EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« : 14 Haziran 2011, 21:57:14 » |
|
 |
|
 |
 |
Batılıların bakışıyla Hizb-ut Tahrir’den bahsetmek istediğimiz zaman Hilafet’in geri getirilmesini kendisi için hayati mesele edinen siyasi bir partiden bahsediyoruz demektir. Gayesinin tamamen farkında olan, özellikleri açık ve net bir metot takip edip ondan milim dahi sapmayan bir partiden bahsediyoruz demektir. Hizb-ut Tahrir'den bahsettiğimiz zaman sunum ve delil gücüyle tanınan, gücü dünya çapında giderek büyüyen, radikal İslami fikrin öncüsü bir partiden ve Orta Asya'da Amerikan çıkarlarına karşı ortaya çıkmış olan bir tehlikeden bahsediyoruz demektir. İşte tüm bunlardan dolayı Hizb-ut Tahrir ve Hilafet’in geri getirilmesiyle temsil edilen daveti, Batılı aydınlar ile araştırma merkezlerinin kendilerini adadıkları çalışmaların ve araştırmaların konusu haline gelmiştir. Medya organlarının hizbin faaliyetlerini sansürlemesine, onunla ilgili haberleri ümmetten ve dünyadan gizlemesine rağmen artık hizbin dünyanın dört bir tarafındaki faaliyetleri mercek altına alınmıştır. Bundan maksatları ise hizbin ve davetinin İslam dünyasının yanı sıra Orta Asya, Endonezya, Malezya, Pakistan, Bangladeş, Avrupa, Rusya Cumhuriyetleri ve Amerika'da büyüyüp gelişmesine yol açan faktörler ile koşulları etüt etmektir. Her ne kadar hizb, ortaya çıktığı ilk andan beri İslam dünyasındaki siyasi rejimlere pençesini geçiren sömürgeci Batılı güçlerin ilgi odağı olsa da hizb ve daveti ile aracılar ve piyonları yoluyla gizlice savaşmayı tercih ederek onunla doğrudan çatışmadan kaçınmışlardır. Bu devletler ve onlara vekalet eden siyasi rejimler, çoğu zaman hizb ile davetine karşı konulan sıkı medya sansürlemesinde ve ambargosunda ortaya çıkan medya savaşına başvurmuşlar ve halen de başvurmaktadırlar. Bu ise fikri ve siyasi tartışma meydanlarında delili delille çürütmek veya delile delille karşılık vermekten aciz olmalarından dolayı bu davet ve onu taşıyanlar ile yüz yüze gelmeye korkmaktan öte bir şey değildir. Görünen o ki hizbin büyümesi, bu kişilerin ummadıkları noktalara ulaşmış ve onların kriterlerine göre kırmızı çizgiyi aşmıştır. Bunun üzerine onlar, bu “olguyu”, bunun nedenlerini ve çevre faktörlerini incelemeleri için araştırma merkezlerini ve düşünürlerini alarma geçirdiler. Müslümanların beldelerinin genelindeki hatta Batılı devletlerdeki medya ambargosuna, takibata, yasaklamaya, baskıya, kısıtlı imkanlara ve çaresizliğe rağmen Hilafet’e davetin sanı yayılmıştır. Hatta ümmetin kurtarıcısı ve kurtuluşu olması itibarıyla ona olan özlem, ateşin samanda yayıldığı gibi yayılmıştır. Dolayısıyla aydınlar ile araştırma merkezlerinin bu araştırmaları, Hilafet fikri ile hizbe karşı koyulması politikasının çizilmesine katkıda bulunmuştur. Ne var ki bulutların dağılmasından sonra güneşi balçıkla sıvamaları ne mümkündür?! Ne var ki batıl davetlerin sahteliği ortaya çıkmasından sonra hak davetin karşısında durmaları ne mümkündür?! Hilafet’in kurulmasına davette öncü ve eşsiz bir cemaat olarak Hizb-ut Tahrir'i ele alan, onun tehlikesinden sakındıran ve onu yok etmeye çağrıda bulunan açıklamalardan, analizlerden ve makalelerden bazıları şunlardır: Heritage Vakfına bağlı Catherine & Shelby Cullom Davis Enstitüsünde Rusya ve Rus-Avrupa Çalışmaları Uzmanı Yahudi asıllı bir Amerikan araştırmacı olan Ariel Cohen, mayıs 2003'te İstanbul'da yapılan bir konferansta sunduğu bir raporda, Hizb-ut Tahrir'in temsil ettiği büyük tehlikeye karşı bilinçli olmaları noktasında Amerika ile İslam beldelerindeki mevcut rejimleri uyararak onu yok etmeleri çağrısında bulundu. Bu kindar Yahudi şunları dile getirmiştir: “Hizb-ut Tahrir, Orta ve Güney Asya ile Orta Doğu'daki Amerikan çıkarları karşısında yükselen bir tehlikedir. İslami, siyasi ve radikal gizli bir örgüt olup ilan edilen hedefi, Amerika'ya karşı cihat etmek, mevcut siyasi rejimleri devirmek ve onların yerine Hilafet’i getirmektir… Hizb-ut Tahrir, Amerika'nın Orta Asya ve ılımlı rejimlerin bulunduğu İslam dünyasının diğer bölgelerindeki çıkarları karşısında yükselen bir tehdittir… Hizb-ut Tahrir'in çalışmalarının hareket noktası, 'İslami küreselleşme' ile orantılı olup akidesi laik küreselleşmenin Batılı örnekliğine doğrudan bir meydan okumayı oluşturmaktadır… Mevcut siyasi rejimleri reddetmesi, hızlı büyümesi, geleceğe bakışı ve Amerika'ya düşmanlığı Hizb-ut Tahrir'in başlıca meziyetlerindendir… Hizb-ut Tahrir, terörizm bahanesiyle Amerika’nın İslam ümmetine karşı bir savaş ilan ettiğini iddia etmektedir… Amerika ile müttefikleri, Hizb-ut Tahrir'in Orta Asya'da büyüyen bir tehdit olduğunu mülahaza etmelidirler ve tam olarak hizbin etkisine karşı koymaya dönük kapsamlı bir strateji geliştirmelidirler.” |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #1 : 11 Temmuz 2011, 19:22:43 » |
|
 |
|
 |
 |
Çağdaş dinde eğilimler gözlemcisi kabul edilen, öncellikliolarak çağdaş dünyadaki dinsel gelişmelereçözümlergetiren birçok makalenin yanı sıra onun üzerine kitabı olup Federal İsviçre Hükümeti adına devletlerarası stratejik işlerde bir analist olarak çalışan ve 'çok kültürlülük ve ulusal kimlik' hakkındaki programla ilgili bir araştırma projesinin sorumlusu olan İsviçreli yazar Jean-François Meyer, 08.09.2003'te Roozbalt haber ajansı tarafından yayınlanan “Hizb-ut Tahrir Gerçekten Sonraki el-Kaide midir?” başlıklı bir makale yazmıştır. Bu makalede şöyle geçmiştir:-Hizb-ut Tahrir, Batılı devletler de dahil dünyanın her yerindeki bir çok ülkede kolları bulunması bakımından küresel İslami bir parti olarak eşsiz bir durumdur. Daha şaşırtıcı olanı ise hizbin, bu devletlerin hepsinde aynı metodu ve üslubu takip etmesidir ki bu da varlığı ile ideolojisine sık sıkıya bağlılığını korumada kahramanca atılmış bir adımı temsil etmektedir… Hizb-ut Tahrir'in hitabının radikal bir hitap ve beyanatlarının da sert olduğunda şüphe yoktur. Medyanın etkili olduğu bir dönemde yaşadığımızı dikkate aldığımızda dikkatleri kendisine çekme ve mesajını yayma hedefiyle Hizb-ut Tahrir'in kışkırtıcı beyanatlarda bulunduğuna dair kuşku duyulabilinir. -Hizb-ut Tahrir, vatancı devletleri tamamen reddetmekte ve Müslüman beldelerin tamamını ve nihayetinde tüm dünyayı birleştirecek tek İslami bir devleti kurmayı istemektedir… Burada zaman zaman Hilafet’in dönmesine dair yarıefsanevi bir umut vardır… Hizb-ut Tahrir, tüm yayınlarında sürekli olarak İslam dünyasının tüm sorunlarının bir çözümü olarak Hilafet’e olan ihtiyacı ifade etmektedir.-Yazar, hizbin Hilafet ile olan güçlü ilişkisine dair olarak da internet sayfalarının ana sayfasına “İslam Devleti [Hilafet], H. 28 Receb 1342 el-muvafık M. 03.03.1924'te resmen yıkılmıştır” sloganını koyduğunu, her geçen gün için son rakama bir gün eklediğini ve mesela 06.06.2003 günü itibarıyla bu sayının 28956'ya ulaştığını ifade etmektedir. -Hizb-ut Tahrir üyeleri, sadece kendilerinin gerçek Müslüman olduğunu düşünüp sıradan Müslümanları kötü Müslüman olarak nitelendirmezler. Bazı radikal İslami cemaatlerin üyeleri ise bunun tamamen aksine sadece kendilerinin Müslüman olduğunu ve Müslümanların genelinin mürtet hali içerisinde olduğunu düşünürler. -Hizb-ut Tahrir, Müslümanların işlediği herhangi bir amelden dolayı özür dileme gereği duymaz |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #4 : 11 Temmuz 2011, 20:11:55 » |
|
 |
|
 |
 |
30.06.2003 tarihli Kuveyt menşeli “Er-Ra’y Gazetesi”, meşhur İslami yazar Sayın Muhammed el-Avadi’nin “Hizbut Tahrir’e Baskı” başlıklı makalesini yayınladı. Makalede şunlar geçmiştir: “Medya haberleri bir yıldan bu yana Hizb-ut Tahrir İslami üyelerine yönelik geniş çaplı tutuklamalara, özellikle İslami cumhuriyetlerde olmak üzere hapishanelere atılmalarına geniş yer verdi. Siyasi gözlemciler, Hizb-ut Tahrir’in fikirleri ile faaliyetlerinin Sovyetler Birliği’nden ayrılan cumhuriyetlerde hızla yayıldığını gözlemlemişlerdir. Ancak doğru olmayan şey şudur ki bazı Avrupalı ve İslami hükümetlerin, Hizb-ut Tahrir’i el-Kaide örgütünün yaptıklarına benzer patlama ve suikast eylemleri planlayan terörist bir parti olarak itham etmeleridir. Gerçek şu ki farklı mensubiyetleri ile İslami hareketin evlatları, Arap veya Batılı hükümetler, şarkiyat araştırmaları, Arap dünyasındaki fikir araştırma merkezleri ve en ufak siyasi çalışma bilgisine sahip herkes, Hizb-ut Tahrir’in değişimde maddi eyleme inanmayıp fikri ve siyasi mücadele metodunu, yani İslam’ın şeri hükümlerini beyan etmek ve ümmete karşı sömürgeci planları deşifre etmek yoluyla propagandacı bir taşımayı benimsediğini bilir. Nitekim bu husus, Hizb-ut Tahrir adıyla imzalı yayınlanan beyanlarda açıktır. Hizb-ut Tahrir, Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]’in Medine-i Münevvere’de devleti kurmadan önce maddi eyleme başvurmadığı görüşündedir. Bu nedenle maddi eylem, insan bireyleriyle değil İslam Devleti ile ilgili bir husustur. Bundan dolayı hizb, dünyada şebabının tutuklanması, onlara zulmedilmesi ve iftira atılmasına ilişkin 14.06.2003 tarihli açıklayıcı bir beyan yayınlamıştır. Ancak Hizb-ut Tahrir, medya savaşı ve kuşatması altındadır. Bundan dolayı bu beyan medyada yayınlanmayınca bu makaleyi yazdık.” |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #5 : 16 Temmuz 2011, 22:09:05 » |
|
 |
|
 |
 |
2004 yılı eylül ayında Nixon Araştırmalar Merkezi gözetiminde Hizb-ut Tahir’in yapısı, akidesi, düşünme metodu, çalışma metodu, semitizm düşmanlığı, küresel yayılımı konularının ele alındığı İstanbul’da iki gün süren bir konferans yapıldı. Bu konferans, “Hizb-ut Tahrir’in Meydan Okumaları-Radikal İslami İdeolojiyle Savaşı Anlamak” başlığı altında yapılmıştır. Bu da Hizb-ut Tahrir’in bu uzman kişilerin nazarında ne denli tehlikeli olduğunu göstermektedir. Türkiye Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in de katıldığı konferans, şu sonuçlara varmıştır: -Hizb-ut Tahrir, Batılı ve İslami hükümetleri devirip Hilafet’i geri getirmeyi hedefleyen radikal, siyasi, küresel İslami bir harekettir. -Hizb-ut Tahrir, kalplere ve akıllara hitap eden üç aşamalı bir siyasete sahiptir. -Hizb-ut Tahrir, terörist eylemlere karışmaz ama üyeleri, hizbin temsilcileri olarak değil de bireysel olarak silahlı cihadi hareketlere katılabilirler. -Hizb-ut Tahrir’in temsil ettiği en büyük tehlike, devletlerarası Müslüman toplumun yapısındaki ideolojik etkisidir. Hizb-ut Tahrir kin dolu kesin akidesi, antisemitizmi ve kapitalist demokrasiye şiddetle karşı koymayı içerir. -Hizb-ut Tahrir, fiilen devletlerarası bir hareket olmak üzere gelişmektedir. -Teyit etmek güç olmasına rağmen Hizb-ut Tahrir üyelerinin, çalıştığı her ülkede birkaç yüz ile birkaç bin kişi arasında oldukları tahmin edilmektedir… Her bir üye, büyük etki bırakacak şekilde ideolojik eğitimlidir. -Hizb-ut Tahrir’in Batıdaki başlıca tehlikesi, “entegrasyonsuzluk” mesajıdır. -Hizb-ut Tahrir’in başarısı birçok sebepten kaynaklanmaktadır. Bunlardan biri de uyarlama gücüdür. Bu da onu, farklı devletlerin halklarına uygun şekilde mesajını ve metodunu işlemeye muktedir kılmakta ve birlik mesajını çalıştığı devletlerin hepsine iletmesine imkan vermektedir. -Konferansta birçok tavsiyelerde bulunulmuştur ki bunlardan biri de Hizb-ut Tahrir’in, devletlerarası bir fenomen olma yolunda olduğudur. Dolayısıyla artık butehlikeyi ve ideolojik düzeyde bununla mücadeleyi ele alan kapsamlı bir stratejinin hazırlanması Birleşik Devletler ile Avrupa’nın bir talebi haline gelmiştir. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
   
Puan: 66
Çevrimdışı
Üye ID: 5033
Nerden:
|
 |
« Yanıtla #6 : 11 Aralık 2011, 21:49:38 » |
|
 |
|
 |
 |
tehlikeyi ve ideolojik düzeyde bununla mücadeleyi ele alan kapsamlı bir stratejinin hazırlanması Birleşik Devletler ile Avrupa’nın bir talebi haline gelmiştir. Nixon Center Uluslararası Güvenlik ve Enerji Programları Masası Müdiresi Zeyno Baran, 2004 yılında Hizb-ut Tahrir’in “devrimci” hedefleri ve taktiklerini mercek altına alan Ankara ve Washington’da bir dizi seminerler düzenledi. Din ve ifade özgürlüğünü savunma noktasından hareketle bu örgütün himaye edilmemesi yönünde tartışma yaparak şöyle dedi: “Bu parti dini bir örgüt değildir. Dini bir araç olarak kullanan siyasi bir partidir.” O şiddete doğru gitmektedir. Zeyno Baran, “terör, tehditler ve potansiyeller” hakkında Amerikan kongresi silahlı hizmetler komisyonunun bir kolu olan bir mini komisyona bu konu hakkındaki kanıtlarını sundu. Kongreye hitap ederek kendi ifadesiyle şöyle bir hatırlatmada bulundu: “Hizb-ut Tahrir, Amerikan çıkarları için bir dizi tehditler teşkil etmektedir. Hem Batı ile Müslümanlar arasında ayrışma ve ayrımcılık oluşturmaya hem de anti-Amerikan ve anti-semitizm ruhunu yaymaya yardımcı olmaktadır.” Kongreyi uyararak Hizb-ut Tahrir’in “Ümmetten ve tüm ümmeti bir araya toplayan mefhumuyla Hilafet’ten söz eden tek parti olduğunu, devlet veya devletler içerisinde buna davet eden başka bir cemaat olmadığını”, “fikirler savaşında ‘baş savaşçı’ olması itibarıyla geniş yayılımlı ciddi ve tehlikeli bir ilerleme” kaydettiğini ve “teröristlerin bağlantı halkasını” oluşturduğunu ekliyor. Ayrıca siyasi İslami hareketlerin mevcut zamanda güç merkezini ele geçirmeyi başardıklarını belirterek buna örnek olarak da Hizb-ut Tahrir’i veriyor: “Çabalarını doğrudan çalışmaya değil bilakis ideolojik çatışmaya yoğunlaştırmakta olup hedefi İslami ve Batılı hükümetleri devirerek Hilafet’i ikame etmektir… Hizb, İslami toplumlar içerisinde ideolojik alana hakim olmayı başarmıştır. İslami cemaatler, kısa bir zaman öncesine kadar yeni bir Hilafet’in kurulmasını sadece bir rüya olarak görüyorlardı. Bugün ise giderek artan sayıda kişiler, Hilafet’i uzun vadeli ciddi bir hedef olarak görmektedirler… Hizb-ut Tahrir’in nüfuzu hızlı artmaya başlamıştır. Her ne kadar hizbin fikirler savaşına girmesi yarım küsur asrı bulmuş olsa da küresel bir ağ gibi birçok modern aracı kullanarak son zamanlarda büyük bir ilerleme kaydetmiştir. Bu da siyasetin bir sınırı olduğu meşruiyetini reddeden bir parti ile örtüşen bir durumdur. Dolayısıyla dünyanın dört bir tarafında özellikle de baskıcı toplumlarda yaşayan Müslümanların hizbin sitelerine erişimi kolaylaşmaktadır.” Bir taraftan tavsiyelerinde “Batılı devletlerin Hizb-ut Tahrir’i yasaklamada hem fikir olmaları gerekliliğine” çağrıda bulunurken diğer taraftan bu çatışmada Batının en ideal müttefikinin ılımlı Müslümanlar olduğu ve İslam’ın radikallerin esaretinde kalmaması için onlara siyasi bir alan verilmesi gerektiği” tavsiyesinde bulunuyor. Türk asıllı siyasi bir araştırmacı olan İsmail Kizir, dikkat çekici bir şekilde Hizb-ut Tahrir'e kin kusmakta ve hizb karşıtı yazı yazması, hizbe saldırması ve hükümete hizbi yasaklama kararı alması çağrısında bulunarak Hizb-ut Tahrir hakkındaki yazılarıyla onu şöhret ediyor ve özellikle de el-Kaide seviyesinde görüyor olmasından dolayı Zeyno Baran'a saldırmaktadır. Keza buna mukabil Zeyno Baran'ın Hizb-ut Tahrir karşıtı yazılarıyla kendisini meşhur etmek istemekle suçlayarak şöyle diyor: "Hizb ut-Tahrir uzmanlığızaten bizi yeterince güldürüyor. Ama yıllardır sesi sedası çıkmamışken, bu yeni askeri erkanın gelmesi ile çakışır bir dönemde birdenbire, önce Hizb ut-Tahrir'in, sonra yeni gelen askeri erkandan birileri ile görüşmesinin hemen ardından Newsweek'in uluslararası baskısında sevgili meslektaşımızın dikkat çekecek şekilde boy göstermeye başlaması bizi maalesef güldürmüyor, fazlası ile endişelendiriyor." http://www.tumgazeteler.com/fc/ln.cgi?cat=33&a=1820926 |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|