Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Batının Gözünde Hizb-ut Tahrir  (Okunma Sayısı 377 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« : 14 Haziran 2011, 21:57:14 »

Batılıların bakışıyla Hizb-ut Tahrir’den bahsetmek
istediğimiz zaman Hilafet’in geri getirilmesini kendisi için
hayati mesele edinen siyasi bir partiden bahsediyoruz
demektir. Gayesinin tamamen farkında olan, özellikleri açık
ve net bir metot takip edip ondan milim dahi sapmayan bir
partiden bahsediyoruz demektir. Hizb-ut Tahrir'den
bahsettiğimiz zaman sunum ve delil gücüyle tanınan, gücü
dünya çapında giderek büyüyen, radikal İslami fikrin
öncüsü bir partiden ve Orta Asya'da Amerikan çıkarlarına
karşı ortaya çıkmış olan bir tehlikeden bahsediyoruz
demektir.
İşte tüm bunlardan dolayı Hizb-ut Tahrir ve Hilafet’in
geri getirilmesiyle temsil edilen daveti, Batılı aydınlar ile
araştırma merkezlerinin kendilerini adadıkları çalışmaların
ve araştırmaların konusu haline gelmiştir. Medya
organlarının hizbin faaliyetlerini sansürlemesine, onunla
ilgili haberleri ümmetten ve dünyadan gizlemesine rağmen
artık hizbin dünyanın dört bir tarafındaki faaliyetleri mercek
altına alınmıştır. Bundan maksatları ise hizbin ve davetinin
İslam dünyasının yanı sıra Orta Asya, Endonezya, Malezya,
Pakistan, Bangladeş, Avrupa, Rusya Cumhuriyetleri ve
Amerika'da büyüyüp gelişmesine yol açan faktörler ile
koşulları etüt etmektir.
Her ne kadar hizb, ortaya çıktığı ilk andan beri İslam
dünyasındaki siyasi rejimlere pençesini geçiren sömürgeci
Batılı güçlerin ilgi odağı olsa da hizb ve daveti ile aracılar ve
piyonları yoluyla gizlice savaşmayı tercih ederek onunla doğrudan çatışmadan kaçınmışlardır. Bu devletler ve onlara
vekalet eden siyasi rejimler, çoğu zaman hizb ile davetine
karşı konulan sıkı medya sansürlemesinde ve ambargosunda
ortaya çıkan medya savaşına başvurmuşlar ve halen de
başvurmaktadırlar. Bu ise fikri ve siyasi tartışma
meydanlarında delili delille çürütmek veya delile delille
karşılık vermekten aciz olmalarından dolayı bu davet ve onu
taşıyanlar ile yüz yüze gelmeye korkmaktan öte bir şey
değildir. Görünen o ki hizbin büyümesi, bu kişilerin
ummadıkları noktalara ulaşmış ve onların kriterlerine göre
kırmızı çizgiyi aşmıştır. Bunun üzerine onlar, bu “olguyu”,
bunun nedenlerini ve çevre faktörlerini incelemeleri için
araştırma merkezlerini ve düşünürlerini alarma geçirdiler.
Müslümanların beldelerinin genelindeki hatta Batılı
devletlerdeki medya ambargosuna, takibata, yasaklamaya,
baskıya, kısıtlı imkanlara ve çaresizliğe rağmen Hilafet’e
davetin sanı yayılmıştır. Hatta ümmetin kurtarıcısı ve
kurtuluşu olması itibarıyla ona olan özlem, ateşin samanda
yayıldığı gibi yayılmıştır. Dolayısıyla aydınlar ile araştırma
merkezlerinin bu araştırmaları, Hilafet fikri ile hizbe karşı
koyulması politikasının çizilmesine katkıda bulunmuştur.
Ne var ki bulutların dağılmasından sonra güneşi balçıkla
sıvamaları ne mümkündür?! Ne var ki batıl davetlerin
sahteliği ortaya çıkmasından sonra hak davetin karşısında
durmaları ne mümkündür?!
Hilafet’in kurulmasına davette öncü ve eşsiz bir cemaat
olarak Hizb-ut Tahrir'i ele alan, onun tehlikesinden
sakındıran ve onu yok etmeye çağrıda bulunan
açıklamalardan, analizlerden ve makalelerden bazıları
şunlardır: Heritage Vakfına bağlı Catherine & Shelby Cullom Davis
Enstitüsünde Rusya ve Rus-Avrupa Çalışmaları Uzmanı
Yahudi asıllı bir Amerikan araştırmacı olan Ariel Cohen,
mayıs 2003'te İstanbul'da yapılan bir konferansta sunduğu
bir raporda, Hizb-ut Tahrir'in temsil ettiği büyük tehlikeye
karşı bilinçli olmaları noktasında Amerika ile İslam
beldelerindeki mevcut rejimleri uyararak onu yok etmeleri
çağrısında bulundu. Bu kindar Yahudi şunları dile
getirmiştir: “Hizb-ut Tahrir, Orta ve Güney Asya ile Orta
Doğu'daki Amerikan çıkarları karşısında yükselen bir tehlikedir.
İslami, siyasi ve radikal gizli bir örgüt olup ilan edilen hedefi,
Amerika'ya karşı cihat etmek, mevcut siyasi rejimleri devirmek ve
onların yerine Hilafet’i getirmektir… Hizb-ut Tahrir,
Amerika'nın Orta Asya ve ılımlı rejimlerin bulunduğu İslam
dünyasının diğer bölgelerindeki çıkarları karşısında yükselen bir
tehdittir… Hizb-ut Tahrir'in çalışmalarının hareket noktası,
'İslami küreselleşme' ile orantılı olup akidesi laik küreselleşmenin
Batılı örnekliğine doğrudan bir meydan okumayı
oluşturmaktadır… Mevcut siyasi rejimleri reddetmesi, hızlı
büyümesi, geleceğe bakışı ve Amerika'ya düşmanlığı Hizb-ut
Tahrir'in başlıca meziyetlerindendir… Hizb-ut Tahrir, terörizm
bahanesiyle Amerika’nın İslam ümmetine karşı bir savaş ilan
ettiğini iddia etmektedir… Amerika ile müttefikleri, Hizb-ut
Tahrir'in Orta Asya'da büyüyen bir tehdit olduğunu mülahaza
etmelidirler ve tam olarak hizbin etkisine karşı koymaya dönük
kapsamlı bir strateji geliştirmelidirler.”
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #1 : 11 Temmuz 2011, 19:22:43 »

Çağdaş dinde eğilimler gözlemcisi kabul edilen, öncellikliolarak çağdaş dünyadaki dinsel gelişmelereçözümlergetiren birçok makalenin yanı sıra onun üzerine kitabı olup
 Federal İsviçre Hükümeti adına devletlerarası stratejik  işlerde bir analist olarak çalışan ve 'çok kültürlülük ve ulusal
kimlik' hakkındaki programla ilgili bir araştırma projesinin
sorumlusu olan İsviçreli yazar Jean-François Meyer,
08.09.2003'te Roozbalt haber ajansı tarafından yayınlanan
“Hizb-ut Tahrir Gerçekten Sonraki el-Kaide midir?” başlıklı
bir makale yazmıştır. Bu makalede şöyle geçmiştir:-Hizb-ut Tahrir, Batılı devletler de dahil dünyanın her
yerindeki bir çok ülkede kolları bulunması bakımından
küresel İslami bir parti olarak eşsiz bir durumdur. Daha
şaşırtıcı olanı ise hizbin, bu devletlerin hepsinde aynı
metodu ve üslubu takip etmesidir ki bu da varlığı ile
ideolojisine sık sıkıya bağlılığını korumada kahramanca
atılmış bir adımı temsil etmektedir… Hizb-ut Tahrir'in
hitabının radikal bir hitap ve beyanatlarının da sert
olduğunda şüphe yoktur. Medyanın etkili olduğu bir
dönemde yaşadığımızı dikkate aldığımızda dikkatleri
kendisine çekme ve mesajını yayma hedefiyle Hizb-ut
Tahrir'in kışkırtıcı beyanatlarda bulunduğuna dair kuşku
duyulabilinir. -Hizb-ut Tahrir, vatancı devletleri tamamen reddetmekte ve
Müslüman beldelerin tamamını ve nihayetinde tüm dünyayı
birleştirecek tek İslami bir devleti kurmayı istemektedir…
Burada zaman zaman Hilafet’in dönmesine dair yarıefsanevi
bir umut vardır… Hizb-ut Tahrir, tüm yayınlarında
sürekli olarak İslam dünyasının tüm sorunlarının bir
çözümü olarak Hilafet’e olan ihtiyacı ifade etmektedir.
-Yazar, hizbin Hilafet ile olan güçlü ilişkisine dair olarak da
internet sayfalarının ana sayfasına “İslam Devleti [Hilafet],
H. 28 Receb 1342 el-muvafık M. 03.03.1924'te resmen
yıkılmıştır” sloganını koyduğunu, her geçen gün için son  rakama bir gün eklediğini ve mesela 06.06.2003 günü
itibarıyla bu sayının 28956'ya ulaştığını ifade etmektedir. -Hizb-ut Tahrir üyeleri, sadece kendilerinin gerçek
Müslüman olduğunu düşünüp sıradan Müslümanları kötü
Müslüman olarak nitelendirmezler. Bazı radikal İslami
cemaatlerin üyeleri ise bunun tamamen aksine sadece
kendilerinin Müslüman olduğunu ve Müslümanların
genelinin mürtet hali içerisinde olduğunu düşünürler.
-Hizb-ut Tahrir, Müslümanların işlediği herhangi bir
amelden dolayı özür dileme gereği duymaz
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #2 : 11 Temmuz 2011, 19:23:30 »

Savunma
konumundan ziyade saldırı konumunda olmayı ve gerçekte
terörizme karşı savaşın “İslam’a ve Müslümanlara karşı
savaş” olduğu sonucuna varan analizini tercih eder.
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #3 : 11 Temmuz 2011, 19:26:29 »

-Hizb-ut Tahrir’in barışçıl bir hareket olmadığı kesindir. ( bunu diyenin bir yahudi olduğunu bilinmelidir)
Ancak hitabı radikal olmasına rağmen amelleri sayesinde bu
merhalede şiddet dışında kalmaktadır… Dünyanın dört bir
tarafındaki pek çok üyesinin, artan baskıya rağmen
tepkilerinde büyük bir disiplin sergilemeleri şaşırtıcı bir
durumdur. 
Sözüne şu ifadeyle son veriyor: Gelecekleri
gerçekten parlak olabilir.
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #4 : 11 Temmuz 2011, 20:11:55 »

30.06.2003 tarihli Kuveyt menşeli “Er-Ra’y Gazetesi”,
meşhur İslami yazar Sayın Muhammed el-Avadi’nin “Hizbut
Tahrir’e Baskı” başlıklı makalesini yayınladı. Makalede
şunlar geçmiştir: “Medya haberleri bir yıldan bu yana Hizb-ut
Tahrir İslami üyelerine yönelik geniş çaplı tutuklamalara, özellikle
İslami cumhuriyetlerde olmak üzere hapishanelere atılmalarına
geniş yer verdi. Siyasi gözlemciler, Hizb-ut Tahrir’in fikirleri ile
faaliyetlerinin Sovyetler Birliği’nden ayrılan cumhuriyetlerde hızla
yayıldığını gözlemlemişlerdir. Ancak doğru olmayan şey şudur ki
bazı Avrupalı ve İslami hükümetlerin, Hizb-ut Tahrir’i el-Kaide örgütünün yaptıklarına benzer patlama ve suikast eylemleri
planlayan terörist bir parti olarak itham etmeleridir. Gerçek şu ki
farklı mensubiyetleri ile İslami hareketin evlatları, Arap veya Batılı
hükümetler, şarkiyat araştırmaları, Arap dünyasındaki fikir
araştırma merkezleri ve en ufak siyasi çalışma bilgisine sahip
herkes, Hizb-ut Tahrir’in değişimde maddi eyleme inanmayıp
fikri ve siyasi mücadele metodunu, yani İslam’ın şeri hükümlerini
beyan etmek ve ümmete karşı sömürgeci planları deşifre etmek
yoluyla propagandacı bir taşımayı benimsediğini bilir. Nitekim bu
husus, Hizb-ut Tahrir adıyla imzalı yayınlanan beyanlarda
açıktır. Hizb-ut Tahrir, Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]’in
Medine-i Münevvere’de devleti kurmadan önce maddi eyleme
başvurmadığı görüşündedir. Bu nedenle maddi eylem, insan
bireyleriyle değil İslam Devleti ile ilgili bir husustur. Bundan
dolayı hizb, dünyada şebabının tutuklanması, onlara zulmedilmesi
ve iftira atılmasına ilişkin 14.06.2003 tarihli açıklayıcı bir beyan
yayınlamıştır. Ancak Hizb-ut Tahrir, medya savaşı ve kuşatması
altındadır. Bundan dolayı bu beyan medyada yayınlanmayınca bu
makaleyi yazdık.”
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #5 : 16 Temmuz 2011, 22:09:05 »

2004 yılı eylül ayında Nixon Araştırmalar Merkezi
gözetiminde Hizb-ut Tahir’in yapısı, akidesi, düşünme
metodu, çalışma metodu, semitizm düşmanlığı, küresel
yayılımı konularının ele alındığı İstanbul’da iki gün süren
bir konferans yapıldı. Bu konferans, “Hizb-ut Tahrir’in
Meydan Okumaları-Radikal İslami İdeolojiyle Savaşı
Anlamak” başlığı altında yapılmıştır. Bu da Hizb-ut
Tahrir’in bu uzman kişilerin nazarında ne denli tehlikeli
olduğunu göstermektedir. Türkiye Adalet Bakanı Cemil
Çiçek’in de katıldığı konferans, şu sonuçlara varmıştır:
-Hizb-ut Tahrir, Batılı ve İslami hükümetleri devirip
Hilafet’i geri getirmeyi hedefleyen radikal, siyasi, küresel
İslami bir harekettir.
-Hizb-ut Tahrir, kalplere ve akıllara hitap eden üç aşamalı
bir siyasete sahiptir.
-Hizb-ut Tahrir, terörist eylemlere karışmaz ama üyeleri,
hizbin temsilcileri olarak değil de bireysel olarak silahlı
cihadi hareketlere katılabilirler.
-Hizb-ut Tahrir’in temsil ettiği en büyük tehlike,
devletlerarası Müslüman toplumun yapısındaki ideolojik
etkisidir. Hizb-ut Tahrir kin dolu kesin akidesi, antisemitizmi
ve kapitalist demokrasiye şiddetle karşı koymayı
içerir.
-Hizb-ut Tahrir, fiilen devletlerarası bir hareket olmak üzere
gelişmektedir.
-Teyit etmek güç olmasına rağmen Hizb-ut Tahrir
üyelerinin, çalıştığı her ülkede birkaç yüz ile birkaç bin kişi
arasında oldukları tahmin edilmektedir… Her bir üye,
büyük etki bırakacak şekilde ideolojik eğitimlidir.
-Hizb-ut Tahrir’in Batıdaki başlıca tehlikesi,
“entegrasyonsuzluk” mesajıdır.
-Hizb-ut Tahrir’in başarısı birçok sebepten
kaynaklanmaktadır. Bunlardan biri de uyarlama gücüdür.
Bu da onu, farklı devletlerin halklarına uygun şekilde
mesajını ve metodunu işlemeye muktedir kılmakta ve birlik
mesajını çalıştığı devletlerin  hepsine iletmesine imkan
vermektedir.
-Konferansta birçok tavsiyelerde bulunulmuştur ki
bunlardan biri de Hizb-ut Tahrir’in, devletlerarası bir
fenomen olma yolunda olduğudur. Dolayısıyla artık butehlikeyi ve ideolojik düzeyde bununla mücadeleyi ele alan
kapsamlı bir stratejinin hazırlanması Birleşik Devletler ile
Avrupa’nın bir talebi haline gelmiştir.
Logged
EBU CENDEL AMEDİ
üѕтα∂
*****


Puan: 66
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2328
Üye ID: 5033

Nerden:


« Yanıtla #6 : 11 Aralık 2011, 21:49:38 »

tehlikeyi ve ideolojik düzeyde bununla mücadeleyi ele alan
kapsamlı bir stratejinin hazırlanması Birleşik Devletler ile
Avrupa’nın bir talebi haline gelmiştir.
Nixon Center Uluslararası Güvenlik ve Enerji Programları
Masası Müdiresi Zeyno Baran, 2004 yılında Hizb-ut
Tahrir’in “devrimci” hedefleri ve taktiklerini mercek altına
alan Ankara ve Washington’da bir dizi seminerler
düzenledi. Din ve ifade özgürlüğünü savunma noktasından
hareketle bu örgütün himaye edilmemesi yönünde tartışma
yaparak şöyle dedi: “Bu parti dini bir örgüt değildir. Dini bir
araç olarak kullanan siyasi bir partidir.” O şiddete doğru
gitmektedir. Zeyno Baran, “terör, tehditler ve potansiyeller”
hakkında Amerikan kongresi silahlı hizmetler
komisyonunun bir kolu olan bir mini komisyona bu konu
hakkındaki kanıtlarını sundu. Kongreye hitap ederek kendi
ifadesiyle şöyle bir hatırlatmada bulundu: “Hizb-ut Tahrir,
Amerikan çıkarları için bir dizi tehditler teşkil etmektedir.
Hem Batı ile Müslümanlar arasında ayrışma ve ayrımcılık
oluşturmaya hem de anti-Amerikan ve anti-semitizm
ruhunu yaymaya yardımcı olmaktadır.” Kongreyi uyararak
Hizb-ut Tahrir’in “Ümmetten ve tüm ümmeti bir araya
toplayan mefhumuyla Hilafet’ten söz eden tek parti
olduğunu, devlet veya devletler içerisinde buna davet eden
başka bir cemaat olmadığını”, “fikirler savaşında ‘baş
savaşçı’ olması itibarıyla geniş yayılımlı ciddi ve tehlikeli bir
ilerleme” kaydettiğini ve “teröristlerin bağlantı halkasını”
oluşturduğunu ekliyor. Ayrıca siyasi İslami hareketlerin
mevcut zamanda güç merkezini ele geçirmeyi başardıklarını
belirterek buna örnek olarak da Hizb-ut Tahrir’i veriyor:
“Çabalarını doğrudan çalışmaya değil bilakis ideolojik çatışmaya yoğunlaştırmakta olup hedefi İslami ve Batılı
hükümetleri devirerek Hilafet’i ikame etmektir… Hizb,
İslami toplumlar içerisinde ideolojik alana hakim olmayı
başarmıştır. İslami cemaatler, kısa bir zaman öncesine kadar
yeni bir Hilafet’in kurulmasını sadece bir rüya olarak
görüyorlardı. Bugün ise giderek artan sayıda kişiler,
Hilafet’i uzun vadeli ciddi bir hedef olarak görmektedirler…
Hizb-ut Tahrir’in nüfuzu hızlı artmaya başlamıştır. Her ne
kadar hizbin fikirler savaşına girmesi yarım küsur asrı
bulmuş olsa da küresel bir ağ gibi birçok modern aracı
kullanarak son zamanlarda büyük bir ilerleme kaydetmiştir.
Bu da siyasetin bir sınırı olduğu meşruiyetini reddeden bir
parti ile örtüşen bir durumdur. Dolayısıyla dünyanın dört
bir tarafında özellikle de baskıcı toplumlarda yaşayan
Müslümanların hizbin sitelerine erişimi kolaylaşmaktadır.”
Bir taraftan tavsiyelerinde “Batılı devletlerin Hizb-ut
Tahrir’i yasaklamada hem fikir olmaları gerekliliğine”
çağrıda bulunurken diğer taraftan bu çatışmada Batının en
ideal müttefikinin ılımlı Müslümanlar olduğu ve İslam’ın
radikallerin esaretinde kalmaması için onlara siyasi bir alan
verilmesi gerektiği” tavsiyesinde bulunuyor.
Türk asıllı siyasi bir araştırmacı olan İsmail Kizir, dikkat
çekici bir şekilde Hizb-ut Tahrir'e kin kusmakta ve hizb
karşıtı yazı yazması, hizbe saldırması ve hükümete hizbi
yasaklama kararı alması çağrısında bulunarak Hizb-ut
Tahrir hakkındaki yazılarıyla onu şöhret ediyor ve özellikle
de el-Kaide seviyesinde görüyor olmasından dolayı Zeyno
Baran'a saldırmaktadır. Keza buna mukabil Zeyno Baran'ın
Hizb-ut Tahrir karşıtı yazılarıyla kendisini meşhur etmek
istemekle suçlayarak şöyle diyor: "Hizb ut-Tahrir uzmanlığızaten bizi yeterince güldürüyor. Ama yıllardır sesi sedası
çıkmamışken, bu yeni askeri erkanın gelmesi ile çakışır bir
dönemde birdenbire, önce Hizb ut-Tahrir'in, sonra yeni
gelen askeri erkandan birileri ile görüşmesinin hemen
ardından Newsweek'in uluslararası baskısında sevgili
meslektaşımızın dikkat çekecek şekilde boy göstermeye
başlaması bizi maalesef güldürmüyor, fazlası ile
endişelendiriyor."
http://www.tumgazeteler.com/fc/ln.cgi?cat=33&a=1820926
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: