış
Noktasında İslam” adlı kitabında şöyle diyor  “…Bu kin ve
öfke, her ne vakit Müslüman kelimesi zikredilmişse halkçı
duyguları kabartmıştır. Kadın erkek tüm Avrupalının kalbine
ininceye kadar onların mevcut atasözlerine girmiştir. Tüm
bunlardan daha garip olanı ise bütün kültürel değişim aşamalarına
rağmen bu kin ve öfke onlardaki canlılığını sürdürmüştür… Daha
sonra dini duyguların zayıflamaya başladığı bir zaman gelmiş
ancak İslam düşmanlığı yine sürüp gitmiştir… Geleneksel
horlama, bilimsel araştırmalarına mantıksız olarak partizanca
sızmaya başlamıştır. Daha sonra da İslam'ın horlanması, Avrupa
düşüncesinin temel bir parçası haline gelmiştir.”
« Son Düzenleme: 18 Ocak 2011, 20:12:26 Gönderen: suat » Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #1 : 12 Ocak 2011, 00:26:34 »

Bunlar, dilleri
ile söyledikleridir. Oysa kalplerinde gizledikleri daha
büyüktür.
1935 yılında Kudüs’te yapılan misyonerler konferansında
misyoner cemiyetlerin başkanı Samuel Zweimer, şöyle diyor:  “Hıristiyan devletlerin sizleri Muhammedi ülkelerde yapmakla
görevlendirdiği misyon, Müslümanları Hıristiyanlığa girdirmek
değildir. Bu onlar için hidayet ve şeref olur. Sizlerin misyonu,
ALLAH ile bağı olmayan dolayısıyla milletlerin hayatlarında itimat
ettiği ahlaka bağlayan bir bağı olmayan birer yaratık haline
gelmeleri için Müslümanları İslam'dan çıkarmaktır. Bunun içindir
ki bu çalışmanız sayesinde İslami krallıklarda sömürgecilik fethinin
öncüleri olacaksınız. O halde İslami krallıklardaki tüm akılları,
kendisi için çalıştığınız yolda yürümeyi kabullenmeye hazırlayınız:
ALLAH ile olan bağı bilmesinler ve bilmek de istemesinler ki böylece
Müslümanları İslam'dan çıkarmış Hıristiyanlığa da sokmamış
olursunuz. Dolayısıyla İslami gençlik, azme değer işleri
umursamayan, rahatı ve tembelliği seven ve hayattaki hedefi haline gelinceye kadar her türlü üslupla şehvetleri elde etmenin peşinde
koşan sömürgeciliğin istediği şekildeki bir gençlik haline gelir.
Dolayısıyla o, öğrendiğinde şehvetleri elde etmek amacıyla öğrenir,
mal biriktirdiğinde şehvetleri amacıyla biriktirir, şehvetleri
uğrunda en yüksek makamları hazırlar… Şehvetlere ulaşmak için
her şeyini verir. Ey misyonerler: Bu misyonunuzu en mükemmel
şekilde tamamlayınız.”
DEVAMI VAR
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #2 : 14 Ocak 2011, 22:04:05 »

Isaiah Bowman, İslam Dünyasında Misyonerlik
dergisinde yayınlanan makalesinde şöyle diyor  “Hıristiyan
bir topluluğun İslam'a girip de ardından Hıristiyanlığa döndüğü
asla görülmemiştir. Siyonizm ve 'İsrail'in istikrarı önündeki tek
tehlike İslam'dır.”
  Misyoner Tacli şöyle diyor:  “Kur’an’ı kullanmalıyız.
İslam'ın kendisine karşı İslam'ın en etkili silahı Kur'an'dır.
İslam'ı tamamen ortadan kaldırabilmemiz için Müslümanlara
Kur'an'da doğru olanın yeni olmadığını, yeni olanın ise doğru
olmadığını açıklamalıyız.”
  Misyoner William Gifford Palgrave şöyle diyor: “Ne
zaman ki Kur’an ve Mekke şehri, Arap ülkelerinden kaldırılır, işte
o zaman Arapların, Muhammed’den ve kitabından uzak bir halde
Batı hadaratı yolunda ilerlediklerini görürüz.”
Lawrence Brown şöyle diyor: “Avrupa sömürgeciliğinin
önündeki tek duvar İslam'dır.”
Moor Berger, “Çağdaş Arap Dünyası” isimli kitabında şöyle
diyor: “Araplardan korkmamız ve Arap milletini önemsememiz
Arapların sahip oldukları bol miktardaki petrolden
kaynaklanmamaktadır. Bilakis bunun sebebi İslam'dır.”
Gardner şöyle diyor: “Şüphesiz ki haçlı savaşları Kudüs'ü
kurtarmak için değil İslam'ı yıkmak için olmuştur.” 
     
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #3 : 14 Ocak 2011, 22:05:04 »

Kardinal Bavr şöyle diyor: “İslam'ın yok edilmesi ve
mukaddes arzın kurtarılması için Hıristiyanların Yahudilerle
işbirliği yapması kaçınılmazdır.”[et-Teayiş el-Meşbuh, yayını S: 4]
İbn-u Lokman’ın Mansure’deki evinde esir olarak tutulan
IX. Fransa Kralı Louis, Paris'teki Milli Vesikalar Dairesinde
saklı bulunan bir belgede şöyle diyor: “Savaş yoluyla
Müslümanlara karşı zafer kazanmak imkansızdır. Onlara karşı
zafer kazanmak ancak aşağıdaki siyasetleri takip etmekle
mümkündür:
-Müslüman liderler arasında fırkacılığı yaymak. Bu
gerçekleştiği takdirde bu anlaşmazlığın Müslümanları
zayıflatan bir faktör haline gelinceye kadar bu çatlağın
mümkün olduğunca daha da genişletilmesi için
çalışılmalıdır.
-İslam ve Arap beldelerinde iyi bir yönetişimin kurulmasına
imkan vermemek.
-Temel kaide, yönetimin tepesinden koparılıncaya kadar
İslam beldelerindeki yönetim sistemlerini rüşvet, fesat ve
kadınlarla ifsat etmek.
-İlkeleri uğrunda feda olmaya hazır vatanının kendisi
üzerinde hakkı olduğuna inanan bir ordunun kurulmasını
engellemek.
-Bölgede Arap birliğinin kurulmasını engellemeye çalışmak.
-Arap bölgesinde güney Gazze ile kuzey Antakya arasında
uzanan sonra doğuya yönelen ve batıya kadar uzanan bir
Batılı devletin kurulması için çalışmak.
“Büyük bir İngiliz oryantalist” olan Job şöyle diyor: “Artık
İslam, Müslümanların içtimai hayatı üzerindeki hakimiyetini
kaybetti ve belirli dinsel törenlere hasredilinceye kadar nüfuz alanı
yavaş yavaş daralmaya başladı. Bu gelişmenin büyük bir bölümü  bilinçsiz ve dikkatsiz bir şekilde yavaş yavaş gerçekleşti. Şu anda
bu gelişme, büyük ölçüde ilerleme kaydetmiş olup artık bunun
dönüşü yoktur. Ancak bu gelişmenin başarıya ulaşması belli
ölçüde İslam dünyasındaki liderlere ve önderlere özellikle de genç
olanlarına bağlıdır. İşte tüm bunlar, laik eğitim ve kültürel
faaliyetlerin bir sonucudur.”
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #4 : 14 Ocak 2011, 22:10:29 »

İngilizler, Birinci Dünya Savaşı esnasındaki Kudüs'e
yönelik askeri saldırılarını haçlı saldırısı olarak
nitelendirmişlerdir. Nitekim Patterson Smith, “Hıristiyan
Halkın Yaşantısı” adlı kitabında şöyle diyor  “Haçlı savaşları
başarısızlıkla sonuçlandı ama bundan sonra ciddi bir olay oldu.
İngiltere sekizinci haçlı saldırısını gönderdiğinde bu sefer başarılı
oldu. Allenbi’nin Birinci Dünya Savaşı esnasında Kudüs’e yapmış
olduğu saldırı sekizinci ve son haçlı saldırısıdır; bu nedenle İngiliz
gazeteleri Allenbi’nin fotoğrafını yayınladı ve resminin altına
Kudüs’ü fethettiğinde söylediği şu meşhur sözünü yazdı: Haçlı
savaşları bugün sona erdi.”
   
Gazeteler, bu tavrın sadece Allenbi’nin tavrı olmayıp
tamamen İngiliz politikasının bir tavrı olduğunu
yayınladılar. Gazeteler şöyle dediler: İngiliz Dışişleri Bakanı
Lloyd George, sekizinci haçlı savaşı olarak isimlendirdiği
haçlı savaşlarının son saldırısında kazanmış olduğuz zafer
nedeniyle General Allenbi’yi İngiliz parlamentosunda tebrik
etti.
Haçlı zihniyetine Fransızlar da yabancı değildir. Zira
küfür tek millettir. Mesela General Gorua, Şam dışında
Maysalun ordusuna galip gelince hemen Emevi Camii
yanında bulunan Selahaddin Eyyubi’nin kabrine yöneldi
ayağıyla mezarını tekmeleyerek şöyle dedi       “İşte şimdi geri
döndük ey Selahaddin!”
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #5 : 14 Ocak 2011, 22:11:58 »

Nitekim bazı Fransız milletvekilleri Fransa Dışişleri
Bakanı Mösyö Bidault'u ziyaret edip Marakeş'teki savaşa bir
son vermesini talep ettiklerinde onlara verdiği “Şüphesiz ki
bu savaş, hilal ile haç arasındaki bir savaştır” cevabı Fransızların
haçlı zihniyetini teyit etmektedir.
Her zaman ve he her yerde melun olan Yahudiler yani
“İsrail” kuvvetleri 1967 yılında Kudüs'e girdiklerinde
askerler ağlama duvarının etrafında toplandılar ve Moşe
Dayan ile bağırmaya başlayarak şöyle dediler: “İşte bu gün
Hayber gününün karşılığı olan gündür… Hayberin intikamıdır.”
“İsrail”, Batı haçlılığını istismar etmiştir. Zira 1967 savaşı
öncesinde aveneleri pankartlar taşıyarak gösteriler altında
Paris'te sokağa döküldüler ve Jan Poul Sartre'nin de altında
yürüdüğü bu pankartlar ile “İsrail” için hazırlanan tüm
bağış sandıklarının üzerinde iki kelimeden oluşan tek bir
cümle yazılıydı: “Müslümanlarla savaşınız.”
Batının haçlı coşkusu alevlendi ve Fransızlar, Avrupalı
haçlıların İslam'la savaşılması ve Müslümanların yok
edilmesi mesajını bölgeye ulaştıran siyonizmi güçlendirmek
amacıyla sadece dört gün içerisinde bir milyar frank bağışta
bulundular.
Zaman ne kadar uzarsa uzasın haçlı kininin kusulması
aynı doğrultuda olmuştur.
Amerikan Dışişleri Bakanlığında Planlama Bölümü
Başkanı ve Amerikan Dışişleri Bakan Yardımcısı ve 1967
yılına kadar Başkan Johnson'un Ortadoğu İşlerinden
Sorumlu Danışmanı olan Eugene Rostow, şöyle diyor:  “Bizler ile Arap halkları arasında var olan ihtilafların halklar arası
veya devletlerarası ihtilaflar olmadığının farkında olmalıyız.
Bilakis bu ihtilaflar, İslam hadaratı ile Hıristiyan hadaratı arasında  var olan ihtilaflardır. Hıristiyanlık ile İslam arasındaki çatışma
orta çağlardan bu yana yanıp tutuşmakta olup farklı görüntülerde
şu ana kadar sürmektedir. Bir buçuk asırdan bu yana İslam Batı
hadaratına İslami miras da Hıristiyan mirasına boyun eğmiştir.”
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #6 : 18 Ocak 2011, 18:49:06 »

Başka bir konuya geçerek şöyle diyor:  “Tarihi durumlar
Amerika’nın, felsefesiyle, inancıyla ve sistemiyle Batı dünyasının
tamamlayıcı bir parçası olduğunu göstermektedir. Bu da onu,
felsefesiyle ve İslam dini ile temsil edilen akidesiyle doğu İslam
dünyasına karşı düşmancıl bir tutum takınmaya sevk etmiştir.
Amerika'nın, İslam'a karşı Batı dünyası ve siyonist devlet yanında
düşman safında bu tavrı takınmaktan başka çaresi de yoktur.
Bunun tersini yapması halinde dilini, felsefesini, kültürünü ve
kurucularını inkar etmiş olur.”   
   
 Rostow, sömürgeciliğin
Ortadoğu'daki hedefini, İslami hadaratı yok etmek,
“İsrail'in” kurulmasını bu planın bir parçası ve bunu da
sadece haçlı savaşlarının bir devamı olarak belirlemektedir.
Geçen asrın doksanlarının başında NATO Genel Sekreteri
olan Willy Claes, şöyle diyor: “Artık geçmişteki ihtilaflarımızı
ve husumetlerimizi bir tarafa bırakıp hepimizin gerçek düşmanı
olan İslam'a yönelmemizin zamanı gelmiştir .”
 
1994 yılında NATO'nun Genel Komutanı olan John
Galvin, şöyle diyor: “Soğuk savaşı kazandık. İşte bizler, 70 yıllık
aldatıcı çatışmaların ardından 1300 yıldan beri var olan İslam'la
büyük cepheleşme çatışmasının olduğu çatışma eksenine geri
dönüyoruz.”
 
 Time Dergisi Editörü “Asya Yolculuğu” isimli kitabında;
Amerikan hükümetine, İslam'ın yeniden İslami ümmete
hakim olmasını, dolayısıyla Batıya, hadaratına ve
sömürgeciliğine karşı zafer kazanmasını engellemek amacıyla İslami beldelerde askeri diktatörlükler oluşturması
tavsiyesinde bulunmaktadır.
Aslen Yahudi olup en önemli stratejik politika
teorisyenlerinden biri olan eski Amerikan Dışişleri Bakanı
Kissinger şöyle diyor: “Batının, yeni düşmanı olması itibarıyla
karşı koyması kaçınılmaz olan yeni cephesi, İslami Arap
dünyasıdır.”
 
 Amerika’nın eski başkanlarından ve en önemli
stratejistlerinden birisi olan Nixon, “Uygun Fırsat” isimli
kitabında şöyle diyor: “İslam, sırf bir din değildir, dahası büyük
bir hadaratın temelidir.” Ve şöyle diyor: “İslam ile Batı, birbirine
zıttırlar. İslam'ın dünyaya bakışı onu, birincisinin ikincisine galip
gelmesi gereken şekilde 'Dar-ul İslam ve Dar-ul Harp' olmak üzere
ikiye ayırır.” Radikaller hakkında ise şöyle diyor: “Onlar,
maziyi yeniden canlandırma yoluyla eski İslami hadaratı geri
getirmede kararlıdırlar, İslami şeriatın tatbikini hedeflemekteler ve
İslam'ın bir din ve devlet olduğunu haykırmaktadırlar. Geçmişe
bakmalarına rağmen onu geleceğin hidayeti olarak
benimsemektedirler.”
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #7 : 18 Ocak 2011, 18:53:36 »

Samuel P. Huntington, “Hadaratların Çatışması: Dünya
Düzeninin Yeniden Kurulması” isimli kitabında şöyle diyor: “İslam ile Hıristiyanlık arasındaki ilişkiler, genellikle fırtınalı ve
her biri diğerine göre ‘öteki’ durumunda olmuştur. Liberal
demokrasi ile Leninizm-Marksizm arasındaki yirminci yüzyıl
çatışması, İslam ile Hıristiyanlık arasındaki süregelen derin
çatışma ilişkisiyle karşılaştırıldığında yüzeysel ve uçucu olgudan
başka bir şey değildir.” Ve şöyle diyor: “İslam, Batıyı şüphe
konumunda bırakan tek hadarattır ve bunu en az iki defa
yapmıştır.”
 
 Önümüzdeki dönemde İslam ile Batı arasındaki
çatışmanın unsurları olarak şu beş unsuru zikrediyor: 1. Arkasında İslami meselelerin erleri haline gelmiş büyük
oranda işsiz ve öfkeli bir gençlik bırakan İslami nüfus
artışı…
2. İslami uyanış, Batının sahip olduklarına kıyasla
hadaratlarının tabiatı, gücü ve seçkin değerleri hususunda
Müslümanlara yepyeni bir güven vermiştir.
3. Batının, değerleri ile kurumlarını genelleştirmeye dönük
süregelen çabaları… İslam dünyasında çatışmalara girmek
Müslümanlar nezdinde şiddetli bir memnuniyetsizlik
doğurmuştur.
4. Komünizmin çökmesi, İslam ile Batının ortak düşmanını
yok etmiş ve biri diğerinin tehdit algısı haline gelmesi için
her ikisini baş başa bırakmıştır.
5. Müslümanlar ile Batılılar arasında giderek artan sürtüşme
ve karışım, her iki tarafın özel kimliklerine olan ve diğerinin
kimliğinden nasıl farklı olduğuna dair hissiyatlarını tahrik
etmiştir.
Batı ile İslam arasındaki çatışmayı çatışmaya doğru
götüren beş ana unsur işte bunlardır.

Oğul Bush, alçaltıcı “ayakkabı” olayına maruz kaldığı
Irak ziyaretinin ardından müttefiki Karzai'ye veda ziyareti
için 16.12.2008 tarihinde Afganistan’a ulaştığında yaptığı
konuşması arasında şu ifadeler geçiyordu: “Başkan Karzai’ye
teşekkür etmek, Birleşik Devletlerin Afgan halkını desteklediğini
bildirmek ve ideolojik savaşların uzun bir vakit alması itibarıyla teröre karşı uzun savaşlarında onlara olan bu desteğin süreceğini
bildirmek isterim.”
 
 İşte bunlar, Batının nefislerinde gizli olan kini ve nefreti
ifşa eden pek çok açıklamalardan sadece bir kısmıdır.
 
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #8 : 18 Ocak 2011, 18:56:41 »

Batı ve Hadaratsal Çöküşü
Ancak Batının akide ve şeriat olarak İslam'a yönelik bu
azgın düşmanlığı ortasında ideolojik çöküşünün yanı sıra
2008 yılında dünyada kapitalist ekonomik sisteminin yankılı
çöküşü meydana geldi ve Batı bu alanda iflas ettiğini
duyurdu. Bir taraftan İslam'ı, gericilik, geri kalmışlık ve çağ
dışıcılıkla nitelendirip geliştirilmesi gereken bir din olarak
tanımlarken öteki taraftan kendi merkezlerinden dünyayı
kurtaracak olanın İslam olduğunu ve “bankalarımızın başına
gelenleri anlamak için İncil okumak yerine Kur'an okumaya
muhtaç olduklarını”
ilan eden seslerin yükselmesi doğrusu bir
paradokstur. Yine “Wall Street'in İslami şeriatın ilkelerine
inanmaya ehil olup olmadığını?” sorgulamaya, “İslami
finansın” önemine ve Batı ekonomisinin kurtarılmasındaki
rolüne dikkat çekmeye başladılar. Hatta İslam'a
saldırmasının üzerinden daha birkaç ay geçmeden Roma
Papası, “Romano Observer” politikasını takip eden bir
gazetede İslam'ın faizden ve kumardan tamamen uzak olan
kredi finansmanı yönteminden faydalanmanın zaruretini
ilan etti. Evet, İslam'a karşı azgın bir savaş ilan eden Batının
siyasi yetkilileri ve aydınları, bu çatışmada geleceğin
İslam'ın lehine olacağını ve Batının hadaratının çökeceğini
ilan etmektedirler…
Nixon, “İslam'ın Ardından” isimli kitabında şöyle diyor: “Dünyayı fiilen tehdit eden şey şudur ki ülkemiz emtia
bakımından zengin olabilir ama ruhen fakiriz. Zira bozuk eğitim ve
öğretim, giderek artan suçlar, tırmanan şiddet, gelişmekte olan
etnik bölünmeler, yaygın yoksulluk, uyuşturucu belası, eğlence  araçlarındaki kültür çöküntüsü, sivil görev ve sorumlulukları
yerine getirmedeki düşüklük, ruhsal boşluğun yayılması işte
bunların hepsi Amerikalıların savrulmasına, ülkelerine, dinlerine
ve birbirlerine karşı yabancılaşmalarına katkıda bulunmuştur.”
 
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #9 : 18 Ocak 2011, 18:57:47 »

Eski Amerikan Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniev
Brezinski şöyle diyor: “Şehvetlere dalmış olan bir toplum
(Amerikan toplumu), dünya için ahlaki bir kanun yapamaz ve
ahlaki bir liderlik ortaya koyamayan her hadarat ileride yok olmaya
mahkumdur.”
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #10 : 18 Ocak 2011, 18:59:35 »

Samuel Hantington ise Batılı Amerikan hadaratının
evrensel devlet sahnesinden çöküş sahnesine doğru harekete
geçmesinin nedenleri olarak ekonomik ve demografik
yönleri saydıktan sonra ahlaki çöküntü, kültürel intihar ve
Batıdaki siyasi parçalanma olmak üzere bunlardan daha
önemli şeylerin olduğunu belirtiyor. Ahlaki çöküntünün
belirtileri hususunda ise şunları söylemektedir:
-Suç işleme, uyuşturucu alışverişi, genel olarak şiddet
eylemleri gibi anti-sosyal davranışlarda görülen artış.
-Gayri meşru çocuklar ve boşanma oranın yükselmesini de
içeren aile parçalanması, küçük yaştaki kız çocukların
hamile kalmaları ve bir veliden oluşan aile sayılarında
görülen artış.
-”İş ahlakında” görülen genel zafiyet ve sosyal çılgınlık
eğilimlerinde görülen tırmanış.
-Eğitime ve fikri aktifliğe olan bağlılıktaki çelişki ve bu da
Birleşik Devletler’deki düşük seviyeli eğitimlerde
görülmektedir.  Daha sonra bu olumsuz eğilimlerin doğal olarak
Müslümanların ahlaki üstünlüğünün teyidine…
entegrasyona karşı çıkılmasına, kendi asli toplumlarının
değerlerine, adetlerine, kültürlerine bağlığın sürekliliğine ve
bunların yayılmasına yol açtığını belirtmektedir.
Asimilasyon ve entegrasyon başarısız olunca böylesi bir
durumda Birleşik Devletler, parçalanmış ve çatlamış bir
devlet haline gelecektir ki bunları da içsel çatışma ve
parçalanma olasılıkları takip edecektir.
Kuveyt menşeli el-Vatan Gazetesi, 18.10.2006 tarihli
baskısında “Londra-Financial Times'tan” alıntıladığı bir
haberi yayınladı. Söz konusu haberi kaleme alan Amerikan
Dış İlişkileri Konseyi Başkanı Richard Haass, Irak savaşı
kararının bölgede Amerikan asrının sona eriş nedenlerinin
ilki olduğuna değinerek şöyle diyor: “Osmanlı
imparatorluğunun çöküşünün üzerinden yaklaşık 80 sene,
sömürgecilik döneminin sona ermesinin üzerinden 50 sene ve
soğuk savaşın sona ermesinin üzerinden en az 20 sene geçtikten
sonra bugün bölgede Amerikan asrının da sona erdiğini
söylenebilinir. Görünen o ki bazılarının Avrupa gibi barışık,
müreffeh ve demokratik bir Ortadoğu'nun kurulacağına dair
düşledikleri rüya asla gerçekleşmeyecektir. Çünkü büyük bir
ihtimalle kendisini ve dünyayı pek çok zarara sürükleyecek yeni bir
Ortadoğu ortaya çıkacaktır. Doğrusu Sovyetler Birliği'nin
yıkılmasının ardından başlayan Amerikan asrında Birleşik
Devletler, çalışmada nüfuzdan ve özgürlükten görülmemiş şekilde
faydalanmıştır. Ancak bu asır, birtakım sebeplerden ötürü yirmi
seneden daha az bile sürmedi ki bunlardan birincisi başkanın
yönetiminin Irak'a saldırı kararı ve bu operasyona yönelme üslubu
sonra da işgalden kaynaklanan hususlardır. İran’la denge kurmada  yeterli güce sahip Sünni kesimin egemen olduğu bir Irak artık
bitmiştir. Olaylar sahnesinde daha başka faktörler ortaya çıkmıştır
ki bazıları şunlardır: Ortadoğu'da barış sürecinin sona ermesi,
klasik Arap rejimlerinin radikal İslam'ın cazibesine karşı
koymadaki başarısızlıkları ardından radikallerin finansman, silah,
fikirler ve asker kazanma yollarını daha da kolaylaştıran
küreselleşmedir. Washington gelecekte en belirginleri Avrupa
Birliği, Çin ve Rusya olmak üzere başka aktörlerin giderek artan
meydan okumalarıyla karşı karşıya kalacaktır. Ancak tüm
bunlardan daha önemlisi ise bölgedeki devletlerden ve bu
devletlerin içindeki radikal guruplardan gelecek meydan
okumalardır.”
Logged
DAVAMŞEHADET
мιя üує
****



Puan: 31
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1411
Üye ID: 5048

Nerden: diyar-ı muhA(M)MED


« Yanıtla #11 : 18 Ocak 2011, 22:20:59 »

değerli kardeşim hak taala ebeden razı olsun inşALLAH...bir defada hepsini hazmedemem lakin genel itibariyle baktım temalar çok iyi....ve bence önemle bilinmesi gereken bir mevzu zira batının gözünde islamın ve müslümanın tahakkukunu yapabilmek bizlere strateji belirleme olanağı sunar...düşmanımızı tanımadan onun hakkında herhangi bir fikir veyahut savunma mekanizmazı oluşturmamız güçtür...
imam gazali ne de güzel der....eğer ben bir fikre karşı çıkıyorsam ve onu eleştiriyorsam en az o fikri savunanlar kadar bilgili olmalıyım o konuda..zira durum böyle olmazsa vaziyetim yenilgidir...
Logged

EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #12 : 20 Ocak 2011, 16:14:12 »

ecm. devamı var inş.
Logged
DAVAMŞEHADET
мιя üує
****



Puan: 31
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1411
Üye ID: 5048

Nerden: diyar-ı muhA(M)MED


« Yanıtla #13 : 20 Ocak 2011, 18:11:48 »

devamını bekliyorum kardeşim...baki dualarımla....
Logged

EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #14 : 21 Ocak 2011, 20:38:15 »

Amerikan başkanlık seçimlerine aday olan Patric
Buchanan, Amerika'nın liderliğini yaptığı sözde terörizme
karşı savaş hakkındaki “Hadaratlar Savaşı Çıkacak mı?”
başlıklı makalesinde şunları teyit etmektedir:   “İslam
parçalanamaz ve herhangi bir ideolojik çatışmanın İslami
yayılımın zaferi ile sonuçlanması acı bir sonuçtur… Ancak
nazizmi, faşizmi, Japon, Bolşevik ve Sovyet askeri ruhunu yok
ettiğimiz gibi İslam'ı yok etmemiz imkansızdır. İslam, yaklaşık
1400 yıl boyunca baki kalmayı başardığı gibi 57 ülkeye de egemen
bir akidedir. Her ne kadar maddi üstünlük Sovyet
imparatorluğunun yıkılışını önleyememiştir demiş olsak da Batı
maddi olarak üstün olsa da… İslam parçalanamaz. Akide faktörü
belirleyici olduğuna göre İslam, mücadeleci ve hareketli iken
Hıristiyanlık donuktur. İslam gelişip büyürken Hıristiyanlık eriyip
tükenmektedir. Müslüman savaşçılar hezimete ve ölüme karşı
koymaya hazırlarken Batı zayiat vermeyi göğüslemekten
kaçınmaktadır.” Makalesini şu sözlerle tamamlamaktadır:
“İslam'ı hafife almayın. Zira İslam, Avrupa’da hızla yayılan bir  dindir… Bir inancı hezimete uğratman için bir akideye muhtaçsın.
Peki, bizim akidemiz hangisidir? Bireyselcilik eğilimi mi?
“Savaş Karşıtı Vakfında” 23.06.2006'da bu siyasetçiye ait
tekrar “Zamanı Gelen Fikir” başlıklı kısa bir makale
yayınlanmıştır. Bu makalede İslam'la yönetim fikri,
Müslümanlar arasındaki bağlarını pekiştirdiğine değinerek
ALLAH'a yakarıp dua ederek Irak'ta otoriteye direnen
Sünnilerle, Şii mücahitlerle, cihatçılarla ve kanuna karşı
çıkan Talibanla savaşırken Amerikan silahlı kuvvetlerini
izlediğimizde zihnimize Victor Hugo'nun şu sözü geldiğini
ifade ediyor: “Zamanı gelen bir fikrin gücüne hiçbir ordu karşı
koyamaz.” Ve şöyle ekliyor: “Pek çok hasmın düşman kesildiği
bir fikir kendisini kabul ettirmiş fikirdir. Zira onlar, ALLAH'ın
olduğu tek bir ilahın olduğuna, Muhammed'in ALLAH'ın Resulü
olduğuna, İslam'ın veya Kur'an'a boyun eğmenin cennete götüren
tek yol olduğuna, Rabbani bir toplumun şeriat, yani İslam
kanunları vasıtasıyla yönetilmesi gerektiğine inanmaktadırlar.
Nitekim başarısızlığa götüren diğer yolları denemelerinin ardından
yeniden İslam'ın ocağına geri döndüler… On milyonlarca
Müslüman, daha saf bir şekilde İslam köklerine dönmeye başladılar
ve İslami iman dersi gerçekten şaşırtıcıdır. Osmanlı
İmparatorluğu'nun maruz kaldığı hezimet ile zilletin ve
Hilafet’in 'Atatürk' döneminde yok edilmesinin üzerinden iki asır
geçmesine rağmen İslam, hayatta kaldığı gibi nesiller boyunca da
Batının yönetimine karşı dayanmıştır… Nitekim İslam, Arafat
veya Saddam'ın milliyetçiliğinden daha dayanıklı olduğunu ispat
etmiştir. Amerika, Fas'tan Pakistan'a kadar bizim açımızdan
normal olmayan bir durumun oluğunu fark etmelidir: Şu andan
sonra artık çoğunluk bizlere iyi insan olarak bakmayacaktır. İslami
yönetim fikri, Müslüman kitleler arasında bağları pekiştirdiğine  göre yeryüzündeki en güçlü ordu onu nasıl durduracak? Yeni bir
politikaya muhtaç değil miyiz?”
  Kuveyt'te yayınlanan el-Müctema Dergisi, 05.03.1996
tarihli 119. sayısında Amerikan Kongresi Dış İşleri
Komisyonu üyesi C. Miran'ın dergi müdürüne şunları
söylediğini yazdı:   “Gelecek asrın İslam'ın ve İslami kültürün
asrı olacağına, bunun da dünyanın dört bir tarafına daha fazla
barış ve refahın gelmesi için bir fırsat olacağına inanıyorum.”
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #15 : 21 Ocak 2011, 20:40:49 »

bitti
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: